BAKİ DÜZGÜN
16 Nisan da yapılan referandum göstermiştir ki AKP ve ortakları ile beraber ülkemize yeni bir sistem üzerinden dizayn edecekler ve bu süreç içerisinde muhaliflerin sesi kesilecek, ısrar edenler ya cezaevlerine tıkılacak yâda kellelerini alacaklar. Mesele bu kadar net. Erdoğan’ın idamla ilgili söyledikleri çok açık… Bin Ali ve Bahçeli ile görüşecek onlarla birlikte bu uygulamaya geçecekler. Referandum öncesinde Bahçeli ile yapılan görüşmeler ve akabinde anlaşmaları da bu anlayışın tezahürüdür.
Dün akşamdan itibaren, yeterli olmasa da, hayır oyu verenler kazandıkları zaferi almak için sokaklardalar, kimileri yürüyüş yaparken, kimileri de evlerinde tencere tava çalarak yürüyüşçülere destek oluyorlar. Bir anlamda süreç ikinci bir gezi direnişine doğru evrilebilir de. Burada önemli olan, gezi direnişinde yapılan eksikliklerin tekrarlanmaması…
Referandum da yaşananların derin devletten bağımsız düşünmek saflıktan başka bir şeyi ifade etmez. Devlet süreci bu yapıyla tamamlamak istediği için, referandum da çıkan ” sonuç” u organize etmiştir. YSK başkanının açıklama yaparken rahatlığını başka nasıl izah edile bilinir?
Suruç ile başlayan ve 5 Haziran, 7 Haziran ve 1 Ekim ile devam eden sürecin tamamlanması için, bu unsurlara ihtiyacı olduğunu ve bunları istediği gibi yönlendireceğini bilen karanlık güçler, önce ” 15 Temmuz sözde darbe girişimini organize ettiler. Sözde Fetöculara yönelik operasyon adı altında, pek çok yurtseveri ve sosyalist muhalif kesimlere yönelik operasyonlar yaptılar. Ne kadar günahları varsa, içeri tıktıkları fetö mensuplarına yıktılar… Bunlar üzerinden eski safralarından kurtulabileceklerini hesap etmekteler. Tabi eski safralardan kurtulma İstemi, yerine yeni safraların oluşturulması anlamına gelmektedir. Süreci o kadar hızlı yürütmeye çalışıyorlar ki, hiç kimsenin yaşananları düşünmesine fırsat vermeden gündemlerini en kısa zaman diliminde tamamlamak istemekteler.
Özelikle Gezi de, Suruç da, Ankara gar katliamında katledilenlerin kimliklerine baktığımızda, büyük bir çoğunluğunun Alevi olmasını bir tesadüf olarak açıklayabilir miyiz? Yâda Maraş Terolar köyünde ve Adıyaman’da yapılan mülteci kamplarının yapıldığı yerleşkelerin, biz Alevilerin yaşadığı yerler olmasını nasıl izah edebiliriz? Gazi mahallesinin pilot bölge seçilmesi, Mustafa Kemal ve Gülensu mahallelerinde uyuşturucu satanların bizzat kolluk güçleri tarafından himaye edilmesi, Alevi toplumuna yönelik büyük bir operasyonun hazırlığı değilse nedir?
Bu olumsuzluklara müdahale etme ya da değiştirme gücümüz var mı? Bence var ve her zamankinden daha fazla var. Bütün mesele örgütlenmelerimizi daha dinamik ve daha disiplinli hale getirmekle başlamalıyız. Yaşadıklarımız göstermiştir ki, mevcut hantal yapılanmalarımızla sürece müdahale etmekte eksik kalırız. Farklılıklarımıza, eksikliklerimize rağmen, ortak yanlarımızı öne çıkarıp bir araya gelmekle başlayabiliriz. Bu durum özellikle Alevi toplumu olarak bizlere tarihsel sorumluluk yüklemektedir. Gerek Avrupa Alevi Hareketi ve gerekse de Türkiye Alevi Hareketi bu sorumluluktan kaçamaz. Tarihsel sorumluluğunun gereğini yapmak zorundadır Alevi örgütlenmesi.