Bazı insanlar vardır; yaşadıkları yerlere yalnızca ayak basmazlar, orada hafıza bırakırlar.
Sözleriyle değil yalnızca, susuşlarıyla da öğretirler. Pir Mehmet Yüksel Dede, işte böyle insanlardandı.
Kantarma’yı Kantarma yapan şey taşları, evleri ya da coğrafyası değildir. Orayı asıl anlamlı kılan, kuşaktan kuşağa aktarılan inanç hafızasıdır.
Bu hafızanın açığa çıkmasında, korunmasında ve bugüne taşınmasında Pir Mehmet Yüksel Dede’nin katkısı büyüktür.
O, bilgiyi bir iktidar alanı olarak görmeyen,bilgiyi rızalıkla paylaşan bir yol eriydi.
Anlatırken öğretmezdi,öğretirken ezmezdi.
Sinemilli Ocağı’nın asaletini ve derinliğini taşıyan bir bilgeydi.
Bu ocak, yüzyıllardır sadece inancı değil, direnmeyi, hakikati, sorgulamayı ve insanı merkeze alan bir yolu temsil eder.
Pir Mehmet Yüksel Dede de bu yolun yaşayan hafızalarından biriydi. Sinemilli Ocağı, Alevi yolunun en güçlü damarlarından biridir.
Bu damar, suskunlukla değil sözle, itaatle değil rızayla, korkuyla değil hakikatle akar.
Pir Mehmet Yüksel Dede, bu damarın günümüzdeki temsilcilerinden, belki de son çınarlarından biriydi.
Kökleri derinde, dalları geleceğe uzanan bir çınar… Bizim yollarımız aynı dönemlerde kesişmedi belki, ama aynı mekânlardan, aynı mücadele hattından geçtik.
IMC TV’de farklı zamanlarda, aynı hakikat arayışının parçası olduk.
Sonra TV10…
Uzun yıllar emek verdiğim TV10’da birlikte çalıştık.
O kanalın yalnızca bir televizyon değil, bir inanç ve hafıza mekânı olmasında Pir Mehmet Yüksel Dede’nin katkıları inkâr edilemez.
Ekrana çıkan her söz, sadece bir yayın değil, aynı zamanda yolun kamusal alanda var olma çabasıydı.
O, bu çabanın arka planında duran ama yükünü taşıyanlardandı. Gösterişi sevmedi. Öne çıkmayı değil, yolun doğru temsil edilmesini önemsedi
Uzaklardaydı… Elimizi her zaman uzatamadık. Yanında daha çok oturamadık, sesini daha fazla dinleyemedik. Bu uzaklık, bugün içimde buruk bir hüzün olarak duruyor.
Kantarma benim için yalnızca bir köy değildir.
Orası, inancın sınandığı, sözün tartıldığı, hakikatin çıplak hâliyle ortaya konduğu bir mekândır. Ve bu bağ, benim için bir anıyla daha da derinleşir.
TV10’da çalıştığım yıllarda, henüz genç, toy ve öğrenmeye aç bir çocuk sayılabilecek bir yaştaydım.
Bir çekim vesilesiyle Kantarma Köyü’ne gitmiştik. Ramazan ayıydı. Masada yine o bildik tartışma vardı: Alevilik İslam’ın içinde mi, dışında mı?
Biz küçükler, meclisi yandaki masadan sessizce izliyorduk.
Derken Büyük Mehmet Yüksel Dede — Pir Mehmet Yüksel Dede’nin amcası —
90 yaşını çoktan geçmiş olmasına rağmen kalktı. Bütün ağırlığıyla… Ve masada içilen demi işaret etti. “Dünyada,” dedi, “bir milyardan fazla Müslüman şu an oruç tutuyor.” Sonra o demi göstererek ekledi: “Ve biz burada içiyoruz. Şimdi siz söyleyin… Biz İslam’ın içinde miyiz, dışında mı?”
O an, tartışma bitmişti. Söz, yerini hakikate bırakmıştı. Ne savunma kalmıştı,ne suçlama… Sadece yol vardı. İşte Kantarma buydu. İşte bu ocak buydu. İşte Pir Mehmet Yüksel Dede’nin temsil ettiği çizgi tam da buradaydı. O, bilgeydi. Ama bilgelik taslamadı. Mütevazıydı ama duruşundan hiç ödün vermedi.
Ses tonu hâlâ kulaklarımda. Yumuşak ama sarsıcı… Sakin ama derin… Gülümsemesi hâlâ gözümün önünde. Bu satırları yazarken bile, o sesi ve o tebessümü hatırlıyorum.
Pir Mehmet Yüksel Dede Hakk’a yürüdü.
Ama ardında bir boşluk değil, yol bıraktı. Hafıza bıraktı. Söz bıraktı. Duruş bıraktı.
Sinemilli Ocağı’nın, Kantarma’nın ve bu yolun başı sağ olsun.
Bize düşen, o çınarın gölgesini unutmamak ve o gölgeyi geleceğe taşımaktır.
