Ana Sayfa Blog Sayfa 10

Kapitalizme karşı olmayan, barışı ağzına almasın! Fikret Başkaya

‘Hristiyanlık denilen bu soyun, dünyanın dört bir yanında boyundurukları altına alabildikleri halklara karşı gösterdikleri vahşet ve zulmün bir benzerine, hiçbir çağda ne kadar yabanıl ne kadar kaba ve ne kadar merhametsiz ve utanmaz olursa olsun, başka hiçbir soyda rastlanmaz.’

William Howitt

‘Savaş siyasetin başka araçlarla sürdürülmesidir.’

Carl von Clausewitt

‘Kara bulutların fırtınayı taşıdığı gibi, kapitalizm de savaşı taşır.’

Jean Jaurès 

Doğrusu insanlar kapitalist bir toplumda yaşıyorlar da kapitalizmin nasıl netameli bir sistem olduğunu bilmiyorlar, merak da etmiyorlar. Aslında bilmeyenler sadece sıradan insanlar değil, yüksek düzeyde eğitimliler de bilmiyor. Tam tersine kapitalizmi meşrulaştırmakta da kusur etmiyorlar. Oysa kapitalizm temelli bir sapma ki bu dünyada canlı yaşamı tehdit ediyor. Her geçen gün güzel gezegenimiz daha da yaşanamaz hale geliyor. Üstelik bu sefil durum “büyüme”, “kalkınma”, “ilerleme”, bizde “muasır medeniyeti yakalayıp üstüne çıkma” adına kutsanıyor. Oysa bidayette kapitalizm, varlığını kolonyalizme (sömürgeciliğe) borçludur.

Kapitalizm sınırsız büyüme, yayılma, genişleme eğilimine ve dinamiğine sahip bir sistem ki her bir kapitalist işletmenin vahşi rekabet koşullarında var olabilmesi, sürekli büyümeyi zorunlu hale getiriyor. Başka türlü söylersek, büyüme veya yok olma ikilemi söz konusu. Hiçbir kapitalist/kapitalist işletme ‘bana bu kadar yeter, burada durayım’ diyemez. Aksi halde güçlüler tarafından yutulur, sahnenin dışına atılır. Aslında kapitalizm savaştır demekte bir sakınca yok. Zira, her bir kapitalist işletmenin varlığı, rakiplerini etkisizleştirmeye bağlı. Çelişkiler belirli sınırı geçtiğinde siyaset devreye giriyor, aralarındaki rekabet de kaçınılmaz olarak sıcak savaşa dönüşüyor.

Kapitalizmin tarih sahnesine çıktığı 16. yüzyıldan bu yana savaşın olmadığı tek bir gün yoktur. Bilen varsa söylesin. Geride kalan beş yüz yılda jenositler, kitle katliamları, vahşet ve savaşlar istisna değil, kuraldı. Tarih bize savaşın kapitalist yayılmanın anahtar aracı olduğunu gösteriyor. Büyük kapitalist güçler kriz zamanında büyük şirketlerin çıkarı için “güvenlik ve istikrar” gerekçesiyle savaşa baş vuruyorlar. Bu anlamda devletler arasındaki “rekabet” kaynaklara ve pazarlara ulaşmanın aracına dönüşüyor. Savaşın insana ve doğaya verdiği zarar: Masum insanların ölümü, yerinden etme, göçe zorlama sıradanlaşıyor. Velhasıl, Siyonist İsrail’in Filistin halkına yönelik jenosit girişimi bir istisna değil.

Emperyalistler savaş çıkarmak için “bahane” üretmekte de zorlanmıyorlar. Son 30 yılda peydahlanan savaş gerekçelerini hatırlamak ne demek istediğimi yeterince açık ediyor: İşte “haydut devlet’, “insanları zalim iktidardan kurtarmak”, “koruma zorunluluğu”, “demokrasi götürmek”, “dünya barışını tehdit” vb. İran’a savaş açmanın gerekçesi ne? Koskoca “Ortadoğu” neden sonu belirsiz bir savaş ortamına sürüklendi? Bir korsanı yakalayıp, Büyük İskender’in huzuruna çıkarmışlar. İskender, “sen nasıl dünyanın huzurunu bozarsın, nasıl istikrarı yok edersin” dediğinde, Korsan, “benim küçük gemim var ve bana korsan diyorlar, senin koskoca bir donanman var ve sana da imparator diyorlar” diyor… Velhasıl emperyalistler savaş gerekçesi üretmekte hiç zorlanmıyorlar.

