⌈Hüseyin Akkuş -Bağımsız Araştırmacı⌉
Asgari Ücret, Emekli Maaşları ve Vergi Adaletsizliği
En düşük emekli maaşları ve asgari ücret açıklandığında, iktidar tarafından yapılan açıklamalar “denge”, “reel artış” ve “imkânlar” kavramları etrafında kurulmuştur. Oysa açıklanan rakamlar, ne emekçinin gerçek yaşam koşullarıyla ne de insanca yaşam ölçütleriyle örtüşmektedir. Bu tablo yalnızca güncel bir yönetim sorunu değil; emperyalist kapitalist sistemin bağımlı ülkelerde ürettiği yapısal bir eşitsizliğin sonucudur.
1. Emperyalizm ve Bağımlı Ekonomi Gerçeği
Emperyalizm günümüzde yalnızca askeri işgallerle değil; borçlandırma, finansallaşma, düşük ücret politikaları ve dolaylı vergi rejimleri üzerinden işlemektedir. Türkiye gibi çevre ülkelerde ekonomik politikalar, halkın refahına göre değil; küresel sermayenin beklentilerine göre şekillenmektedir.
Asgari ücretin ve emekli maaşlarının açlık sınırına yakın belirlenmesi, iç politik bir hata değil; küresel kapitalist sistemle uyumlu bir tercihtir. Emek ucuz tutulur, yaşam pahalılaştırılır, böylece emekçi hem üretimde hem tüketimde sıkıştırılır.
2. Sosyalist Perspektiften Emek ve Artı-Değerin Gasbı
Sosyalist bakış açısına göre ücret, emeğin gerçek karşılığı değildir; emeğin yarattığı değerin asgari düzeyde geri verilmiş bir parçasıdır. Emekli maaşı ise bir “yardım” değil, geçmiş emeğin ertelenmiş ücretidir.
Buna rağmen emekliye reva görülen yaşam, sermayenin ihtiyaçlarına göre belirlenmektedir. Asgari ücret artık “asgari geçim” değil; asgari itiraz düzeyi anlamına gelmektedir. Aç bırakılan emekçi örgütlenemez, borçlandırılan emekçi itiraz edemez. Bu, emperyalist kapitalizmin bilinçli bir stratejisidir.
3. Vergi Rejimi: Eşitlik Maskesi Altında Sınıfsal Adaletsizlik
Türkiye’de vergi sistemi, görünürde eşit; özünde ise derin biçimde adaletsizdir. Yakıt, elektrik, doğalgaz, gıda gibi temel tüketim maddeleri üzerinden alınan dolaylı vergiler (KDV ve ÖTV), gelir düzeyine bakılmaksızın herkese aynı oranda uygulanmaktadır.
Bir akaryakıt istasyonunda yakıt alan asgari ücretli bir emekçiyle büyük bir sermaye sahibi, litre başına aynı vergiyi ödemektedir. Ancak bu “eşitlik”, adalet değildir. Çünkü emekçi gelirinin büyük bölümünü zorunlu tüketime harcarken; zengin için bu harcama toplam gelirinin çok küçük bir kısmını oluşturur.
Sosyalist iktisat açısından bu durum açık bir sömürü biçimidir:
Vergi, kazanca göre değil; yaşama göre alınmaktadır.
Bu sistem, serveti ve kârı vergilendirmek yerine, hayatı vergilendirmeyi esas alır. Emperyalist kapitalizmin çevre ülkelere dayattığı bu modelde, devlet emekçinin cebine ortak edilirken; sermayenin kârına dokunulmaz.
4. Ücret Artışlarında Eşitsizlik, Vergide “Eşitlik”
Vergi söz konusu olduğunda “herkesten aynı” ilkesi savunulurken, ücret artışlarına gelindiğinde bu ilke tamamen ortadan kalkmaktadır. Asgari ücretliye ve emekliye yapılan artışlar enflasyonun altında tutulurken; sermaye gelirleri, faiz kazançları ve şirket kârları reel olarak korunmakta, hatta büyümektedir.
Ortaya çıkan tablo nettir:
Vergide eşitlik, ücrette uçurum.
Emekçi düşük ücretle yaşamaya zorlanırken, dolaylı vergilerle yaşam maliyeti artırılmakta; böylece emekçi iki kez cezalandırılmaktadır:
– Gelirden mahrum bırakılarak
– Tüketimden vergilendirilerek
Bu, tesadüfi değil; sınıfsal bir tercihtir.
5. Alevi İnancında Rıza, Kul Hakkı ve Adalet
Alevilikte adalet, yalnızca paylaşımda değil; yükün paylaşımında da kendini gösterir. Cem meydanında lokma eşit bölünür; çünkü rızasız lokma haramdır.
Bugün emekçinin rızası olmadan belirlenen ücretler ve dolaylı vergiler, açık bir kul hakkı ihlalidir. Alevi öğretisi yoksulluğu kader olarak sunmaz; zulme sabrı erdem saymaz. Rıza, ancak adalet varsa mümkündür.
Devletin görevi “sabır” telkin etmek değil; hak ve hakkaniyeti tesis etmektir. İnsanı yoksulluğa mahkûm eden bir düzen, Alevi irfanına göre meşru değildir.
6. İktidar, Emperyalizm ve Yerli Uygulayıcılık
Bugünkü iktidar, emperyalist sistemin yerli uygulayıcısıdır. Söylemde “yerli ve milli” vurgular yapılsa da pratikte küresel sermaye düzeniyle tam uyum sürdürülmektedir. Vergi yükü emekçiye bindirilirken, servet korunmaktadır.
Bu nedenle sorun yalnızca bir iktidar sorunu değil;
insanı merkeze almayan sistem sorunudur.
Sonuç: Rızasız Vergi, Rızasız Ücret, Rızasız Düzen
Asgari ücret, emekli maaşları ve vergi politikaları birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan gerçek şudur:
Bu düzen, emeğin rızasını almadan sürdürülmektedir.
Sosyalizm bu durumu sömürü olarak adlandırır.
Alevi inancı ise aynı gerçeği başka bir dille söyler:
Kul hakkı vardır.
Ve kul hakkı üzerine kurulu hiçbir düzen
ne ahlaken
ne de tarihsel olarak
devri daim olamaz.
Bu yazı Alevihaberagi.com adresinden alınmıştır
