Ana Sayfa Blog

Asaf Koçak’ın Ardından Türkan Doğan

Madımak’ın içinden bir beden çıkarıyordu itfaiye eri. Yüzünü ateş tanınmaz hâle getirmişti ama onu tanıyanlar biliyordu; o beden, yıllarca kalemiyle karanlığa çentik atan Asaf Koçak’tı.

İnsanın boğazına düğümlenen söz o gün de aynıydı, bugün de aynı: “Sivas, sana verdik; senden isteriz. Canlı verdik, canlı isteriz.”

Asaf, oraya ölüm aramaya gitmemişti. Bir şenliğe, bir türküye, bir dost meclisine gitmişti. Anadolu’nun yoksul çocuklarından biri olarak büyümüş, eline kalem almış, gördüğü haksızlıkları çizgileriyle anlatmıştı. Kimi insanlar para biriktirir, Asaf insan biriktirmişti.

2 Temmuz günü yakılan yalnızca insanlar değildi. O gün, bu ülkenin aydınlığına, sözüne, sazına, kalemine ve itirazına saldırıldı. Yangının hedefi otelde bulunan insanlar kadar onların temsil ettiği düşünceydi.

Aradan otuz üç yıl geçti. Ateşi yakanların öfkesi küle döndü ama Asaf’ın çizgileri hâlâ yaşıyor. Çünkü zulmün ömrü ne kadar uzun görünürse görünsün, bir gün biter. Geriye ise direnenlerin adı kalır.

Asaf Koçak bugün bir karikatürden, bir mızıkadan, bir dost sohbetinden bize bakıyor sanki. Ve her 2 Temmuz’da aynı soruyu bırakıyor önümüze:
İnsanını koruyamayan bir ülke, hangi geleceği kurabilir?

Bu yüzden Sivas yalnızca geçmişin değil, bugünün de meselesidir. Çünkü adaletin eksik kaldığı yerde yangın sönmez; yalnızca şekil değiştirir.
9 Haziran 2026

İki Gözünüz Çıksın..! Herdu Çawe We Derkewi..! Ali Değirmenci

Herdu Çawe We Derkewi..! (İki Gözünüz Çıksın..!) Evet, bu şehir unutmayacak. Bu dağlar, bu dereler, bu taşlar ve bu topraklar ne sizi ne de yaptıklarınızı unutacak.

Var olduğunuz günden bu yana kadim coğrafyamızda taş üstünde taş bırakmadınız. Dilimizi yasakladınız, inanç ve itikat yolumuzu inkâr ettiniz. Köylerimizin kadim isimlerini değiştirdiniz; nenelerimizden ve dedelerimizden miras kalan isimleri hafızalardan silmeye çalıştınız.
Ama bununla da yetinmediniz.
Nenelerimizi, dedelerimizi, gençlerimizi ve çocuklarımızı makineli tüfeklerin karşısına dizdiniz. Kurşunladınız. Sağ kalan olmasın diye cesetlerin arasında dolaşıp süngülerle yok etmeye çalıştınız.

Yetmedi; bütün bu vahşetin ortasında ganimeti de unutmadınız. Öldürdüğünüz insanların üzerindeki takıları, yüzükleri ve değerli ne varsa topladınız.

Xece nenemizin anlattıkları hâlâ kulaklarımızdadır.
1938 yılında Hozat’a bağlı İn köyünde gerçekleştirilen katliam sırasında, kurşuna dizilenlerin arasında Perihan Xatun da vardı. Yaralı hâlde cesetlerin altında kalarak hayatta kalabilmişti. Daha sonra askerlerin, sağ kalan olup olmadığını anlamak için yaralı bedenleri süngüleyerek kontrol ettiklerini anlatırdı. Aynı askerlerin, özellikle kadınların boyunlarındaki takıları ve parmaklarındaki yüzükleri topladıklarını da söylerdi.

Perihan Xatun’un parmağında da bir yüzük varmış. Asker yüzüğü çıkarmaya çalışmış ancak çıkaramamış. Bunun üzerine yanındaki asker:
“Parmağını kes, öyle çıkar.”
demiş.
Perihan Xatun o günü yıllar sonra şöyle anlatırdı:
“Öyle bir korktum ki kendimden geçtim.”

Asker son bir kez daha denemiş. Yüzük, yağ gibi parmağından çıkmış. Böylece Perihan Xatun hem parmağını kaybetmekten hem de yaşamına son verilmesinden kurtulmuş.
Biz Dersimliler bu hikâyeleri kitaplardan okumadık. Nenelerimizin ve dedelerimizin dilinden dinleyerek büyüdük. Acılarımızı da hafızamızı da onlardan devraldık.