Kapitalizm emperyalizm peydahlamadan, emperyalizm savaşsız, hegemonya da düşmansız yapamaz. Zira kapitalizm emperyalizmdir. Az sayıda kapitalist-emperyalist devlet dünyanın geri kalanını, sömürüyor, kaynaklarını yağmalıyor, insanları katlediyor, aç ve çaresiz bırakırken, bu arada büyük kapitalist tekellerin kârı da artmaya devam ediyor. Emperyalist ülkeler dünya nüfusunun %21’i ama yeryüzünün kaynaklarının %69’una el koyuyorlar. İkinci emperyalistler arası savaş sonrasının tartışmasız hegemonik gücü olan ABD tek yanlı dayatma gücünü kaybetti. Artık ‘hegemonya krizi” söz konusu. Güçlü rakiplerle yüzleşmek zorunda. Sovyet sisteminin çöküşüyle etkili bir aktör olmaktan çıkan Rusya, zamanla gücünü toplamayı başardı ve hızlı gelişme kaydeden Çin, biz de varız diyor ki artık tek kutuplu bir dünya yok. Tabii hepsi o kadar değil, artık yeryüzünün lânetlileri de savaşların asıl nedeni hakkında eskisi gibi düşünmüyor. Savaş gerekçelerinin hiçbir inandırıcılığı olmadığı giderek daha çok insan tarafından fark ediliyor.

Emperyalist devletler savaş bütçelerini, askeri harcamaları arttırırken, büyük silah üretici tekeller (Lockheed Martin, Raytheon, General Dynamics’ ve diğerlerinin) kasaları dolmaya devam ediyor. Velhasıl savaş kazandırıyor. Savaşların sonucu ne olursa olsun, silah üreticilerinin ve tacirlerin “kazancı kesin…”

Kapitalizm ve emperyalizm varlığını sürdürdükçe, savaşları engellemek asla mümkün olmayacak. Geride kalan dönemde “barış mücadelelerinin” taşı yerinden oynatmakta başarısız olması kaçınılmazdır. Bir şeyi olmadığı yerde aramanın da bir karşılığı olamaz. Kategorik olarak kapitalizmden çıkma perspektifi yokluğunda barıştan söz etmek abesle iştigaldir ve bir gerçekliği olması da asla mümkün değildir. Gazze jenosidi ve Ukrayna savaşı neden durdurulamadı? Savaş kapitalizm için bir gereklilik olduğu için.

Ekonomi kapitalist tekellerin hakimiyeti altında ve devletler de finans kapitalin hizmetindeyken, savaş vahşetini durdurmak asla mümkün olmayacak. O halde ne yapmak gerekiyor? Sorunun kaynağına inmek, savaşın yaratıcısı olan kapitalist sistemle hesaplaşmak… O iş de bu dünyanın tüm zenginliğini yaratan ama yarattığından hak ettiği payı alamayan, üstelik sömürülen, aşağılanan, yaşam için gerekli olandan mahrum edilen işçi sınıfına ve bir bütün olarak yeryüzünün lanetlilerine düşüyor. Bu eller ilelebet armut toplamaya devam mı edecek? Bu güzel dünyayı cehenneme çeviren bir avuç haydut daha ne zamana kadar insanlığın kaderini belirleyecek ve uygarlığın geleceğini karartacak?

