Çarşamba, Ocak 7, 2026

Kadim Alevi Toplumu İç Asimilasyonu Durdurmalı!

Elbette devletli sistemler, Alevi toplumunu asimilasyon kıskacına yeni almadı, hatta bugünkü uygulamaları dikkate aldığımızda asimilasyonu da geride bırakan, kültürel ve inançsal soykırımla izah etmek daha doğru olandır. Özelde Ra Haq, genel anlamda bütün Kızılbaş Alevi toplulukları böyle bir tehdit altındadır.

Bu makalenin esas konusu devletli sistemlerin Aleviliğe karşı uyguladığı asimilasyon politikalarından ziyade, Alevi kurumlarında iç asimilasyona yol açan sorunlar oluşturacak. Buna zülfü yâre dokunmak da diyebiliriz.

Ra Haq inanç toplulukları, toplumsal inşaların gelişmesiyle birlikte yaşam bulan, deyim yerindeyse ilk itikat/inanç içerikli felsefi bir yaşamı örgütleyen toplumsal birimin inancı olarak vücut bulur.

Faşist 12 Eylül darbesine karşı Alevi toplumu örgütleniyor!

12 Eylül 1980 darbeci generaller, Dersim’i merkeze alarak Alevi kasaba ve köylerine cami yaptırdı. Alevi toplumuna camiye gitmeyi dayattı, sayıları binlere varan ilkokul çağındaki erkek çocukları zorla alarak imam hatip okullarına götürdü. Sivas-Madımak ve İstanbul-Gazi’de olduğu gibi zaman zaman da katliamlar yaptı.

Alevi kurumlaşmaları ağırlıklı olarak 1990’lı yılların başında devletin bu politikalarına karşı gelişti. Alevi toplulukları, varlığını sürdürmek için farklı isimler altında dernekler, vakıflar, federasyonlar kurdular.

Bir bütün olarak Alevi kurumları, yazarları, sanatçıları, ozanları, akademisyenleri, anaları ve pirleri son 45-50 yıllık bir süreci değerlendirmesi gerekir. Yarım asırlık süre içerisinde Alevi toplumu ne kaybetti ne kazandı? Hangi sürekten olursa olsun bütün Alevi kurumları bu 50 yıllık süreci değerlendirmelidir. Alevi kavramıyla ifade etmek gerekirsek; “Dara Durma, Özünü Dara Çekme” sürecinden geçmelidir.

Konunun anlaşılması açısından ifade etmek gerekirse, Alevilik 50 yıl önce hem ahlaki hem itikat hem sosyal yaşam hem de siyasal anlamda bu kadar dejenere durumu yaşamıyordu. Alevi toplulukları 50 yıl önce kadim geleneğe daha bağlıydı, sosyal yaşamda daha fazla kadim geleneği yaşatıyordu, vb.

Bugün neden zayıfladı? O zaman bunun nedenlerini sorgulamak gerekir.
Devletin Alevi toplumuna yaklaşımı mı, yoksa Alevi kurumlarında izlenen siyaset mi, geliştirilen pratikler mi bu duruma yol açtı?

Devletli sistemlerin baskı ve fiziki katliamları geride bıraktığımız yüzyıllarda daha acımasız ve yoğundu. Ama Alevi toplumu yine de kadim inancını daha çok sözlü olarak günümüze taşıdı. Bunda en büyük pay ocaklar, ziyaretler, (Jar u Dar) ve aşiretsel yapılarındır.

Bugün fiziki katliamlar Dersim’de (1937-1938) olduğu gibi yoğun ve büyük değildir, ama dağılma, bozulma, başkalaşma daha fazla gelişmiştir. Bugün fiziki katliamlardan daha çok kültürel ve inançsal asimilasyon gelişiyor ya da gelişmiş, esas tehlikeyi bu oluşturuyor.
Bir toplum fiziki katliamlardan geçtikten bir süre sonra yaralarını sarabilir, yaşadığı acıları aşabilir ve tekrar kendi inancını, kültürünü yaşayabilir, ancak kültürel ve inançsal soykırımdan geçirildi mi bir daha eski inancına ve kültürüne kavuşamaz.

İlk önce, analar, pirler ve Alevi kurumları gelişen asimilasyon sonucu inancımızın nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu görmeli, bu tehlikenin uzun vadede nelere yol açacağının farkına varmalılar, sonra ise iç asimilasyonu durdurtmak, önüne geçmek için hangi adımların öncelikli olduğuna karar vermeliler.

İç asimilasyon nasıl gelişiyor? Birlikte hatırlayalım!

Kurumlarımızdaki işleyişler kurumsal değil, sistemsel değil, toplumsal örgütlülüğü geliştirmiyor.

Her şeyden önce inancımızı gelecek kuşaklara taşımada oldukça yetersiz, yarattığı boşluklar sonucu gençlerimiz başka inançlara/dinlere kayıyor.

Bugün hiçbir kurumumuz Rıza Toplumu yaratmayı hedeflemiyor, bu doğrultuda karar alanlar vardır, ancak pratikleşme yok denecek kadar azdır. Rıza toplumunda hiç olmaması gereken kayırmacılık, ayrımcılık, kadın erkek can olma yerine cinsiyetçilik yaygındır.

Musayıplık, kirvelik gibi temel kurallar yok denecek düzeye varmıştır.

Pir talip ilişkisinde yaşanan dejenerasyon, maddiyatçılığın öne çıkması, daha da vahimi, bazı kurumlarda rantçılık gelişmiştir.

Aleviler yaşadıkları sorunları kendi kuralları ile kurullarında çözme yerine devletli sistemlerin mahkemelerini tercih eder duruma gelmişlerdir.

Kadim Alevi kavramları yerine yabancı kavramların kullanması çok yaygınlaşmış, ibadetimiz giderek anadilinden uzaklaştırılıyor.

Cemlerimizde inancımızın kuralları uygulamada bir hayli aşınma yaşanıyor, “halka namazı” diye bir yabancı ritüel ibadetimize dahil edilmek isteniyor.

Devletli sistemlerin sofrasına oturanlardan “pirlik” yapanlar var. Bu kadar büyük asimilasyon karşısında analarımız, pirlerimiz ve kurumlarımız neden seyircidir? Buna, devletin görevlendirdiği gri pasaportluları da eklemek gerekiyor.

Bu kadarı yeterli, ama sizler bu saydıklarımızın üzerine daha çok sorun ekleyebilirsiniz.
Tabi, çözüme yönelik adımları atmak için bir yol ve yöntem geliştirilmelidir.

Örneğin; iç asimilasyonu önlemek için her kurumdan yetkin ve yetkili ana, pir, yönetici, akademisyen, ozan vb kişilerden bir heyet oluşturarak adım atılabilir.

Alevi kurumlarının ezici çoğunluğu adında “Kültür Merkezi” ibaresi geçiyor bu doğru bir adlandırma değil, kaldırılmalıdır. Alevi inanç kurumları kendini “kültür merkezi” diye tanımlarsa, devlette sizi kültür bakanlığına bağlar. Elbette devletin böyle bir hamle yapmasına Alevi kurumları yol açmadı, bunu biliyoruz, ama bir zaafı düzeltme zamanı çoktan gelmiştir.

Bu düşünceler karşısında sizler ne düşünüyorsunuz?

6 Ocak 2026

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazarın Diğer Yazıları