Dolmabahçe Mutabakatı, Sayın Öcalan’ın tanımlamasıyla diyalog aşamasından müzakere aşamasına geçişi simgeliyordu… Dolmabahçe meselesi bugün yürütülen yeni anayasa çalışmasına da tarihte verilmiş en nitelikli alternatif demokratik üretime sahipti. O resmi toplumsal hafızadan çıkarmak istiyorlar’
Ersin Çaksu – Günay Aksoy
Toplumu etnik, dini ve kimlik olarak tek tipleştirme politikası sonucu, uzun yıllar boyunca Kürtlere karşı fiziki ve kültürel yok etme benimsendi. Son 40 yılda binlerce köy yakıldı, binlerce insan hayatını kaybetti, faili meçhullerin sayısı dahi bilinmiyor, savaş şehirlerin yıkımına kadar uzandı. Ve nihayet, Türkiye tarihinde Kürt sorunun çözümünde ilk kez taraflar bir masa etrafında eşit koşullarda bir araya geldi. Barış ve savaş ilk kez bu kadar kristalize olmuştu. Devlet-İmralı-Kandil arasında mekik dokuyan İmralı heyeti Sözcüsü Sırrı Sürreya Önder, Türkiye toplumuna nefes aldıran 28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatı’nın perde arkasını gazetemize anlattı. PKK Lideri Abdullah Öcalan, Dolmabahçe Mutabakatı’nı, “Diyalog aşamasından müzakere aşamasına geçişi simgeliyordu” şeklinde tanımlamıştı. Ancak, Öcalan’ın diyalog sürecinde paralel devlet yapılanması ve DAİŞ konusundaki uyarılarını dikkate almayan AKP, Türkiye’ye büyük kaybettirdi. Yanlış politikalarla darbe mekaniğine güç verildiğini kaydeden Önder, Dolmabahçe Mutabakatı’na nasıl gelindiğini ve masanın nasıl berhava edildiğini değerlendirdi.
* Dolmabahçe Mutabakatı’na nasıl gelindi?
Aslında bütün dünyada olduğu gibi başladı. Çatışma süreci yaşayan bütün ülkelerde bir diyalog aşamasıyla başlıyor herşey. Sayın Öcalan da, bunu hep bir diyalog aşaması olarak adlandırdı. Ne zaman müzakere aşamasına geçileceğini şöyle tarifledi: ‘Şimdilik başbaşa oturuyoruz ve bu bir diyalogtur. Ne zaman bunun tanığı olur, ne zaman bunlar kayda geçer ve kayda geçirdiğimiz şeyleri takip edecek kurum ve kurullar olur o zaman onun adı müzakere olur.’ Dolmabahçe Mutabakatı, Sayın Öcalan’ın tanımlamasıyla diyalog aşamasından müzakere aşamasına geçişi simgeliyordu. Bunun için İmralı’da özel bir yer düzenlendi. Özel bir yerden kastım demir parmaklık olmayan, cezaevi görünümü olmayan ve 25-30 kişinin oturabileceği bir masa ve çevre düzenlemesi yapılan ve sekreterya işlevi görebilecek İmralı heyetinin genişletilmesi, bundan hemen önce sayın Hatip Dicle’nin, sayın Ceylan Bağrıyanık’ın heyete dahil edilmesi, hep bu müzakere aşamasına geçişin bir parçasıydı. Aslında bir yol ayrımına da orada gelindi. Orada fark ettiler ki bunun siyaseten bütün bu inisiyatif ve irade gerçeğinde de olduğu gibi halk tarafından sayın Öcalan ve HDP’ye atfediliyor. Bunu görünce süratle geri adım attılar. Birinci yönü bu. Temel yönü ise Türkiye tarihinde hatta Osmanlı’dan da alırsak bu toprakların tarihinde mevcut sisteme itiraz edenler ile sistemin sahipleri tarihin hiçbir döneminde böyle bir müzakere yürütmemişler. İlk defa yürütenlerle muhattaplar eşit bir düzlemde ve ağırlıklı olarak demokratikleşme manifestosu sayılabilecek bu ülkenin özgün koşullarının çok nitelikli bir biçimde değerlendirilip kavramsallaştırıldığı bir manifesto ile sonuçlandı. Dolmabahçe meselesi bugün yürütülen yeni anayasa çalışmasına da tarihte verilmiş en nitelikli alternatif demokratik üretime sahipti. O resmi toplumsal hafızadan çıkarmak istiyorlar. Bu fotoğrafta iktidarın temsilcisi olarak yer alan bütün aktörleri de tasfiye edeceklerini söylemiştim. Hepsini de tasfiye ettiler.