İdeolojik kölelikten yakayı kurtarmadan hiçbir ‘temel sorunla’ hesaplaşmak mümkün değildir. Buna savaşlar da dahil. O halde iki şey: Birincisi ideolojik kölelikten kurtulmak ve ikincisi şeylerin seyrini değiştirecek bir örgütlülüğü hayata geçirmek. Buna bir engel yok. Bu insan iradesini aşan bir şey mi? Neden haysiyetli insanlar olarak yaşama iradesini ortaya koyamayalım? Şu lânet olası “sayın seyirciliğin” bir sonu yok mu? Velhasıl komünizmden başka bir gelecek yok! Artık şeyleri adıyla çağırmanın zamanı gelmiş olmalıdır. Boşuna “gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir” demiyoruz.

yeni yaşam gazetesi

Britanya Alevi Federasyonu Newrozda dayanışma örneği!

Britanya Alevi Federasyonu, Enfield Belediyesi’nde bu yıl ilk kez düzenlenen Newroz kutlamasına katılarak etkinliğin önemine dikkat çekti. Federasyon, organizasyonun farklı kimlik ve kültürleri bir araya getiren güçlü bir dayanışma örneği olduğunu vurguladı.

Etkinlik, Enfield Belediyesi’nin öncülüğünde ve Ergin Erbil’in katkılarıyla gerçekleşti. Yerel dernekler ve çeşitli toplumsal kesimlerin katılımıyla, Newroz kutlaması anlamlı bir buluşmaya dönüştü. Bu tür etkinliklerin toplumsal birlikteliği güçlendirdiği ifade edildi.

Federasyonun açıklamasında, Newroz’un sadece baharın gelişini simgelemekle kalmayıp, aynı zamanda adalet, eşitlik ve barışın yeniden filizlendiği bir gün olduğu belirtildi. Newroz’un halkların ortak değerlerini bir araya getiren ve mücadele geleneğini geleceğe taşıyan önemli bir sembol olduğu vurgulandı.

Etkinliğe ev sahipliği yapan Enfield Belediyesi’ne ve bu organizasyona katkı veren herkese teşekkür eden Britanya Alevi Federasyonu, dayanışma ruhuyla katılan tüm kurumların önemine dikkat çekti. Açıklamada, bu tür birlikteliklerin barışa, kardeşliğe ve ortak yaşam iradesine katkı sunduğu ifade edildi.

Federasyon, tüm halkların, Alevi ve Kürt toplumunun ve farklı kültürlerden gelen herkesin Newroz’unu kutlayarak, “Newroz piroz be! Bu bayram; umudun, dayanışmanın ve adaletin bayramı olsun.” mesajını verdi.

Hüseyin Mat: Onurlu barış ateşini birlikte yakalım!

AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, 22 Mart Pazar günü İstanbul Yenikapı’da düzenlenecek Newroz kutlamaları için bir çağrıda bulundu. Mat, “Onurlu barış ateşini birlikte yakalım” diyerek, tüm yurttaşları bu anlamlı günde bir araya gelmeye davet etti.

Newroz’un sadece bir bayram değil, aynı zamanda barışın, direnişin ve halkların ortak umudunun simgesi olduğunu ifade eden Mat, bu kutlamaların toplumsal dayanışmayı artırmak açısından önemli olduğunu vurguladı. Mat, “Onurlu bir barış için Newroz ateşimizi hep birlikte yakacağız” dedi.

Yenikapı’da gerçekleştirilecek etkinliğin festival havasında geçeceğini belirten Mat, halklar arasında eşitlik ve özgürlük mücadelesinin güçleneceğinin altını çizdi. Tüm canları bu kutlamalarda buluşmaya ve kucaklaşmaya davet etti.

Mat, yıllardır süren demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelesinin birlikte verilmesi gerektiğini hatırlatarak, Newroz’un bu mücadeleyi daha da güçlendireceği inancını dile getirdi.

Koçgiri katliamı kurbanları DAKMEde anıldı!

DAKME’de, 1921 yılında Koçgiri’de Alevi Kürt halkına yönelik gerçekleştirilen katliamda hayatını kaybedenler anıldı. Anma programı, 20 Mart 2026 tarihinde Dortmund Alevi Dergahı’nda gerçekleştirildi. Etkinlik, Pir Cemal Cenan ve Didar Cenan Ana’nın çerağları uyandırmasıyla başladı.

