HÜSEYİN MAT / AABK Eşit Başkanı
İyiyi mi, kötüyü mü
Doğruyu mu, yanlışı mı
Mazlumu mu, zalimi mi
Güzeli mi, çirkini mi ?
Neyi paylaşarak büyüteceğiz?
Özelikle sosyal iletişim ağlarının gelişmesiyle birlikte herkes birşeyler yazıyor, paylaşıyor, tepki veriyor, itiraz ediyor, sahipleniyor ya da reddediyor…
İlginç olan, hiç bir toplumsal karşılığı olmayan ve kişisel düzeyde kötülüklere, çirkinliklere, iftiralara ilişkin tepkisel paylaşımlar oldukça yoğun olmasına karşın, doğruyu, iyiyi, mazlumu anlatan konularla ilgili paylaşımlar yok denecek kadar az.
Kötüler kötülüğün toplumsallaşması için sosyal medyayı kullanıyor.
Toplumda bile karşılığı olmayan kişileri muhattap alarak, onların kötülüğünü yaygınlaştırmasına aracı konuma düşebiliriz. Bir söz vardır; Her lafa verilecek elbette bir sözümüz, bir cevabımız vardır.
Fakat denildiği gibi “önce bir lafa bakarım laf mı diye. Bir de adama bakarım adam mı diye?” düşünerek karar vermeliyiz.
Mesela, AKP, Diyanet ve İslamcı cemaatlerin, Şiilerin Alevileri bölmeye yönelik yarattıkları çakma dernek ve kurum haberlerine yönelik tepki ve itiraz etmek varken ya da Diyanet İşleri Başkanı cemevlerini ziyaret edip, kurum başkanlarına Kuran hediye etmesine, posta oturup Aleviliği tarif etmesine karşı ortaya konulan dogru ve bir o kadar çok sert tepkiler sözkonusu olurken, Diyanet’in buluşma teklifini reddeden ve geri çeviren AABF’mizin onurlu duruşu ve buna dair çıkan haberler halen Alevi hareketi içindeki kimileri için bir haber konusu olmuyorsa, hiç gündeme alınmıyorsa , paylaşım yapmaktan kaçınılıyorsa, bu durum üzücüdür, düşündürücüdür.
Kurumları büyütmek, güçlendirmek, motivasyonunu arttırmak, mücadele çizgisini güçlendirmek ancak kurumsal ilkelere, hedeflere ve amacına uygun eylemler, tavır ve bunları savunmak ve anlatmakla mümkün olabilir.
İlginç olan ise; kurum, mücadele, ilke, çizgi gibi konular, kavramlar söz konusu olduğunda “mangalda kül bırakmayanlar”, Diyanetin görüşme talebine verdiğimiz ret cevabımız karşısında bir anda sus pus olabiliyorlar. Hiç birşey yokmuş gibi davranabiliyorlar.
Bazı Alevi yöneticilerinin Diyanete karşı “sizi meşru görmüyoruz, kabul etmiyoruz, muhattabımız değilsiniz” tavrını görmezden gelmesi sanırım gözden geçirilmesi gereken bir tutumdur.
Cemevlerine giden, Kuran dağıtan Diyanete verilen tepkileri sosyal medyanın uzun dönem konusu olurken, diyanetin aynı tavrı Avrupa’ya taşımasına verilen tepki, aynı zamanda Türkiye’de cemevlerini istismar eden, Diyanet’e cevap niteliği taşıyor.
Dersim, Mersin ve İstanbul’da cemevlerine gidip sinsi asimilasyon uygulamalarına tepki gösteren canlarımızın, ilkelerinden ve yolundan taviz vermeyen AABF’imiz tavrını görmezden gelmesi manidar değilde nedir?
İlkeleri koruyarak, hedefleri büyüterek, mücadeleyi ortaklaştırarak mı yürüyeceğiz, yoksa iç hesaplaşma ve içsel hedefler doğrultusunda mı hareket edeceğiz?
Sorgulanması gereken asıl mesele üyelik durumu değil, dava insanı olabilmek meselesidir.
Biz biz olalım doğru olan mücadeleyi, iyiliği, adalet ve hakikat arayışımızı büyütelim. Doğru adımın kimin ya da hangi kurumun yaptığına bakmaksızın, doğru olan tavrın ve tutumun yanında olmalıyız.
Unutmayalım ki, “Yol cümleden uludur”, Aleviliğe yönelik dış ve iç asimilasyona karşı verilen mücadelemiz, yolumuzu korumak ve öğretimize sahip çıkma tutumudur.
Hak doğrunun, doğruların ve davamızın yanında ola.
Aşk ile