Perşembe, Ocak 8, 2026

Suriye Alevi Direnişi, Halkların Kardeşliği ve Direnişte Alevi Kadının Rolü HASAN SUBAŞI

Suriye’de Alevi toplumunun içine sürüklendiği varoluşsal tehdit, yalnızca bir mezhep grubunun güvenlik sorunu olarak ele alınamaz. Bugün ortaya çıkan Alevi direnişi, Ortadoğu’nun yüzyılı aşkın süredir içine hapsedildiği siyasal İslamcı tahakküm, merkeziyetçi ulus-devlet şiddeti ve emperyalist paylaşım rejimlerine karşı gelişen tarihsel bir karşı çıkışı temsil etmektedir. Bu yönüyle direniş, yalnızca güncel bir savunma değil, tarihsel bir hesaplaşmadır.

Bu direnişin ayırt edici yanı, mayasında “İslam kardeşliği” anlayışının değil, halkların kardeşliği anlayışının bulunmasıdır. Bu yönüyle Suriye Alevi direnişi, yalnızca savunmacı bir refleks değil; laiklik, demokratik temsil, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık temelinde yeni bir siyasal-toplumsal düzen mücadelesinin ifadesidir. Direnişin bu özünden dolayı Suriye’deki Alevi toplumunun öncüleri ve örgütlü güçleri, mücadeleyi dar kimlikçi bir zemine sıkıştırmadan; Kürtlerin, Dürzilerin, Süryanilerin, Ermenilerin ve Sünni yoksul emekçi halkların ortak geleceğini gözeten bir hat üzerinden geliştirmektedir.

HTŞ merkezli siyasal İslamcı yapılanmaların Suriye’de kurmaya çalıştığı rejim, yalnızca Alevileri değil; farklı inançları, etnik kimlikleri, kadın özgürlüğünü ve en temelde halk iradesini hedef almaktadır. Bu yapıların beslendiği kaynak, siyasal İslam’ın Selefi-Sünni kollarının değerleridir. Cihatçı terör örgütü IŞİD’in bu değerler adına insanlığa karşı nasıl ağır suçlar işlediğini tüm dünya gördü.

Emperyalist güçlerin getirip Şam’da iktidar koltuğuna oturttuğu Ahmet el-Şara’nın başında olduğu bir Suriye’de, ne kadınların ne halkların ne de farklı inanç topluluklarının gerçek anlamda özgür olması mümkündür. Bugün Suriye’de eşitlikten ve özgürlükten söz edenlerin payına düşen, baskı, şiddet ve katliamlardır. Alevi direnişinin tarihsel ve güncel önemi tam da burada ortaya çıkmaktadır. Bu direniş, siyasal İslamcılığın “ümmet” söylemiyle gizlediği sınıfsal ve iktidar ilişkilerini teşhir eden, seküler ve demokratik bir karşı hegemonya üretmektedir. Bu bağlamda Alevi direnişiOrtadoğu’da uzun süredir bastırılan laik ve halkçı damarların yeniden siyasal özne hâline gelme potansiyelini taşımaktadır. Direnişin silahsız, kitlesel ve örgütlü karakteri, onu salt askeri bir karşı koyuş değil; toplumsal bir dönüşüm dinamiği hâline getirmektedir.

Alevi toplumunun dile getirdiği federal ve otonom yönetim talebi, bir “bölünme” arzusu değil; merkeziyetçi, baskıcı ve tekçi devlet aklının iflasına verilmiş rasyonel bir yanıttır. Ortadoğu gerçekliği, farklı inanç ve halkların zorla tek bir merkezden yönetilmeye çalışılmasının sürekli savaş, katliam ve göç ürettiğini defalarca kanıtlamıştır. Federal ve demokratik bir Suriye perspektifi; tüm halklar için eşitlik, özgürlük ve barış içinde birlikte yaşamın en gerçekçi yoludur. Bu perspektif Aleviler için can güvenliği, Kürtler için siyasal statü, Dürziler ve Süryaniler için kültürel varoluş, emekçi halklar için ise sosyal adalet anlamına gelmektedir. Başarısı, yalnızca yeni bir yönetim biçimini değil, yeni bir birlikte yaşama kültürünü de inşa edebilir.

