Ana Sayfa Blog

Alevi Kurumları Avrupada Siyasi Rolünü Tartıştı

Strazburg’da Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Diplomasi Temsilciliği, CHP Milletvekili Ali Öztunç ve beraberindeki heyeti ağırladı. Ziyarette, Cumhuriye Halk Partisi Strazburg Birlik Başkanı Burak Özkuzucu ve İsviçre’den çeşitli Alevi temsilcileri de yer aldı. Toplantının amacı, Alevi kurumlarının Avrupa’daki rolü ve Türkiye’deki siyasi gelişmeler hakkında fikir alışverişi yapmaktı.

AABK Strazburg Diplomasi Temsilciliği, Avrupa’daki Alevi toplumunun haklarını savunmak, görünürlüğünü artırmak ve diplomatik ilişkiler geliştirmek amacıyla kuruldu. Toplantıda, temsilciliğin Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi düzeyindeki faaliyetlerinin önemi vurgulandı. Ayrıca, önümüzdeki dönemde yürütülecek projeler ve uluslararası iş birliklerinin planları hakkında değerlendirmelerde bulunuldu.

Toplantıda, Türkiye’deki güncel siyasi gelişmeler de gündeme geldi. Ali Öztunç, yerel yönetimlere yönelik uygulamalar ve belediyelerde yaşanan gözaltılar hakkında görüşlerini paylaştı. Alevi toplumuna yönelik hak ihlalleri ve Sivas Madımak Katliamı davasında verilen zaman aşımı kararı gibi önemli konular da tartışıldı.

Katılımcılar, Türkiye’deki yaklaşan seçim süreci, muhalefetin durumu ve seçmen beklentileri üzerine değerlendirmeler yaparak, demokratik süreçlerin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladılar. Ayrıca, dünya genelindeki siyasi gelişmelerin Türkiye’ye etkileri ve diasporanın rolü de ele alındı.

Görüşmenin sonunda, bu tür diplomatik temasların artırılması gerektiği konusunda mutabık kalındı. Alevi kurumlarının Avrupa’daki siyasi mekanizmalarla ilişkilerini güçlendirmesi ve hak mücadelesinin devam etmesi gerektiği ifade edildi. Ziyaretin ardından, Ali Öztunç’a teşekkür edilerek, ilerleyen süreçte gerçekleştirilecek çalışmaların kamuoyuyla paylaşılacağı belirtildi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi kurumlarının Avrupadaki siyasi rolü üzerine gerçekleştirilen bu toplantı, Alevi toplumunun haklarını savunma çabasının ne denli önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiyedeki siyasi gelişmelerin doğrudan Alevi bireyler üzerinde yarattığı olumsuz etkiler ve hak ihlalleri, bu tür uluslararası platformlarda tartışılmalı ve çözüm önerileri üretilmelidir. Alevi toplumunun bir arada durması, dayanışma içinde hareket etmesi ve haklarını savunması, demokratik bir toplum yapısının inşası için elzemdir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Gülistan Doku davasında gözaltılar gerçekleşti!

Gülistan Doku davasında önemli bir gelişme yaşandı. 2020 yılından beri kayıp olan Gülistan Doku’nun akıbeti ile ilgili olarak, Dersim Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı doğrultusunda 7 ilde düzenlenen operasyonda 13 kişi hakkında gözaltı kararı çıkarıldı. Yapılan operasyonda 12 kişi gözaltına alınırken, gözaltına alınanlar arasında dönemin Dersim valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel de bulunuyor.

Gülistan Doku, 5 Ocak 2020 tarihinde Dersim’de kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kaybolmuştu. O tarihten itibaren, Doku’nun kaybolmasıyla ilgili soruşturma sürecinde etkin bir ilerleme sağlanamaması ve kamu görevlilerinin olaya yönelik ihmalleri nedeniyle aile ve avukatları sık sık endişelerini dile getirmişti. Son olarak, aile ve avukatlar, kendilerine ulaşan yeni bilgilerin soruşturmanın seyrini değiştirebileceğini belirtmişti.

