Baba Tahir Üryan – Kürt Alevi Hakikatinin Kadim Sesi

“Kürt geceledim, Arap uyandım”

Baba Tahir Üryan, 10. yüzyılın sonları ile 11. yüzyılın başlarında yaşamış Kürt Alevi bir halk bilgesi, ozan, derviş ve hakikat arayıcısıdır.

Kürt Aleviler için yalnızca geçmişte yaşamış bir şair değil, yaşayan bir hafıza, konuşan bir vicdan ve yol gösteren bir ışıktır.

Şiirleri, Yarsanların kutsal metni sayılan Serencam’da yer alır. Bu da onun yalnızca bir şair değil, aynı zamanda bir inanç önderi olduğunu gösterir.

Batılı araştırmacılar tarafından Kürtlerin Ömer Hayyam’ı olarak anılsa da, Baba Tahir Üryan Ömer Hayyam’dan yaklaşık yüz elli yıl, Yunus Emre ve Mevlana’dan ise yaklaşık iki yüz yıl önce yaşamıştır.

Yani tasavvuf şiirinin Kürt Alevi damarındaki en erken büyük seslerden biridir.

Baba Tahir Üryan’ın doğum ve hakka yürüme tarihleri kesin değildir. Ancak genel kabul, 940 ile 1020 yılları arasında, bazı kaynaklara göre ise 971 ile 1055 yılları arasında yaşadığı yönündedir.

Kendi bir dubeytisinde “Bizi yarattığın o günden beri, günahtan başka bir şey görmedin. Ey Allah’ım, sekiz ve dördünün aşkına! Benden kusurdan başka gördün mü? Görmedin.”

Bu şiirdeki sekiz ve dört rakamları yan yana getirildiğinde ortaya çıkan 84 sayısı, Baba Tahir’in yaşını vermektedir.

İran’ın Loristan Hemedan bölgesinde doğmuş, bu topraklarda yaşamış ve yine bu topraklarda hakka yürümüştür.

Bu coğrafya yalnızca bir yer değildir. Bu coğrafya, binlerce yıldır Kürt halkının, kadim inançların, Aleviliğin, Yarsanlığın, Zerdüşti izlerin, doğa merkezli yaşamın mayalandığı bir hafızadır.

Bugün türbesi, Hemedan’ın kuzeyinde, Bûn-i Bazar mahallesinde küçük bir tepe üzerinde bulunmaktadır.

Baba Tahir Üryan, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’le aynı çağda yaşamıştır.

Kaynaklara göre Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, Hemedan’a girdiğinde buradaki üç büyük şahsiyeti ziyaret etmek istemiştir.

Bu zatlar: Baba Tahir Uryan, Baba Cafer ve Baba Hamşad’dır.

Baba sıfatlarından anlaşılan şudur ki, bu üç büyük zat da Kürt’tür ve bu bölgede yaşayan Kürtlerin Ehl-i Hak yani Yarsan inancına mensupturlar.

Baba Tahir’in hayatıyla ilgili kaynaklarda onun sokaklarda çırılçıplak gezdiği ve bu nedenle kendisine uryan lakabının verildiği, meczup denildiği belirtilmektedir.

Ama bu çıplaklık, yalnızca fiziksel değildir. Bu, dünyevi bağlardan arınmışlığın, hakikat karşısında savunmasızlığın, hiçbir kabuğa sığınmamanın sembolüdür.

Baba Tahir’in felsefesi, modern dünyada çökmüş olan felsefeyle kıyaslandığında bambaşka bir yerde durur.

Modern dönemle birlikte felsefe, analitik, emprik, pozitivist mantığa indirgendiği için iflas etmiştir. Artık felsefe bilgi sevgisi değildir.

Hele hele geç kapitalistleşen ve pozitivist depremin şoklarını yeni hisseden Ortadoğu toplumları için felsefe, dini ve manevi geleneklerle mücadele etmenin, onları tasfiye etmenin bir aracına dönüştürülmüştür.

Oysaki kadim dönemlerde felsefe hikmet olarak tanımlanmıştır.

İlk Müslüman filozof kabul edilen el-Kindi’ye göre felsefe hikmet sevgisidir.

On ikinci yüzyılın büyük Kürt düşünürü ve İşrak filozofu olan Şihabeddin Sühreverdi de felsefeyi en yüce ve ilk hikmet olarak ele alır ve felsefeyi asla irfanın dışında düşünmez.

Aynı şekilde on üçüncü yüzyılda İşrakiliğin ilk yorumcusu ve yine büyük bir Kürt düşünür olan Şemseddin Şehrezuri de aynı tavra sahiptir.

Felsefe ve irfanın birlikte oluşu, Kürt düşünce tarihinin karakteristik bir özelliğidir.

Baba Tahir Uryan, on birinci yüzyılda yaşamış, fikirleriyle, tasavvufi felsefi görüşleriyle, dubeytileriyle yani çift beyitleriyle, çarinleriyle yani rubaileriyle tarihe damga vurmuş büyük bir Kürt şahsiyettir.

Şiirlerini Kürtçe’nin Luri ve Gorani lehçesiyle yazmıştır.

Bu çok önemlidir. Çünkü Baba Tahir, egemenin diliyle değil, halkın diliyle konuşmayı seçmiştir.

O, sarayların şairi değildir. O, sultanların, halifelerin, iktidar sahiplerinin şairi değildir.