Suriye Alevi direnişinin kaderi, Kürtlerin, Dürzilerin ve baskı altındaki diğer halkların mücadeleleriyle kuracağı ilişkiye doğrudan bağlıdır. Bu mücadelelerin birleşik bir demokratik cephede buluşması, HTŞ ve benzeri siyasal İslamcı akımların etkisizleştirilmesi açısından tarihsel bir zorunluluktur. Ayrı ayrı direnişler bastırılabilir. Ancak birleşik bir halklar cephesi, yalnızca HTŞ iktidarını değil, bölgesel dengeleri de sarsacak bir güç yaratabilir. Bu noktada uluslararası dayanışmanın rolü hayati önemdedir. Dünyanın dört bir yanındaki Alevi topluluklarının, devrimci-demokrat güçlerin ve ilerici insanlığın bu direnişe politik, moral ve örgütsel destek sunması; Suriye’deki Alevi mücadelesini yalnızlıktan kurtaracak, meşruiyetini ve görünürlüğünü artıracaktır.

Suriye’de Alevi direnişinin başarıya ulaşması, yalnızca Suriye’nin gidişatını değiştirmekle sınırlı kalmayacak; aynı zamanda Türkiye’nin siyasal ve toplumsal dengelerini de derinden etkileyecektir. Bu nedenle Suriye Alevi direnişi, Türkiye’de demokratikleşme mücadelesinin de dolaylı ama önemli bir parçasıdır. Çünkü Suriye Alevi direnişinin, bir inanç grubunun hayatta kalma çabasının ötesinde; Ortadoğu’da halkların eşit, özgür ve laik bir gelecekte bir arada yaşayabilmesine zemin hazırlayan bir niteliği var. Bu yönüyle de bu mücadele, mezhepçi karanlığa karşı halkların ortak ışığını temsil etmektedir. Başarısı ise yalnızca sahadaki direnişe değil, bu direniş etrafında örülecek bölgesel ve uluslararası dayanışmanın gücüne bağlıdır.

Kadın Özgürlüğü Olmadan Halkların Özgürlüğü Mümkün Değildir

Suriye’de gelişen Alevi direnişinin taşıyıcı güçlerinden biri kadınlar olmalıdır. Rojava’da Kürt, Ermeni, Süryani, Êzidî ve Arap kadınlar nasıl direnişin öznesi ve taşıyıcı gücü haline geldiyse, Alevi kadınları da Alevi direnişinin hem öznesi hem de kurucu ve taşıyıcı gücü olmalıdır. Bunun başarılabilmesi için Alevi kadınların önüne konulan inançsal ve geleneksel tüm engellerin hızlı ve kalıcı biçimde kaldırılması gerekmektedir. Çünkü Suriye’deki Alevi direnişi, yalnızca inançsal ya da etnik bir mücadele değil; aynı zamanda ataerkil, militarist ve siyasal İslamcı tahakküme karşı bir toplumsal özgürleşme mücadelesidir.

Ortadoğu’da siyasal İslamcı yapılar, en başta kadınları hedef almaktadır. Kadın bedeni, kimliği ve emeği bu rejimlerin ideolojik ve pratik denetim alanıdır. Alevi direnişinin laik, demokratik ve halkların kardeşliğine dayalı karakteri esas alınarak, kadın özgürlüğünün ve kadınların direnişe katılımının önü sonuna kadar açılmalıdır. Suriye Alevi toplumunda kadınlar, yalnızca mağdur değil; direnişin örgütleyicisi, taşıyıcısı ve ahlaki-politik pusulası olmalıdır. Silahsız ama örgütlü direnişin toplumsal meşruiyet kazanmasında, kadınların kitlesel katılımı ve öncülüğü belirleyici bir öneme sahiptir. Bu durum, siyasal İslamcı güçlerin en çok korktuğu şeydir. Tıpkı Rojava’da olduğu gibi, Sahil bölgesinde de mezhepçi ve cihatçı yapılar, örgütlü Alevi kadınının direnişiyle karşı karşıya kalmalıdır.

Kadın özgürlüğü perspektifi, Alevi direnişini Kürt, Dürzi ve Süryani halkların mücadeleleriyle buluşturacak en güçlü ortak zeminlerden biridir. Bu nedenle Suriye’deki direnişin başarısı, kadınların yalnızca katılımıyla değil; direnişin yönünü ve içeriğini belirleyen özne konumuna gelmeleriyle mümkündür.

Kadınların özgür olmadığı bir federasyon da, demokratik bir Suriye de mümkün değildir. Bu nedenle Suriye Alevi direnişi, halkların kardeşliği kadar kadınların özgürlüğü temelinde yükselen bir direniş olmak zorundadır! Bu yönelim, direnişi dar bir kimlik savunmasından çıkarır; onu Suriye’nin geleceğini yeniden kurabilecek bir toplumsal projeye dönüştürür. Bu toplumsal projenin yaşamsallaşması için Suriye Alevi direnişinin taşıyıcı damarlarından biri Alevi kadınları olmalıdır!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Diğer Yazılar