Değerli Canlar, yeni bir yılda yine Xızırı karşılıyoruz. Umut onda, medet onda, keramet onda, hakikat onda. Doğudan batıya yol alan, Maşrıktan Magribe yürüyen, bu nurlu yürüyüşde, inancımızın her karış toprağına, her canının evine girip, vicdanına ruhuna dokunan, Sır olan sırdan gelip Kavut tepsisine bastığı el ile aşikar olan, Dar’da ve Zor’da medet diyenlere hazır ve nazır olan Car kapısı, o kudret-i Nur’un adı Xızırdır/Hızırdır.
Mitolojilerde Hızır,
‘’Ebu’l Hukema’’: Hikmetin Atası, eserini yazan Mahmut Erol Kılıç;
‘’Dinler Tarihi, Felsefe Tarihi ve Bilim Tarihi’’ sahaları, tarihi (diyakronik) olarak geriye doğru götürüldüklerinde her üçünün kesiştiği bir hem-zaman (senkronik) nokta üzerinde müşterek bir motifin durduğu görülecektir’’ diyor
Mahmut Erol Kılıç; şöyle devam ediyor, ‘‘Farklı kültür ve geleneklerde , değişik isimler altında tezahür eden bu figür, daha çok hakim greko-latin kültüründe çağrıldığı ismi ‚‘HERMES‘ ismi ile şöhret bulmuştur.
Felsefe tarihinde, bilim tarihinde ve edebiyat tarihinde mitolojik ve yarı-mitolojik bir görünüm altında karşımıza çıkan bu figürün dinler tarihi sahasında bir peygamber ile özdeşleşerek daha tarihsel bir zemine oturduğu göze çarpar. Eski Mısır dinindeki “Toth”u, İbrânî dinindeki “Uhnuh”u, Budizmdeki “Buda”yı, Zerdüştlükteki “Hûşeng”i ve İslâm dinindeki “İdris”i hep bu“Hermes” karşılığı olarak düşünme bir bakıma modern anlamdaki mukayeseli dinler çalışmalarının da başlangıç noktasını oluşturacaktır.
Bu motifin farklı isimler altında tezâhür edişini tevhîd etme çabalarında, meselâ İbranilerin “Uhnuh”u ile Müslümanların “İdris”inin aynı şahıslar olduğunu ileri süren Taberî ve Fahreddin Râzî gibi düşünürlere Bîrunî ve benzerlerinin “Buda” da olabileceği ihtimalini katmaları bu karşılıklı irtibat ağının kapsamının ne kadar geniş olduğunu gözler önüne sermektedir.
Pek kabul görmese de onun daha geç döneme âit bir şahıs, meselâ Yeni-Fisagorcu Ammonius Saccas (ki o çok sonraki Hermesçilerdendir) veya İskender’in beraberce âbı hayatı aramaya çıktığı aşçısı Andreas olduğunu dahi ileri sürenler olmuştur. Mâmâfih ondan bahseden efsanevî rivâyetlerle örülü bir takım yazılı metinleri çözmeye tâbî tuttuğumuzda söz konusu bu rivâyetler arasındaki bütün farklılıklara rağmen “Hermes” motifinin bütün kültür ve medeniyetlerde asgarî şu üç özelliğe sahip oluşta birleştiklerini de görürüz.
Onun ne kadar evrensel bir kimlik olduğunu ispatlayıcı bu özellikler şunlardır:
a-) Bir şekilde Tufan’la beraber anılır; Yâni ya ondan önce veyahut sonra yaşamıştır.
b-) Bütün kültürlerde seçkin, bilgili, nebî veya velî bir kişiliği vardır.‘‘
c-) En dikkat çekici olanı da bütün geleneklerde onun yüce bir makâma çıkmış olması, ölmemesidir‘‘ demektedir
Mitolojide Hermes
“Hermes” kelimesinin etimolojik kökeni hakkında farklı görüşler vardır. Bu kelimenin aslının Süryânice olduğu ve “Âlim” anlamına geldiğini söyleyenlere göre “Hermesü’l-herâmise” tamlaması “Âlimlerin âlimi” demek olur. Mandeistler, nûr meleklerinden biri olan Zehrun’u güneş feleği ile özdeşleştirdiklerinden “Hürmüz” ya da “Hermez” kelimelerinin buradan geldiği ve daha sonra Sâbiîlerce “Hermes”e dönüştürülmüş olabileceği ihtimali üzerinde de durulur.