Gözaltına alınan şüphelilerin, Doku’nun kaybolmasıyla ilgili dosyada ihmali olan kamu personeli olduğu öğrenildi. Gözaltına alınan isimler arasında Zeinal Abakarov, Engin Yücer, Cemile Yücer, Uğurcan Açıkgöz, Erdoğan Ellaldı, Gökhan Ertok, Savaş Gültürk, Süleyman Önal, Celal Altaş, Nurşen Arıkan ve Şükrü Eroğlu yer alıyor.

Gülistan Doku’nun kaybolması davası, toplumda büyük bir infial yaratmış ve adalet arayışına dair tartışmalara yol açmıştır. Bu gelişmeler, Gülistan Doku’nun ailesi ve destekçileri için umut verici bir adım olarak değerlendirilmektedir.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Gülistan Doku davasında yaşanan gözaltılar, kamu görevlilerinin ihmallerinin sorgulanması açısından kritik bir adım olarak öne çıkıyor. Dersimde kaybolan Gülistanın akıbeti, sadece bir bireyin kaybı değil, aynı zamanda devletin adalet anlayışının da sorgulanması gereken bir durumdur. Alevi toplumu olarak, bu tür olayların üzerinin örtülmesine karşı durmak ve hak arayışını sürdürmek, her bir bireyin sorumluluğudur. Haksızlığa karşı sesimizi yükseltmek, mazlumların yanında durmak için el birliğiyle çalışmalıyız.

— Alevi Gazetesi Editörü

Zeynep Cansız, Alevilik mücadelesinin simgesi olarak

Sakine Cansız’ın annesi Zeynep Cansız, 13 Nisan 2026 tarihinde İzmir Şehir Hastanesi’nde Hakk’a yürüdü. Zeynep Cansız, 6 Nisan’da düştükten sonra beyin kanaması geçirdi ve hastaneye kaldırıldı. Tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirdi.

Zeynep Cansız, 9 Ocak 2013’te Paris’te katledilen Sakine Cansız’ın annesi olarak tanınıyordu. Alevilik inancının temsilcisi olan Zeynep Ana, toplumda önemli bir figür olarak kabul ediliyordu. Onun mücadelesi, halkın haklarını savunma konusunda bir simge haline gelmişti.

Bugün, Zeynep Cansız’ın vefatı dolayısıyla birçok kurumdan taziye mesajları geldi. FEDA ve DAKB gibi örgütler, Zeynep Cansız’ın mücadelesinin ve mirasının değerine dikkat çekti. Cansız’ın yarın Dersim’e uğurlanması bekleniyor.

Bölgedeki Alevi toplumu, Zeynep Cansız’ın hayatını ve mücadelesini anarak, onun adını yaşatmaya devam edecek. Zeynep Ana’nın anısına düzenlenecek etkinlikler ve anmalar, onun halkın mücadelesindeki yerini pekiştirecek.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Zeynep Cansız, Alevilik mücadelesinin öncülerinden biri olarak toplumsal hafızamızda silinmeyecek bir iz bıraktı. Onun hayatı, zulme karşı direnişin ve hak arayışının sembolüydü. Zeynep Ananın mirası, Alevi toplumunun birlik ve dayanışma ruhunu pekiştirerek, adalet ve eşitlik mücadelesini sürdürecek olan tüm bireylere ilham vermeye devam edecektir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Zeynep Ana, Alevi mücadelesinin simgesi olarak anılacak

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Zeynep Cansız için bir başsağlığı mesajı yayımladı. Zeynep Cansız, 9 Ocak 2013 tarihinde Paris’te katledilen Kürt siyasetçi Sakine Cansız’ın annesi olarak tanınıyor. FEDA ve DAKB, Zeynep Ana’nın yaşamı boyunca gösterdiği direnç, sabır ve inancın, Alevi toplumu için önemli bir değer taşıdığını vurgulayarak, “O, sadece bir evlat yetiştirmedi; bir halkın özgürlük mücadelesine yön veren bir değerin mayasını tuttu” ifadelerine yer verdi.

