Kriz Kıskacında Türkiye: Siyasal Tıkanma ve Demokratik Alternatif

Türkiye siyaseti derinleşen bir çıkmazın içinde. Bu çıkmaz yalnızca mevcut sorunları büyütmüyor, aynı zamanda yeni riskler ve yeni siyasal kırılmalar yaratıyor. Kürt sorununun çözümsüzlüğü, ekonomik ve siyasal alandaki yönetememe kriziyle birleşerek egemen yapıların krizini daha da derinleştiriyor.

Bu krizden çıkış iddiasıyla ortaya çıkan başkanlık sistemi ise beklenen sonucu üretmedi, aksine siyasal ve toplumsal krizleri daha da yoğunlaştırdı. Böylece sistem, çözüm üretmek yerine kriz üreten bir yapıya dönüştü.

Otokratik ve monarşist eğilimlerle iktidarını sürdürmeye çalışan milliyetçi-İslamcı yönetim, giderek demokratik alanlardan uzaklaşıyor. Bir dönem kullandığı özgürlükçü söylemler ve maskeler çoktan geride kaldı; yerine daha açık biçimde otoriter, merkeziyetçi ve gerici bir siyasal karakter ortaya çıktı.

Bu süreçte emperyalist ve sermaye desteğinde de dalgalanmalar yaşanıyor. Kriz derinleştikçe iktidarın toplumsal meşruiyeti zayıflamakta, ikna gücü ve inandırıcılığı geriliyor. Faşizan karakter, bu zayıflamaya karşılık olarak daha fazla şiddet, baskı ve kontrol mekanizmasına yöneliyor.

Ancak bu yöntemler, sistemin çelişkilerini çözmek yerine daha da görünür hale getiriyor. İnkarcı ve tasfiyeci zihniyet özü itibarıyla değişmedi; yalnızca biçim değiştirdi, yeni söylemlerle kendisini yeniden üretmeye çalışıyor.

Burada temel sorun şudur: Değişemeyen ve demokratikleşemeyen iktidar yapısı, giderek daha da “ucubeleşen” bir siyasal forma dönüşüyor. Bu yapı, kendisini yeniden pazarlama çabası içinde; fakat toplumsal gerçeklik bu çabayı sürekli boşa düşürüyor.
Kürt sorunu bağlamında yarım asrı aşan çatışmalı süreç, zaman içinde siyasal çözüm ve barış ihtimalini daha görünür kıldı. Bu durum, aynı zamanda mevcut iktidar blokunun gerçek karakterini açığa çıkaran bir rol oynadı.

Resmi ideolojinin Kürt inkarına dayalı militarist politikaları, yalnızca sorunu büyütmedi; aynı zamanda siyasal krizi derinleştirdi. Bu kriz; ekonomik bozulma, yoksullaşma, toplumsal çürüme, adaletsizlik ve kurumsal yozlaşmayla birlikte çok boyutlu bir yapıya dönüştü.
Bugün gelinen noktada gerici-faşist iktidar, toplumsal desteğini önemli ölçüde kaybetmiş durumda. Buna rağmen, demokratik ve devrimci güçlerin zayıflığı ile düzen muhalefetinin güçlü bir alternatif yaratamaması, mevcut iktidarın varlığını sürdürmesine imkan tanıyor.

Düzen muhalefetinin sınırları

Düzen muhalefeti ise, mevcut sistemin ideolojik ve siyasal sınırlarının dışına çıkmakta zorlanıyor. Bu nedenle toplumda gerçek bir alternatif algısı oluşturamıyor. Sağ ve sol varyasyonlarıyla birlikte düzen muhalefeti, iktidar olma potansiyeline sahip olmasına rağmen bu potansiyeli siyasal bir güce dönüştürmeyi beceremiyor.

Bu durumun nedeni birden fazla: Politik tutarsızlıklar, stratejik zayıflıklar, içeriden çürüten yolsuzluk, yaşam duruşları, güven vermeme, güçlü program ve pratiğe sahip olmama ve kirli ittifak ilişkileri şeklinde birçok sebep sıralanabilir. Bu nedenle düzen muhalefeti, zaman zaman iktidara yaklaşsa da kalıcı bir dönüşüm yaratmayı başaramıyor.