Çünkü Sâbiîler Mısır’lı “Hermes”i peygamberlerinden biri olarak görmekteydiler. Ayrıca Sâbiîlerin “Hermes” için kullandıkları “Buzasaf” ismi ile “Budha” ismi arasında bir etimolojik benzerlik de göze çarpmaktadır. İbranîlere göre ise onun adı “Uhnûh”tur ve “ders vermek”, “inâbe vermek” ya da “aydınlatmak” anlamlarına gelir.4. Bu durumda “Uhnuh” ismi de if’al babından “çok ders vermek, çok ders çalışmak” anlamlarına gelir ki buradan da Arapça’da gayri munsarif cemî bir kelime olarak “İdris” ismi türetilir.5 Diğer bir görüşte ise eski Mısır tanrılarından “Ahnaton” kelimesinin “Uhnuh”a, “Oziris” kelimesinin de “İdris”e dönmüş olabileceği ileri sürülür.6 Tarihçi Mes’udî “Hermes” kelimesinin Utarid demek olduğunu söylerken ona tarihî oluştan ziyâde kozmik bir yer biçer7. Zaten Hind geleneğinde de bir felekî Budha bir de tarihî Budha bulunmaktadır. Tarihî Budha’nın annesinin adı Maya’dır. Grek mitolojisindeki Hermes’in annesinin adının da Maia olması hayli ilginç mukayeseler ortaya çıkarır.Kürt/ Pers kültüründe ise ona “Hûşeng” adı verilir ve onlara göre ulvî şeylerden ilk bahseden odur ve dedesi Adem (Giyomert) gündüzün ve gecenin saatlerini ona öğretmiştir. Ayrıca Zerdüştlükteki “Daena” kavramı ile Hermesçiliğin “Tam Tabiat” kavramı arasında şaşırtıcı benzerlikler bulunmaktadır.
DİVAN 1998/2 Bütün bu efsânevî rivâyetlere göre ilk defa mâbed inşa edip içerisinde Allah’a ibadet eden, Tıb bilimi hakkında ilk konuşan ve Tufan’ın geleceğini de ilk o haber veren bu kimsedir. Onun hikmetin kaybolmasından korktuğu için “el-Barbâ” (çoğulu:barâbî) ve Panopolis (Ihmîm) isimli piramidleri inşâ ederek kendinden sonra gelecekler için bütün ilimlerin formüllerini bunların iç duvarlarına kazıdığı da rivâyet edilir.
Bu yüzden “Hermes” kelimesi ile “Ehram” kelimesi arasında da bir irtibat kurulur 8. Bu konuda Mısır tanrıları ve Piramitlerin duvarlarının iç kısımlarına, bu konuda semboller ile şifrelenmiş yazılar olduğundan bahsedilir.
Uzun bir araştırma konusu olan ve bir çok kültüre uzanan insanlığın bu kadim geleneği, kuşkusuz bizim inancımıza da bir şekilde girmiştir.
Fakat günümüze geliş biçimin de, alevi felsefesinin devriye mantığı içinde ve bireyin toplumsal sorumluluğunun bir parçası olarak bir kurtarıcı ve olağan üstü gücün sembolü, kutsal bir değerdir.
Bu kutsallık, olağanüstü gücünden çok, toplumsal yardımlaşmanın, zor ve dar zamanların kurtarıcısı olma sembolü olmasından gelmektedir.
Coğrafyamızda, doğanın ve mevsimlerin en zor ve olanaksızlıklar içinde olduğu bir zaman da, toplumsal dayanışmaya vesile olarak, tezahür edip, insanları ahlaki, etik ve karşılıklı sorumluluklarını yeniden hatırlatma, birlik ve dirliğin dayanışması ile bu zor zamanları , paylaşım kültürü ile aşmanın vesilesi olur. CEM, civat kültürü içinde her haneye ve her insanın gönlüne mihman olarak uğrar. Xızır/Hıdır/ Hızır(Yeşil demek) olarak , kış mevsiminin en zor zamanlarında, uzun ve karanlık gecelerinde , gelecek baharın müjdesi Cemreleri, doğanın yeniden doğumu Newrozun umudunu paylaşır.
