Ana Sayfa Blog Sayfa 103

AKP’nin Çaresizliği: CHP ve Demokrasi Güçleri ŞÜKRÜ YILDIZ

Çaresizlik içinde, yenildiğini gören AKP saldırganlaşmış, şiddeti tek çıkar yolu olarak seçmiştir. Bu saldırganlığın arkasında bir bitmişlik, tükenmişlik ve en önemliisi bir ölüm kalım mücadelesi vardır. Başına geleceklerden korkan bir Erdoğan ve etrafında toplanmış, ondan beslenen gruplar vardır. Demokrasi güçlerinin önünde daha fazla imkan ve olanak belirdiği için AKP bu imkanları bastırmaya yönelmiştir. Bu yüzden bugün Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren güçlerin alanı büyümekte, ama aynı zamanda buna karşı iktidar baskısı da artmaktadır.

Bu baskılardan devletin sahibi olduğunu düşünen Kemalistler de nasibini almaya başlamıştır. Kendisini devletin sahibi sanmanın üstenciliğin CHP’yi içine düşürdüğü durum ortadadır. Şaşkınlık ortadadır. İşte tam bu noktada Kemalistleri koruma görevi artık doğrudan demokrasi güçlerinin omuzlarına yüklenmiştir. Çünkü Kemalistlerin siyaset yapma, yönetme, sokakta özgürce yürüme imkanları ellerinden alınmıştır. Yavaş yavaş gelen dalgada önce Milletvekilleri dövülmüş, il başkanları darp edilmiş, sokakta linç girişimlerine uğramışlardır. Dönemin Genel Başkanı kameraların önünde yumruklanmıştı. Buna karşı çıkacak refleksi CHP ortaya koyamamıştır. CHP öyle bir siyasal akıl tutulmasına girmiştir ki, bu saldırıları savuşturacak durumda değildir. Bugün iktidar daha da pervasızlaşarak CHP’nin cumhurbaşkanı adayını tutuklamaya kadar gitmiş, yetmemiş onlarca belediye başkanı tutuklayarak, birçok belediyeye kayyumlar atamıştır. Kimi belediye başkanları da tehdit ile parti değiştirmek zorunda bırakmıştır. İktidar bunu herkesin gözü önünde yapmıştır. Dolayısıyla bu kendisini devlet sanan Kemalistlerin maruz kaldıkları hukuksuzluğa karşı durma sorumluluğu da demokrasi güçlerinin omuzuna yüklenmiştir. Bu görevi üstlenmek, demokrasi güçlerinin, demokrat olmanın sorumluluğu haline gelmiştir.

Haklı oldukları için değil, maruz kaldıkları hukuksuzluk, adaletsizlik için bu sorumluluk omuzlarımızdadır. Demokrat olmanın bir sorumluluğu olarak önümüzde durmaktadır.

Bugün Türkiye’de devlet içerisinde bir iç çatışma süreci yaşanıyor. Erdoğan şahsında ve AKP iktidarı üzerinden yürütülen bu savaş, aslında devletin merkezinde planlanmış topyekûn bir kuvvetler arası savaştır. Erdoğan’ın söylemleri, AKP’nin uygulamaları bir kanadın “devlet konsepti” olarak şekillenmiştir. Burada yargının aldığı kararlar, güvenlik bürokrasisinin yeniden dizaynı ve medyanın tamamen iktidar aygıtı haline getirilmesi bunun göstergesidir. AKP’nin kurucu kadroların dışlandığı, Erdoğan’ın etrafında yeni bir uzlaşmayla kurulmuş bir yapı vardır. Menfaat ve çıkar çeteleri vardır.