Zeynep Cansız, İzmir’de tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Açıklamada, Alevi inancının ölüm anlayışına da atıfta bulunularak, “Alevi inancında ölüm yoktur; can Hakk’a yürür, aslına kavuşur” denildi. FEDA ve DAKB, Zeynep Ana’nın fani dünyadan ayrılarak erenlerin yoluna katıldığını belirtti.

Açıklamada, Zeynep Ana’nın bıraktığı değerlere bağlı kalacaklarını ifade eden FEDA ve DAKB, “Onun bıraktığı değerler anısına yolumuza onurluca devam edeceğiz” dedi. Mesajın sonunda, Cansız ailesine ve tüm canlara başsağlığı dilenerek, “Dersim toprağına sır olacak Zeynep Ana’yı saygı, sevgi ve minnetle anıyoruz. Devri daim, ruhu şad olsun” ifadeleri kullanıldı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Zeynep Ananın yaşamı, Alevi mücadelesinin özüdür. FEDA ve DAKBnin vurguladığı gibi, onun direnci ve inancı, yalnızca bir bireyin değil, tüm Alevi toplumunun onurudur. Ölümünün ardından, onun bıraktığı değerleri yaşatmak, Dersim topraklarında özgürlük mücadelesini sürdürmek için hepimize düşen bir görevdir. Zeynep Ana, erenlerin yoluna katılarak, bizlere yol gösteren bir ışık olmaya devam edecektir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Britanya Alevi Federasyonunda yeni dönem başladı

Britanya Alevi Federasyonu (BAF), 7. Olağan Genel Kurulu’nu 13 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirdi. Kurulda, Alevi kimliğinin korunması, mücadele ve örgütlülük temaları ön plana çıktı. Seçimler sonucunda federasyonun yeni eşit başkanları Eda Özdemir ve Maksut Demir olarak belirlendi.

Genel kurulda, BAF Eşit Başkanı Dilek İncedal, yürütülen görevin bir makam değil, Alevi kimliğini savunan bir mücadele olduğunu vurguladı. İncedal, zamanla artan baskılara rağmen söz üretmeye devam ettiklerini ifade etti. Alevilere yönelik saldırıların ve sosyal medyada yürütülen tartışmaların, Alevi toplumunun örgütlü gücünü zayıflatmayı amaçladığını belirtti.

BAF Eşit Başkanı Müslüm Dalkılıç ise, bundan sonraki süreçte mücadeleye devam edeceklerini belirtti. Genel kurulda, mali, denetleme ve disiplin raporları okunarak değerlendirildi. Bu raporlar üzerinden yapılan tartışmalar, federasyonun yeni dönem hedefleri açısından önemli bir zemin oluşturdu.

Yeni yönetim yapısı şu şekilde belirlendi: Eşit Başkanlığa Eda Özdemir ve Maksut Demir, Genel Sekreterliğe Doğan Araç ve Cuma Ulgu, Saymanlığa ise Özlem Şahin, Saniye Uyan ve Ali Demir seçildi. Bu seçimle birlikte, Britanya Alevi Federasyonu, Alevilik inancını ve kimliğini daha güçlü bir şekilde temsil etme hedefini sürdürme kararlılığını bir kez daha ortaya koydu.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Britanya Alevi Federasyonunun yeni yönetimi, Alevi kimliğini koruma ve mücadele konularında kararlılıklarını ortaya koydu. Eşit başkanlık sisteminin benimsenmesi, Alevi toplumunun örgütlü gücünü artırma adına önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir. Bu yeni dönem, Alevilik değerlerinin savunulması ve toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi açısından kritik bir fırsat sunmaktadır. Zamanla artan baskılara karşı durmak ve Alevi inancının özünü korumak, yeni yönetimin öncelikli hedefleri arasında yer almalıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Pir Sultan Derneği Genel Merkezi “İhraç” kararıyla duvara tosladı! İsmail Pehlivan

“Koyun beni Hakk aşkına yanayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumda”

Pir Sultan Abdal

Alevi toplumunun hafızası, “Fakir Baykurt Roman Ödülü” sahibi Yazar Ali Balkız, ömrünü vakfettiği, yıllarca genel başkanlığını onuruyla taşıdığı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nden (PSAKD), akla ziyan gerekçelerle ve adeta bir “operasyon” mantığıyla ihraç edildi. Alevi kamuoyundan tepkiler peşpeşe geldi. Bu “ihraç” kararı halkın duvarına tosladı.

