Yeni Bir Mutabakat

Dârına durduğumuz bu devr-i alemde, can veren Alevilik, yitirilen İslamiyet…
Zamanımızın gerçekliğine düşünce insan evladı; katledenlerin ve edilenlerin içinde yaşamı kutsayamıyor ne yazık. Gönül hanesi talan edilmiş, rızasız lokmalar boğaza dizilmişken, işte o an Medine Sözleşmesi düşüyor aklıma. O yarım kalan, o ihanete uğrayan toplumsal mutabakat…

Hakk’ın didarını insanda gören, ‘yetmiş iki millete bir nazarla bakmayan bizden değildir’ diyen o kadim Alevi hattının ikrarıyla bakıyorum dünyaya. Yezid’in yok etmeye çalıştığı toplumsal ahlakın soyunduğu o çıplaklık, cehennem ateşinde küle döndüğü o anın ortasındayız. Ben bittim ama dünya biterken de beni yakıyor. Karanlık, soğuk ve mevsimsiz, acımasız…

Donarak zaman duruyor; fakat dönüyor içimde o ‘an’, durmadan. Gözler hareketsiz, kan akmıyor, beden katı. Her şey duruyor sanki; sanki durmadan duruyor…
Kumsalda yatan o dilsiz bedeni, Aylan bebeği gördü dünya; denizin sağır tanıklığında, Oscar törenlerinin ışıltılı sessizliğinde izlediler bizi; Alevileri, Dürzileri ve Kürt’e karşı açılan o bitmeyen savaşı… Sadece çiğnenmedi bedenimiz, parçalandı; zaman zaman arabaların arkasında sürüklendi onurumuz.

Ama o tozlu yollardan, bu enkazın içinden yeni bir Sözleşme yükseldi. Bu sözleşme, ‘eline, beline, diline’ sahip çıkanların, rızasız bir yaşamı zül sayanların, incinse de incitmeyen ama haksızlığa eğilmeyen o ulu divanın onuruydu. Rızasız alınan her nefesin, rızasız girilen her toprağın yarattığı o derin rahatsızlığı, toplumsal bir ikrara dönüştürdük. Süryanilerin kadim duası, Hristiyanların sessiz çığlığı, Arapların ve Türkmenlerin bu ortak sofradaki onuruyla birleşti bu ikrar.

Rojava, o unutulan Medine Sözleşmesi’nin etten ve kemikten yeniden doğuşu oldu; Yezid’in karanlığına karşı, kadının saç tellerinden örülen bir yaşam iradesi. Bu iradenin soluğu, sınırları yırtan o sarsılmaz duruşta vücut buldu: Deniz Heval oldu adı. Dünya bizi çiğneyip geçerken, biz o toprağa düşen her candan yaşamak isterken delicesine; alınan her nefeste, yeryüzüne düşen her gözyaşında o kutsallığa sığındık. Binlerce yıldız sardı etrafımızı; Zarife’nin parmakları, Sakine’nin gülüşü ve Deniz Heval’in kararlılığıyla yeryüzünde yükseldi o çığlık:

“Jin, Jiyan, Azadî!” Evrensel bir insanlık mutabakatı çıkardık bu yangından. Sonsuz bir bakış, anneye son kez sarılan o küçük bedenin bıraktığı o ağır ve kutsal mirasın ahında mühürlendi zaman.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazarın Diğer Yazıları

İlgili Yazılar

İkrar: Evrensel Yasa, Cem ve Varlığın Birliği

Evrenin yasası, en temelde İkrar’a bağlıdır. Kâlû Bela’dan bu yana, tüm varlıklar bu İkrar ile var olur ve çemberi noksansız bir şekilde devam ettirir....

Asli Mekân İkrarın Kendisidir: Alevilikte Dil ve Kimlik Felsefesi

İnsanın Sözü, İnancın Yolu İnsan özne olarak varlığının farkına vardığı an, Dili ile bir bütünlüğe bürünür. Dil, sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda öznenin...

Dâr’a Duruş: Sözün Bedeli, Hakk’ın Didâr’ı

"Hakk’ın divanında Cem meydanında Dâr didâr olmak." Bu çağrı, yola gelen her canın en zorlu yüzleşmesidir. Zira can, dara durduğunda bilir ki; yola verilen...