CHP’de bu savaşın başka bir kanadını temsil ettiği bilinmektedir. Durumu ortadadır. Çok parçalı hale getirilmesi için operasyon başlatılmıştır. İktidara yaklaştığı görülmüştür. Bunun için darbelenmektedir. Demokrasi güçleri ile ortaklaşması Erdoğan cephesinin korkularını artırmaktadır. CHP’nin kazandığı iddia edilen tüm seçimler bu demokrasi güçlerinin birliği ile mümkün olmuştur. Lakin CHP’nin içindeki Erdoğan cephesi sadece devlet refleksiyle değil, ulusalcı-ırkçı yapılardan beslenen damarlarıyla da CHP’yi demokrasi güçleri ile çatışır hale getirilmek istemektedir. Bir taraf olarak gelişmesini istememektedir. Özellikle Kürtlerin başlattığı barış ve demokrasi süreci karşısında, CHP içerisindeki bu damar medya üzerinden bir parçalanmayı dayatmaktadır. Demokrasi güçlerini yan yana tutmak yerine birbirine düşürmeye, güçlendirmek yerine elini kolunu bağlamaya çalışmaktadır. Böylece AKP ve MHP karşısında demokrasi güçlerini yalnızlaştırma çalışmasının bir parçası olarak rol oynamaktadır.

Bu tabloyu güncel gelişmelerle birlikte değerlendirmek gerekiyor. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, belediyelere yönelik operasyonlar, kayyum atamaları sadece CHP’yi değil, bütün demokrasi güçlerini parçalamayı hedefleyen bir sürecin parçasıdır. Bu böyle okunmuş buna göre demokrasi güçleri pozisyonunu belirlemiştir. CHP yönetimi doğru adımlar atarken, CHP’nin beslendiği iddia edilen medya araçları buna uygun bir tavır göstermemektedir. Her fırsatı Kürtlere saldırmak üzerine kurmuş olan bu yapılar, Erdoğan’ın CHP’yi süreç dışında bırakma çabalarına hizmetten başkaca bir şey yapmamaktadırlar.
Bugün yaşananlar yeni değildir; geçmişte Kürtler bütün bunları çok daha ağır şartlarda yaşadı. Kayyumlar, belediye gaspı, siyasetçilerin tutuklanması, basının susturulması Kürtlerin uzun yıllardır yaşadığı gerçekliktir. Şimdi aynı uygulamalar CHP’nin alanına da yönelince, bunu üstenci bir bakışla değerlendirmek dönemin ruhuna uygun değildir. Selahattin Demirtaş 9 yıl 10 aydır Edirne cezaevinde tutsaktır. Onlarca belediye başkanı Kürt siyasetçi halen içerdedir. Burada kim ne kadar demokrattır tartışması gerekmiyor. Haddini bilmesi gereken bir medya soytarılığı CHP etrafında örgütlendirilmek istenmektedir. Türkiye’nin demokratikleştirilmesi, eşit yurttaşlık temelinde herkesin sahiplendiği bir ülkenin yaratılması demokrasi güçlerinin birliğinde yatmaktadır.

Kürtler her şart altında sorumluluklarına sahip çıkmışlardır. En son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Türk siyasetinin yumrukladığı Kılıçdaroğlu’na CHP’nin kalesi denen yerlerden daha fazla oy vermiş, kendi coğrafyasını kırmızıya boyamıştır. Belediyelerin kazanılması durumu ortadadır.

Kürtleri dışlamak, aşağılamak üzerinden siyaset üretilemez. Hele kendine demokratım, sosyal demokratım diyen bir yapı, gazeteci, yazar, sanatçı bunu nasıl yapabilir…
Unutmamak gerekir ki, AKP artık ölüm kalım mücadelesi veriyor. Bu, demokrasi güçlerinin önünde büyük bir fırsat da barındırıyor. Demokrasi güçleri bu durumu doğru okumalıdır. Farklılıklarına rağmen bir araya gelmek zorundadır. Mazlumlar da zalimler kadar cesur olmayı göze almalıdır. Cesaret sadece sokakta değil, örgütlenmede, dayanışmada, hukuk mücadelesinde, siyasette, meşru zeminleri kurmada gösterilmelidir. Bu noktada demokrasi güçlerinin ajandası iktidara güven üzerine değil, kendi mücadelesinin köklü deneyimine dayanmalıdır. Kürt demokrasi güçleri yılların verdiği mücadele tecrübesi, halkına ve kendisini destekleyen bütün demokrasi güçlerine güvenmektedir.