O, yoksulların şairidir. Dağların şairidir. Sürgünlerin şairidir. Mazlumların şairidir.

Baba Tahir Üryan’ın şu sözü, Kürt Aleviler için bir anahtardır:

Kürt geceledim, Arap uyandım.

Bu söz, bir halkın başına gelen felaketi anlatır.

Gece kendi diliyle yaşayanların, sabah başka bir dilde konuşmaya zorlanmasını anlatır.

Gece kendi inancıyla nefes alanların, sabah başka bir inancın kalıplarına sokulmasını anlatır.

Yani asimilasyonu anlatır. Yani zorla dönüştürülmeyi anlatır.

Kürt Aleviler, bu sözü kendi tarihlerinde defalarca yaşadı.

Dil yasaklandı. İnanç yasaklandı. Ocaklar dağıtıldı. Pirler asıldı. Toplu katliamlarla, sürgünlerle, inkarla yüz yüze kalındı.

Baba Tahir’in sözü, işte bu tarihsel acının şiirleşmiş halidir.

Ama bu söz aynı zamanda şunu da söyler:

Hakikat yok olmaz. Bazen susar. Bazen gizlenir. Bazen kabuk değiştirir. Ama ölmez.

Baba Tahir’in şiirlerinde aşk vardır.

Ama bu aşk, yalnızca bir kadına ya da bir erkeğe duyulan sevgi değildir.

Bu aşk, hakikate duyulan aşktır. İnsana duyulan aşktır. Doğaya duyulan aşktır. Özgürlüğe duyulan aşktır.

Baba Tahir’e göre aşk, insanı yakar. Ama bu yanış, insanı yok etmez. Bu yanış, insanı arındırır.

Aşık, canından korkmaz. Zincirden korkmaz. Zindandan korkmaz.

Çünkü asıl korku, hakikatten kopmaktır.

Bu anlayış, Aleviliğin özüdür.

Kul ile Hak arasına hiçbir aracı koymamak. Ne şeyh, ne halife, ne sultan. Doğrudan Hak’la yüzleşmek.

Eline sahip ol. Beline sahip ol. Diline sahip ol.

Bu üç ilke, yalnızca ahlaki öğüt değildir. Bu üç ilke, aynı zamanda politik bir duruştur.

Zulme bulaşma. Hırsı kutsallaştırma. Yalana teslim olma.

Bu yol, yüzyıllar boyunca ocaktan ocağa, dilden dile taşınmıştır.

Baba Tahir’in etkisi sadece şiirle sınırlı değildir.

Kendisinden sonra gelen Ömer Hayyam, Aynü’l Kudat Hemedani, Mevlana, Yunus Emre, Feqiyê Teyran, Melayê Cıziri, Ehmedê Xani gibi birçok düşünür ve şairi derinden etkilemiştir.

Batılı araştırmacılar onu sıkça Kürtlerin Ömer Hayyam’ı diye tanımlar.

Hatta Doğu Bilimci Fitzcerald şöyle der: Baba Tahir, Ömer Hayyam’dan daha üstündür.

O devrin evliyalarından Ata, Celaleddin-i Rumi ve Hafız Şirazi gibi olanlar dahi Baba Tahir’in Ömer Hayyam’dan daha üstün olduğunu söylemişlerdir.

Peki, böylesi büyük bir Kürt Alevi bilgesi, neden bugün Türkiye’de yeterince tanınmaz?

Çünkü Alevilik, bilinçli biçimde yeniden tanımlanmak istenmiştir.

Türkçü ulusalcı anlayış, Aleviliğin kadim tarihini, çok katmanlı inanç yapısını, Kürt Alevi köklerini yok sayarak, yeni bir Alevilik yaratma misyonu üstlenmiştir.

Amaç yalnızca görmezden gelmek değildir. Amaç, tarihi ters yüz etmektir.

Amaç, Aleviliği binlerce yıllık hakikat yolundan koparıp, devletle uyumlu, zararsız, denetimli bir kimliğe dönüştürmektir.

Bu yüzden Türk şairleri, bilgeleri Yunus Emre, Hacı Bektaş, Pir Sultan gibi isimler öne çıkarılırken, Baba Tahir Üryan gibi Kürt Alevi hafızasını temsil eden öncüler bilinçli biçimde karartılmıştır.

Bu bir unutkanlık değildir. Bu, sistemli bir tarih mühendisliğidir. Bu, asimilasyonun en derin biçimidir.

Baba Tahir Üryan’ın bilinmemesi, baskının ve inkarın sonucudur.

Bugün Baba Tahir Üryan’ı yeniden konuşmak, yalnızca bir şairi anlatmak değildir.

Bu, Kürt Alevi kimliğini savunmaktır. Hakikati savunmaktır. Kadim inançları savunmaktır. Hikmet geleneğini savunmaktır.

Baba Tahir Üryan, Kürt Alevilerin hafızasıdır.

O, irfan geleneğinin ana kaynağıdır.

O, modern dünyanın akıl putlaştırmasına karşı hikmetin sesini yükselten bilgedir.

O, hakikatle aklın arasındaki köprüdür.

O, kalbin ve aklın sentezini kuran öncüdür.

Kürt Aleviler, onun sesi de yaşayacaktır.

Onlar konuştukça, onun hikmeti de konuşacaktır.

Onlar direniş sürdükçe, onun yolu da sürecektir.

Aşk ile.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazarın Diğer Yazıları