Bugün ise çıkıp bizleri kurtaracağınızı söylüyor, geleceğimize dair vaatlerde bulunuyorsunuz.

Hakkımızda özel kanunlar çıkardınız.
Dersim olan ismimizi zorla Tunceli yaptınız.

Çocuklarımızı açtığınız okullara, kurumlara ve üniversitelere gönderdik. Nice acılar yaşandı, nice yaralar açıldı. Buna rağmen halkın iradesiyle seçtiğimiz belediye başkanlarını görevden alıp yerlerine kayyumlar atadınız. Kayyumları olağanüstü yetkilerle donattınız. Ardından ortaya çıkan usulsüzlükleri, yolsuzlukları ve skandalları açığa çıkarmayı bir başarı hikâyesi gibi sunmaya çalıştınız.
Oysa bugün eleştirilen birçok uygulamanın ve yolsuzluğun sorumluları; Türkiye Cumhuriyeti adına yetkilendirilen, Dersim’i yönetmek ve denetlemek için görevlendirilen mülki amirlerdi.

Bütün bunları görmezden gelip ardından sosyal medyada “Tunceli sizi unutmayacak, iki gözüm.” diye paylaşım yapmanız; bu halkın hafızasını yok saymaktır.
Hayır…
Bu halk unutmayacak.
Bu topraklar unutmayacak.
Bu hafıza unutmayacak.
Çünkü unutmak, yaşananları inkâr etmektir.

Dersim ise hafızasıyla vardır.
Acılarıyla, direnişiyle, kaybettikleriyle ve hakikatiyle vardır.
Herdu çawe we derkewi…
Bahçeleriniz bahar görmesin.
Çekin kirli ellerinizi Dersim’den.
Çünkü Dersim, dün olduğu gibi bugün de size ve sizin ağalarınıza, beylerinize, efendilerinize boyun eğmedi.

Ve bilin ki…
Dersim yarın da boyun eğmeyecek.
Ne size ne de bize cilalayıp yutturmaya çalıştığınız efendilerinize…

 

Celal Fırat, Meclisi Alevilere sahip çıkmaya çağırdı!

DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’deki Alevilere yönelik saldırıların durdurulması için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni daha güçlü bir tutum almaya çağırdı. Fırat, Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Suriye’de 8 Aralık 2024 tarihinde BAAS rejiminin sona ermesinin ardından Aleviler başta olmak üzere farklı inanç ve kimliklere sahip bireylerin ağır hak ihlalleriyle karşı karşıya kaldıklarını belirtti.

Fırat, “Katliamlar, zorla kaybetmeler ve kadınlara yönelik şiddet gibi ihlaller devam ediyor” diyerek, Avrupa ve diğer bölgelerdeki Suriye insan hakları topluluklarının Alevi katliamının durdurulması çağrılarını gündeme getirdi. Bu bağlamda, “Soykırımı Durdurun” kampanyası çerçevesinde toplanan imzaların Meclis’e iletileceğini ifade etti.

Fırat, Meclis’in uluslararası hukukun ve insan haklarının gereği olarak, Suriye’deki Alevilere yönelik saldırılara karşı daha kararlı bir tutum sergilemesi gerektiğini vurgulayarak, yurttaşların can güvenliğini savunma sorumluluğuna dikkat çekti. Sözlerini, “Bu ihlallere karşı sesimizi yükseltmeliyiz” diyerek tamamladı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Celal Fıratın Suriyedeki Alevilere yönelik saldırılara dikkat çekmesi, Alevi toplumunun uluslararası alanda maruz kaldığı hak ihlallerinin ciddiyetini bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Alevilere yönelik bu adaletsizliklere karşı durarak insan hakları ve uluslararası hukukun gerekliliklerini yerine getirmesi elzemdir. Alevilik, farklı inanç ve kimliklere saygı gösteren bir anlayışla, zulme karşı durarak, mazlumların yanında yer almayı her zaman önceliklendirmiştir.

— Alevi Gazetesi Editörü

AABK, Strasbourgda Suriyedeki Alevilere dikkat çekti!

