Aleviler İçin Yeni Bir Eşik: 2025’in Acıları, 2026’nın Umudu

2025’i Bıraktıkları, 2026’da Beklentiler: Artık Aynı Acıları Taşımak İstemiyoruz, Aynı Kaderi Kabul Etmiyoruz — Türkiye’de, Suriye’de ve Avrupa’da Aleviler İçin Yeni Bir Eşik

2025’i geride bırakırken yalnızca bir takvim yılını kapatmadık. Hepimizin yüreğinde biriken ağır bir yükle, bitmeyen bir sorguyla, yorulmuş ama hâlâ direnen bir umutla girdik 2026’ya. Ekonomik krizin, siyasal baskıların, toplumsal adaletsizliğin ve kimlik inkârının yoğunlaştığı bir yılı geride bırakırken bir kez daha gördük ki: Böyle devam edemeyiz. Aynı acıları taşımaya, aynı haksızlıklara boyun eğmeye mecbur değiliz.

Biz Aleviler — Kürt Aleviler, Türk Aleviler, Arap Aleviler, Bektaşiler ve farklı ocakların bütün canları — bu coğrafyanın vicdanını, barış umudunu ve adalet arayışını taşıyan kadim bir inanç topluluğuyuz. Fakat 2025 bize bir kez daha şunu hatırlattı:
Eğer demokrasi güçlenmezse,
Eğer eşit yurttaşlık sağlanmazsa,
Eğer devlet halkını gerçekten kucaklamazsa,
acılar ders olmaktan çıkar, kader olarak dayatılmaya devam eder.

Biz tarihin yükünü taşıyoruz.
Maraş’ın ateşi, Çorum’un karanlığı, Sivas’ın külü, Gazi’nin yarası hâlâ içimizde.
Her siyasal gerilimde bu acılar yeniden canlanıyor, yeniden hatırlatılıyor.
Bu yüzden 2025’e sadece bir yıl olarak değil; uzun bir tarihsel yüzleşmenin devamı olarak bakıyoruz.

Ve açıkça söylüyoruz:
Artık aynı şeylerin tekrarlanmasını istemiyoruz.
Acılarımız hafızamızda kalacak, ama geleceğimizi acıya teslim etmeyeceğiz.
Bu gerçek Türkiye sınırlarının çok ötesinde.

Suriye Alevileri/Nusayriler, yıllardır savaşın gölgesinde kimliklerini, yaşamlarını ve güvenliklerini korumaya çalışıyor. Onların barış, onur ve huzur talebi bizim kalbimizde yankılanıyor. Bölgenin geleceği planlanırken Alevilerin sesi, korkuları ve beklentileri hesaba katılmadan kurulacak hiçbir düzen gerçek ve kalıcı olamaz. Çünkü Aleviler bu coğrafyanın hem hafızasıdır hem de geleceğidir.
Ve bir başka önemli alan: Avrupa.
Avrupa’da yaşayan yüzbinlerce Alevi var.
Göçle yoğrulmuş, gurbetle büyümüş, kimliğini ve inancını yaşatmak için emek veren güçlü bir diaspora var.
Avrupa’daki Aleviler yalnızca Türkiye’den uzaklaşmış insanlar değil; kimliğini savunan, çocuklarının kimliksizleşmesine izin vermek istemeyen, örgütlü bir mücadeleyi sahiplenen toplumsal bir güç. Cemevleri kurdular, kurumlar inşa ettiler, köklerini korurken yeni bir yaşam kurdular. Avrupa bir nefes alanı sundu; ama mücadele bitmedi.
Avrupa’daki Aleviler hâlâ asimilasyonla, kültürel erozyonla, aidiyet sorunlarıyla boğuşuyor. Gençlerin kimlikten kopma riski, Aleviliğin sadece folklorik bir unsur gibi görülmesi ve siyasal dayanışmanın zaman zaman zayıflaması ciddi sorunlar olarak karşımızda duruyor.

Ama bunun yanında çok güçlü bir gerçek var:
Avrupa’daki Aleviler, sahip oldukları demokratik deneyim, örgütlü yapı ve uluslararası dayanışma gücüyle; Türkiye’deki ve Suriye’deki Aleviler için önemli bir ses, önemli bir destek ve büyük bir moral kaynağıdır.

Bu nedenle 2026, Avrupa’daki Aleviler için de büyük bir çağrı yılıdır:
Sesi büyütmek, kimliği güçlendirmek, daha güçlü bir ortak söz üretmek ve coğrafyamızdaki Alevilerle daha derin bağlar kurmak…
Peki, 2026’dan ne bekliyoruz?
Göğe bakıp boş bir umut değil,
somut ve geciktirilmeyen adımlar bekliyoruz.
Türkiye’de:
* Cemevlerinin Dergahlar ibadethane olarak tanınmasını,
* İnancımızın anayasal güvenceye kavuşmasını,
* Eğitimde ayrımcılığın son bulmasını,
* Eşit yurttaşlık hakkının gerçek anlamda tanınmasını,
* Kadınların ve gençlerin daha güçlü söz sahibi olmasını istiyoruz.
Suriye’de:
Alevilerin güvenliğinin, eşitliğinin ve onurlu yaşam hakkının güvence altına alınmasını istiyoruz.
Avrupa’da:
Alevi kurumlarının daha güçlü olmasını, gençlerin ve kadınların ön saflarda yer almasını, Aleviliğin bir hatıra değil; yaşayan, nefes alan bir değer olarak korunmasını istiyoruz.
Ve en çok şunu istiyoruz:
Gerçek barış.
Lafta değil, kâğıtta değil;
adaletle gelen, eşitlikle büyüyen, halkların kardeşliğiyle güçlenen bir barış.
2026’ya girerken içimizde büyük bir soru ve büyük bir kararlılık var:
Bu coğrafyada hep aynı hikâyeyi mi yaşayacağız?
Yoksa artık kendi kaderimizi değiştirecek cesareti mi göstereceğiz?
Biz Aleviler olarak cevabımız net:
Artık aynı yaraları taşımak istemiyoruz.
Artık aynı kaderi kabul etmiyoruz.
Artık ertelenmiş demokrasiyi, ötelenmiş eşitliği ve susturulmuş barışı kabul etmiyoruz.

Türkiye’de, Suriye’de ve Avrupa’da;
Aleviler artık daha güçlü, daha bilinçli ve daha kararlı bir sözün peşindedir
Ve bu söz şudur:
Biz bu coğrafyanın yükü değil vicdanıyız.
Biz nefretin değil barışın mirasçılarıyız.
Ve biz artık insanca, onurlu ve eşit bir yaşam istiyoruz.
Aşk ile.
Huriye. Kabayel.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazarın Diğer Yazıları