CEM erkanlarının İnançdan , toplumsal yaşama aktardığı, sorgu- görgü ile toplumsal birliğin ve rızalık ile kurulan dirliğin mayasını yeniler. Her yıl tekrarlanarak devam eden bu kültür, bugün bizlere çok daha farklı sorumlulukları da yükleyerek devam etmektedir.
Ya Xızır Tu Esta,
Bu yukarıdaki maneviyatımızın kutsal hakikatı, biz İnsanda vücut bulan, İnsanın vicdanından zuhur eden, insanın sorumluluğunu her yıl bir kez daha yapılan Cem ve Civatlarda hatırlatan, dar u didar ile ikrarını tazeleyip, sorgu – görgü ile özünü temizleyip, çekilen gülbenglerle ruhunu temizleyip, toplumsal hakikatte birlenen, bir’in kırk, kırk’ın bir olduğu bir aile gibi paylaşan, o kadim kültürün, kutsandığı günlerde, bir kez daha ya XIZIR bizi bu Yolun hakikatından ayırma, Yola ışık, bize her daim rehber ol ki, İnsan olmaktan çıkmayalım. Ham ervah girilen yol’dan, İnayet, kemalet ve hakikate vararak çıkalım. Akıldan vicdana, vicdan’dan ruha, ruhtan bedene, özümüzü insanlık meydanında , toplumsal sorumluluğumuzun bilinci ve hizmetini paylaşmış olarak çıkalım.
Bu kainatın aklı, vicdanı ve ruhunun teslim edildiği biz İnsan; doğaya , börtü böceğe, her can’a ve Canlıya Xızırın umudu ve merhameti olsun.
İnancımızda ‘’Yol’’dan çıkan İnsanlıktan uzaklaşmış zalimdir. Zalimin, nefs ,hırs ve zulüm ile bozduğu düzene minnet etmeyen, Xızırın aşkı ile biri kırka, kırkı bir’e birleyen canların sürdüğü yola aşk olsun.
Günümüzde Suriyede , ROJAVA ve Aleviler Katliam kıskacında
UMUT; Günümüzde, Suriyedeki Alevilerin maruz kaldığı katliamları da göz önüne getirirsek , sadece bu gün için değil, bir toplumsal savunma ve korunma kalkanı şeklinde, Sivil (Öz) Savunma sistemi örgütleyerek, kurumsal ve toplumsal olarak, bizde tecelli eden Xızırın yetişen eli , dar da ve zorda olanların Umudu olunabilinir. Hızır darda ve zorda kalana ancak bizim çabamız ve mücadelemizin rehberi olarak yetişebilir. Unutma en başta yol’un sahibi Sıırı sana ‘’Her ne arar isen kendin de ara’’, Sen seni bilirsen Hak u Xudasın, sen seni bilemezsen hak’tan Cüdasın’’ diyerek aşikar eylemiş. Zalimlerin hüküm ve hükümran olduğu bir dünyadayız. Daha dün Koçgiri, Dersim, Maraş, çorum, Sivas, derken, bugün yanı başımızda Suriyede alevi Canlara yönelik katliam ve saldırılar devam ediyor.
Geçmişte örgütlü olmadığımız için bu katliamlarda yeterince, bir birimize yetişip Xızır olamadık. Ama artık bunu değiştirmek ve mevcut kurumlarımız aracılığı ile zor ve dar zamanlarda destek ve kurtarıcı bir kurumsal hazırlık oluşturma zamanı gelmiş geçiyor.
XIZIRIN UZANAN ELİ; SİVİL(ÖZ)SAVUNMAYI ÖRGÜTLEYELİM
Sivil Savunma Nedir?
Sivil Savunma; savaş sırasında düşman saldırılara karşı, barış zamanında ise, her türlü doğal afet ve büyük felaketlere karşı,halkın can ve mal güvenliğini sağlamak ve kaybını en aza indirmek için yapılan silahsız, koruyucu ve kurtarıcı önlem ve çalışmalardır.
Sivil Savunma Neleri Kapsar: Gelişebilecek bir terör saldırısından, bir trafik kazasına, evde çıkacak bir yangından, büyük bir orman yangınına, bir sel felaketinden, büyük bir depreme, insan ve toplum hayatını kesintiye uğratan, can ve mal kaybına neden olabilecek tüm Afet ve acil durumlara karşı tedbirli ve hazırlıklı olma sivil savunma konusudur.
Sivil savunma kurumsal çalışmasının kuruluş, eğitim ve yönetim hizmetini veren uzman birimler veya kurumlar mevcuttur. Bu konuda , bu kurum ve birimlerden gerekli destek alınabilinir.