Bu karar sadece bir ismin üyelikten atılması olarak görülmemelidir. Bu bir geleneğin, bir hafızanın ve Alevi öğretisinin temel taşı olan “ikrarın” bizzat o kurumu yönetenlerin eliyle çiğnenmesidir. Bugün PSAKD yönetiminde oturanların, toplumsal destekten yoksun, siyasi ikballerini bazı partilerin “kenar süsü” olmaya endeksleyen tutumları, derneğin tarihsel misyonuna gölge düşürmüştür. Bu karar kara bir leke olarak tarihe kaydedildi. Genel başkanlık koltuğunu süslü lakin içi boş söylemleriyle manipülasyon aracına çevirenlerin, kendilerine yöneltilen en yapıcı eleştiriyi bile “örgütlü bir kötülükle” bastırmaya çalışmaktalar. Bu durum aslında içine düştükleri derin paniğin ve temsil kabiliyetlerini yitirdiklerinin en net kanıtıdır.

Alevi hareketi tıkanmış, kurumlar niteliksiz yöneticiler tarafından yıpratılmıştır. Gücü eline geçiren yönetim kadroları hesap vermekten kaçıyor, eleştireni dışlayarak ötekileştiriyor. Düşmanlık hukuku işler durumda… Bu kadrolar Türkiye’deki o bildiğimiz anti demokratik sistemin aynısının tıpkısını bu kurumlarda egemen kılmaya çalışıyor. Tepki verilmesi gereken yerlerde çıtları çıkmayanlar, eleştiri yöneltenlere karşı acımasız olabiliyorlar. Bunlar siyasi iktidara sorulması gereken soruları soramıyorlar… Deprem paraları şaibesinin hesabını hala veremiyorlar… Örgütsel yapı içinde yaşanan haksızlıklara karşı susarak arka kapıda çıkara dayalı işbirliğini tercih ediyorlar… Daha neler neler…

Bazı konuları da yazmaya dilim varmıyor…

Bunu görmek isteyenler görebiliyor. Hepsi ortada. Ve en acısı ne biliyor musunuz?