Demokrasi bloğu disiplinli bir birlik kurmak zorundadır. Halkla bağını güçlendirerek meşruiyet zeminini sağlamlaştırmalıdır. Bugün ortak değerler ve ortak taktikler etrafında buluşmak hayati bir görevdir.

İslamcı-faşist bir iktidar bütün baskı araçlarını kullanıyor ve güçlüymüş gibi görünse de, meşruiyetini yitirmiştir. Zorbalaşmıştır. Mafyalaşmıştır, çetelerin cirit attığı bir yapı olmuştur. Demokrasi güçlerinin görevi, bu meşruiyet boşluğunu dolduracak yeni bir güç kurmaktır. Türkiye’nin önündeki yol bellidir: ya otoriterliğin kalıcı hale gelmesi, ya da demokratik yeniden yapılanma.

Karar bizim, sorumluluk bizim, cesaret bizimdir.

MELEK Yeryüzünde… KATİL Gökyüzünde.. NECATİ ŞAHİN

Odam,
oda değil,
Melek Mozaiği’nin girip çıktığı enternasyonal
Gül Bahçesi sanki …
Beyaz melekler diyoruz ya
Melekler ‘yalnız’ beyaz değildir. Rengarenktir…
Melekleri gökyüzünde arıyoruz ya, Melekleri yeryüzündedir…
Melekleri kanatlı biliyoruz ya, Kanatları kalplerinden fìşkıran Işıktır…
Günlerdir,
Melekler: beyaz, bordo, yeşil, mavi, kahverengi kostümler içinde;
beyaz, siyahi, sarı, çikolata, kızıl tenleri, gülen yüzleri ile odama gelip gidiyorlar.
Her Melek,
kendi dilinin rengini Almanca’ya dolamış, Almanca tatlamış;
O tatlanmış Almanca ile,
O şirin şiveleri ile öyle yürekten bir “Günaydın” diyorlar ki;
Kalplerinden öyle bir ışık yansıyor ki kalbinize;
Gününüzün aydın olmaması mümkün değil..
AYDIN…
Melekler,
Dünyanın dört buçağından…
Kara Afrika’nın ak yürekli insanları; Latin Amerika, Uzakdoğu, Ortadoğu’nun, Almaya’nın güzel yürekli insanları;
Dünya’nın Kuzey-Güney- Doğu-Batı Coğrafyaların gönlü güzel, kalbi iyilikle dolu Melekleri…
Odama gelip gidiyorlar…
Öyle yürekten “iyi günler” diyorlar ki;
Gününüzün iyi olmaması mümkün değil…
İYİ…
Günlerdir düşünüp duruyorum.
“Insan, bu kadar nasıl iyi, güzel, gülen olabiliyor, bunca kötülüğün içinde” diye…
Dayanamadım sordum
bir siyahı Meleğe:
“Nasıl bu kadar iyi olabiliyorsunuz Sevgili Meleğim?”
Cevap derin:
“Şifa dağıtmak iyi insanların işidir.”
İşte,
bu Orduyu,
hatta, daha daha bir büyük Ordu diliyorum İnsanlığa:
Sağlık Ordusu.
GÜZEL, AYDINLIK, İYİ…
Melekler..
yalnız beyaz değildir.
Rengarenktir.
Melekler kanatlı değildir “kalb”lıdir..
İyilik ile dopdolu kalpler.
O kalplerden taşan ışıktır kanatları…
Melekler gökyüzünde değildir.
Melekler yeryüzündedır.
Görmeye göz, işitmeye kulak, söylemeye dil verilmiştir bize…
Melekleri görelim, duyalım, söyleyelim yeryüzüne…
İyi kalbli, güzel gönüllü olduklarını söyleyelim yüzlerine…
Onure edelim…
Bu “Onur Ordusu”nu…
***
Hastane odamda bir yandan bunları düşünürken, bir
GÜZELLİK girdi yüreğime.
Kalsın Yüreğimde…
Diğer yandan da
Bir ÇİRKİNLİK de girdi beynime.
Çıkmıyor bir türlü.
Yazarsam, utanır, çıkar diye düşündüm…
Yazıyorum:
GÜZELLİK…:
Tiran Havaalanı’na bir Meleğin adını vermiş Arnavutluk Devleti:
“NËNA TEREZË Havaalanı…”
“TERESA ANA
MOTHER TERESA
MUTTER TERESA
Havaalanı…”
TERESA ANA,
Osmanlı döneminde, Osmanlı Toprağı’nda, Üsküp’te, 1910’da doğan Arnavut kızıdır.
Hemşire-Rahibe olmuştur.
İnsanlığa merhem olmuştur.
“Derdi, Can Derdi” olmuştur.
Yaralı yüreklere merhem olmuştur.
MELEK olmuştur.
Yeryüzünde…
Arnavutluk Devleti,
“TERESA ANA” adını
Tiran Havaalanı’na koymuştur.
Arnavutluk Devleti böylece,
Meleğini de,
Devletini de,
Milletini de
onure etmiştir.
Güzellik…
*
ÇİRKİNLİK:
Ülkemizde Osmanlı torunu olduğu ile övünen Hükümetimiz ne yapmıştır….?
Çocuklara, kadınlara, İnsanlığa, Doğaya, gökyüzünden bomba yağdıran, ölüm saçan bir kadın pilotun adını,
Ülkemzin ikinci büyük Havaalanına koymuştur:
“SABİHA GÖKÇEN Havaalanı…”
Böylece,
Ülkesinde yaşayan 25 Milyon ALEVİ Yurttaşını renci etmiştir.
Onlara mesaj vermiştir.
Kötülük mesajı…
“Hatırlayın ha…!
Aklınızda kalsın ha…”
SABİHA GÖKÇEN.
1938’de, günlerce DERSİM’i bombalayan pilot…
Melek Yeryüzünde…
Katil Gökyüzünde.

