bu yazı Alevilerin sesi http://aevilerinsesi.eu sitesinden alınmıştır.
Alevilerin sesi dergisi dergisi 25 Kasım kadına yönelik her türlü şiddetle uluslararası mücadele günü özel sayısında yayımlanan röportajda alevi hakikat yol sürücüsü Ana firaz Yalvaç yaptığı röportajda şunlara değindi ;
Uzun yıllardır yaşadığımız bölgede Nantes Alevi Kültür Merkezi’nde (Nantes AKM) hizmet yürütüyorum. Ayrıca FUAF – Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu bünyesinde, rızalıkla yol erkân hizmetlerinde yer alıyor; Cem erkânları, Hakk’a uğurlama, muhabbet ve gönül birleme, 40 lokmaları, anma gibi erkânlarda Yola olan bağlılığımı; anadilim, inancım, ilim ve bilimin ışığında gönülden yürütmeye çalışıyorum.
Aslında yol beni çağırmadan önce ben çoktan gönlümü ona bağlamıştım. İçimde hep bir yol aşkı, bir ikrar sevdası, derin bir çağrı vardı.
Bağlama çalıyor, Cem erkânlarında Cem aşığı hizmeti ediyordum. Ama gönlüm hep eksik olanın tamamlayıcısı olmak istiyordu. “Kadınsız bir yol eksiktir.” Bu düşünceyle, eksik olanı tamamlamak niyetiyle hizmete başladım.
El verdim, dil verdim, nefes verdim, gönül verdim. Çünkü biliyordum ki; yol sadece izlenerek değil, içinde olunarak yaşanır.
Yola ikrar verdim. Eğitim sürecinde yolun derinliğini bilen Pirler, yol ehl-i canlar, kadının bu inancın asli bir parçası olduğunu hisseden, yaşatanlar sadece destek değil, bana yoldaş oldular.
Cemlerde yüzlerce can bir aradaydı ama hepsinin dili aynı değildi.
Ve biliyordum ki her can, ibadetini kendi dilinde duyduğunda yüreği daha derinden titrer.
Şeyh Qaji’nin sözüyle: “Her thyrê zone xo waneno, her vas koka xo ser reweno.” (Her kuş kendi dilinde öter, her ot kendi kökünde biter.)
Ben de gerektiğinde anadilim Kırmancki ile hizmet etmeye karar verdim. Çünkü her can, inancını kendi diliyle duyma hakkına sahiptir.
Ana dilden dökülen her nefes, canların gönlüne dokunur. Kimi gözyaşıyla, kimi sessizce, kimi hâl diliyle bu hissiyatı paylaşır. O an anladım ki ben sadece bir hizmet yürütmüyorum; bir kalbe, bir hafızaya, bir hakikate dokunuyorum.
Alevilik, diğer semavi dinlerde olduğu gibi kadının yerinin olmadığı bir inanç sistemi değildir!
Alevilikte kadın-erkek eşitliği, inancın en temel özelliklerinden biridir. Alevi öğretisinde kadın ve erkek “insan” kimliğiyle eşittir; cinsiyet insanın değerini belirleyemez.
Yolumuzun öğretisinde cinsiyet ayrımı yoktur. Bu kadim inanç hiçbir zaman kadın-erkek, genç-yaşlı, zengin-fakir, küçük-büyük ayrımı yapmamıştır. Alevilikte can kavramı vardır.
Cem erkânlarımızda kadın ve erkek yan yana, eşit biçimde yer alır. Birlikte cem olur, semah döner, birbirine niyaz olur.
Yolun öğretisinde zaten Analar vardı ve hep de var olacaklar!
Pirimiz Başköylü Hasan Efendi’nin dediği gibi: “Yolun asıl sahibi Anadır, yol Anadan başlar.
”Anaların dili, yol dilidir; sevgi, itikat ve barış dilidir!…
“Yolda sorun yok, yolcularda sorun var.”
Bu kadim yol, Raa Heqî, doğa temelli bir inanca dayanır. Ancak zamanla büyük ölçüde zarar görmüş, asimilasyona uğramıştır. Bize ait olmayan kavramlar bu öğretiye girmiş, benimsetilmiştir.
Bu da bizi özümüzden uzaklaştırmıştır.
Kadının yoldaki yeri de bu süreçte değişime uğramıştır.
Tekçi ve egemen anlayış, inancımızı kadınsızlaştırmış, tek tipleştirmeye çalışmıştır.
Böylesi bir dönemde özümüze, kadim değerlerimize yeniden dönme ihtiyacı her zamankinden büyüktür!
Ne yazık ki kadınlarımızın önü daha evdeyken kapanıyor!
Kadın bilgi ve emeğiyle hak ettiği yere ulaşamıyor. Kurumlarda da benzer durum sürüyor; çoğu zaman kadın sadece mutfak ve temizlikle sınırlandırılıyor.
Bazı ocaklarda kimi pirler ne yazık ki analara hizmet alanı açmıyor. Kadının hizmeti rahatsızlık verici bulunuyor. Ama bu yolun yarısı kadındır, Anadır.