Bu yola emek vermiş Canlar, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, yıllarca Alevi hareketine hizmet etmiş nitelikli kadrolar, bu kötü gidişatı sorgulayanlar bir bir ötekileştirilip, ihraç ediliyorlar. Disiplin dedikleri adalet yerine, bu basiretsiz yöneticilerin susturma aracı olmuş.
***
“Beni Pir Sultan Abdal Derneği’nden niçin ihraç ettiler?” diye soran eski genel başkan Ali Balkız’ın maruz kaldığı bu muamele, aslında Alevi kurumlarının içine sızan liyakatsizliğin ve “küçük olsun benim olsun” zihniyetinin dışavurumudur.
Yazar Ali Balkız derneğin genel merkezinin ihraç kararına karşı gerçeğin ışığında yaptığı açıklamada bu talihsizliği sert bir dille eleştirdi. Balkız, alınan kararın zamanlamasının manidar olduğunu ifade ederek şu görüşlere yer verdi:
“Günlerdir, yurdun, dünyanın her yerinden merak edip soruyorsunuz. Anlatmaya çalışayım…
Sevgili okuyucularım, öğrencilerim, öğretmen arkadaşlarım, akrabalarım, Yol’da beraber yürüdüğümüz Canlarım, böyle bir yazıyı kaleme alacağımı hiç aklımdan geçirmezdim. Sizler denli şaşkınım.
Aynı gün iki ayrı ‘ifadeye çağrı’ yazısı aldım…. Biri; “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisine imza attığım için Ankara Cumhuriyet Savcısı’nın soruşturması, kovuşturması ile ilgili, öbürü ise; aynı gün, bir kaç saat sonra, PTT görevlisinin imza karşılığı, evimin kapısında bana teslim ettiği; PSAKD Genel Merkezi’nden gelen, sıkı sıkı zımbalanmış, ‘ifadeni ver’ yazısı.
Kaderin cilvesi işte. İki ayrı makam, iki ayrı ifadeye çağrı. Tarih: 27.11.2025
***
Olay şöyle başlıyor: MYK Genel Sekreteri olan kişi, PSAKD GYK’sına benim hakkımda; “bir an önce adım atılması” istemiyle bir şikayet dilekçesi yazıyor. Bu yazıda, kısaca; “medya paylaşımında bulundu“, “kamuya açıklama yaptı“, “TV programlarında konuştu“, “… derneğin kurumsal yapısına, genel başkanımıza, yönetim kurulu üyelerine hakaret etti, mesnetsiz suçlamalarda, aşağılayıcı söylemlerde bulundu.” diyor. Tarih: 27. 10.2025
Ben bu kadar kötü işler yapmışım. İyi de; bir tane de “işte örneği” demez mi bir genel sekreter?
Kendi mi yazdı, bir başkası mı dikte etti bunu bilmiyorum.
Üstelik örgütümüzdeki geçmişi de sadece on yıl öncesine dayanıyor. Yani Sivas Madımak Katliamı’ndan 23 yıl sonra… Yaşı ise, Emekli Öğretmen. Öbür şikayetçi ise; Mali Sekreter.
Bu kişi hem semah öğretmeni, hem de semah hizmetlisi.. Büyük bir aşure hizmeti sırasında, 10 bin kişi izleyici var iken, komşu camiden gelen ezan sesi an’ında semahın durdurulmasına “gık“ı çıkmayan biri.
Bu durumun ne denli acı olduğunu genel başkana söylediğimde ilginç bir savunma yaptı: “Başkanım ya… Dün Karşıyaka’da Sivas Şehitlerimizi ziyarete gittik, gördük ki; 24 saat Kuran okunuyor… ”
Başkan böyle olunca! Gerisini var gidin düşünün…
***
Anımsanacaktır; 2025 Eylül-Ekim aylarında; “Alevi’nin haini olur mu?” tartışması yaşanmıştı.
Gazeteci Merdan Yanardağ; “Her toplum kesimi gibi” vurgusunu özellikle belirtmesine karşın, bizimkiler ısrarla üstüne gidiyorlardı. Bu tartışmaya ben de o platform üzerinden katıldım. Yararı, zamanı olmayan, trollerin köpürttüğü bir tartışma dedim.
Konu güncelliğini yitirdi gitti. Ama bu Sayman arkadaş sürdürdü. Mikrofona geçip dedi ki: “Merdan Yanardağ Aleviler için ne yapmış ki…”
Sonraki günlerde de Merdan Bey tutuklandı. Ben de bu kez; biraz şaka, biraz eleştiri, biraz laf atma kabilinden; “Küpeli sevinmiştir” dedim.