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), 5 Haziran 2026 tarihinde Fransa’nın Strasbourg kentinde Suriye gündemli diplomatik temaslarda bulundu. Görüşmelerde, Suriye’deki Alevilere yönelik artan saldırılar, insan hakları ihlalleri ve Avrupa’daki ırkçılığın yükselişi gibi kritik konular ele alındı. AABK heyeti, Fransa Boyun Eğmeyenler Partisi’nin Strasbourg 2. Bölge Milletvekili ve Avrupa Konseyi Üyesi Emmanuel Fernandes ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdi.

Görüşmenin odak noktalarından biri, Suriye’deki Alevi katliamları ve insan hakları ihlalleri oldu. AABK heyeti, özellikle genç kız kaçırma olayları ve kayıp çocuklarla ilgili yürütülen imza kampanyası hakkında bilgi vererek, bu durumların Fransa Ulusal Meclisi ve Avrupa Konseyi platformlarında acil olarak gündeme alınmasını talep etti. Milletvekili Fernandes, yaşanan gelişmeleri takip edeceğini ve uluslararası platformlarda gerekli girişimlerde bulunacağını belirtti.

Ayrıca, 9 Haziran’da Avrupa genelinde ve Türkiye’de eş zamanlı düzenlenecek basın açıklamaları hakkında da bilgi paylaşımında bulunuldu. AABK heyetinin sunduğu uluslararası dayanışma çalışmaları, Fernandes tarafından destekleneceği belirtildi. Fernandes’in, Alevilere yönelik hak ihlallerini kamuoyuna duyurmak için parti grubundaki milletvekilleriyle konuyu görüşeceği ifade edildi.

Toplantıda, Avrupa’da yükselen ırkçılık ve aşırı sağ politikalar da gündeme geldi. AABK’nın önerdiği geniş katılımlı telekonferans çalışması, Fernandes tarafından olumlu karşılandı. Ayrıca, 2027 Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerine karşılıklı siyasi değerlendirmelerde bulunuldu.

AABK Diplomasi Temsilciliği adına yapılan ortak açıklamada, gerçekleştirilen temasların Avrupa’daki diplomatik etkinliği artırdığı vurgulandı. Emmanuel Fernandes ile sürdürülecek diplomatik ilişkilerin önemine dikkat çekildi ve AABK yetkilileri, Suriye’deki Alevilere yönelik saldırıların uluslararası kamuoyunun gündeminde tutulması için çalışmaların devam edeceğini ifade etti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

AABKnın Strasbourgdaki temasları, Alevi toplumunun karşılaştığı insan hakları ihlallerine dikkat çekmek açısından son derece önemli bir adım. Suriyedeki Alevi katliamları ve genç kız kaçırma olayları, yalnızca bölgedeki değil, tüm insanlık için bir utanç vesikasıdır. Avrupada yükselen ırkçılığa karşı durmak ve mazlumların sesi olmak, Alevilik inancının özünde yatan evrensel bir sorumluluktur. AABKnın uluslararası dayanışma çağrısı, bu mücadeledeki kararlılığımızı pekiştirmektedir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevi Kurumları Suriyedeki Soykırıma Karşı Ses Veriyor

Suriye’de Alevilere yönelik gerçekleştirilen saldırılara ve soykırım tehlikesine karşı uluslararası çapta büyük bir adım atılıyor. Alevi kurumları, “Soykırımı Durdurun” kampanyasıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde seslerini duyurmayı planlıyor. Kampanya kapsamında toplanan binlerce imza, karar vericilere iletilmek üzere parlamentoya sunulacak.

Bugün Ankara’da Meclis çatısı altında geniş bir heyet, siyasi partilerin grup başkanvekilleri ve milletvekilleriyle kritik görüşmeler gerçekleştirecek. Alevi kurumlarının üst düzey temsilcilerinden oluşan bu heyet, Suriye’de yaşanan insani kriz ve Alevilerin karşı karşıya kaldığı tehditleri dosya halinde sunacak.

Kampanyanın en somut adımı ise 10 Haziran’da atılacak. Siyasi parti temsilcileri ve hak savunucularının da destek vereceği kitlesel bir basın açıklaması düzenlenecek. Bu açıklamanın ardından, dünya genelinden toplanan imzalar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na resmi olarak teslim edilecek.

Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu ve diğer önemli Alevi kuruluşlarının temsilcileri, Suriye’de yaşanan insanlık dramına karşı uluslararası toplumu ve parlamentoyu somut adımlar atmaya çağırmak amacıyla Ankara’da bir araya geliyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi kurumlarının Suriyedeki soykırıma karşı başlattığı "Soykırımı Durdurun" kampanyası, uluslararası dayanışmanın ve sesin yükseltilmesinin önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Alevilik, insan hakları ve adalet mücadelesinde her daim mazlumların yanında durarak, zulme karşı dimdik durmayı ilke edinmiştir. Bugün Ankarada gerçekleştirilecek görüşmeler, Alevi toplumunun sesinin duyulması ve insani krizlerin sona ermesi adına kritik bir adım niteliği taşıyor.

— Alevi Gazetesi Editörü

16. Dersim Kültür Festivali’nde yazarlar eserlerini tanıttı

16.Dersim Kültür Festivali kapsamında yazar çadırında bir araya gelen yazarlar, eserlerini tanıtarak okurlarla buluştu. Festival, edebiyatın yanı sıra Dersim’in tarihi, dili, kültürü ve toplumsal hafızasının yeni kuşaklara aktarılması açısından önemli bir buluşma noktası oldu.

16. Dersim Kültür Festivali kapsamında kurulan yazar çadırında yazarlar okurlarıyla buluşarak eserlerini tanıttı. Farklı ülkelerden festivale katılan yazarlar, göç, kadın yaşamı, tarih, kültür, inanç ve dil üzerine kaleme aldıkları kitapları tanıtarak kültürel hafızanın korunmasının önemine dikkat çekti.

GÖÇÜN VE KADINLARIN HİKAYESİ KİTAPLAŞTI

Stuttgart’tan festivale katılan Asiye Ertan, 40 yıldır terzilik yaptığını ve kendi işyerini işlettiğini belirterek göç hikayelerini konu alan biyografik kitabını tanıttı. Ertan, eserinde Almanya’ya göç sürecini, özellikle de 1968 kuşağı kadınlarının yaşamlarını ve kadın yurtlarında kalan göçmen kadınların deneyimlerini anlattığını söyledi.

Kitabın yalnızca kendi yaşam öyküsünü değil, Almanya’ya göç eden birçok insanın ve kadının sesini içerdiğini ifade eden Ertan, ayrıca şiir kitabının da bulunduğunu ve eserlerini Almancaya çevirerek daha geniş kitlelere ulaştırmaya çalıştığını belirtti. Ertan, herkesin okuma alışkanlığı kazanmasının önemine vurgu yaptı.

KAYBOLAN KELİMELER VE KÜLTÜREL MİRAS KİTAPLARDA YAŞATILIYOR

Yazar Pınar Özgül ise çalışmalarında tarih, kültür ve arkeoloji gibi alanlarda kaybolmaya yüz tutmuş kavramları araştırarak kitaplaştırdıklarını söyledi. Sanatçıların bu eserlerden yararlanarak müzik üretmesini ve kültürel değerleri yeni kuşaklara aktarmasını istediklerini belirten Özgül, “Biz neydik, neyiz ve ne olacağız sorularının yanıtları kitaplarımızda yer alıyor” dedi.

Eserlerinin Kırmancki ve Almanca dillerinde de yayımlandığını belirten Özgül, özellikle çocukların kendi tarihlerini ve kültürlerini öğrenmeleri için bu kitapların okunmasının önemli olduğunu ifade etti.

ŞİİRLE TARİHE VE EDEBİYATA KÜÇÜK BİR PENCERE

Festivalde ilk şiir kitabını tanıtan Bedrana Yıldırım da eserinin tarih, edebiyat, roman ve hikaye alanlarında üretim yapanlara ilham vermesini amaçladığını söyledi. İlk kitabını okurlarla buluşturmanın heyecanını yaşadığını belirten Yıldırım, festivalde yer almaktan mutluluk duyduğunu dile getirdi.

ÇOK DİLLİ ESERLERLE KÜLTÜREL HAFIZA GELECEĞE TAŞINIYOR

Belçika’dan festivale katılan Hasan Sezgin ise eserlerini dostları ve okurlarıyla buluşturmak amacıyla Dersim’e geldiğini söyledi. Kitaplarının farklı dillere çevrildiğini belirten Sezgin, özellikle Kırmancki, Zazaki, Fransızca ve Hollandaca yayımlanan eserlerinin kültürel mirasın yaşatılmasına katkı sunduğunu ifade etti.

Sezgin, kitaplarından birinin okuma hayali kuran küçük bir kız çocuğunun hikayesini anlattığını, bir diğer eserinde ise yaşanmış gerçek hikayelere yer verdiğini söyledi. “Muhsen” adlı kitabında kültür, inanç ve yaşam deneyimlerini bir çocuğun gözünden aktardığını belirten Sezgin, şiir kitabında ise Kırmancki/Zazaca ve Türkçe şiirlerin yer aldığını kaydetti.