Programda yapılan konuşmalarda, Koçgiri’nin geçmişte yaşanan bir acı olmanın ötesinde, günümüzde de hakikat, yüzleşme ve adalet mücadelesinin önemli bir parçası olduğu vurgulandı. Panelist Şevket Doğan, katliamlarla yüzleşilmeden halkların ortak hafızasının onarılamayacağına dikkat çekti. Koçgiri’nin Alevi toplumunun belleğinde bıraktığı derin izlerin unutulmaması gerektiğini ifade etti.

Anma etkinliğinde, Dakme Müzik Topluluğu tarafından ağıtlar seslendirilerek katliamda yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşunda bulunuldu. Bu tür anmalar, geçmişin acılarını hatırlamak ve gelecek nesillere aktarmak açısından büyük önem taşıyor.

DAD’lı kadınlar Yenikapı’da onurlu barış için

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) üyesi kadınlar, Newroz kutlamaları kapsamında, 19 Mart 2026 Pazar günü Yenikapı’da toplanma çağrısı yaptı. Yapılan açıklamada, inanç özgürlüğü, anayasal eşitlik ve demokratik bir yaşam talep edildi. DAD’lı kadınlar, bu yılki Newroz’u “Nevroz Pîroz be” mesajıyla kutlayarak tüm yurttaşları etkinliğe davet etti.

Toplantının amacı, toplumsal barışın sağlanması ve gerçek demokrasinin tesis edilmesi gerektiği vurgusunu yapmak. DAD’lı kadınlar, bu süreçte inanç özgürlüğünün anayasal güvence altına alınması gerektiğini belirterek, barışçıl bir yaşam için çağrıda bulundu.

Newroz, sadece Alevi toplumu için değil, tüm halklar için bir kutlama ve dayanışma günü olarak kabul ediliyor. DAD’lı kadınlar, bu vesileyle herkesin katılımını beklediklerini ifade etti.

Yenikapı’daki buluşma, Alevi kadınların sesini duyurması ve hak taleplerinin dile getirilmesi açısından önemli bir platform olacak. Bu yılki Newroz, inanç ve kültür özgürlüğü için bir araya gelme, dayanışma ve mücadele etme çağrısını güçlendirecek.

Ortadoğu savaşları Alevi ve Kürtleri hedef alıyor mu?

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, 19 Mart 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, Ortadoğu’daki savaşların Alevileri ve Kürtleri doğrudan hedef aldığını belirtti. Kete, bölgedeki savaşların, merkezi güçlerin çıkarları doğrultusunda yürütüldüğünü ve bu durumun hem Alevilerin hem de Kürtlerin varoluş mücadelesini etkilediğini vurguladı. Söz konusu çatışmaların, Kürtlerin hakikat ve özgürlük mücadelesinin yanı sıra, bölgedeki diğer demokratik toplumların geleceğini de etkilediğini ifade etti.

Kete, Ortadoğu’daki tüm halkların hakikat ve özgürlük arayışının birbiriyle bağlantılı olduğunu belirtti. Bu bağlamda, Kürtlerin özgürlük mücadelesinin yalnızca kendi toplulukları için değil, Dürziler, Aleviler ve diğer etnik gruplar için de önemli olduğunu dile getirdi. Kete, bu mücadelelerin, bölgedeki demokratik değerleri koruma ve geliştirme yönünde önemli adımlar olduğunu ifade etti.

Ayrıca Kete, tarihi süreçte Kürtlere yönelik uluslararası komploların arttığını ve bu durumun bölgede derin çatışmalara yol açtığını söyledi. 1. Dünya Savaşı sonrası kurulan ulus devletlerin homojenleştirici politikalarının, çeşitli halkların kültürel asimilasyon sürecine girdiğini belirtti. Son dönemde Suriye, Irak ve İran’da yaşanan saldırıların bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Kete, Alevilerin tarihsel komünal yaşam biçimlerinin, barış ve demokratik toplum perspektifine en uygun model olduğunu ifade etti. Bu bağlamda, Alevilerin sorunlarının yalnızca kendi toplulukları içerisinde çözülemeyeceğini, demokratik ve özgürlükçü yapılarla ortak bir mücadele yürütülmesinin zorunlu olduğunu söyledi. Ortadoğu’da yaşanan savaşların Alevilerin varlığıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Kete, bu durumun tüm Alevi toplulukları tarafından bilinmesi gerektiğini vurguladı.

