İktidarın projelerini hayata geçirmek için kaynak sıkıntısı yaşadığını bunun için de Meclis’ten apar topar Varlık Fonu’nun geçirildiğini dile getiren Koruma Uzmanı Doç. Dr. Mimar Gül Köksal, projelerin eko-sisteme geri dönüşü olmayacak şekilde zarar vereceğini söyledi.
Gülcan Kılagöz / İstanbul
Pek çok kamu kuruluşunun Varlık Fonu’na devredilmesi tartışmaları her geçen gün büyümeye devam ederken, Varlık Fonu’na ekolojistler de, yoğun tepki gösteriyor. Fon’un eko-sistem’deki etkisi de tartışmaların odağında. Meclis’ten apar topar geçirilen bu madde, hükümetin stratejik proje bazlı yatırımları hızlandırarak, tabiat varlıkları ve SİT alanlarına yapılacak bu yatırımların tüm denetim mekanizmalarının dışında tutulmasını içeriyor. Konuya ilişkin Koruma Uzmanı Doç. Dr. Mimar Gül Köksal ile konuştuk. Köksal, Fon’u “Temelinde neo liberal kapitalist ekonomi politik sistem içerisinde, kaynak ve sermaye yaratmak amacıyla Kanun Hükmünde Kararnamaler (KHK) ile ortaya çıkmış bir fon” olarak değerlendirdi.
Fonun esas amaçlarından bir tanesinin ülkede yapılması planlanan mega projelere kaynak aktarmak olduğunu dile getiren Köksal, “Kamuya ait kurum ve kuruluşların bir şekilde özelleştirilmesini hedefleyen ve o şekilde elde edilen sermayenin de kentsel dönüşümden tutun da çeşitli biçimlerde iktidar, hükümet tarafından kullanılmasını hedefleyen bir fon” dedi. Köksal, Varlık Fonu’yla birlikte İstanbul özelinde tıkanan Kanal İstanbul, 3’üncü Köprü ve havalimanı gibi projelerin yapılabilir hale geleceğini belirtti.
Kaynakları kurutuyor
Bunun ayrı bir özelleştirme süreci olduğunu belirten Köksal, “Türkiye’de de İstanbul’da da kaçınılmaz bir şekilde bu projelerin kamu kaynaklarını kuruttuğu gibi aynı zamanda da hepsinin ekonomik anlamda bir kara delik olduğunu biliyoruz. Bir süredir en son bu AKP’nin çıkışlarında da gördüğümüz üzere kamu büyük mega projelerinin bir şekilde yapılamamasının özünde de kaynak sıkıntısı yer alıyordu” dedi.
Zararın geri dönüşü olmayacak
İktidarın projeleri hayata geçtiğinde eko-sisteme doğrudan etkisinin olacağını ve bunun ülkenin her tarafında karşımıza çıkacağını kaydeden Köksal, “Binlerce yıllık katmanlaşmış bir kentten söz ediyoruz. Bu sadece doğal alanların tahribatı değil, doğal alanlarda temel insan haklarından söz ediyoruz. Bütün bu neo liberal hareketleri destekleyecek fonların yaratılması ve bun fonların geri dönüşü olmayacak biçimde yaşam alanlarını insanlardan diğer bütün canlılara kadar, herkesi bütün yaşam alanını etkiliyecek bir süreçten söz ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Yaşam buluşmaları
Projelerin Olağanüstü Hal (OHAL) ve KHK’ler sürecinde bir şekilde bunların yasadan bağımsız ya da yasalaştırıp meşrulaştırarak ortaya koyduğu bir süreç olarak değerlendiren Köksal, buna karşı bilinçli direnen ekoloji gruplarının mücadele ettiğini söyledi. Bu grupların kent savunucularıyla bir araya gelerek referandum ile birlikte kent ve doğa tahribatının ne olacağını anlatmaya çalıştığını kaydeden Köksal, yaşam buluşmalarıyla düzenli olarak bir araya gelindiğini söyledi.
Örgütlenmeye çalışıyorlar
Kanal İstanbul, Üçüncü Köprü ve Havalimanı’yla ilgili Kuzey Ormanları Savunması’nın (KOS), hazırlıklar yaptığını ve diğer tüm projeleri için örgütlenmelerin olduğunu belirten Köksal, “Yaşam buluşmasıyla da birlikte bütün bu gruplar, yan yana gelerek ortak değerlerimizi tüm yaşamı, canlıları, geleceğini savunmaya yönelik bir süreci de örgütlemeye çalıştıklarını” belirtti.
Ortak metin hazırlığı
Ortak metin hazırlığının söz konusu olduğunu dile getiren Köksal, “Ortak bir takım eylemlikler söz konusu ya da her bir direnişin kendi eylemliliğini sürdürdüğü ama birbirinden bir ağ gibi haberdar olduğu deneyimini aktardığı bir sürece ilişkin de çabalar var” dedi.
Büyük mücadele söz konusu
OHAL sürecinde KHK’lere bağlı olarak bir baskı süreci olduğunu ifade eden Köksal akademik ortamdan, kent, doğa, gündelik yaşam, sağlık ve ekonomiye kadar her alanda baskı ve müdahalelere karşı farkında olan grupların yan yana gelerek sözler ve bilgiler üreteceğini kaydetti.