Konumuz ile ilgili olduğundan, Alevi Yazar İsmail Pehlivan’ın Sivil-Öz- Savunma konusundaki yazısına bir bakalım. Bunun her yerde imkan ve olanakları mevcuttur. Yeterki niyet edip, uygulamaya geçelim. Bu günümüzün en acil görevleri arasındadır.
İsmail Pehlivan ‘’Öz savunma neden acil bir görevdir?’’ diyerek şöyle açıklıyor:
‘’Kişilerde veya toplumsal yapılarda kendilerine yönelen her türlü tehdidi veya saldırıyı öz güçleriyle boşa çıkarma, bertaraf etme bilincinin ve yeteneğinin gelişmesi örgütlü olmaktan geçer. Bu yapılanmanın olmadığı zamanlarda nelerin yaşanacağını düşünmek istemiyorum. Bunu bilince çıkarmanın yolu, sistemli ve düzenli bir eğitim ve öğretim seferberliğidir.
Toplumsal yapıları temsil eden örgütlenmelerin, gelebilecek saldırıları ve tehlikelere karşı öz savunma örgütlenmesini devreye sokması bugün acil bir görev olarak görülmektedir.
Toplumsal varlıkların kendi güvenliğini sağlama durumu bugün daha da önem kazanmıştır. Varlığın kendini koruması, özgür kılması-kalması mücadelesi her geçen gün daha da zorunlu bir hal almıştır. Kişiye ve topluma kendini savunma, koruma, var etme, varlığını sürekli kılma bilincini verecek olan Alevi öncü kadrolar, böylesi bir çalışmanın hazırlığı içinde mi? Bilmiyorum.
Öz savunma örgütlenmesinde amaç;
Doğal Afetlere ve Toplumsal Felaketlere karşı hazırlıklı olmak.
-Kendini koruyabilen ve özgüveni yüksek bireyler yetiştirerek toplumu güçlendirmektir.
-Toplumsal şiddeti önlemek ve sonlandırmaktır.
-Şiddet anında en az zararla kendini güvende tutabilmektir.
-Tehlike anında kurtarıcı mücadele yöntemleri geliştirmektir.
-Kadroların sosyal iletişim kanalları aracılığıyla düzenli ve sistemli haberleşerek; gelen tehditlere ve şiddet olaylarına karşı hazırlıklı olmaları için oluşturulacak ağ aracılığıyla anında toplumsal dinamikleri harekete geçirmektir.
-Kalıcı, kullanılabilir ve etkili savunma teknikleri öğrenmektir.
-Sosyal yaşamda farklı bakış açıları geliştirerek farkındalık yaratmaktır.
-Aleviler, öz savunma örgütlenmesini kime karşı ve kiminle oluşturmalıdır?
-Kime karşı? Elbette ki ilkin devlete karşı, sonra dini suiistimal eden tarikat ve cemaatlere karşı oluşturmalıdır.
-Hatta siyasi iktidarların anti laik, anti demokratik saldırılarına karşı da güçlü bir muhalefet örgütlemelidir.
-Peki kiminle? Elbette ki etnik ve inanç kimliği ne olursa olsun; işçi sınıfıyla birlikte! Tarih insanlığa sınıf mücadelesinin nelere kadir olduğunu kanıtlamıştır. Alevi yoksulları, emekçileri, köylüleri sınıf kardeşleriyle birlik olduğunda hak alma mücadelesinin daha başarılı olduğunu görecektir.
-Bu amaçlara hizmet eden güçlü bir öz savunma örgütlenmesi ve gelecek saldırılara karşı toplumsal varlıkların en az zararla devamlılığı için nitelikli kadroların taşın altına elini koyması ve yola revan olması gerekmektedir.
-Toplumsal Alevi hareketinde bu güçlü yapının tez elden oluşturulması ve mücadele stratejisinin çizilmesi artık zaruridir.
Önümüzde bir Suriye örneği var ki ibretliktir. Öz savunma güçlerini oluşturan toplumsal varlıklar Selefi teröristlere teslim olmazken; örgütsüz ve hazırlıksız toplumsal yapıların teslim olmaktan başka bir seçenekleri olmamıştır.
Türkiye Alevileri olarak, Suriye Alevileri’nin örgütsüzlüğününden dolayı yaşadıkları felaketi deneyimlemenin vakti değildir.
