Salı, Ocak 27, 2026

Yola Yazılmış Bir Ömür, Mehmet Yüksel

Bazı insanlar vardır, yaşadıkları sürece iz bırakırlar, gittiklerinde ise o izi daha da derinleştirirler. Mehmet Yüksel de onlardan biriydi. Ardında yalnızca anılar değil, bir duruşu, bir ahlakı, bir emeği ve bir yolu bıraktı.

İstanbul’da, İMC adında bir televizyon kuruluyordu. Biz de zaman zaman oraya uğruyor, yürüttükleri çalışmaları izliyor, neler yapabileceğimiz üzerine sohbet ediyorduk. Günlerden bir gün, oradaki arkadaşlardan biri “Burada sizden biri var” dedi. “Bizden biri” sözü, bizim için yalnızca bir kimliği değil, bir yola, bir inanca, bir duruşa işaret ediyordu.

Haber dairesine girdiğimizde Eyüp bizi Mehmet Yüksel’le tanıştırdı. Her zaman sorduğum soruyu sordum. “Nerelisiniz?” “Elbistan’ın Kantarma köyü” dedi. “Kantarma mı? O piro…” dedim. Gazeteciliği bitirdiğini, belli bir iş deneyiminden sonra buradaki arkadaşlarla anlaşabilirse çalışmak istediğini anlattı. İşte tanışmamız böyle başladı. Ve o tanışıklık, yıllar boyunca sürecek bir arkadaşlığa dönüştü.

“Haberleşelim” dedik. E-postalarımızı, telefonlarımızı paylaştık. Özellikle Kantarma üzerine ne yapabileceğimizi konuştuk. Yeni bir dergi çıkarmayı düşünüyorduk. Kendisine destek vermesini istedim. Ona yazdığım her e-postaya “piro” diye başlıyordum. O ise her seferinde büyük bir tevazu ile, “Piro deme, ben buna layık biri değilim. Böyle bir görev yürütmüyorum,” derdi. Ben yine de ona “piro” demeye devam ettim. Çünkü o, duruşuyla zaten piroydu.

Bir süre sonra sohbetlerimiz, buluşmalarımız, görüşmelerimiz derinleşti. Zülfikar Dergisi’ni yeniden çıkarmak istiyorduk. Ancak ben Avrupa’daydım. Türkiye’de bu işi sahiplenecek, sahibi olacak, yazı işleri sorumluluğunu üstlenecek arkadaşlara ihtiyaç vardı. Pek çok kişiyle görüştük. Fakat dönem ağırdı, tutuklamaların, gözaltıların, baskının yoğun olduğu bir dönemdi. İnsanlar doğal olarak çekiniyordu.

Bu görüşmelerin bazılarına Mehmet Yüksel’le birlikte gittik. Hep aynı sorular soruluyordu, “Yapabilir misiniz? Üstlenebilir misiniz?” Ama yanıtlar hep olumsuzdu.

Bir gün Galatasaray’dan Taksim’e doğru yürürken, her zamanki yumuşak üslubuyla “Bir şey soracağım. Bunca kişiyle görüştük. Sen bana neden bu teklifi hiç yapmıyorsun?” dedi. Şaşırdım. “Piro, onca insan reddetti. Sana sormaya cesaret edemedim bile.” Kelimeleri döküldü dilimden.

Hiç tereddüt etmeden, “Ben bu sorumluluğu üstleniyorum,” dedi.

Zülfikar Dergisi, yıllar sonra yeniden yayın hayatına başladı. Mehmet Yüksel’in omuz verdiği, yük aldığı, sahip çıktığı bir yeniden doğuştu bu.

Zülfikar daha önce de iki kez Türkiye’de kapatılmış, Avrupa’da ise 2000 yılına kadar yayınlarını sürdürmüştü. Sonra bir ara dönem yaşanmıştı. Mehmet Yüksel’in sahibi ve Yazı İşleri Sorumluluğunu, benim Genel Yayın Yönetmenliğini üstlenmem ile birlikte dergi yeniden hayat buldu. Bu, yalnızca bir derginin dönüşü değildi. Aleviliğin, çoğrafyanın ve bizim bölgemizin, hafızamızın, kimliğimizin yeniden kendisiyle buluşmasıydı.

Mehmet Yüksel, TV10 sürecinde de yolumuza dahil oldu. Başlangıçtaki yokluk döneminde, küçücük bir odada sıkışmış yayınımızın parçası oldu. Bir dönem “Onsuz Olmaz” programını yürüttü. Muharrem aylarında programlar yaptı, özel yayınlar hazırladı. Bölgeye gittiğinde nitelikli, emek verilmiş programlara imza attı. Çok titizdi. Özenliydi. Düzenliydi. Beklentisi de bu yöndeydi, işlerin düzenli, özenli yürümesini isterdi.