Cemevleri kültürel tesis mi, inancımızı kim tanımlar!

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 22 Ocak 2026 tarihinde yayımladığı yönetmelik değişikliğiyle cemevleri, imar mevzuatında “kültürel tesis” olarak tanımlandı. Bu durum, Alevi toplumu arasında büyük bir tepkiye yol açtı. Antalya’da düzenlenen bir basın toplantısında Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, cemevlerinin ibadethane değil, kültürel tesis olarak tanımlanmasının kabul edilemez olduğunu belirtti.

Sazcı, cemevlerinin Alevi Bektaşi inancının merkezleri olduğunu vurgulayarak, “Cemevleri bizim ibadethanelerimizdir. Alevi Bektaşi inancı, devletin ya da yöneticilerin tanımlayacağı bir inanç değildir” dedi. Ayrıca, bu yaklaşımın Aleviliği bir kültürel unsur olarak gösterme çabası olduğunu ve Alevilik’in tarihsel olarak tanınmadığını ifade etti.

Devletin inanç alanına müdahale etmemesi gerektiğini dile getiren Sazcı, “Devletin bu konuyu tartışmaya açma ne hakkı ne de haddi vardır” şeklinde konuştu. Alevi toplumunun taleplerinin açık olduğunu belirten Sazcı, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmasını istediklerini vurguladı.

Sazcı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın süreci yumuşatma çabalarını eleştirerek, bu kurumun temsilcilerinin cemevlerinde görüşmeler yaparak tepkileri yumuşatmaya çalıştığını iddia etti. Bu görüşmelerin aslında kamuoyunu yatıştırmaya yönelik bir yaklaşım olduğunu öne sürdü.

Alevi inancının bu topraklarda var olan bir gerçek olduğunu ifade eden Sazcı, “Cemevlerimiz ibadethanedir, kültürel tesis değildir. Bu tartışmaya açık bir konu değildir” dedi. Alevi toplumunun haklarını savunmak için güçlü bir mücadele verilmesi gerektiğini belirterek, “Biz Alevi Bektaşiler olarak temel hakkımız olan statümüzü talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Alevi kadınlardan Berlindeki iddialara sert tepki!

Almanya Alevi Kadınlar Birliği, Demokratik Alevi Kadınlar Birliği ve Avrupa Arap Alevi Kadınları, Berlin’deki bazı gençlik merkezlerinde ortaya atılan çocuk istismarı iddialarına sert bir yanıt verdi. Yapılan ortak açıklamada, bu tür vakaların ciddi endişe yarattığı ve kamu denetiminin sağlanması gerektiği vurgulandı.

Açıklamada, Almanya Anayasası ve uluslararası insan hakları sözleşmelerinin çocukları koruma yükümlülüğünü açıkça belirttiği hatırlatıldı. Ancak, son günlerde yaşanan istismar vakalarının mevcut koruma mekanizmalarının yetersiz olduğunu ortaya koyduğu ifade edildi.

Alevi kadın kurumları, çocukların üstün yararının her durumda öncelikli olması gerektiğini belirterek, kamu otoritelerine hesap verebilirlik ve şeffaflık çağrısında bulundu. Özellikle Berlin’deki durumun aydınlatılması için, ilgili kurumların neden zamanında müdahalede bulunamadığı ve soruşturma süreçlerinin neden geciktiği gibi soruların yanıtlanması gerektiği vurgulandı.

İstismar vakalarında sessizliğin sorunu derinleştireceğine dikkat çeken kadın kuruluşları, güçlü ve bağımsız denetim mekanizmalarının oluşturulması gerektiğini savundu. Bu bağlamda, yasal süreçlerin derhal başlatılması, mağdur çocuklar için gerekli destek mekanizmalarının devreye alınması talep edildi.