Emperyalist sistem eliyle yürütülen Ortadoğu’daki bu vahşetin yönünün nerelere sıçrayacağını tahmin etmek çok da zor olmasa gerek.
Aleviler bu felaketin benzerlerini 1970’li yıllarda Maraş’ta, Çorum’da; 1993’de Sivas Madımak’ta, 1995’te Gazi’de yaşadı ve deneyimledi. Yeni felaketlere karşı hazırlıklı olmak için öz savunma örgütlenmesini yaparak, planlanan provokasyonlar boşa çıkarılmalıdır.
Alevilerin örgütsel yapıları işçi sınıfının örgütlü mücadelesi ile bütünleşerek ve onların örgütsel deneyimlerinden faydalanarak, güçlü bir öz savunma örgütlenmesini en kısa sürede yapılandırmakla toplumun özgüven duygusu da kamçılanacaktır.
Bu örgütlenme oluşturularak toplumsal güç birliğinin sağlanması, şaşırtıcı derecede kadroları hayrete düşürecektir. Bunu zamanında yaşadık ve gördük.
Alevi toplumu gelecek olan saldırıların ve felaketin bilincindedir. İş sadece güven arz eden öncü kadroların tutarlı ve ilkeli çalışmalarına kalmaktadır. Bilimin ışığında bilgi ile donanmış kadrolar toplumla buluştuğunda nasıl bir sevgi seli ile kucaklandıklarını göreceklerdir.
Tehlike kapıda… Alevi kadroları bireysel hırslarını, kişisel bekalarını bertaraf ederek; öz bilinçle toplumun varlığını gözeterek kolları sıvamak mecburiyetindedir. Yarın çok geç olabilir.
Bugün Siyasal Alevilik çığırtkanlığı yapan güruh Sünni toplumunu tahrik etmeye çabalıyor. Sünni toplumunun içinden çıkan Emevi İslam anlayışlı Selefi-Vahabi tarikat ve cemaatler pusuda bekleyerek; tahriklerin olgunlaşması için tepkileri ölçmektedirler. Selefi tarikat ve cemaatler örgütlü militanlara sahip.. Bu militanlar terörist ruhlu kişilerden oluşmaktadır. Bu teröristler pusuya yatmış, bir kıvılcım beklemektedirler.
Haydi!
Gelin canlar; bir olalım, iri olalım ki diri kalabilelim!
Aşk-ı muhabbetlerimle…’’
Evet Hızır/Xızır madem ki biz de bedenleşecek, o halde bir birimize Hızır olmanın sırrını çözüp aşikar edelim. ‘’HER NE ARAR İSEN KENDİNDE ARA’’ diyen Hakikat Ehli YOL rehberlerimiz, XIZIR’I da göstermişler.
Maraş Elbistanın Kaşanlı köyünden, Ozan Perişan Alinin dediği gibi;
‘’Gönül bir Saraydır, Sevgi Sultandır.
İnsanlar kendini bildiği zaman.
Ya xızır , Ya xızır, Ya xızır, Ya xızır
Canım Ya Xızır.
Gözü görenlere her yerde hazır.
Fakat kör olana ,ne yapsın Xızır.’’
Ne yazık ki, günümüzde Bir birinin Hızırı olmak yerine, Mehdi’yi bekler gibi HIZIR da beklenir olmuştur. Mana aleminin o kudreti, Mitolojinin doğadan yarattığı Hızır İlyas ile iç içe geçirilerek, ‘’Bin bir adı vardır, biri de Xızır’’ olan, Kudret-i Nur’un sırrının İnsanda ki, tecellisinden giderek uzaklaşmış ve bizde bedenleşecek Hızırı göremeyip, beklenir olunmuştur.
Artık Hızır olup yetişmek gerekmektedir.
Maşrıktan, Magribe Yol alan Xızır,
Gözler Yolda, Niyetler Dilde,
Umutlar Gönüllerde,
Unutma Ey Can, Car sende!, Ya Xızır
Himmet Sende,
Keramet Sende,
Bereket sende.
Canlar Cem olmuş Seni bekler. Ey Can, Yetiş Ya Xızır.
Aşk olsun, Özü Xızır, Sözü Xızır, İzi Xızır olana.
Ali Köylüce.
Car: Tellal ile duyurma, Tehlike halini bildirme, duyuru. Niyet etme, Yardım dileme,