Bahçeli’nin Çağrısı ve Ankara Saldırısı

Önemli bir dönemden geçildiği açıktır. Türkiye, şok etkisi yaratan söylemler ve hızlı dönüşlerin olduğu bir sürecin içerisine girmiş bulunmaktadır. Bu süreç, sadece siyasi aktörlerin değil, toplumun tamamının dikkat kesildiği bir değişim dönemidir. Devlet Bahçeli’nin Kürtlerle ilgili yapmış olduğu açıklama ve Öcalan’ın Meclis’e gelip konuşma yapması teklifi, nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, Kürt siyasetinin ve Kürtlerin mücadelesinin gelmiş olduğu noktayı işaret etmektedir. Bu açıklamalar, aslında Kürt sorununun artık göz ardı edilemeyecek bir noktaya ulaştığını ve devletin bu konuda bir adım atmaya hazırlandığını göstermektedir.

Kürtlerin vermiş olduğu mücadele, kendi kimlikleriyle, kendi talepleriyle var olabilme mücadelesiydi. Bu mücadelenin sembolü de Öcalan’dır. Öcalan’ın temsil ettiği sembol, sadece bir kişi olarak değil, Kürt halkının kolektif hafızasında önemli bir yer tutan bir lider olarak büyük bir anlam taşımaktadır. Öcalan’ın Meclis kürsüsünde Kürtler adına yapacağı her konuşma, içeriği ne olursa olsun, büyük bir kazanımdır ve Türkiye için geri dönüşü olmayan bir değişim olacaktır. Bu tür bir gelişme, hem Türkiye’deki Kürtler hem de bölge için tarihi bir dönüm noktası yaratacaktır.

Türk siyasetçilerinin yapmış olduğu açıklamalar ve karşı söylemler ne olursa olsun, bu açıklamanın Devlet Bahçeli’ye yaptırıldığı açıktır. Arkasından Erdoğan da bu açıklamayı desteklemiştir. Sarayın sesi haline gelen Özel’in söyledikleri de bu açıklamayı destekler nitelikteydi. Bu durum, yalnızca siyasi aktörlerin bireysel pozisyonlarından ibaret olmayıp, derin devletin bir strateji değişikliği içerisinde olduğunun da işaretidir. Devlet Bahçeli, Milliyetçi Hareket Partisi’nin lideri ve aynı zamanda Kürtlere karşı en acımasızca savaş yürüten ekiplerin siyasal temsilcisi olarak bilinir. Bu tarihsel arka plan, Bahçeli’nin Kürt meselesiyle ilgili yaptığı her açıklamayı daha da kritik hale getirmektedir, çünkü bu pozisyonun değişmesi, devletin resmi politikalarının gözden geçirildiğinin güçlü bir göstergesidir.

Bu anlamda, Devlet Bahçeli’ye yaptırılan bu açıklama, Türk siyasetinin sorunlara ve karşıtlıklara yönelik güncel siyaset anlayışına uygun düşmektedir. Bahçeli’nin bu açıklamayı yapması, devletin Kürt sorunu konusunda yeni bir sayfa açmak üzere olduğunun sinyallerini vermektedir. Konuşan Bahçeli değil, aslında tüm kanatlarıyla devlettir. Burada devleti konuşurken görmek, derin bir stratejik hesaplaşmanın da ifadesidir. Kürt meselesinin geldiği boyut, Türkiye’nin kırk yıllık savaşın verdiği çaresizlik ve en önemlisi Ortadoğu’da ortaya çıkan durumun Kürtlerin lehine gelişme olasılığı, Türkiye Cumhuriyeti devleti için ürkütücü bir tablo ortaya koymaktadır. Bölgedeki dinamikler, Türkiye’nin geleneksel Kürt politikasını sürdürebilmesini neredeyse imkânsız hale getirmiştir. Devlet Bahçeli’nin, devletin Kürt meselesinde politikasını değiştirmek için bir adım attığı gerçeği ortadadır. Bahçeli, bu sorunun bugüne gelmesinin sorumlularından biri olsa da, doğru adresi işaret etti: Öcalan.

