Almanya’da yaşayan Türkiyeli hukukçu-gazeteci Zeki Rüzgar, 19 Ocak 2026 tarihinde Berlin’e gelmesi beklenen ve uluslararası kamuoyunda terör suçlarıyla anılan Ahmed Ebu Muhammed El-Colani (Ahmed Hüseyin eş-Şara) hakkında, Alman yargı makamlarına ve Alman halkına hitaben kapsamlı bir açık mektup kaleme aldı. Köln’den 15 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan mektupta; eş-Şara’nın geçmişteki faaliyetleri, işlediği belirtilen insanlık suçları, uluslararası hukuk, Alman Anayasası ve Alman Ceza Kanunu hükümleri çerçevesinde ele alınarak, Alman yargısının sorumluluklarını yerine getirmesi çağrısı yapılıyor. Rüzgar, söz konusu kişinin Almanya’ya resmi davetle gelmesinin hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmadığını vurgularken, hem yargı makamlarını hem de Alman kamuoyunu anayasal görevlerini hatırlamaya davet ediyor.
Hukukçu-gazeteci Zeki Rüzgar tarafından kaleme alınan “Alman Yargı Makamları ve Alman Halkına Açık Mektup” başlıklı metni, editoryal bir müdahalede bulunmaksızın olduğu gibi yayımlıyoruz.
”Alman Yargı Makamları ve Alman Halkına Açık Mektup
15 Ocak 2026 – KÖLN
Basından öğrendiğim kadarıyla dünyaca tanınan bir terörist 19 Ocak 2026 tarihinde Berlin’e gelecektir.
Bu kişi Ahmed Ebu Muhammed El-Colani olarak tanınan Ahmed Hüseyin eş-Şara’dır. 29 Ekim 1982 Riyad doğumlu olup Suriye’nin Şam şehrinde büyümüş olan bir teröristtir. Ancak uluslararası güçler tarafından 29 Ocak 2025’ten bu yana Suriye cumhurbaşkanı olarak tanımlanmaktadır.
Eş-Şara 2003’te başlayan ve Irak’ın işgali ile sonuçlanan çatışmalardan kısa bir süre önce Irak El-Kaidesi’ne katılmış ve üç yıl boyunca Irak’ta bu örgüt içinde faaliyette bulunmuştur. Irak’ta bulunan Amerikan güçleri tarafından 2006 yılında yakalanmış, aldığı cezalar nedeniyle ömür boyu hapis almış olmasına rağmen 2011 yılında serbest bırakılmıştır.
Eş-Şara’nın serbest bırakılması, ilginç (!) bir şekilde Beşar Esad’a karşı başlayan Suriye’deki isyanlar dönemine denk gelmektedir.
Basına yansıyan haberlere göre, El-Kaide üzerinden kendisine ulaştırılan yüklü bir miktarda finans desteği ile Suriye’ye geçmiştir. 2012 yılında Suriye’de El-Kaide’nin desteğiyle ve kendilerine bağlı olarak El-Nusra Cephesi’ni kurup ve örgütün liderliğini yapmıştır.
Suriye üzerinde çıkarları olan komşu ülkeler Türkiye, Katar, Suudi Arabistan gibi ülkelerin maddi ve siyasi desteği ile Suriye’nin İdlib şehrinde bir kale inşa ettikten sonra, şehri yönetmeye başlamıştır.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Mayıs 2013’te Eş-Şara’yı “Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Terörist” olarak listeleyip, ölü veya diri olarak yakalanması için başına 5 milyon dolar ödül koymuştur.
2017 yılında Eş-Şara, El-Nusra’yı başka cihadist örgütlerle (ki bu örgütlerin üyeleri genellikle işkence görüntüleri ve insanların başlarını keserek teşhir etmekle ünlenmişlerdir) birleştirerek Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm’ı (HTŞ) kurmuş ve 2017 ile 2025 yılları arasında örgütün lideri olarak görev yapmıştır. Yine bu örgüt de birçok insanlık suçuna ilişkin görüntülerle meşhurdur.
HTŞ zaten bu nedenle, Mayıs 2018 yılında ABD tarafından terör örgütü olarak tanımlanmış ve lideri Eş-Şara’nın yakalanması amacıyla başına konan ödülü 10 milyon dolara yükseltmiştir. Daha sonra Türkiye Ağustos 2018 yılında, Birleşik Krallık Mayıs 2017 yılında, Avrupa Birliği ise Eylül 2020 tarihinde HTŞ ve lideri Eş-Şara’yı terör listesine almıştır.
Eş-Şara bütün bu süreç içinde binlerce insanın canına mal olan sayısız insanlık suçu işlemiş ve işlediği bu insanlık suçları nedeniyle, Birleşmiş Milletler tarafından da liderliğini yaptığı örgütü Hey’etu Tahriri’ş-Şam ile birlikte terör listesine alınmıştır. Halen örgütüyle birlikte Eş-Şara hem Birleşmiş Milletler hem Avrupa Birliği, hem de onlarca ülkenin Terör Listesi’nde yer almaktadır.
Suriye ve Irak’taki faaliyetleri sırasında işlediği insanlık suçları nedeniyle Alman Ceza Kanunu (Strafgesetzbuch) sayılı onlarca yasa maddesine aykırı suçlar işlemiştir. Halen Eş-Şara’nın emri ile Suriye’deki Halep ve birçok şehrinde insanlık suçları işlenmeye devam etmektedir.
Yargı yetkisini Alman Devletinin de tanıdığı, Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından, işlediği suçlar nedeniyle Eş-Şara hakkında yakalama kararı da bulunmaktadır.
Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasasının 1. Maddesi, “İnsanın onur ve haysiyeti dokunulmazdır. Tüm devlet erki ona saygı göstermek ve onu korumakla görevlidir.” diye başlar. İkinci fıkrasında “Alman Milleti, bu nedenle bu dokunulmaz ve devredilmez insan haklarını, yeryüzünde her insan topluluğunun, barışın ve adaletin temeli olarak kabul eder.” der. Üçüncü fıkrasında ise anayasada sayılan temel hakların yasama, yürütme ve yargı organlarını bağladığını belirtir.
Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasasının 2. Maddesinin 2. Fıkrası ise, “Herkes yaşam ve beden bütünlüğünün korunma hakkına sahiptir.” diyerek; işkence, kötü muamele ve insan öldürmeyi açıkça suç saymaktadır. Birinci maddenin ikinci fıkrası ile birlikte düşünüldüğünde Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasasının, işkence, kötü muamele ve insan öldürme suçunun “yeryüzündeki herhangi bir insan topluluğuna” karşı işlenmesini suç saydığı anlaşılmaktadır.
Alman Ceza Kanunu (Strafgesetzbuch) 5. maddesinin 13. fıkrasında “Alman devlet memurlarına”; 14. fıkrasında “Alman, devlet yetkilileri ve askerlerine karşı işlenmiş suçların, mekana bağlı olmaksızın cezalandırılması gerektiğini belirtmektedir.
Bildiğim kadarıyla Federal Almanya Cumhuriyeti, Suriye’de kurulan Uluslararası Koalisyona katılan ülkelerden biridir. Bu koalisyonun savaştığı terör örgütleri arasında HTŞ ve Lideri olan Eş-Şara’da bulunmaktadır. Bu koalisyona karşı işlenen suçların, topluluğun tüm üyelerine karşı işlenmiş sayılacağı koalisyonun kuruluş ilkelerinden biridir.
Bu koalisyon içinde Kürt ve Arap unsurlar da vardır ve dolayısıyla kural, bu unsurlara ait görevlilere yönelik saldırıları da kapsamaktadır.
HTŞ ve Lideri Eş-Şara’nın özellikle Kürt ve Arap askeri unsurlarının yanı sıra, bu halklara ait sivil insanlara karşı da birçok insanlık suçu işlediği, kayıtlarda mevcuttur. Bu nedenle Eş-Şara’nın bu savaş sırasında, koalisyona karşı işlediği suçların, aynı zamanda Alman Askerleri ve Devlet Yetkililerine karşı işlenen suçlar olarak da tanımlanması gerekmektedir. Bu suçlara katılanlardan biri ve hatta lider olarak, Eş-Şara’nın önemli sorumluluğu bulunduğunu belirtmeye bile gerek yoktur.
Dolayısıyla koalisyonda yer alan tüm devletlerin yargı makamlarının, bu suçları soruşturmaya yetkili olduğu da açıktır. Alman yargı makamları da bunlardan biridir.
Ayrıca Türkçeye “Uluslararası Ceza Kanunu” olarak çevirmenin mümkün olduğu Völkerstrafgesetzbuch (VstGB) isimli yasal düzenlemeniz ve Ceza Kanununuzdaki 129/a maddesi bu tür suçları işleyenlerin Almanya’da yargılanması için düzenlenmiş yasalardır.
Dolayısıyla Almanya’daki Hakim ve Savcıların bu teröristin Almanya’ya gelmesi halinde yakalanarak mahkeme önüne çıkarılması için tüm yasal koşullar mevcuttur.
Eş-Şara’nın Almanya Federal Devlet yetkililerinin daveti ile Berlin’e geliyor olması, yargı makamlarının sorumluluklarını ortadan kaldırmamaktadır.
Burada Alman Şirketleri ile Anayasa’nın Alman Hakim ve Savcılarına yüklediği sorumlulukların karşı karşıya geldiği açıktır.
Devlet yetkililerinin tamamen şirketlerin maddi çıkarları temelinde hareket ederek, insanlık suçlarını işlemiş bir suçluyu mecliste veya devlet makamlarında ağırlamasına göz yummanın, Alman Halkının bir bütün olarak onurunu zedeleyeceği ortadadır.
Bu durumun açık olarak Anayasanın 1. ve 2. maddelerinin ihlali anlamına geleceğini Alman Yargı Makamları öngörmek zorundadır.
Unutulmamalıdır ki, Anayasa’nın 20. maddesinin 3. fıkrası yargı makamlarının, yasama organının aksine “yasa ve hukuka” bağlılığını teyit etmektedir.
Anayasa’nın 20. maddesinin 4. fıkrası ise, Anayasal düzeni ortadan kaldırmak isteyen veya yok sayan herkese karşı bütün Almanların (ve elbette yargı makamlarının da) “…başka bir çözümün bulunmaması halinde” direniş hakkına sahip olduğunu açık olarak belirtmektedir.
Dolayısıyla ülkenize gelmekte olan insanlık suçlarının faillerinin, hak ettiği şekilde cezalandırılması için, Yargı Makamlarının gereken tüm imkan ve yetkilere sahip olduğundan şüphe yoktur.
Benim gibi birçok kurum ve kişi Eş-Şara’nın Almanya’ya gelmesi halinde gözaltına alınarak yargılanması için suç duyurusunda bulunmuştur.
Alman Yargı Makamlarının bu teröristin hak ettiği şekilde cezalandırılması için, üzerlerine düşeni yapacağına inanmak istiyorum.
Yine onurlu ve vicdanlı Alman Halkını, Yargı Makamlarının hükümetinizin kararlarına rağmen, görevlerini yerine getirebilmeleri için tepkilerini ortaya koymaya davet ediyorum.
Saygılarımla.”
Zeki Rüzgar
(Türkiyeli Hukukçu – Gazeteci)