Kaynak: pirha.org

Hangi Sevda Dersim Sevdasından Uludur!.. Hüseyin Yanaç

Bazı sevdalar vardır; insanı memleketinden uzaklaştırsa da yüreğini ondan hiç koparamaz. Dersim sevdası da işte böyledir piyem.
Yirmi beş yıldır…
Dile kolay; çeyrek asırdır binlerce kilometre ötede yaşayan biz Dersimliler için Frankfurt Dersim Festivali artık sıradan bir etkinlik değil. Bir buluşmadan çok daha fazlası…
Adeta kara sevda.
Bitmeyen bir özlem, dinmeyen bir hasret.
Bu yıl da öyle oldu.
Aşk olsun bu sevdayı diri tutanlara, aşk olsun bu koru küllendirmeyenlere!
Alana adımımı atar atmaz tanıdık yüzler karşılıyor beni.
Kimler yok ki?
Her zamanki yerinde duran Kürmeş Çadırı, sadece soğuk ayranların değil, sıcak dostlukların da adresi olmuş yine.
Önünden geçmek mi?
Mümkün değil.
Yılların emektarları aynı içtenlikle karşılıyor insanı:
“Buyur seni…”
Bir bardak ayran eşliğinde hâl hatır soruluyor, memleket konuşuluyor, dünyanın yükü birkaç saatliğine omuzlardan indiriliyor.
O samimiyeti anlatmaya kelimeler yetmez.
Yaşamak gerekir.
Bu yıl sohbetler daha derindi sanki.
Daha çok özlem vardı cümlelerde.
Daha çok hasret…
Ama festival yalnızca dost sohbetlerinden ibaret değil.
Biraz dolaşıyorum.
Kalabalığın içinde yeni yüzler dikkatimi çekiyor. İlk kez festivale gelenler var. Festival komitesinin toplantılarında yıllardır dile getirdiğimiz o bütünlüklü Dersim ruhunun yeniden filizlenmeye başladığını görüyorum.
DEP’ten Maraş’a, Gım Gım’dan Qoçgiri’ye uzanan ortak hafızanın izleri beliriyor yavaş yavaş.
Belki ağır ilerliyor.
Ama ilerliyor.
İşte bu yüzden mutluyum.
Hatta bu yıl beni en çok mutlu eden şeylerden biri de bu oldu.
Gökyüzü bulutlu…
Ama dostların sıcaklığı bütün karanlığı dağıtıyor.
Sarılışlar, geçmiş olsun dilekleri, yılların ardından yeniden kurulan bağlar…
Bir an geliyor ve anlıyorum:
Kara sevda yalnız insanı değil, kara bulutları da dağıtıyor.
Yeter ki insanın yüreğinde sönmesin.
Yeter ki sol memenin altında kor gibi yanmaya devam etsin.
Çünkü Dersim sevdası başka bir sevdadır.
Bitmez.
Eksilmez.
Tükenmez!
Alanın her köşesinde bu sevdanın renkleri dolaşıyor.
Genç kızlar, gelinler, yeni terlemiş bıyıklarıyla delikanlılar…
Herkes bayram yerine gelmiş gibi.
Öylede olmalı!
Dersim Spor standının önünde ciddi bir hareketlilik var. İnsanlar formalar alıyor, sohbet ediyor, fotoğraf çektiriyor.
Biraz ileride Alevi Haber’den Hasan Subaşı, Kadir Tanrıverdi ile söyleşi yapıyor.
Kalabalık büyümüş.
Adeta küçük bir miting havası oluşmuş.
Rahatsız etmeden yoluma devam ediyorum.
Bu yıl ilk kez Amedspor renklerinin de festivale ayrı bir canlılık kattığını görüyorum.
Yeşil, kırmızı ve sarı…
Gençlerin omuzlarında gururla taşınıyor.
Alan artık yalnızca bir festival alanı değil.
Adeta Mezopotamya’nın küçük bir özeti olmuş.
Bir yanım Munzur’a yaslanıyor.
Öte yanım Dicle’ye.
Sonra kendimi şairlerin, yazarların ve ressamların çadırında buluyorum.
Can dostum Hüseyin Çatal da orada.
Her yıl olduğu gibi.
Ancak küçük bir sorun var:
Masa yok!
Yazarların kitaplarını koyacakları tek bir boş masa bile kalmamış.
Sağdan soldan masa arıyoruz.