DAD İzmir Kongresi’nde Barış ve Demokratik Toplum Vurgusu Yapıldı

Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi, 5. Olağan Kongresini Yamanlar Cemevi’nde gerçekleştirdi. Kongrede “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” çerçevesinde Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin yükseltilmesi gerektiği vurgulandı. “Barış, mücadele ve demokratik cumhuriyet ile mümkündür” mesajı öne çıktı. Salonda, Dersim önderlerinin fotoğraflarının yanı sıra çeşitli pankartlar da sergilendi.

Kongreye, dernek temsilcileri ve çok sayıda katılımcı destek verdi. Nefeslerin seslendirilmesiyle başlayan etkinlikte, divan kurulu üyeleri seçildi ve Hakk’a yürüyenler için saygı duruşunda bulunuldu. Mevcut eş başkanlardan Nebat Çelik, dil ve kültürün inanç ile olan ilişkisini değerlendirerek, bu değerlerin toplumsal varoluş için gerekli olduğunu ifade etti.

Diğer eş başkan Fırat Dikmen, 27 Şubat’ta başlatılan “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ne Alevilerin dahil olmaları gerektiğini belirtti. Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ise, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın “inceltilmiş Alevilik” politikalarına karşı uyanık olunması gerektiğini dile getirdi. Doğan, bu durumun Alevilerin varlığını inkar eden bir kuşatma olduğunu vurguladı.

Kongre sonunda tek liste ile gidilen oylamada yeni yönetim belirlendi. Fadime Dapaklı, Fırat Dikmen, Baykal Öztürk, Sakine Koğu, Murat Seven, Güler İpin Karagöz ve Nebat Çelik, yeni yönetim kuruluna seçildi. Alevi toplumu, eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü mücadelesini sürdürme kararlılığını bir kez daha ortaya koydu.

BF Kuzey Bölgesi Toplantısı Stadthagen Derneği’nde Gerçekleşti

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Kuzey Bölge toplantısı, bugün Stadthagen Derneği’nde yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Toplantıya AABF Genel Başkanı Hüseyin Mat ve Genel Sekreter Ufuk Çakır’ın yanı sıra GYK üyeleri Melek Şahin, Deniz Kaşal ve Seydi Koparan da katıldı. Kuzey Bölge yöneticileri Erdoğan Biçici, Hüseyin Kayaturan, Elif Duman, Güllü Temiz, Ali İldem ve Şener Demirbağ ile birlikte AABF İnanç Kurulu ve bölge inanç grubu temsilcileri de toplantıda yer aldı.

