Son kırk yıl, Alevi tarihinin en önemli toplumsal uyanış dönemlerinden birine tanıklık etti. Yüzyıllar boyunca inkâr edilen, ötekileştirilen, katliamlarla, sürgünlerle ve asimilasyon politikalarıyla kendi köklerinden koparılmak istenen biz Aleviler, örgütlü mücadelemiz sayesinde yeniden kendi hakikatimizle buluştuk. Bu uyanış yalnızca Alevileri örgütlenmesi ve yeni cemevlerinin açılması ya da yeni derneklerin kurulması değildir. Asıl büyük dönüşüm; toplumsal hafızamızın yeniden canlanması, kimliğimizle, yolumuzla ve ikrarımızla yeniden buluşmamız.
Bir dönem korkudan kimliğini gizlemek zorunda bırakılan milyonlarca Alevi, artık çocuklarına Alevi olduğunu anlatıyor; Pir Sultan Abdal’ı, Hünkâr Hacı Bektaş Veli’yi, Şah Hatayi’yi, Baba İshak’ı, Seyit Rıza’yı, Madımak’ta yitirdiğimiz canları ve Dersim Tertelesi’ni kendi tarihinin ayrılmaz parçaları olarak sahipleniyor. Dün üzeri örtülmek istenen hakikatler, bugün örgütlü Alevi uyanışıyla birlikte yeniden gün yüzüne çıkıyor.
Bu uyanışın en önemli kazanımı ise, Alevilerin artık kendileri adına başkalarının konuşmasını kabul etmemeleridir. Geçmişte Alevilik hakkında kararlar verenler vardı; bugün ise Aleviler kendi kurumlarıyla, kendi yol önderleriyle ve kendi örgütlü iradeleriyle söz söylemektedir. İşte bu nedenle örgütlü Alevi hareketi yalnızca bir sivil toplum ve inanç örgütlenmesi değildir; aynı zamanda Alevi toplumunun hafızasının, onurunun ve geleceğinin güvencesidir.
Tam da bu nedenle bugün Hacıbektaş etrafında yaşanan tartışmaları yalnızca iki farklı etkinlik ya da iki ayrı organizasyon olarak değerlendirmek büyük bir yanılgı olur. Bugün yaşanan tartışmanın özü, Aleviliğin kendi öz iradesiyle mi yaşayacağı, yoksa devletin çizdiği sınırlar içinde yeniden tanımlanmış bir inanca mı dönüştürüleceği sorusudur.
Biz Aleviler için Hacı Bektaş Veli Dergâhı yalnızca tarihî bir yapı değildir. Serçeşme; yolumuzun kaynağıdır. İnancımızın ortak hafızasıdır. Rızalık düzenimizin en güçlü sembolüdür. Bu nedenle Serçeşme üzerinde yürütülen her tartışma, aslında Alevi toplumunun geleceği üzerine yürütülen bir tartışmadır.
Bugün AKP–MHP iktidar blokunun, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla Hacıbektaş’ta alternatif etkinlikler düzenlemesi de yalnızca bir organizasyon meselesi değildir. Bu girişim, uzun yıllardır sürdürülen asimilasyon politikalarının yeni bir halkasını oluşturmaktadır. Amaç, Alevi toplumunun kendi örgütlü iradesini zayıflatmak; Hünkâr’ın mirasını devletin belirlediği sınırlar içine hapsetmek ve Aleviliği kendi tarihsel köklerinden kopararak “makbul” bir inanç anlayışına dönüştürmektir.
Oysa biz biliyoruz ki Alevilik ne bir devlet projesidir ne de bürokratik kararlarla tanımlanabilecek bir inançtır. Alevilik; ikrardır, rızalıktır, hakikattir, cemdir, yol kardeşliğidir. Alevilik, devletin tanımladığı değil; yüzyıllardır canların yaşayarak bugüne taşıdığı kadim bir yol öğretisidir. Bu nedenle bugün Hacıbektaş’ta yaşanan saflaşma, yalnızca iki etkinlik arasındaki bir tercih değildir. Bu saflaşma, örgütlü Alevi iradesiyle devlet eliyle oluşturulmak istenen Alevilik anlayışı arasındaki tarihsel saflaşmadır.
1826’dan Günümüze Serçeşme Üzerindeki Müdahaleler Değişti, Ama Amaç Değişmedi
Biz Aleviler tarihimize baktığımızda açık bir gerçeği görürüz: Egemenler, Aleviliği hiçbir zaman yalnızca inanç farklılığı olarak görmediler. Çünkü Alevilik; rızalığa dayanan toplumsal örgütlenmesiyle, kadın-erkek eşitliğini esas alan anlayışıyla, insanı merkeze koyan felsefesiyle ve iktidarı sorgulayan öğretisiyle her dönem tekçi devlet anlayışının karşısında durmuştur. Bu nedenle Alevilere yönelik baskılar yalnızca inançlarımızı yasaklamayı hedeflemedi. Asıl amaç, Aleviliğin kendi kendisini yeniden üretme kaynaklarını ortadan kaldırmaktı. 1826 yılında Bektaşi dergâhlarının kapatılması bunun en açık örneklerinden biridir. Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın başına Nakşî şeyhler atanması yalnızca bir yönetim değişikliği değildi. O gün hedef alınan, Serçeşme’nin iradesiydi. Çünkü egemenler çok iyi biliyorlardı ki, Serçeşme özgür kaldığı sürece Alevilik de özgür kalacaktır.