* Dolmabahçe sürecine gelmeden önce kimi provokasyonlar gelişti. Paris’te Sakine Cansız’ın katledilmesi, Cizîr’de Nihat Kazanhan, Licê’de Medeni Yıldırım katledildi…
Tek tek çabalar vardı ama sistemli olarak çabadan bahsetmek mümkün değil. Sayın Davutoğlu’nun başbakan olmasıyla birlikte hem hareketlenen hem de giderek irtifa kaybeden bir yönelim söz konusu oldu. Sayın Davutoğlu, birden bire kamu düzeni ve kamu güvenliği gibi bir kavrama müracaat etmeye başladı. Sayın Öcalan bundan o kadar bıkmıştı ki bugün sosyoloji dersi gerçekten hak ve özgürlükler alanına yaklaşım biçimi olarak okutulabilecek kapsamlı değerlendirmeler yaptı. Kamu güvenliği nedir, kamu düzeni nedir, nasıl sağlanır, bu polisiye bir şey midir yoksa gerçekten hak ve özgürlükler alanına yaklaşım biçimiyle ilgilidir meselesinde çok kapsamlı değerlendirmeler yaptı. Biz sayın Davutoğlu’na da bunları ilettik. Bununla gidilecek bir yol olmadığını bunun tam tersine darbe mekaniğine güç vereceğini bununda paralel devlet eliyle yapılacağını kavramsallaştıran ilk insandı ve süreç tamamen sayın Öcalan’ın işaret ettiği, uyardığı, öngördüğü çerçevede gelişti.
* Seçilen tarih, 28 Şubat postmodern darbenin günü olarak biliniyor. Neden 28 Şubat ve neden yer olarak Dolmabahçe?
Biz Dolmabahçe Deklarasyonu’nu aslında ocak ayının başlarında yapmayı planlıyorduk. Yaklaşık ön gördüğümüz tarihten 45 gün sonra gerçekleşme şansı buldu. Bu rötarın sebebi metin üzerindeki tartışmalardı. İmralı heyeti, bütün bir süreç boyunca yürüttüğü en yoğun mekik diplomasini yürüttü bu aşamada. Gerek İmralı, gerek iktidar-AKP-devlet çevreleri, gerekse KCK yönetimi nezdinde bu manifestonun önemini tarihselliğini içeriğini ve çerçevesini bir hayli tartışmasını ve oluşmasına katkıda bulundu. Son şeklini sayın Öcalan verdi. Ben olası birkaç itirazı dillendirdiğimde bana şu tarihsel konuşmayı yapmıştı benim içinde çok aydınlatıcı olmuştu. “Sayın Süreyya’ dedi: ‘bu o kadar önemlidir ki sizin yan yana çıkıp bu ülkenin tarihinde bu toprakların tarihinde böyle birşey yok, sizin taraflardan hiçbirinin onuruyla haysiyetiyle varlığıyla oynamayan bir metni, barış ve demokratikleşmeyi hedef alan bir metni, sadece okumuş olmanız ve yan yana oturmanız çok önemlidir.” 28 Şubat tarihi için ise şunu söyledi: “Yarın önemli bir yıldönümüdür bu inisiyatifi ben alıyorum. Yarın bunu mutlaka okuyun, Dolmabahçe de bu anlamda sembolik değeri yüksek bir mekandır. Siz vakit kaybetmeden gidin okuyun bunu.” 27 Şubat’ta bu görüşmeyi yaptık 28’inde de deklarasyonu okuduk.
