Alevi deyişlerinin mafya dizilerinde kullanılması masum, rastlantısal ya da yalnızca estetik bir tercih değildir. Bu kullanım, Alevi inancının, tarihsel hafızasının ve ahlaki öğretisinin bilinçli biçimde bağlamından koparılması anlamına gelir. Özellikle uyarı ve irşat niteliği taşıyan deyişlerin, şiddeti ve suç ilişkilerini merkezine alan anlatıların içine yerleştirilmesi, dizi ve sinema sektöründe kültürel bir dikkatsizlik değil, açık ve bilinçli bir asimile etme tercihtir.
“Gafil gezme şaşkın” sözü bu bağlam kopuşunun en somut örneklerinden biridir. Bu söz, Alevi yolunda hafif bir nasihat ya da süs cümlesi değildir. İnsanı durduran, kendine döndüren, nefsini sorgulatan bir uyarıdır. “Gafil gezme” derken, gücün cazibesine kapılma denir; “şaşkın” derken, yolunu, vicdanını ve rızayı yitirme denir. Bu söz, elinde silah tutan sokak kabadayılarını yüceltmek için değil, tam tersine zorbalığa ve iktidar hırsına kapılanı uyarmak için söylenmiştir.
Alevi deyişinde güç kutsanmaz; sorgulanır. İktidar parlatılmaz; sorgulanır. Bu söz, zalimin hikâyesine eşlik etsin diye değil, mazlumun gözünü açsın diye vardır. Nefsin kabardığı yerde onu törpülemek, insanın kendini kaybettiği yerde onu uyandırmak içindir. Alevi yolunda deyiş, alıştırmaz; rahatsız eder. Susturmaz; düşündürür.
Tam da bu nedenle “Gafil gezme şaşkın” gibi bir sözün mafya anlatılarında fon müziğine dönüştürülmesi kabul edilemez. Mafya anlatısı gücü sorgulamaz, güce hayranlık üretir. Şiddeti problemleştirmez, normalleştirir. Bu söz ise şiddetin cazibesini bozan, gücü yerinden eden bir uyarıdır. Onu alıp suç ve zorbalık üzerine kurulu bir hikâyenin arka planına yerleştirmek, deyişin anlamını tersine çevirmek demektir.
Burada açıkça sormak gerekir: Hangi hakla bu sözleri kendi hikâyenizin süsü hâline getiriyorsunuz? İktidara karşı söylenmiş bir uyarıyı, iktidar fantezilerinin arka fonuna koymaya nasıl cüret ediyorsunuz?
Alevi öğretisi nefsin terbiyesi üzerine kuruludur. “Eline, beline, diline sahip ol” ilkesi yalnızca bireysel bir ahlak kuralı değil, toplumsal bir yaşam anlayışıdır. Mafya anlatıları ise nefsin yüceltilmesini, gücün korku yoluyla kurulmasını ve zorun hayatın doğal bir parçası gibi sunulmasını temel alır. Bu iki anlayış arasında etik, felsefi ve tarihsel bir karşıtlık vardır. Buna rağmen yan yana getirilmeleri, bilinçli bir anlam kaydırmasıdır.
Bu kaydırma aynı zamanda Alevilere dönük bir “yem atma” pratiğidir. Deyişler aracılığıyla sahte bir yakınlık kurulmakta, “bizden de bir şey var” duygusu yaratılmaktadır. Ancak bu bir temsil değildir. Bu, kimliğin seyirlik hâle getirilmesi, hafızanın tüketim nesnesine dönüştürülmesidir. Alevi sözleri, kanlı hikâyelerin estetik tamamlayıcısı olarak kullanılmaktadır.
Bu durum, asimilasyonun günümüzde aldığı daha incelmiş ve daha sinsi bir biçimi işaret eder. Artık kimlikler yasaklanarak değil, görünür kılınıp içi boşaltılarak etkisizleştirilmektedir. Deyiş söylenir ama anlamı susturulur. Söz korunur gibi yapılır ama yönü tersine çevrilir.
Mafya dizilerinin bu kadar yaygınlaşması da bu tablodan bağımsız değildir. Adaletin zedelendiği, hukukun güven vermediği dönemlerde şiddet anlatıları parlatılır güç fantezilerinin mekânı hâline getirilir. Bu anlatılar özellikle çocuklar ve gençler üzerinde etkili olacak biçimde kurgulanır. Güç korku yaratmakla, hayatta kalmak ise ezmekle özdeşleştirilir.
Oysa Alevi öğretisi çocuğa korkuyu değil sorumluluğu öğretir. Can incitmemeyi, lokmayı bölmeyi, rızayı esas almayı öğretir. Rızasız lokmanın haram sayıldığı bir yolun sözlerini alıp, zor ve şiddet üzerine kurulu anlatılara eklemlemek yalnızca kültürel bir çarpıtma değil, aynı zamanda ahlaki bir ihlaldir.
Bu nedenle itirazımız nettir. Alevi deyişleri mafya anlatısının parçası değildir. “Gafil gezme şaşkın” gibi sözler, gücü kutsamak için değil, güce kapılmamak için söylenmiştir. Türkülerimiz, nefeslerimiz ve deyişlerimiz şiddeti meşrulaştıran senaryoları aklamak için kullanılamaz.
Alevilerin yeraltı tarihi suçun değil, baskının tarihidir. Sürgünlerin, katliamların, yok sayılmanın ve buna karşı geliştirilen direncin tarihidir. Bizim yeraltımızda gizlenen suç değil, gömülmüş hakikattir.
Bu yüzden çağrımız açıktır: Deyişlerimizden elinizi çekin. Dilimizi ve hafızamızı rahat bırakın. Alevi kimliğini popüler kültürün dekoruna dönüştürmeyin. Çünkü bu sözler söylenecektir; ama sizin karanlığınızın içinde değil, yolun ve ışığın içinde. Bizim gönlümüzün bilincimizin içinde…