“Vaay… sen nasıl bana ‘küpeli’ dersin” diye, cinsiyet konusu yaparak şikayetçi oldu. O da, üyesi olduğu GYK’ya dilekçe verdi.
Şaşı, kekeme, aksak değildi ki… Kulağına Pir Sultan Abdal simgesini küpe boyutunda taktığı için ‘küpeli’ dedim. GYK bunu da ihraç gerekçelerinden biri saydı.
***
Asıl nedene gelince:
Bu arkadaşlar ne yazık ki; tarih bilincinden yoksunlar. Aleviliği bilmiyorlar. Derneğimizi tanımıyorlar. Kent koşullarında, sistemin onca saldırıları karşısında ne yapacaklarını bilmiyorlar. Aleviliğin inanç boyutunu, insan ve doğa yorumunu, doğuşunu, yüzyıllar boyunca yaşananları, kendine özgü bir dili olduğunu, felsefesini, amacını, yürüyüş hattını, dostlarını, özellikle bağımsızlığını, genç kuşaklara nasıl aktarılacağını bilmiyorlar.
Her kademesinde yıllarca mücadele etmiş bir (kabul ederlerse) abileri olarak; kongrelerde, danışma kurullarında, uygun her ortamda anlattım, yazdım. Romanlarımda, öykülerimde konu yaptım. Özellikle siyasi partilerle ilişkileri örnekleriyle sundum. O sıcak “muhabbetlerini” hep merak eder olduk.
Başaramadım, başaramadık.
Her eleştiriyi, her eleştireni “hain” sandılar. Ülkemizde demokrasi ararken, kendi örgütümüzdekini yaraladılar.
Son Genel Kurul, 17’ncisi olarak, 19-20 Nisan 2025 tarihinde yapıldı. Önceki 16’ncısına da katıldım. Hepsinde iki liste oldu. Ne kavga oldu, ne gürültü. Bir liste öbüründen biraz daha fazla oy aldı ve kardeşçe kucaklaşıldı. ‘Pir Sultan kazandı’ denildi.
Ama bu 17.si böyle olmadı. Olanları kısaca anlatayım. Divanda yaşanan bir olumsuzluk çözülemeyince; 652 delegeden 176’sı salonu terk etti. Terk edenleri zaman zaman posta oturan Ana‘mız videoya çekti. Başka bir Dede‘miz de amigoluk yaptı.
Balık baştan güzelleşir ya!
***
Bunlar olacak şey mi Allah aşkına! Bu ne ya?
Genel Başkan, kendi Genel Kurul’unda koruma bulundurur mu peşinde?
Kongre sonrası, bir genel değerlendirme yapıp, kırgınları, küskünleri davet edip, “gelin şu işi bir konuşalım” deyip ortamı yumuşatmaz mı? Ali Balkız’ı disipline verip ihraç etmek varken…
Bunlar gelip geçer, su akar yatağını bulur. Sel gider, kum kalır. Evlatlarını, kardeşlerini, anne babalarını ‘Sivas Cehennemi’nde bırakanlar unutmaz.
Alevilik içeriden, dışarıdan onca engelleri aşıp nasıl bugüne geldiyse; Haydut Trump dünyamızı ateşe atmazsa… Bir de; şu popülist yanımız, şişkin egomuz, narsist yapımız, medya merakımız, “beğeni” yanımız kangrene dönüşmezse… Medya tutkumuz bizi teslim almazsa…
Neymiş? “Görünür olmalı”ymışız.
Uzattım. Bir de, son söz olsun:
Eline, Diline, Beline Sahip Olmayı içselleştirmiş, yaşam iksiri haline getirmiş olanları çoğaltmalıyız.”
***
Yazar Ali Balkız’ın ifadelerinde vücut bulan bu hazin tablo, Aleviliğin özgürlükçü ve kucaklayıcı özünden ne denli uzaklaşıldığını göstermektedir. Bir Alevi kurumunu, kendi üyelerine karşı bir “disiplin sopası” olarak kullanmak… Muhalif sesi “hainlik” potasında eritmek… Ve korumalar eşliğinde genel kurul yapmak, ne Pir Sultan’ın direnişine, ne de Hakk ehli olan Erenlerin, Evliyaların, Enbiyaların hoşgörüsüne sığar. Unutulmamalıdır ki; eline, diline, beline sahip olmayı sadece bir tekerleme gibi dillerine pelesenk edenler, bu değerleri içselleştirmedikleri sürece o koltuklarda sadece birer işgalcidir. Bir Alevi kurumunu, Alevi bir “can” gibi yönetmekten aciz olanlar, tarihe bu haksız ihraç kararlarıyla geçecek ve birer “not” olarak düşülecektir. Ali Balkız ile onun temsil ettiği kadim duruş ise o yolda yürümeye her daim devam edecektir.