AKP darbe mekaniğinin parçası oldu
Darbe tehdidinin, darbe konuşlanmasının bunun bir süper NATO-Cemaat ittifakı olduğunu ve bunun kesinlikle AKP’lilerin hepsinin canına kastedeceğini, darbeyle alaşağı edeceğini sürekli dile getiriyordu. Ve bunu önlemenin tek yolunun demokratikleşme olduğunu ısrarla söyledi. Bugünden baktığımızda onun gerçek olduğunu görüyoruz. Çünkü AKP darbecileri tasfiye edeceğim diye bu darbe mekaniğinin parçası olup darbe sürecini devam ettiren bir niteliğe dönüştü.
* Masanın devrilmesiyle mi darbe mekaniği devreye girdi?
Bence müzakere aşaması başladığı andan itibaren darbe mekaniği buna dönük özel bir hareketlilik içerisine girdi. Ben Sakine’lerin katledilmesinin de bunun bir parçası olduğunu düşünüyorum ve süreç içerisinde birçok provokasyonun, bunu biz en çok Rojava süreci başlarken Suruç’ta gözlemledik. Suruç devletin aciz kaldığı, inisiyatif alamadığı, müdahil olamadığı bir güç tarafından sürekli destabilize edilip durdu. Ve bunu bir görüşmede kendileri de itiraf etti. Yani orada bir paralel yapılanma var. Kamuoyu sayın Kışanak’la sayın Aysel Tuğluk’un fotoğraflarıyla o süreci hatırlıyor. Hatta sayın Kurtulmuş ve sayın Efkan Ala, oraya gittiklerinde ölüm tehlikesi atlattılar. Birden bire bir öfke selinin içinde kaldılar. Bunu sayın Öcalan da, çok ciddiyetle ele aldı biz de aynı ciddiyetle ele aldık. Ve yerelde yürüttüğümüz çalışmada bunun tamamen provokasyon temelli bir girişim olduğu kanaatine ulaştık.
* 10 maddelik mutabakat planlandığı gibi yürümüş olsaydı ardından hangi adım gelecekti?
Sayın Öcalan silahsızlanmaya dönük bir niyet beyanı olarak bu okunabilir diyerek bundan sonraki aşamayı işaret ediyordu. Perde arkası bilgisi de şuydu; hükümet ısrarla deklarasyona silahsızlanma için tarih belirtilmesini istemişti sayın Öcalan’dan. Bu da nisan gibi olacaktı öngörülen. KCK ile bu yeterince tartışılmış olgunlaştırılmıştı. Sayın Öcalan bunu ancak İzleme Heyeti’nin yani üçüncü bir gözün yani bir tanığın buraya gelmesi durumunda söyleyeceğini beyan etti ve bundan bir milim geri atmadı. Çünkü daha önce birçok kez hükümetin ve daha önceki hükümetlerin yönetimlerinin çok faydacı ve dar yaklaşımlarını bizzati yaşamış birisiydi sayın Öcalan. Onun için bir şaibe gördü ve bu konuda da epey bir mesafe katetmişti. İzleme Heyeti olacak insanların kim olacağı, kaç kişi olacağı konusunda bir mutabakat oluştu. Ve hükümet kendisine yakın düşünen insanları önerdiğinde sayın Öcalan bunu fazlaca tartışma konusu yapmadı. Tek birisi olsun, buna şahit olsun ve biz bunu kayda geçelim bu tutanakları imzalayalım. Gelecek olanların hüviyeti siyasal eğilimi o kadar da önemli değildir demişti. Biz sadece küfür ve hakaret düzeyinde dili ve yaklaşımı olan birkaç isme itiraz ettik. Hükümet de onları çıkarmıştı o zaman.
* Mutabakatın devamı gelseydi Türkiye’de ne değişecekti?