Düzen solu olarak ifade edilen CHP’de ifade bulan Kemalist çizgi, özellikle “devleti koruma” refleksi üzerinden hareket ediyor. Bu yaklaşım haliyle, değişim dinamiklerini sınırlayan ve demokratikleşme sürecini yavaşlatan bir rol oynuyor.

Devlet merkezli bu siyaset anlayışı, toplumsal dönüşüm ihtiyacını çoğu zaman geri plana itiyor; böylece mevcut sistemin yeniden üretimine dolaylı olarak katkı sunuyor, sunmayı da sürdürüyor.

Bu nedenle Kemalist siyaset, kendisini bir değişim aktörü olarak sunmaya çalışsa da pratikte sistemin sınırlarını aşmakta zorlanıyor.
Düzen muhalefeti yanında kendini farklı isimlendiren reformist sol hareketler ise çoğu zaman sistem içi siyaset alanına angaje oluyor, dönüşüm iddiasını pratikte sürdüremiyor. Bu angajman, bağımsız siyasal hattın zayıflamasına ve devrimci-demokratik dinamiklerin etkisizleşmesine yol açıyor.

Bu süreçte devrimci potansiyel taşıyan toplumsal dinamikler ya sistem içi tartışmalara sıkışıyor ya da etkisizleştiriliyor. Böylece değişim enerjisi parçalanıyor ve bütünlüklü bir siyasal hat oluşamıyor.
Bu tablo içerisinde DEM Parti ve devrimci-demokratik güçler, önemli bir t

Toplumsal potansiyel taşıyor. Ancak bu potansiyel, örgütsel dağınıklık ve ortak siyasal irade eksikliği nedeniyle yeterince etkin bir güce dönüşemiyor.

Bu yüzden; toplumsal değişim talebinin farklı bileşenleri birbirinden kopuk şekilde varlığını sürdürüyor. Bu parçalı yapı, ortak bir siyasal merkez oluşmasının önünde engel teşkil ediyor.

Bu koşullar altında Türkiye’de “üçüncü yol” olarak ifade edilen demokratik siyaset hattı daha da önem kazanmış durumda. Çünkü bu hat, ne iktidarın otoriter yapısına ne de düzen muhalefetinin sınırlı siyasal çerçevesine mahkûm olmayan bir alternatif üretme iddiası taşıyor.

Ancak bu iddianın hayata geçebilmesi için en temel ihtiyaç, parçalı direniş dinamiklerinin ortak bir siyasal zeminde buluşturulmasıdır.

Demokratik birlik zorunluluktur

Türkiye’de farklı toplumsal kesimler tarafından geliştirilen çok sayıda direniş hattı var. Kadın hareketi, işçi mücadeleleri, ekoloji direnişleri, gençlik hareketleri, yoksulluk karşıtı tepkiler ve demokratik Kürt hareketi bu dinamiklerin başlıcalarıdır.

Ancak bu direnişler ortak bir siyasal çatı altında birleşemediği için etkileri çoğunlukla sınırlı. Her bir mücadele kendi alanında güçlü bir enerji üretse de, bu enerji birleşik bir güce dönüşemiyor.

Bu parçalı yapı, iktidarın baskı politikalarını daha rahat uygulamasına zemin hazırlıyor. Çünkü dağınık direnişler, merkezi bir karşı koyuş hattı oluşmasını sağlayacak kadar güçlü değil.
Bu nedenle demokratik birlik, bir tercih değil tarihsel bir zorunluluk haline geldi. Bu birlik; isim olarak “demokratik cephe”, “antifaşist cephe” ya da “özgürlük ve demokrasi cephesi” şeklinde tanımlanabilir. Ancak esas olan isim değil, içeriktir.

Bu birlik; emekçileri, ezilenleri, kadınları, gençleri, ekoloji hareketini ve tüm demokratik toplumsal kesimleri kapsayan geniş bir mücadele hattı olmalıdır.