Nihayet çözüm bulunuyor.
Kitaplar yerlerini alıyor.
Ressamların tabloları asılıyor.
Ve çadır bir anda başka bir havaya bürünüyor.
İnanın…
Bir başka Dersim oluyor orası.
Kitapların arasında dolaşıyor, yeni eserler üzerine sohbet ediyoruz.
İmza veren dostlar çay ikram ediyor.
Kahve ikram ediyor.
Muhabbet ikram ediyor.
Eserlerini okurlarla buluşturan bütün canlara gönülden teşekkür borçluyuz.
Bir yandan da dostlardan aynı cümleyi duyuyorum:
“Seneye bir şiir kitabıyla geliyorsun artık…”
Neden olmasın?
Hayat sürprizlerle güzel.
Sahneye yöneldiğimde Ozan Serdar’ın sesi yankılanıyor alanda.
Sanki Xozat’ın serin çeşmelerinden bir ses yükseliyor.
Program yoğun.
Ardı ardına sanatçılar çıkıyor.
Bay Güler ise ilerlemiş yaşına meydan okurcasına sahn de sunum yapıyor.
Alkışlar yükseliyor.
Ardından davul ve zurna…
Yüzlerce insanın çektiği halaylar…
Bir yanda sohbetler.
Bir yanda müzik.
Bir yanda özlem.
Tam bir festival atmosferi.
Elbette konuşmaların uzadığından yakınanlar da var.
Doğrusunu söylemek gerekirse haksız da değiller.
Ama biraz da bunun adı festival değil mi?
Yıllardır emek veren insanların onurlandırıldığı anlar ise ayrı bir duyguydu.
Sey Rıza ailesi adına Süleyman Polat’a, Ozan Mehmet Çapan’a ve geçen yıl elim bir kazada yaşamını yitiren Muzaffer Akkuş’un ailesine verilen plaketler anlara ve büyük duygusal anlar yaşattı.
Özellikle Mehmet Çapan’ın sahnedeki o duygusal anları uzun süre hafızalardan silinmeyecek türdendi.
Derken festivalin en renkli anlarından biri geliyor.
Gelin halayı…
Sahneye doğru ilerleyen gelin alayı her zamanki gibi büyük ilgi görüyor.
At biraz ürkek.
Sunucuya mı inattı bilmem!
Ama sonunda her şey yolunda gidiyor.
Damat elmasını atıyor.
Kalabalık alkışlıyor.
Ve festival yine festival olduğunu hatırlatıyor.
Çünkü bazı gelenekler yalnızca sürdürülmez;
yaşatılır.
Akşam çökerken Frankfurt’ta adeta Dersim rüzgârı esiyor. Yollar 6262!
Benim ise D-38!
Şalvarlar…
Türküler…
Halaylar…
Simsiyah saçlar…
Gülüşler…
Gökyüzündeki bulutlar dağılmasa da insanların yüzündeki aydınlık her yere yetiyor.
Beşer Şahin sahnede.
Geçen yıl yağmurun yarım bıraktığı hesabı kapatır gibi söylüyor türkülerini.
Coşmuş Qoçgri’nin kızı hemde nasıl.
Büyüleyici bir performans.
Ama zaman acımasız.
Saat ilerliyor.
Benim ise artık ayrılmam gerekiyor.
Vedalaşıyorum.
Arkamda hâlâ süren türküleri, halayları ve sohbetleri eksiklikleri ve yetersizliklerimizi bir tarafa not edip heybeye bırakarak ayrılıyorum alandan.
İçimden tek bir cümle geçiyor:
Ma daha ne olsun!
Kulak misafiri oluyorum:
“İki gün yetmez…”
Haklılar.
Gerçekten yetmez.
Hatta bana sorarsanız üç gün olmalı.
Çünkü Frankfurt Dersim Festivali yalnızca bir festival değildir.
Demokratik, özgür ve özerk Dersim idealinin; ortak hafızamızın, kültürümüzün ve geleceğe dair umudumuzun en güçlü buluşma noktalarından biridir.
Bu hakikati hep birlikte daha güçlü kavradığımız gün, festival yalnızca bir etkinlik değil;
gerçek anlamıyla bir bayram olacaktır.
Bu sevdayı yüreğinde taşıyanlara aşk olsun.
Aşk ile
alevihaberagi.com dan alınmıştır.