Bu sadece Türkiye’yi değiştirmezdi. Demokratikleşmesiyle sonuçlanacak bir değişimden bahsediyorum. Ondan çok daha fazla ve olumlu bir işlevi olurdu. Bölgeye nitelikli ve derinlikli demokratik örnek sunmuş olurduk. Sadece Türkiye’nin değil Ortadoğu’nun demokratikleşmesiyle sonuçlanabilirdi. Savaş isteyen güçler, bu alternatife yönlendirdiler. Daha ortada IŞİD gerçekliği bilinir ve görünür değilken işaret ettiği bir husustu bu. Devlet heyetinde mübalağalı şeklinde bir karşılık görüyordu. Ancak daha sonra bu hakkı teslim ettiler bize. Siz bize çok söylediniz ama biz o zaman göremedik bunu. Hem paralel devlet meselesinde hem Ortadoğu’daki IŞİD gerçekliğine dönük Sayın Öcalan’ın çok önemli uyarıları oldu. Gerçekleştiremediğimiz ve benim en çok hayıflandığım şey de bütün bunları önleyecek, sağlanacak Mutabakat idiyse diğeri de Kürt Ulusal Kongresi’nin toplanmasıydı ve Sayın Öcalan, “Siz eğer Kürt ulusal birliği anlamında bir Ulusal Kongre toplamayı ve bunun ışığında kendiniz için bir barış gücü oluşturmayı başaramazsak bundan büyük bir vahşet ve katliam yapılacak” diyerek Kobanê’yi de işaret etti, Efrîn’i de işaret etti, Şengal’i de işaret etti.
İmralı’ya müracaat edilecektir’
* Bundan çıkış formülü ne olabilir?
Kimse bir mucize beklememelidir. Öncelikle dayatılan bu gayri insani, gayri demokratik ve sistemin reddedilmesi ve halkların gündeminden düşürülmesi gerekiyor. Bu düşürüldükten sonra neyin olmayacağı ortaya çıkmış olacak. Neyin olacağı konusunda da devasa bir Öcalan külliyatı oluşmuş durumda. Çözüm oradadır, tekrar oraya müracaat edilecektir.
Süleyman Şah Türbesi Öcalan planıydı
* Rojava Devrimi’nin sürece yansımaları nasıl oldu?
Sayın Öcalan’ın ısrarla dile getirdiği paradigma, bölgesel bir demokratikleşmeydi. Rojava Devrimi’ne de Rojavalılardan çok daha önce kafa yoran ve bu meseleyi Türkiye ile birlikte ele alan bir perspektifin sahibiydi. Bunu yok sayan anlayışın sahibinin başarı şansı olduğunu düşünmüyordu: “Kendi birliğimizi kurmalıyız. Ortadoğu bir halklar evidir. Yönetimi ve demokratikleşmesi de bir biriyle paralel bir şekilde olmalı ve gevşek sınırlar olmalı. Siz Rojava Kürtleriyle hasım olmayı değil hısım olmayı tercih etmelisiniz. kurtuluş buradadır.” Bir dönem hükümetin çok fazla itiraz etmediği bir tezdi. Çünkü Salih Muslim’in Ankara’da ağırlandığı bir dönemdi. Süleyman Şah Türbesi’nin taşınması operasyonu Öcalan’ın önerisiyle ortak bir koordinasyonla yürütüldü. Fakat bölge gerçekliği ve hükümetin girdiği bölgesel ittifaklar onu girdiği Kürt karşıtlığı noktasında konuşlandırdı. Böyle bir noktanın gerek Aleviler bakımından, gerek Kürtler bakımından iç barışı bozacağını görebilecek muhakeme gücü yoktu hükümette. Ben bir Meclis konuşmasında da dile getirmiştim. Hükümet, bir ergen imam hatipli refleksiyle yaklaştı ve hamasetle yaklaşmayı tercih etti. Bu da bölgede girdiği angajman ve ittifaklardan kaynaklanan birşeydi. Faturası ağır oldu. Hem ülkemize ve hem de bölgemize büyük bir gedik açtı. Şimdi kendi kamuoyuna bile niye Bab’ta olduğunu bir tek açıklayabilecek cümle kuramıyor. Benim saydığım 7-8 defa Bab fethedildi.
Yarın
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatlarından İbrahim Bilmez’in anlatımıyla;
*Geçmişteki çözüm arayışları ve 2013’te başlayan süreç
*Cemaat’in PKK’yi bitirme iddiasıyla orduyu ele geçirmesi
*Cemaat’in Oslo sabotajı
*AKP çözüm iradesini gösteremedi
Dosya
Tarihsel bir dönüm noktası: Dolmabahçe Mutabakatı (3)
BAŞKA ÇIKIŞ YOK
Dolmabahçe’ye giden süreç