Aradan iki yüz yıl geçti. Bugün artık dergâhların kapılarına kilit vurulmuyor. Dedeler sürgüne gönderilmiyor. Ama çok daha farklı ve çok daha incelikli bir yöntem uygulanıyor. Artık Alevilik yasaklanmıyor.Alevilik yeniden tanımlanmak isteniyor. İşte asimilasyonun en tehlikeli biçimi de budur. Çünkü bir inancı doğrudan yasaklamak, o inancın direnişini de büyütür. Ama onu kendi özünden kopararak başka bir kimliğe dönüştürmeye çalışmak, çok daha uzun vadeli ve sonuç alıcı bir politikadır. Bugün Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tam da bu anlayışın ürünüdür.
Bizim itirazımız yalnızca yeni bir kurumun kurulmasına değildir. İtirazımız, Aleviliğin devlet tarafından tanımlanmak istenmesine yöneliktir. Çünkü Alevilik devletin tanımlayacağı bir inanç değildir. Alevilik devletin atayacağı temsilcilerle yaşayacak bir yol değildir. Alevilik, yüzyıllardır kendi rızalık sistemi içinde yaşayan, kendi dedesini, anasını, pirini, rehberini kendi yetiştiren; cemini, erkânını ve inanç merkezlerini kendi iradesiyle var eden kadim bir öğretidir.
Devletin görevi Aleviliği yeniden biçimlendirmek değildir. Devletin görevi, bütün inançlar karşısında tarafsız olmak ve eşit yurttaşlık ilkesini hayata geçirmektir. Ne yazık ki bugün yapılan bunun tam tersidir. Bir yandan cemevleri hâlâ Alevilerin ibadethanesi olarak eşit hukuki statüye kavuşturulmazken, Hacı Bektaş Veli Dergâhı başta olmak üzere birçok dergâh Alevi toplumunun inançsal iradesine teslim edilmezken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları uygulanmazken; diğer yandan Aleviliğin nasıl yaşanacağına ilişkin yeni bir resmî model oluşturulmaya çalışılmaktadır.
İşte bugün Hacıbektaş’ta yaşanan tartışmanın özü de burada yatmaktadır. Sorun yalnızca 15-16 Ağustos’ta alternatif bir program düzenlenmesi değildir. Sorun, Alevi toplumunun ortak iradesinin karşısına devlet destekli alternatif bir temsil anlayışının çıkarılmasıdır. Bu nedenle bizler açısından mesele bir organizasyon meselesi değildir. Bu mesele, Alevi toplumunun kendi geleceğini kendi iradesiyle belirleme hakkı meselesidir. Tam da bunun için demokratik Alevi kurumlarının ortak tutumu tarihsel bir önem taşımaktadır. Çünkü bugün savunulan yalnızca bir etkinlik değildir. Savunulan; Serçeşme’nin iradesidir. Yolun değerleridir. Aleviliğin kendi öz kökleri üzerinde yaşama hakkıdır.
Serçeşme’ye Sahip Çıkmak Geleceğimize Sahip Çıkmaktır
Biz Aleviler için Hacı Bektaş Veli Dergâhı yalnızca geçmişimizin hatırası değildir. Orası geleceğimizdir. Orası ortak hafızamızdır. Orası yolumuzun kalbidir. Bu nedenle Serçeşme’ye sahip çıkmak; yalnızca bir mekâna sahip çıkmak değil, yolumuza, ikrarımıza, hakikatimize ve geleceğimize sahip çıkmaktır.
Bu yıl 16-17-18 Ağustos tarihlerinde Hacıbektaş’ta buluşacak binlerce can, yalnızca Pir Hünkâr Hacı Bektaş Veli’yi anmayacaktır. Aynı zamanda iki yüz yıldır sürdürülen inkâr, vesayet ve asimilasyon politikalarına karşı, “Biz buradayız; yolumuza, dergâhlarımıza ve örgütlü irademize sahip çıkıyoruz” diyecektir.
Bugün tarafsız kalınacak bir gün değildir. Çünkü konu yalnızca iki farklı etkinlik arasındaki bir tercih değildir. Mesele; yolumuza, Serçeşme’mize, örgütlü Alevi irademize ve geleceğimize sahip çıkma meselesidir.
Bizim safımız da yerimiz de bellidir.
Bizim yerimiz; Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin yolu, Pir Sultan Abdal’ın direnci ve demokratik Alevi hareketinin ortak iradesinin yanıdır. Bizim safımız; eşit yurttaşlıktan, laiklikten, demokrasiden, halkların kardeşliğinden, kadın-erkek eşitliğinden, doğanın korunmasından ve Aleviliğin kendi öz iradesiyle yaşatılmasından yana olanların safıdır. Bu nedenle yoluna ve ikrarına bağlı bütün canları; cemevlerimizi, derneklerimizi, vakıflarımızı, gençlerimizi, kadınlarımızı, dedelerimizi, analarımızı ve dostlarımızı, Demokratik Alevi kurumlarımız ile Hacıbektaş Belediyesi’nin birlikte düzenlediği 16-17-18 Ağustos Pir Hünkâr Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri’nde buluşmaya çağırıyorum.
Gelin, Serçeşme’mize sahip çıkalım. Serçeşme’nin iradesine sahip çıkmak, yolumuza sahip çıkmaktır. Yolumuza sahip çıkmak ise, çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakmaktır. Gelin, dergâhlarımızın gerçek sahiplerinin Aleviler olduğunu hep birlikte bir kez daha gösterelim. Gelin, örgütlü Alevi irademizi büyütelim, yolumuza ve geleceğimize omuz verelim.
alevi haber ağı