Yaklaşık 80 kişinin katıldığı toplantıda federasyonun çalışmaları ve bölgedeki faaliyetler üzerine karşılıklı bilgilendirmeler yapıldı. Katılımcılar, AABF’nin gelecekteki projeleri ve bölgedeki ihtiyaçlar hakkında görüş alışverişinde bulundu.

Toplantının sonunda, 18 Eylül’de gerçekleştirilecek seçimsiz genel kurul öncesinde birçok konunun tartışılacağı belirtildi. Bu önemli toplantı, Alevi inancının ve kültürünün yaşatılması için atılan adımlar açısından büyük bir önem taşıyor.

Darbelerin Kadın Hayatına Etkisi: Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’nden Online Etkinlik

Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 23 Eylül Salı günü İnsan Hakları Derneği (İHD) Eşbaşkanı Eren Keskin’in katılımıyla “Darbelerin Kadın Yaşamına Etkisi” başlıklı online bir etkinlik düzenleyecek.

Etkinlikte, kadınların kimlikleri ve cinsiyetleri nedeniyle maruz kaldıkları çifte baskı, darbelerin toplumsal yaşama bıraktığı izler ve kadın mücadelesinin geleceği ele alınacak. DAKB, kadınların adalet, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin önemine vurgu yaparak, bu konuda birlikte tartışma fırsatı sunmayı amaçlıyor.

Etkinlik, 23 Eylül Salı günü saat 20.00’de (AV) gerçekleştirilecek. Katılım için online platform üzerinden bağlantı sağlanacak ve katılım linki daha sonra paylaşılacak.

DAKB, tüm katılımcıları bu önemli buluşmaya davet ederek, kadınların sesinin duyulması ve haklarının savunulması adına birlikte mücadele etme çağrısında bulunuyor.

Devletin Alevi Hamlesine İYİ Parti de Dahil Oldu

Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde bugün “Horasan’dan Balkanlar’a Avrasya Alevi-Bektaşi İnanç Önderleri Buluşması” adı altında bir toplantı düzenlendi. Türkmen Alevi Ocakları Birliği tarafından organize edilen etkinliğe İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu katıldı.

Dervişoğlu konuşmasında, “Cemevi meselesi artık sonuçlandırılmalıdır” ve “Alevilik folklor değildir” ifadelerini kullandı. Ancak bu söylemler uzun süredir tekrar edilmesine rağmen somut bir adım atılmadığı için Alevi toplumu açısından inandırıcı bulunmuyor.

Geçmişte Alevilere yönelik katliamların organizasyonunda rol alan devlet aklının ve katliam aparatlarının bugün “Alevi dostu” söylemleriyle ortaya çıkması, Alevilerin inançlarının tanınmasından çok, siyasal hesaplarda manipüle edilmesine yönelik bir politika olarak değerlendiriliyor.

Ortadoğu Barış Konferansı tamamlandı: Türkiye’de barış için birlik şart!

Dersim’de düzenlenen ‘Ortadoğu ve Barış Konferansı’, “Bölgedeki gelişmeler Kürt sorunu ve demokrasi güçlerinin tutumu” başlıklı ikinci oturumla sona erdi. Emek Partisi (EMEP) tarafından Hüseyin Güntaş Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen etkinlikte, EMEP MYK Üyesi Halil İmrek, Ortadoğu’da sınırların cetvelle çizildiğine dikkat çekerek, Kürt halkının kendi çözüm önerilerinin önemli olduğunu, ancak Türkiye’de bir barış cephesinin oluşturulmasının gerekliliğini vurguladı.

Oturumun moderatörlüğünü üstlenen EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin’in yanı sıra, konuşmacılar arasında yer alan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, komisyonun işlevinin önemine değinerek, barış ve demokrasi adına çıkacak sonuçların hep birlikte değerlendirilebileceğini belirtti. Günaydın, CHP’nin eleştirilere rağmen komisyonda kalmayı sürdürdüğünü ifade etti.

DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek ise, ezilenlerin perspektifinden değişim arayışına vurgu yaptı. Çiçek, mevcut sistemin değiştirilmesi gerektiğini, bu amaçla tarih boyunca süregelen mücadelelerin önemine dikkat çekti. Konferans, katılımcıların soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

BERİVAN-Kürtkızı NECATİ ŞAHİN

KÖLN BELEDİYE BAŞKANI olmasına ramak kaldı..
Necati Şahin de
“KAHİN” olduğu tescil edilmesine de….
Anlatayım
BERİVAN AYMAZ
Yeşiller Partisi tarafından Köln Belediye Başkanlığı’na aday gösterildi…
Güzel…
14 Eylül’de yapılan Seçimlerde oyların yüzde 28’ni alarak Birinci çıktı sandıktan.
Güzel…
İkinci turda SPD’li rakibi ile yarışacak. Yine Birinci çıkarsa Almanya Göç Tarihi’nin önemli bir dönmeci olacak.
BERİVAN ‘in kazanması
Güzel ötesi olacak..
BERİVAN’ın kazanması
benim de “KAHİN” olmam
tescillenmesi olacak ki
Bu da güzel…
NE ALAKA?
Anlatıyorum:
46 Yıl öncesini gidiyorum.
Yıl 1980
Güzeldi…
WDR Televizyonu:
40 saniyelik kısa film çekiyor.
Ben oynuyorum.
Almanya‘nın Neuwied Kasabası
Belediye Meclisi Toplantı Salonu..
Göğsümde Belediye Başkanı arması,
Sözsüz..
Elimde tokmak,
masaya vuruyor,
Belediye Başkanı olarak
Belediye Meclis Toplantı’sını başlatıyorum.
Film işte…
O zaman genç, karakuru,
kıvırcık, simsiyah saçları, kara kara bıyıkları ile yüz km öteden gören bile benim Yabancı olduğumu anlar.
Almanya‘nın en büyük TV Kanalı, O 40 saniyelik kısa Film ile Alman Halkına şu mesajı vermişti:
“Kendinizi alıştırın. Yabancılar geri dönmeyecek.
İlerde
Beldiye Başkanınız bile olacaklar… “
Oldular…
Çok Oldular…
Ama,
KÖLN gibi tarihi bir Kent?
*
Şimdi tekrar
37 Yıl geriye yolculuk yapıyorum…
Güzeldi…
Yıl 1988
Köln Belediye Salonu…
Rahmetli Arkadaşımız, Ressam GÖNÜL ŞEN’in Resim Sergisi …
Arkadaş Tiyatrosu/ Köln Öğretmenler Derneği olarak düzenlemiştik.
Açılış konuşmasını ben yapmıştım.
O konuşmamı
şöyle bir Dilek ile bitirmiştim:
“Geleceğe iyimser bakalım.
Bugün bizden bir Kadın, Sanatçı olarak KÖLN BELEDİYE Binası’na girdi.
Umarım, yakında, bizden bir Kadın da Belediye Başkanı olarak bu binaya girer…”
(Bizden derken Göçmenleri kastediyorum)
İşte, o Almanca konuşmamın finali:
“Sehen wir optimistisch in die Zukunft. Eine von uns ist heute als Künstlerin im Rathaus von Köln. Ich hoffe, dass bald eine von uns auch als Bürgermeisterin in dieses Haus einziehen kann und darf…”
O Gün
O Salonda BERİVAN’ın
Rahmetli Babası,
SAİT AYMAZ Ağbimiz de vardı…
Öğretmendi.
Üyemizdi…
Ağbimizdi…
Öncesi Bingöl Belediye Başkanı’dıydı da…
Umuyurum…
Çok çok diliyorum:
BERİVAN AYMAZ
28 Eylül’de de Birinci çıkar sandıktan….
Göç Tarihine,
Almanya Tarihine
Tarihi bir not düşer.
Savaş sonrası modern Almaya’nın kurucusu, Başbakanı
KONRAD ADENAUAR
Köln Belediye Başkanı’ydı.
BERİVAN,
bir Kürt Kızının,
Konrad Adenauer’ın Koltuğu’na oturması muhteşem ötesi.
Göçmenlerin ,
Kadınların,
Irkçılığın arttığı
Avrupa’da,
Demokrasi’nin de muhteşem bir zaferi olur…
Hadi BERİVAN…
O Tarihi Binaya Belediye Başkanı olarak gir…
Ben de “KAHİN” olam ya …
Sen, BERİVAN,
O tarihi binaya Başkan olarak gir…
Biz göçmen kökenli Milyonları
ŞAD eyle…
SAİT AYMAZ Ağbimizi,
GÖNÜL ŞEN arkadaşımızı
YAD eyle…
BERİVAN AYMAZ Gönül Şen