Türkiye, 40 yıldır süren savaşta bir sonuca ulaşamamıştır. Bu savaşın maliyeti, yalnızca insan kayıplarıyla değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik çöküşle de kendini göstermektedir. Kürt hareketi, bugün bu tartışmaların yürütüldüğü süreçte, Türkiye Cumhuriyeti tarafının özellikle Kürt siyasetini Türkiye sınırları dışına itmeye çalıştığı ve artık silahlı güçlerin eylem yapamayacağı yönündeki iddialarına karşı, gücünü Ankara merkezindeki bu eylemle ortaya koymuştur. Bu, Kürt siyaseti açısından bir meydan okuma olduğu kadar, bu merkez, Türkiye’nin Kürt silahlı güçlerine karşı üretilen silahların merkezi konumundadır ve Türkiye bunu koruyamamıştır. Bu durum, sadece askeri bir zafiyet olarak değil, aynı zamanda devletin güvenlik stratejisinin ne denli abartılı olduğunun da bir göstergesi olmuştur.

Şaşkınlık, herkesin kulak ardı ettiği savaştan kaynaklanmaktadır. Toplum, savaşı ve bunun acı sonuçlarını görmezden geldikçe, çatışma derinleşmekte ve çözümsüzlük daha da pekişmektedir. Türkiye, Irak ve Suriye’den her gün ölüm haberleri gelmektedir, ancak kimse bu acı tabloyu umursamamaktadır. Kürt ölümlerine alkış tutulmakta, gecekondulara cenazeler gelmektedir. Bu ölümler, sıradanlaşmış bir trajediye dönüşmüştür. Herkes kendi gemisini kurtarma derdindedir. Memleket batmaktadır. Toplumsal çürüme, bu ilgisizlik ve kayıtsızlıkla daha da derinleşmektedir. Ölüm kol gezmektedir.

Bir ara not olarak, Ali Yerlikaya’nın 5 kişinin öldüğü ve 24 kişinin yaralandığına dair yaptığı açıklamadaki dikkat çekici bir detay vardır. Bu detay, çatışma sırasında 7 özel harekâtçının yaralanmasıdır ve bu durum, Türkiye’deki Özel Hareket güçlerinin becersiksizliğini gözler önüne sermektedir. İki kişinin girmiş olduğu bu kadar özel ve korunaklı bir alanda yaşananlar, PKK’nin askeri yetkinliğini gösterirken, giremiyecekleri bir alanın olmadığı mesajını vermiştir.

Her ne kadar Kürt siyasal yapılanması içerisinde bir ayrımcılık yaratarak, Kürt hareketinin aklına yönelik bir operasyon yapmayı düşünen yapı bulunsa da, Selahattin Demirtaş’ın kendi X hesabında paylaştığı “Biji Serok Apo” sloganı, durduğu yerin bir işareti olup, bu politikaların arkasında olduğunu gösteren önemli bir açıklamadır. Bu, aynı zamanda Kürt siyasetinin lideri olarak Öcalan’a duyulan bağlılığın ve onun çizgisinde birleşme kararlılığının güçlü bir simgesidir. Dağdan gelen açıklamada ise, durumun ciddiyetinin anlaşılması ve bunun gerçekliğe dönüştürülmesinin gerekliliği vurgulanmıştır. Bu açıklama, sadece silahlı güçlerin değil, Kürt halkının tüm kesimlerinin bu süreci yakından takip ettiğini ve sabırla çözüm beklediğini de göstermektedir. Yani, 44 aydır görüşülmeyen Öcalan ile görüşmelerin tekrar başlaması gerektiği mesajı verilmektedir. Öcalan’la yapılacak görüşmeler, sadece Kürt siyasetinin geleceği için değil, aynı zamanda Kürt halkının var olma mücadelesinin en kritik adımlarından biri olarak görülmektedir.

Bu bugün Ömer Öcalan’ın ziyareti ile aşılmıştır. Süreç başlamıştır. Yine PKK tüm yapıları ile liderlerinin arkasında olduğunu açıklamıştır. PKK “Ankara’da gerçekleşen eylemin hareketimiz tarafından yapıldığı belirtiliyor. Eğer bu eylem bizim güçlerimiz tarafından yapılmışsa HPG gerekli açıklamayı yapacaktır. Ancak yansıtılmaya çalışıldığı gibi bu eylemin geliştirilen süreçle kesinlikle bir ilgisi yoktur.” demiştir.

Kıssadan hisse, sonuçlarının ne olacağını bilmediğimiz bir masanın kurulacağı ve bu masanın bir tarafında Türkiye Cumhuriyeti oturacak, onun karşısında da Kürtleri temsil eden PKK lideri Abdullah Öcalan’ın olacağı kesin görünüyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti siyasal yapılanmaları, askeri güçleri, gizli servisi vs. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin arkasında pozisyon alıp tavrını belirlerken, Kürt siyaseti de var olan tüm yapılanmalarıyla, siyaseti, gerillası ile Abdullah Öcalan’ın arkasında duracaklardır.

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Diğer Yazıları