Bu hattın temel amacı, faşist baskılara karşı ortak bir direnç merkezi oluşturmak ve demokratik siyaseti yeniden kurmaktır.

Birlik modeli ve ilkeler
Oluşturulacak birlik;
a) En geniş toplumsal kesimleri kapsamalı
b) Ortak asgari talepler etrafında birleşmeli
c) Örgütsel dar hesaplardan uzak durmalı
d) Demokratik işleyiş ve şeffaflık temelinde kurulmalı.

Oluşturulacak birlik iç tartışmaları çoğaltmaya değil, faşist baskılara karşı mücadeleye yönelmelidir. Başlıklar halinde verdiğimiz bu kriterler asgari olarak uygulanabilirse birlik süreci gelişecektir. Birliğin gelişmesi ihtiyaçtır çünkü devrimci-demokratik güçler bu süreçte belirleyici bir rol üstlenmeli, düzen içi siyasal aktörlere yedeklenmeden bağımsız bir hat oluşturmalıdır.

Birlik anlayışı, farklı devrimci geleneklerin deneyimlerinden de beslenmelidir. Geçmiş süreçlerde Türkiye devrimci hareketinin ve dünya devrim hareketlerinin yaşadıkları yol göstericidir. Devrimin ustaları olan Lenin’in örgütlenme ve mücadelede birlik vurgusu, Mao’nun geniş cephe anlayışı ve Rosa Luxemburg’un demokratik tartışma ile mücadele arasındaki ilişkiye dair yaklaşımı, bugün için önemli tarihsel referanslar sunuyor.

Bu perspektif, farklılıkların bastırılması değil, ortak mücadele zemininde birleştirilmesi gereğidir.

Neden birlik?

Çünkü Türkiye’de yaşanan kriz derinleşiyor. Ekonomik çöküş, siyasal tıkanma ve toplumsal gerilim birlikte ilerliyor. Buna karşılık toplumda güçlü bir değişim ve barış talebi de varlığını sürdürüyor. Bu koşullar altında demokratik birlik, yalnızca siyasal bir seçenek değil, tarihsel bir zorunluluktur.

Faşizme karşı ortak mücadele hattının kurulması, toplumsal direnişlerin birleştirilmesi ve demokratik siyasetin yeniden inşası ve barış bugün en temel görevdir.

Halkların geleceği; dağınık direnişlerin birleşmesine, ortak bir iradenin oluşmasına ve üçüncü yol siyasetinin güçlenmesine bağlıdır.

Yol ve rota bellidir: Ya bu süreçte ya parçalı kalınacak ve giderek artacağı açık olan baskılarla halkların geleceği karartılacak ya da demokratik birlik inşa edilecek halkların umudu ve özlemi olan barışa ve özgürlüğe kavuşulacak.

Ergin doğru

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazarın Diğer Yazıları

İlgili Yazılar

Bolu Belediyesi’ndeki taciz Meclis gündeminde

HDP’li Ayşe Acar Başarır, Bolu Belediyesi’nde yaşanan taciz iddialarıyla ilgili soru önergesi verdi. Başarır, ‘Sorumlular hakkında bir yaptırım uygulayacak mısınız?’ diye sorduDUVAR – HDP Batman...

Hasta tutuklu Abdulkadir Kuday ‘ölümün kıyısında’

Ağır hasta tutuklu Abdulkadir Kuday’ın sağlık durumuna ilişkin konuşan Salih Kuday kardeşinin durumuna ilişkin ‘Abdulkadir ölümün kıyısında’ dedi Mêrdîn’de 6-8 Ekim 2014 Kobanê eylemleri sırasında...

Sivas Katliamının 33. Yılında Üç Şehirden Anma Etkinlikleri

33 yıl önce Sivas'ta yaşanan acı olayın yıl dönümünde, İzmir, Antalya ve Dersim'de çeşitli anma etkinlikleri düzenlendi. Alevi kurumları, bu etkinliklerde katliamı unutmamak ve...