Bir ülkeden kurtulmak yalnızca bir coğrafyadan çıkmak anlamına gelmiyor; o ülkenin geçmişinden, geçmişin kötü ruhlarından kurtulmak belki de daha zor. Bermann’ın hikayesi, bu bakımdan Kavafis’in ‘Şehir’ şiirini hatırlatıyor
Mizah ve dramı “Irina Palm” filmiyle iyi bir şekilde dengeleyerek, 57. Berlin Film Festivali’nde ödül alan yönetmen Sam Garbarski, ‘Elveda Almanya’ filminde de aynı dengeyi yakalamış durumda. Garbarski’nin elinden çıkan film, geçtiğimiz günlerde Suç ve Ceza Film Festivali’nin açılış filmi olarak festival boyunca, farklı aralıklarla Atlas Sinema ve Nişantaşı City’de gösterime girdi. Hayatın içinde nasıl davranılıyorsa öyle bir his veren başarılı Alman oyuncu Moritz Bleibtreu’nun başrolde oynadığı filmde Tim Seyfi, Mark Ivanir, Moritz Bleibtreu, Anatole Taubman (Arthur Boy Capel) Joel Basman, Jeanne Werner gibi oyuncular da yer alıyor.
Tüm diktatörlerin sonu gibi
Film 1946 yılında, Nazi rejiminden kaçmayı başarabilmiş David Bermann (Moritz Bleibtreu) ve Yahudi arkadaşlarının Amerika’ya gitme hayalleri etrafında gelişiyor. Amerika’ya gitme hayalleri kuruluyor ama savaş sonrası gerekli olan parayı nasıl kazanacakları sorundur. Bermann aileden gelen ticaret bilgisi ile arkadaşlarına harika bir fırsat sunuyor. Ama savaştan önceki yaşama dair nerdeyse hiçbir şeyin kalmadığı bir ortamda gerekli olan para için iş kurma fikri, arkadaşlarına pek de iyi bir fikirmiş gibi gelmiyor. Hikayenin bundan sonrası için Bermann’ın arkadaşlarını ikna etmesine kalmış gibi. Aslında Bermann arkadaşlarını ikna etmek için çok bir şey yapmıyor, özellikle sarfettiği bir cümle arkadaşlarının ikna olması için yeterli oluyor: ‘Hitler öldü biz yaşıyoruz.’ Evet tam da bu. Film bize tarihte insan yaşamına kasteden, savaşları çıkartan tüm diktatörlerin geçici, insan ve insan yaşamının ise, tek gerçek olduğunu gösteriyor. Daha sonra sıcak bakılır bu fikre. Harika bir iş fikri ve biraz da beceri ile kısa sürede para sorununu çözebilme şansına sahip oluyorlar.
Savaş ha deyince bitmiyor
Daha önceki Yahudi soykırımını anlatan filmler ile arasındaki farkı ortaya koymayı başaran yönetmen Garbarski, izleyicilere Nazi kamplarının, işkence odalarının, gaz odalarının görüntülerini vermeden de soykırımın yarattığı tahribatı hissettiriyor. Görüntü dili oldukça zengin olan filmde, yönetmen savaşın yakıcılığını görüntü dili ile de vermiş. Örneğin, Bremann’ın yanında hiç ayırmadığı ve savaştan bir ayağını kaybederek nasibini alan köpeğin film boyunca aralıklarla izleyicinin karşısına çıkarması gibi. Savaş bitmiş olsa da geri kalanların uzun yıllar boyunca savaşın gölgesinde kalacağını birçok örnekle de vurgulamayı ihmal etmiyor.
Bir an acaba diyorsun
Bütün bunlar film boyunca izleyiciyi alıp götüren bir taraf olurken, diğer yandan da Bremann’ın savaş zamanı Nazilerle işbirliği yapıp yapmadığı ile ilgili sorgulaması devam ediyor. Filmin başından itibaren aralıklarla tanık olduğunuz bu sorgulama sahnelerinde Bremann’ın verdiği cevaplar ve karşısındaki görevli Simon’un kendinden emin sorgulaması, sizi de şüpheye düşürebiliyor. İnanmak istemesen de bir an acaba diyorsun… ‘Hayatta kalmak için böyle bir bedel ödedi mi?’ sorusunu durmadan kendine soruyorsun film boyunca..
Dilhan Yılmaz/Özgürlükçü Demokrasi