TV10’dan önce de uzun bir yürüyüşümüz vardı. İstanbul’dan Sivas’a, Çorum’a, Diyarbakır’a, oradan Maraş’a, sonra tekrar Sivas üzerinden İstanbul’a uzanan bir yolculuk… O yolculukta da bizimleydi. Yayınlar yaptı, sunuculuk üstlendi, sorumluluk aldı. Yapılması gereken ne varsa yapıyordu.

Sivas’ta yaptığımız bir canlı yayını hiç unutmuyorum. Ortam gergindi. Ulusal ve uluslararası ajanslar özellikle de Kürt medyası yayınımızı kullanıyordu. Mehmet Yüksel Madımak Oteli önünden sunum yapıyordu. Polisin saldırısı oldu, gaz kullanıldı. İnsanlar nefes alamaz hale geldi. O, tüm zorluklara rağmen yayını sürdürmek istedi. Sunumu durdurmak zorunda kaldık. Ama ekiplerimiz alanı terk etmedi, yayın kesilmedi. Hamdi’nin deyimi ile gaz Diyarbakır’da kullanılanlara göre çok hafifti. Mitingi izleyen çoğu medya temsilcisi çil yavrsu gibi dağılırken biz, onların varlığı ile yayını sonuna kadar ayakta tutuk.

O, orada gazetecinin inancını ve cesaretini de temsil etmişti.

Mehmet Yüksel doğasını seviyordu, insanını seviyordu, köyünü seviyordu. O, köklü bir geleneğin evladıydı. Mehmet Mustafa Dede’nin oğluydu. Aynı zamanda Ali Yüksel’in kardeşiydi. Ali Yüksel, Kantarma’da Kürt siyasetine katılıp yaşamını yitiren ilk isimlerdendi.

Amcası Büyük Mehmet Yüksel, ona yol hizmeti için el vermişti. Onu kendi mirasçısı olarak görmüştü. Büyük Mehmet Yüksel’le tanışmamıza da vesile oldu. Onun sohbetlerinde bulunmak büyük bir onurdu.

“Geldiniz, geldiniz, bugünleride gördüm, çok şükür” diyen bilgeydi. Birçok deyişe, nefese kaynaklık etmişti. Arfi Sağ bir ziyaretmizde söylemişti, “ Bunların çok ekmeğini yedik” diye. Bizi Tacım Dede’nin, Mehmet Mustafa’nın Mehmet Yüksel’in, Abuzer Dede’nin,  İwo Geyik’in, İsmail Dede’nin, Aldede’nin …. hüremetine onure etmişti.

Geleni gideni çok olur Kantarma’nın. Sanatçısı, gazetecisi, araştırmacısı… Bizler gitmeden önceki dönemlere ait Büyük Mehmet Yüksel’le yapılan bir roportaj görmüştüm. Dede’ye sorulan yönlendirici soruya Dede “Biz Türküz” diye cevap vermişti.

Sordum “Dada te çima war got (Dede sen niye öyle dedin)”. “Em Tirk in? (Biz Türkmüyüz?)” Cevabı hep aklımda “Az la wara na bêjim, azi la wan ra dibêjim. Ji bo ku ser we tiştek neyê, azi la wan ra dibêjim. (Ben size mi diyorum, ben onlara öyle söylüyorum. Sizin başınıza bir şey gelmesin diye, onlara diyorum)” demişti. Bir daha demedi. Başımıza bir şey gelmesinden korkmasına artık gerek yoktu…

Küçük Mehmet Yüksel, Sinemilli ocağının geleneksel duruşuna layık bir hayata imza attı. Alevi toplumunun kültürel ve inançsal değerlerini temsil ederek yaşadı. Hizmet etmek istedi. Nerede görev verilirse, elinden geleni yapmaya çalıştı.

En son onunla birlikte İngiltere’de CanTv dayanışma etkinlikleri çerçevesindeki organizasyonlara katıldık. Ayrılırken gönlünden kopan bir lokmayı rızalık olarak vermişti. Yokluk ve zorluk içinde dayanışmayı eksik etmedi. Eğer bugün Alevi hareketi kendi sözünü biraz daha güçlü söyleyebiliyorsa, bunda Mehmet Yüksel gibi insanların büyük payı vardır. Kantarma’nın büyük emekleri vardır.

Hastalığı baş gösterdiğinde bir kaç kez görüştük. Gerçekliği kabullendiğimi sanmıyorum. O şimdi uzakta bir yerde deyişler söylemeye, muhabet etmeye devam ediyor.

Ama diyorlar ki, bugün aramızdan ayrıldı. Ana toprağına gidiyor. Annesinin, babasının, amcasının, kardeşlerinin yanına gidiyor.

Diyorlar, ayrılıklar acıdır. En acı tarafı da, bazen orada olamamaktır. Bir dostu yolcu edememektir.

Piro, menzile doğru yol almışsan,
Yolun açık olsun.
Menzilin pak olsun.
Sınemli Ocağı yoldaşın olsun.
Erenler, evliyalar yanında olsun.

Aşk olsun piro…
Aşk ile yürüdüğün yola,
Aşk ile kurduğun cümlelere aşk olsun  …

Dostça kal…

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazarın Diğer Yazıları