Bu içler acısı tablo gösteriyor ki artık Yol evlatlarının ve Taliplerin işe el koyma zamanı geldi, geçiyor.

Gelin Canlar Bir Olalım!

Aşkı muhabbetle…

ilk halktv.com.tr adresinde yayınlanmıştır.

Vartoda jeotermal tehditine karşı halk uyanıyor!

Varto ilçesi, jeotermal enerji projesi kapsamında büyük bir tehdit altındadır. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı İzmit Şube Tavşantepe Cemevi Başkanı Ali Ekber İncesu, bu projeyle ilgili kaygılarını dile getirdi. 24 Nisan’da gerçekleştirilecek büyük yürüyüş öncesinde Kocaeli’den tüm Türkiye’ye seslenen İncesu, bölgedeki halkı kandırmak için deprem etüdü yapılacağı yalanıyla projeye zemin hazırlandığını belirtti.

Ocak 2026’da Muş Mera Komisyonu’ndan gelen bir çağrı üzerine, Çallıdere köyünün muhtarı Bahar İncesu’nun imza atmaya zorlandığı bir durum yaşandı. Bahar İncesu, projeye dair bilgi verilmeden imza atması istendiğini ve bunun üzerine durumu öğrendiğini ifade etti. Projenin arka planında, kamu kurumlarının da yer aldığı bir işbirliğinin olduğu ortaya çıktı.

Ali Ekber İncesu, projenin sadece jeotermal su arama amacı taşımadığını, 3 bin metre derinliğe inilecek bir operasyonun Varto’yu yok olma tehlikesiyle karşı karşıya getirebileceğini vurguladı. Aktif fay hatları üzerinde gerçekleştirilecek sondajların, bölgedeki ekosistemi olumsuz etkileyeceğini ve tarımın sona ermesine yol açabileceğini savundu.

Varto’da, çeşitli dernekler ve sivil toplum kuruluşları, bu tehdide karşı birleşerek “toprak savunması” yapma kararı aldı. Kocaeli’den başlayacak olan yürüyüşte, çevre illerden de destek bekleniyor. İncesu, muhtarların direnişiyle birlikte, 20 Mayıs’ta gerçekleştirilmek istenen sondaja karşı duracaklarını belirtti. Varto halkı, topraklarını ve geleceklerini koruma mücadelesine devam edecek.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Vartodaki jeotermal enerji projesi, bölge halkının yaşam alanlarını tehdit eden bir durum olarak öne çıkıyor. Ali Ekber İncesunun uyarıları, Alevi toplumunun doğaya ve insan yaşamına sahip çıkma sorumluluğunu bir kez daha hatırlatıyor. Bu tür projeler, yalnızca ekosistemi değil, aynı zamanda toplumsal yapıyı da tahrip etme potansiyeline sahip; bu nedenle halkın bilinçlenmesi ve dayanışma içinde hareket etmesi her zamankinden daha önemli hale geliyor.

— Alevi Gazetesi Editörü

Sivas Madımak Katliamında Adalet Arayışı Sürüyor!

Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından Ankara’da anma etkinliği düzenlendi. “33 Can, 33 Yıl” temasıyla gerçekleştirilen etkinlik, Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapıldı. 11 Nisan Cumartesi günü saat 12.30’da kapılarını açan sergi, katliamda hayatını kaybedenlerin anısını yaşatmayı ve adalet talebini yinelemeyi amaçladı.

Etkinlik, video gösterimi ve şair Mehmet Özer’in şiir dinletisiyle başladı. Saygı duruşu ve çerağ uyandırma ritüelinin ardından Hakan Erol tarafından seslendirilen deyişler ve semah gösterisi, katılımcılarda duygusal anlar yaşattı. Ayrıca, katliamın boyutlarını ele alan “Başka Acılara Baktığımız Kadar İnsanız” isimli sinevizyon gösterimi de izleyicilerle buluştu.

Etkinlikte, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Arslan ve Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, katliamın üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen adalet arayışının sürdüğünü vurguladılar. Adalet Kürsüsü’nde ise katliamda yakınlarını kaybeden aileler, yaşadıkları acıları paylaşarak unutmadıklarını ve unutturmayacaklarını ifade ettiler.