Yeni bir YOL Yürünmeli… Necati Şahin

Yeni bir YOL Yürünmeli…
Yeni bir SOFRA Kurulmalı…

Kimi Toplumlar savaşlardan;
Kimi Toplumlar felaketlerden…
KImileri de siyasi karanlıktan çıkar.

Asıl mesele, çıktıktan sonra hangi yolu yürümeli?
Hangi sofrayı kurmalı?

ALMANYA
Savaş sonrası.
Mağlup, mahçup.
Son miras : Utanç
Bitik.

Vicdan yok edilmiş.
Sürgün yemiş Vicdan.

Vicdan yoksa.
Karanlık zifiridır.

Bir Toplum kendi karanlığını nasıl aşar?

Geleceğini
tarihindeki insani kökler üzerine inşa ederse.

İşte Almanya, karanlıkta
filozoflarına döndü yüzünü…

Goethe’nin,
Schiller’in özgürlük düşlerini dinledi.

Kant’ın insan onuruna dair sözlerini hatırladı.

Heine’nin sürgünden yükselen sesine kulak verdi.

Brecht’in gerçeği haykıran yüreğini hatırladı.

Zira,
bir toplumun gerçek mirası insanlığa bıraktığı ışıktır.

Almanya Işığa döndü yüzünü.

*

Tarih, sanattır:
Hatırlama, unutma, utanma, ders çıkarma sanatı.

Hangisi alınıp yola döşenmeli?

Yeni TÜRKİYE YÜRÜYÜŞÜ hangi mirası kendine pusula yapmalı ?

Öfke?
Korku?
Cehalet?
Hangisi?

Gayet sade:
Bu coğrafyanın “Tarihteki Aydınlanma Yüzleri”ne dönmeli yüzünü.

İşte oradalar:

Yunus Emre hâlâ konuşuyor…

Pir Sultan hâlâ direniyor

Hacı Bektaş hâlâ gönüllerde yürüyor.

Aşık Veysel toprağında yaşamaya devam ediyor hala.

Nazım’ın umudu hâlâ yürekleri ısıtıyor.

Karacaoğlan hâlâ Doğa diyor.

Yaşar Kemal hâlâ Çukurovada destan söylüyor…

*

Goethe ile Yunus tanış değillerdi.
Aralarında yüzyıllar vardı.
Dilleri farklıydı.
Coğrafyaları farklıydı.

Ama ikisi de insanın büyüklüğüne inanıyordu.

Felsefe Sofrası…

Kant ile Hünkar da
öyle.
İkisi de insanı değer olarak görüyordu.

Gönül sofrası…

Heine ile Pir Sultan aynı çağda yaşamadılar.
Ama ikisi de zulmün karşısında direnişi seçtiler.

Direniş sofrası.

Nazım ile Brecht farklı dillerde yazdı
Ama ikisi de insanlığın yarınlarına umut oldu.

Umut sofrası…

Büyük hümanist ruhlar aynı gökkubenin altında, farklı coğrafyalarda;
farklı zamanlarda oturdular sofraya.

Güneşin Sofrasına.

Geleceğimizi,
“Güneşin Sofrası”nda oturanlara emanet etmeliyiz.

Birbirinin acısını duyabilenlere.
Birbirinin dilini, inancını, türküsünü zenginlik sayabilenlere…

Yeni Türkiye Yürüyüşü böyle olmalı
böyle başlamalı
böyle yürümeli…

Ülkenin harcında siyasetçilerin kem sözleri,
kin bakışları,
teneke seslerin yerini;

Yunus’un sevgisi,
Pir Sultan’ın direnişi,
Hünkar’ın nefesi,
Veysel’in toprağı,
Nazım’ın umudu,
Karacaoğlan’ın doğası
Yaşar Kemal’in vicdanı almalıdır.

Rızalık Sofrası.

İnsanlık büyük bir sofradır.

Milletlerin en değerli hazinesi de bu sofraya getirdikleri lokmadır.

Her bereketli sofra,
bir derin “Söz Lokması” ile kurulur.

Söz Yunus’ta:
“Sevelim Sevilelim…”

Mamakta 33 Can İçin Anma Etkinliği Düzenlendi

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şubesi, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yıl dönümünde, yaşamını yitiren 33 canı anmak amacıyla Ankara’nın Mamak ilçesindeki Hacı Bektaş-ı Veli Parkı’nda “33 Can, 33 Bağlama” temalı bir etkinlik düzenledi. Etkinlik, geniş bir katılımla gerçekleşti ve duygusal anlara sahne oldu.