Turan Eser, Basel’de Anma Etkinliğiyle Yaşatılacak

Avrupa Alevi Hareketi’nin değerli isimlerinden Turan Eser, Hakk’a yürüyüşünün birinci yılında İsviçre’nin Basel kentinde düzenlenecek bir törenle anılacak. Anma programı, 28 Eylül 2025 Pazar günü saat 13.00’de Eser’in kabri başında gerçekleştirilecek ziyaretle başlayacak. Ardından saat 14.00’te Basel ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi’nde (Basel Cemevi) etkinlikler devam edecek.

Turan Eser, yaşamı boyunca Alevi toplumunun örgütlenmesi, hak mücadelesi ve kültürel kimliğinin korunması için önemli katkılarda bulundu. Belgeselleri, projeleri ve araştırmalarıyla Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’na (AABK) değerli katkılar sundu. Eser, yalnızca bir aktivist değil, Alevi hareketinin belleğini oluşturan çalışmalarıyla da hafızalarda yer etti.

Tören sırasında, dostları ve yol arkadaşları bir araya gelerek Eser’in anısını yaşatacak ve onun bıraktığı mücadele mirasını hatırlayacak. Turan Eser, 25 Eylül 2024 tarihinde Hakk’a yürüyerek Avrupa’daki Alevi toplumuna yol gösterici bir miras bıraktı. Eser, “hakikat, adalet ve özgürlük” mücadelesi ile anılmaya devam ediyor.

Bizden… mi…? NECATİ ŞAHİN

“Merhaba, ben Serdar,
SİZDEN değilim,
Sizin Dostunuzum…”

Aleviliği bilen,
Alevileri iyi tanıyan Sanatçı, Karadenizli Canım Arkadaşım Serdar Alevileri ile tanışırken böyle derdi…

Birlikte,
Alevi ortamlarına, evlerine, kurumlarına gittiğimizde ben tanıştırmadan,
O hemen
elini uzatır:
“Merhaba, ben Serdar
Sizden değilim, Sizin Dostunuzum…”

Serdar’ın selam verişindeki o derin zarif mesajı beni düşündürdü .

“BİZDEN…”
“BİZDEN MI…”

Alevileri parolası gibi.

Yanınızda tanımadıkları biri varsa kaşla göz arasında, bazen el işareti ile, bazen fısıldayarak, bazen bir kenara çekerek
Arkadaş “BIZDEN MI?”
diye sorarız ya…

Geçmişte, bir korunma, bir koruma içgüdüsü ile söylediğimiz bu terimin şimdilerde doğru bir terim olmadığı, sorunlu bir terim olduğunu düşünüyorum.

“Gelin BİZDEN mi?”
“Gelin güzel ama BİZDEN değilmiş…”
“Damat iyi bir çocuk
Ama BİZDEN değilmiş”
“O Doktor BİZDEN”
“O Sanatçı BİZDEN”
O….
B…

İşte,
bu “BİZDEN ” teriminin ayırımcı bir terim olduğuna;
Alevi olmayan dostlara karşı saygılı olmayan bir terim olduğu kanısına vardım.
Ve kullanmıyorum.

Kullanılmaması gerekir diye düşünüyorum.

Bir yandan
Ayrımcılığa karşı olduğumuzu söylüyoruz,
diğer yandan da “BİZDEN Duygusu” ile davranıyoruz.

Gönlümüzü okşayan “BİZDEN Duygusu”,
evrensel ilkemizi esir alıyor bazı bazı..

Nerden geldim bu “BIZDEN” deyimine?