Etkinlikte ayrıca, 2 Temmuz’da Sivas’ta yapılacak olan anma etkinliği için güçlü bir irade beyanı yapıldı. Katılımcılar, katliamın unutulmaması ve adalet talebinin devam etmesi gerektiğini vurguladılar. Bu anlamda, 33 yıl boyunca süregelen acının ve hafızanın ortak sesi olma kararlılıklarını dile getirdiler.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı, adalet arayışının hala tazeliğini koruduğunu gösteriyor. Alevi toplumunun hafızasındaki bu acı, adalet ve eşitlik mücadelesinin sembolü haline gelmiştir. Unutulmamalıdır ki, mazlumun sesi hep yüksekte kalmalı; zalimlerin zulmü karşısında durmak, toplumsal dayanışmanın en güçlü ifadesidir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Amedde Pir Sultan Abdal Tiyatrosu ile Alevilik sahnede

Amed’de, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi Bektaşi Federasyonu tarafından düzenlenen “Pir Sultan” adlı tiyatro oyunu, 12 Nisan 2026 tarihinde Amed Büyükşehir Belediyesi Ali Emiri Tiyatro Salonu’nda sahnelendi. Erol Toy’un yazdığı eser, yönetmen Bülent Uz tarafından sahneye konuldu. Oyun, Pir Sultan Abdal’ın yaşamını, direnişini ve halk ozanlığını izleyicilere aktardı.

Etkinlikte sahneyi dolduran yurttaşlar, Dost Oyuncular tiyatro ekibinin performansını büyük bir ilgiyle takip etti. Gösterim sırasında kültür ve sanatın birleştirici gücü bir kez daha hissedildi. Katılımcılar, hem düşündürücü hem de duygusal anlar yaşadı.

Amed’deki bu tiyatro etkinliği, Alevilik kültürünün ve direniş mücadelesinin sahneye taşınması açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Pir Sultan Abdal’ın mirası, sanat aracılığıyla yeni nesillere aktarılmaya devam ediyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Amedde sahnelenen "Pir Sultan" tiyatro oyunu, Alevilik kültürünün ve direniş mücadelesinin önemini vurgulayan anlamlı bir etkinlik olarak dikkat çekti. Eser, Pir Sultan Abdalın mirasını yeni nesillere taşırken, kültür ve sanatın birleştirici gücünü bir kez daha gözler önüne serdi. Bu tür etkinlikler, Alevi toplumunun tarihine sahip çıkma ve sesini duyurma açısından kritik bir rol oynamaktadır.

— Alevi Gazetesi Editörü

1 Mayıs’ta Tandoğan Meydanı’nda birleşme çağrısı!

Ankara’da 1 Mayıs İşçi Bayramı, Tandoğan Meydanı’nda kutlanacak. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Ankara Tabip Odası (ATO) ve Ankara Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası (ASMMMO) tarafından yapılan açıklama ile bu etkinlik duyuruldu.

1 Mayıs’a yönelik deklarasyonu DİSK İç Anadolu Bölge Temsilcisi Birgül Kaya, Yüksel Caddesi’nde gerçekleştirdiği basın toplantısında açıkladı. Kaya, işçilerden ve emekçilerden alınan değerlerin rantçılara ve sermayeye aktarıldığını ifade etti. Eğitimin, sağlığın ve barınmanın piyasalaştırıldığını vurguladı.

Birgül Kaya, “Bu karanlık tabloya rağmen, düzeni değiştirecek irade ve kararlılığa sahibiz. Yeter ki birleşelim, örgütlenelim. Bugün ayrıştırmalara karşı birlikte durmanın ve mücadele etmenin zamanıdır” dedi. Tandoğan Meydanı’nın bu birlikteliğin sergileneceği bir alan olacağını belirtti.

Kaya, Türkiye’nin dört bir yanındaki 1 Mayıs alanlarında güç birliğini göstermek gerektiğini vurguladı. “1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nde çağrımızı omuz omuza yükseltelim” ifadeleriyle, bu önemli günde dayanışmanın önemine dikkat çekti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

1 Mayıs, işçi ve emekçilerin dayanışma günü olarak Tandoğan Meydanında kutlanacak. Birgül Kayanın çağrısı, sadece işçilerin değil, tüm mazlumların bir araya gelme iradesini sembolize ediyor. Alevilik perspektifinden bakıldığında, bu birliktelik, ayrıştırmalara karşı durmanın ve hak arayışının en güçlü ifadesidir. Toplumun her kesimine saygı göstererek, birlikte mücadele etme zamanı gelmiştir.

— Alevi Gazetesi Editörü