Alevi kadın kurumları, çocukların yaşam hakkı ve onurlarının her şeyin üzerinde olduğunu belirterek, sürecin yakından takip edileceğini duyurdu.

Bursa Alevi Derneklerinden Cumhurbaşkanlığı tepkisi!

Bursa Alevi Dernekler Platformu İnanç Kurulu, Cumhurbaşkanlığı tarafından Alevi kurumlarına iletilen toplantı davetine tepki gösterdi. Açıklamada, Cumhurbaşkanlığı Sosyal ve Gençlik Politikaları Kurulu Üyesi Ali Arif Özzeybek’in adıyla bazı cemevleri ve Alevi kurumlarının telefonla arandığı belirtildi. Davetin 2 Nisan Perşembe günü gerçekleştirileceği ve programda Anıtkabir ziyareti, Çankaya Köşkü ve Atatürk Müzesi gezisi, TBMM’de yemek ve Cumhurbaşkanı ile görüşme gibi etkinliklerin yer aldığı ifade edildi.

Platform, Alevi kurumlarına ve inanç önderlerine bu davetlere katılmamaları yönünde çağrı yaptı. Açıklamada, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmaması, eşit yurttaşlık taleplerinin karşılanmaması ve zorunlu din dersleri gibi uygulamalara dikkat çekildi. Bu koşullar altında yapılan davetlerin kabul edilmemesi gerektiği vurgulandı.

Alevi inancının siyasi iktidarların denetimi altında olamayacağına dikkat çeken Bursa Alevi Dernekler Platformu, Alevi yol ve erkânının saraylarda değil, cemlerde ve meydanlarda yaşatılması gerektiğini ifade etti. Ayrıca, maaşa bağlı dedelik anlayışının inanç özgürlüğüyle bağdaşmadığını belirtti.

İnanç Kurulu, toplumun farklı kesimlerine de çağrıda bulunarak bu tür davetler konusunda bilgilendirmenin önemine vurgu yaptı. Alevi toplumunun hak mücadelesinin korunması gerektiği hatırlatıldı. Açıklama, Hakk-Muhammed-Ali yoluna gönül verenlere duyulan saygı ve sevgi ile sonlandırıldı.

Newroz coşkusu Dersimde zirveye ulaştı!

Dersim Seyit Rıza Meydanı, 2026 Newrozu’nda binlerce kişinin katılımıyla coşku dolu anlara ev sahipliği yaptı. Sanatçılar Beser Şahin ve Gökçe Selim, bu özel günde sahne alarak halkın heyecanını paylaştı. Newroz’un, Kürt ve Ortadoğu halkları için umut ve dayanışma simgesi olduğu vurgulandı.

Uzun yıllar sonra Dersim’e dönen Beser Şahin, meydanda gördüğü coşkunun kendisi için büyük bir anlam taşıdığını ifade etti. Newroz’un barış ve özgürlük için yakılan bir ateş olduğunu belirten Şahin, halkın talepleriyle alanı doldurduğunu ve bu birlikteliğin sıcaklığını hissettiğini dile getirdi.

Gökçe Selim ise, ilk kez sahne aldığı Dersim’deki Newroz kutlamasının kendisi için büyük bir mutluluk kaynağı olduğunu aktardı. Selim, bu özel günün Kürt ve Ortadoğu halklarının özgürlüğünün başlangıcı olmasını umduğunu belirtti. Zorlu süreçlerden geçildiğini, ancak umudun barış ve özgürlükle sonuçlanması gerektiğini vurguladı.

Her iki sanatçı da, Newroz’un sadece bir kutlama olmadığını, aynı zamanda halkların özgürlük ve demokrasi taleplerinin sembolü olduğunu ifade etti. Bu yılki kutlamaların farklı bir atmosferde geçtiğini ve halkın özgürlük arzusunun görünür olduğunu belirttiler. 2026 Newrozu’nun barış ve başarıya vesile olmasını dilediler.