Referandum uzun bir aradan sonra tekrardan Türkiye, Irak ve İran’ı ‘Kürt karşıtlığında’ buluşturdu. Üç ülke yaptırım üstüne yaptırım sıralarken Rusya ve ABD ise, ‘oyun kuruculuğu’nu bırakmıyor. Perde arkasında kavga enerjide kopuyor
Irak Federe Kürdistan Bölgesi’nin bağımsızlık referandumu üzerine bölgesel ve küresel güçlerin tartışmaları sürüyor. Federe Kürdistan’da ekonomik kaymağı götüren Ankara’dan ve Irak ile İran’dan “siyasi, diplomatik ve ekonomik yaptırımlar” tehdidi peş peşe geliyor. Gelen açıklamaların perde önünde Federe Kürdistan bağımsızlık referandumu görünse de, perde arkasında enerji kavgası yatıyor. Bu kavganın gidişatını referandum değil, enerjideki yeni anlaşmalar ve güzergahlar belirliyor. Sahadaki güçlerden yapılan açıklamalar da yakayı ele veriyor!
Süreç, Şii Başbakan Nuri El Maliki yönetimindeki Federal Irak’ın 118 milyar dolarlık 2013 bütçe görüşmelerinde patlak verdi. Federe Kürdistan, çıkan sonuçtan tatmin olmayınca bölgesinde bulunan petrolü kendisinin satma kararını dilendirdi. İşin ilginç yanı ise Irak’ı dizayn eden ve Kürtlerin en büyük müttefiki ABD bu açıklamalara “Irak’ın bölünmesine yol açacak” diye karşı çıktı. Hewlêr (Erbil)-Bağdat arasında krizi derinleştirirken, Türkiye fırsatı kaçırmama adına “Bu petrolü biz satarız” açıklaması yaptı. Hükümet, bölgenin enerji üssü, Ortadoğu’da Müslüman Kardeşler’in liderliği, tarihsel Fars-Şii rekabeti ve Neo-Osmanlı hayali ile Washington’u karşısına almayı göze alarak, Barzani’ye çağrı yaptı. Türkiye Powertrans adlı şirketin kamyonlarıyla petrolü Mersin Limanı’na taşınmasını üstlenmişti.
Tarih 8 Ocak 2013’ü gösterdiğinde Türkiye medyası, “Barzani Türkiye üzerinden ilk kez petrol sattı” diye yazarak, Federe Kürdistan’ın ekonomik bağımsızlığının altında Ankara’nın imzasının olduğunu da duyurmuş oldu. Sahaya Mehmet Emin Karamehmet ve Mehmet Sepil’in ortak olduğu Genel Energy ilk girenlerden oldu. Daha sonra Chevron ve Exxon gibi dev yabancı petrol şirketler ikili sözleşmelerle bu bağımsızlığı sağlamlaştırıyordu. Bunun üzerine KDP Başkanı Mesud Barzani ve partisinden birçok yönetici, “Kürt Bölgesi artık ekonomik bağımsızlığını yürütme hakkına sahip” açıklaması yaptı. Hewlêr’in Bağdat’tan bağımsız çıkardığı petrolü Türkiye üzerinden dünyaya satarken, Ankara’da iştahlar kabarıyordu. Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, “Türkiye olmazsa bu iş olmazdı” diye övünüyordu. Yıldız, bir yandan da ucuz enerjinin müjdesini veriyordu.
Suriye savaşı ile seyir değişti
Türkiye açısından her şeyin planlandığı gibi giden süreç, Suriye savaşıyla değişti. Suriye’de önemli enerji kaynaklarının bulunduğu bölgeler Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) eline geçti. Savaşta sona yaklaştıkça petrol, doğalgaz başta olmak üzere bu enerjinin Akdeniz’e yani uluslararası pazara nasıl akacağı sorusuna yanıt aranmaya başlandı. İran, adına “Şii Hilali” dediği proje ile Irak ve Suriye üzerinden petrolü sıcak sulara ulaştırmanın hesabı içinde. Rusya, kurduğu egemenlikle rahat. Türkiye ise çaresiz.
Rusya Kürdistan sahasında
Suriye’deki avantajını daha stratejik bir evreye dönüştürmek isteyen Rusya, Federe Kürdistan ile petrol anlaşmaları yaptı. Bunun verdiği güvenle Federe Kürdistan Yönetimi, Bağdat’tan ayrılmak için düğmeye bastı. Bu girişim yeni bir sürecin başlangıcı.
Türkiye neden kızdı?
Suriye’den sonra sahada Kürtlerin aktör olması, değişen coğrafik sınırlar, yeni enerji anlaşmaları ve hakimiyetlikler Türkiye’yi tek başına götüreceği pastadan etti. 2016 yılında Ceyhan Limanı’na günde akan 474 bin 204 varil petrolle yeni ortakların doğması Ankara’yı kızdırıyordu. Yeni alternatif haliyle KDP’nin elini de güçlendirmiş oldu.
Sahadaki fırtına
Son bir haftanın özeti, sahadaki güçlerin tavrını ortaya koyuyor. Türkiye’nin açıklamalarına karşılık Neçirvan Barzani öz güven içinde, Erdoğan’a “Petrol boru vanası Türkiye’nin elindedir’ diyerek, “Tercih senin” dedi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, Erdoğan’ın sözleri konusunda, “Tehdit” diyerek, diplomatik olarak “Sana yedirtmem” mesajı verdi. Rus Dışişleri Bakanlığı da, “Sakin ol” açıklaması yaptı.
Asıl açıklama, KDP Moskova Temsilcisi Hoşavi Babakr’dan geldi. Babakr, petrolü Rusya’nın yardımıyla Suriye üzerinden (dolayısıyla Rojava üzerinden) ihraç edebileceklerini duyurması Ankara’nın tüylerini diken diken etti. Evdeki hesabın çarşıya uymaması Putin ile Erdoğan arasındaki basın toplantısına da yansıdı. Babakr’a ses veren Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Kürtlerle özerkliği konuşabileceklerini açıklayarak sürece dahil oldu. Açıklamaları Demokratik Kuzey Suriye Federasyonu Yürütme Konseyi’nin “Geç olmasına rağmen görüşmelere hazırız” sözleriyle tamamlandı. ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın her ne kadar “referandumu tanımadıklarını” söylese de tüm taraflara net bir mesaj vererek “bensiz hiçbir şey olmaz” dedi. Gelişmelerin ardından ilk günlerin aksine AKP kurmayları “tehdit” dozunu düşürdü. Ankara bu saatten sonra, KDP ve Rusya ile anlaşabilirse, Rusya’nın yapımını üstlendiği doğalgaz boru hattının Türkiye’den geçirmesinin peşine düşebilir.
Sonuç olarak Rojava’nın Federe Kürdistan’a sağladığı alternatif göz önünde tutulursa, Erdoğan’ın “Vanayı keseriz, yiyecek ekmekleri olmaz” sözünün bir karşılığı yok. Türkiye’nin verdiği tepki, uzun yıllardır politik yakınlık kurduğu KDP ile ilişkinin seyri ve Kürtler arası birliğe nasıl yansıyacağı ise önümüzdeki zaman gösterecek.
Sedat Yılmaz/Amed-MA
102