Siyaset…

Kimi Alevilerin,
“BİZDEN” duygusunu
ideolojiden daha etkin hissetmeleri;
siyasette BİZDEN duygusudan medet ummaları sorunludur.

Kemal Kılıçdaroğlu
CHP Genel Başkanı oldu.
Solcumuz, devrimcimiz, sosyalistimiz, komünisttimiz sevinçten uçtuk…
“BİZDEN…”

BİZDEN duygusu,
bizi o kadar yönlendir ki
ideolojimizden o kadar uzaklaştırdı ki;
BİZDEN olan istedi diye, hiçbir ideolojik paydamız olmayan İslamist Ekmeleddin’e tıpış tıpış oy verdik.

Kılıçdaroğlu, ısrarla “etnik, inanç kimlikleri üzerinden siyaset yapmam” dedikçe;
Bizler de ısrarla
O “BİZDEN” demeye devam ettik.

Yetmedi,
PİRO dedik.
Dede dedik.
Ben daha bir hafta önce yazdığım mektubum da “Dedem Sultan” dedim.

Kılıçdaroğlu,
siyasetçi değil, Cemevimizin post dedesi sanki…

İşte, bu “BİZDEN” duygusu, realiteyi es geçemize neden oluyor bazen.

Kılıçdaroğlu’nun siyasetteki en önemli başarısı, siyaseti “BİZDEN” duygusu ile yapmamasıdır kanımca.

Umarım, şimdi, bu zorlu süreçte de yapmaz..

Doğuştan gelen
Etnik Haklar mücadelesi ile Etnik siyaset yapmak aynı şey değildir.

Etnik siyaset,
o Etnik topluluğa da zarar verir..

Bu günlerde iktidarın
Alevilere kurduğu tuzak budur.
CHP’yi bu tuzak ile parçalamak istiyor.

Erdoğan,
geleceğini bu tuzağın başarısına bağlamış gibi.
Bizler bu tuzağa düşersek İslamist rejime hizmet etmiş oluruz.

Dikkat…,!
“BİZDEN Duygusu”
bizi bu tuzağa düşürebilir.

Birkaç örnek vereyim:
CHP İstanbul İl kongresi seçimleri öncesi yandaş basın altını çize çize şöyle servis ediyordu :

“Alevi Kılıçdaroğlu’nun adayı Cemal Canpolat; İmamoğlu’nun adayı genç Özgür Çelik”
Bakar mısınız hinliğe…

Be kardeşim Özgür Çelik de Alevi…

“O zaman Sünni İmamoğlu’nun adayı Alevi Özgür Çelik…” diye yazaydın bari…

Be Kardeşim o zaman,
“Zindana attığımız
Beşiktaş, Beyoğlu, Avcılar, Şişli Belediye Başkanları da Alevi…” diye yaz…

Esir aldıklarınızı da etnik, inanç kimlikleri üzerinden de kategorize ediniz…
Ediniz ki, Ortadoğu ülkesi olma yolculuğumuz daha süratli ola…

Demem o ki;
Dikkat!
İktidar, siyaseti kendine göre yeniden dizaynı etme stratejisinin başarılı olması, Alevilere kurduğu tuzağın başarısına bağlı…

Birdenbire
“Alevisever” oluşu;
Tuzaktır işte…

“BİZDEN duygusunu saf dışı bırakırsak bu tuzağa düşmeyiz…
Yoksa bu tuzağa da düşeriz, başka tuzaklara da düşeriz…

Onun için Canım Arkadaşımın;
“Merhaba, ben Serdar
Sizden değilim, Sizin Dostunuzum” özdeyişindeki “dost mesajını” tekrar andım…

Son günlerde,
Alevi Örgütlerin yayınladıklari acemice bildiriler ile tuzağa düştüklerini;
Liyakatsız yöneticilerin ardındaki menfaatçı kurnazları;
Entelektüel insanlara karşı saldırılarını;
Kimi Alevilerin sosyal medya paylaşımlarındaki söz fukarılığını;
Suriye Alevi Soykırımı’na ilgisiz kalan Kurumları, Alevileri gördükten sonra;

“Hoşça Kalın…
Ben Necati Şahin
SİZDEN değilim…
Sizin Dostunuzum…”