Program, saygı duruşu ile başlayarak, Madımak Katliamı’nda hayatını kaybeden 33 canın isimlerinin okunmasıyla devam etti. PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ve Mamak Şube Başkanı Rukiye Kara, toplumsal hafızanın korunmasının önemini vurguladı ve adalet, yüzleşme, birlik ve dayanışma mesajları verdiler.

Mamak Belediye Başkanı Veli Gündüz Şahin, etkinlikte yaptığı konuşmada, Ege Mahallesi’nde inşa edilecek cemevi projesi hakkında müjdeler verdi. Etkinliğe katılım gösteren birçok sivil toplum kuruluşu temsilcisi ve yurttaşlar, anma programında bir araya geldi.

Etkinlikte, Halk Ozanları Kültür Derneği (OZAN-DER) Başkanı Kenan Şahbudak ve arkadaşları, bağlama eşliğinde deyişler seslendirdi. Katılımcılar, bu deyişlere aktif bir şekilde eşlik ederek duygusal anlar yaşadı. Programın sonunda PSAKD Mamak Şubesi semah ekibi tarafından semah döndürüldü ve etkinlik, Satılmış Şenol Dede’nin dua ile sona erdi.

“Unutmadık, unutturmayacağız” mesajı, anma etkinliğinin ana teması olarak güçlü bir şekilde dile getirildi. Bu tür anma etkinlikleri, Alevilik inancının ve toplumsal hafızanın yaşatılması açısından büyük bir önem taşımaktadır.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Mamakta düzenlenen anma etkinliği, Alevi toplumunun hafızasını koruma ve adalet arayışını sürdürme adına önemli bir adım olmuştur. 33 canın hatırlanması, sadece bir kaybın yasını tutmak değil, aynı zamanda zulme karşı durmanın ve birlik olmanın simgesidir. Bu tür etkinlikler, toplumsal dayanışmayı pekiştirmekte ve Alevilik inancının özünü yansıtmaktadır. Unutulmamalıdır ki, geçmişin acılarıyla yüzleşmek, gelecekte benzer trajedilerin yaşanmaması için hayati öneme sahiptir.

— Alevi Gazetesi Editörü

14. Britanya Alevi Festivalinde barış mesajları verildi

14. Britanya Alevi Festivali, “Barış Güvercini Uçsun Dünyada” temasıyla Londra’da gerçekleştirildi. Festivalin açılışında Alevi toplumu, barışa vurgu yaparak Alevilik inancının özünü bir kez daha hatırlatmayı amaçladı. Açılış konuşmasını yapan Tuğba Özcivan, barış ve kardeşlik mesajları verirken, Yadigar Aslan da ana çerağ uyandırarak geleneksel ritüelleri sahneye taşıdı.

Festivalde konuşan Britanya Alevi Federasyonu Eşit Başkanları Maksut Demir ve Eda Özdemir, Alevilerin Suriye’de ve Türkiye’de maruz kaldıkları insan hakları ihlallerine dikkat çekerek, bu yılki festival temasının daha da anlam kazandığını belirtti. “Bir araya gelerek hem değerlerimize sahip çıkıyor hem de geleceğe umut taşıyoruz” dediler.

DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, barış sürecinin önemine vurgu yaparak Alevilerin bu sürece sahip çıkmalarını istedi. AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat ise, Türkiye’de Alevilerin hedef haline getirildiğini ifade ederek, “Barış süreci bizim için son derece önemli. Onurlu bir barışın sağlanması gerekiyor” şeklinde konuştu.

Festival, çocukların semah gösterileri ve Londra Kırkısraklar Kültür ve Dayanışma Derneği halk oyunları ekibinin performansıyla devam etti. Alevi toplumu, bir araya gelerek dayanışma içinde barış ve eşitlik taleplerini güçlü bir şekilde dile getirdi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

14. Britanya Alevi Festivali, barış ve kardeşlik mesajlarıyla Alevi inancının özünü bir kez daha vurguladı. Alevilerin Suriye ve Türkiyedeki insan hakları ihlallerine dikkat çekilmesi, bu temanın önemini artırdı ve toplumsal dayanışmanın gerekliliğini ortaya koydu. Barış sürecinin aciliyetine yapılan vurgular, Alevi toplumunun geleceği için hayati bir öneme sahipken, bu süreçte birlik olmanın ve hak arayışının ne denli önemli olduğu bir kez daha anlaşıldı.

— Alevi Gazetesi Editörü