Zaman zaman hizmette geri plana atıldım, emeğimin görülmediğini hissettim. Ama “gönül kalsın, yol kalmasın” şiarıyla hizmetten geri durmadım.
Çünkü bu yol Hakk’a varan bir yoldur. Hizmet, aşk ile, gönül ile yapılır. Asimilasyona karşı özümüzü korumak, inancımıza ve dilimize sahip çıkmak benim için sadece görev değil, bir ikrardır
Coğrafyamızda yalnızca bir köyde bir değil, birçok ziyaret bulunur. Her biri bir hikâyeye, bir hakikate dayanır.
Dersim’de 366 ziyaret olduğuna inanılır ve bu ziyaretlerin yarısı kadın adlarıyla anılır.
Anaların, evliyaların, ermişlerin izidir onlar.
Ne yazık ki zaman içinde bu kutsal mekânlara da dokunulmuştur.
Kadınların adları silinmiş, yerine erkek isimleri yazılmıştır.
İnancımızın kadim mitolojisi bize ait olmayan anlayışlarla değiştirilmiştir.
Ama hâlâ o ziyaretlere varıp da
“Yaa Bağıra Sıpiye, Ana Buyere, Ana Xaskare, Jela Zalale, Ana Karsniye, Ana Barê, Ana Fatma, Qumriya Zerde, Ana Ovege, Jara Merxe…”
diye niyaz edenler, bu hakikati kalpten bilirler.
Ziyaret, sadece bir mekân değil; bir ana nefesi, bir halkın direnişidir!
Yol “Eline, diline, beline sahip ol” der. Bu söz, inancımızın ahlâk temelidir.
Yolun öğretisinde şiddet değil, rızalık esastır.
“Eline sahip ol”: Kimseye zarar verme, şiddet uygulama, haksız kazanç elde etme!
“Diline sahip ol”: Kimseyi sözlerinle incitme, yalan söyleme, kalp kırma!
“Beline sahip ol”: Rızaya, edebe, saygıya önem ver !
Bu kavramlar hem fiziksel hem duygusal şiddeti reddeder. Yolumuzun inancı, âlemdeki tüm canlılara şiddeti reddeder!
Şiddet, kadının ana yüreğine sığmaz. Kadın, anadır, canı yaşatandır.
Alevi kadınlar her zaman barıştan, sevgiden, güzellikten yana olmuştur…
Eskiden bir husumet çıktığında araya kadınlar girer, sözleriyle barışı sağlardı…
Alevilik özü itibarıyla bir barış yoludur. Bu yolda şiddetin, zorun, baskının yeri yoktur.
Bir kadın ve yol hizmetkârı olarak biliyorum ki: Barışın dili Anadır. Merhametin eli kadındır. Toplumun vicdanı da çoğu zaman kadınların yüreğinden geçer.
Şiddet yolu karartır, barış ise hakikatin ışığıdır…
Tarih boyunca, özellikle Dersim 1937–1938 Tertelesi ve diğer Alevi soykırımlarında kadınlar hem hedef hem araç haline getirilmiştir.
Kadınlar fiziksel, cinsel, ekonomik ve kültürel şiddete uğramış; kimlikleri, dilleri, inançları bastırılmıştır. Birçok kadın sürgün edilmiş, çocukları elinden alınmış, kutsallarından koparılmıştır…
Ama tüm bu yıkıma rağmen kadınlar, Alevi toplumsal belleğinin en güçlü taşıyıcıları olmuştur.
Evlerinde çerağını uyandırmış, lokmasını pişirmiş, ikrarını tutmuş, doğaya şükran sunmayı sürdürmüştür..
Kadınlar bizim hafızamızdır. Her Alevi Anasının yüreğinde bir direniş saklıdır!
Bugün Alevi toplumunda kadınlar özel alanda şiddete maruz kalıyorsa bu, inancımızın değil, ataerkil kültürün yansımasıdır.
Alevi toplumunun Cem’lerinde rızalık denetimi, kadın kurullarının güçlendirilmesi ve eğitimin öne çıkarılmasıyla bu şiddetin önüne geçilmelidir.
Barışı, sevgiyi ve adaleti hatırlatmak; her cana yolun özündeki eşitliği yeniden anlatmak gerekir.
Yola hizmet etmek; rızalık temelinde, ilim ve bilimi rehber edinerek,
Yol dilini kullanarak gönüllere dokunabilmektir.
Adaletli, barışçıl, sevgi dolu bir yaşamı benimsemek;
Yol’un özünü, dilini, öğretisini, hakikatini, inancını, ritüellerini, değerlerini, üslubunu ve edep erkânını canların gönüllerine taşımaktır.
Cem’lerde ve toplumda barışı, eşitliği ve adaleti yaşatmaktır.
Kadın-erkek ayrımı yapmadan her cana rızalılığı gözetmek, mazlumu korumak, küskünlerin gönlünü birlemek ve toplumu bir arada tutmaktır.
Aşk ile,
Firaz Yalvaç
