Ana Sayfa Blog Sayfa 106

Aksoy: Zorunlu din derslerine karşı birleşik bir direniş şart!

Antalya’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Sekreteri Hatice Demir Aksoy, zorunlu din derslerine karşı topyekün bir mücadele çağrısında bulundu. Yeni eğitim öğretim yılıyla birlikte gündeme gelen zorunlu din derslerinin, eğitim müfredatına dini referansların eklenmesiyle daha da belirginleştiğini vurgulayan Aksoy, bilimsel ve laik eğitimi savunan herkesin bu konuda sorumluluk alması gerektiğini ifade etti.

Aksoy, Diyanet’in eğitim müfredatına ilişkin açıklamalarının toplum üzerinde şekillendirici bir etkiye sahip olduğunu belirtti. Siyasal iktidarın, dini eğitim ve aile yapısını ön planda tutarak eğitim sistemini dinselleştirmeye çalıştığını dile getiren Aksoy, bu sürecin 4+4+4 eğitim modeliyle başladığını ve yeni müfredatla devam ettiğini söyledi.

Alevi kurumları olarak laik, bilimsel ve parasız eğitim mücadelesini yıllardır sürdürdüklerini belirten Aksoy, Antalya’da zorunlu din derslerine karşı açtıkları davaların sınırlı etkiler yarattığını ifade etti. Zorunlu din derslerinin yalnızca Alevilerin değil, tüm toplumun sorunu olduğunu vurgulayan Aksoy, bu konuda birlikte hareket etmenin önemine dikkat çekti.

Aksoy, laik ve seküler düşünceye sahip ailelerin, çocuklarının okulda deşifre olma korkusuyla mücadeleye girmekten çekindiklerini aktardı. Zorunlu din derslerine karşı yürütülen mücadelenin zorlu olduğunu belirten Aksoy, hakların gasp edilmesinin gelecekte daha büyük sorunlara yol açabileceğini savunarak, bu konuda örgütlü bir mücadelenin şart olduğunu ifade etti.

Son olarak, Alevi öğrencilerin din dersinden muaf tutulması için velilerden daha fazla talep beklediklerini belirten Aksoy, laik, bilimsel ve parasız eğitim mücadelesinden asla vazgeçmeyeceklerini sözlerine ekledi.

Aleviliğimizin özüne sahip çıkacağız, yeni tanımlamalara karşıyız!

Alevi kurum başkanları, 4. Serçeşme Hünkâr Hacı Bektaş Veli Festivali kapsamında düzenlenen “Talepler, Temsil ve Mücadele” panelinde bir araya geldi. Panel, Alevilerin yeni anayasa tartışmaları bağlamında yaşadığı sorunları ele almak amacıyla gerçekleştirildi. Yurttaşların yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, moderatörlüğü Vedat Kara üstlendi.

Panelin açılış konuşmasını yapan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesinde karşılaştıkları zorluklara dikkat çekti. Geçmez, “Yeni bir Aleviliğe izin vermeyiz. Bu anlayışa karşı çıkmazsak, seküler devletten uzaklaşırız” ifadelerini kullandı. Devletin Alevilere yaklaşımının değişmesi gerektiğini vurgulayan Geçmez, Alevilik ile ilgili yanlış algılara karşı durulması gerektiğini belirtti.

CEM Vakfı Genel Başkan Yardımcısı Ertuğrul Arslan ise Alevi toplumu olarak geçmişte tüm siyasi partilere taleplerini ilettiklerini hatırlatarak, Alevi kimliğinin devlet kurumlarında yeterince tanınmadığını ifade etti. Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan ise, Aleviliğin herhangi bir kimliğe indirgenemeyecek kadar değerli olduğunu vurgulayarak, devletin Alevilere bakış açısının değişmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye Alevi Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Alevi dedeliğinin eğitimle değil, geleneklerle aktarılması gerektiğini ifade etti. Anadolu Alevi Canlar Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Şahan ise Alevilerin bu coğrafyada “tehlike” olarak görüldüğünü belirterek, Alevilerin inançlarına yönelik ayrımcılığa son verilmesi çağrısında bulundu.

İstanbul Alevileri, Hünkâr Hacı Bektaş Veli Festivali’nde buluştu

İstanbul’da düzenlenen Serçeşme Hünkâr Hacı Bektaş Veli Festivali, birçok Alevi kuruluşunu bir araya getirdi. Festival, Yenikapı Etkinlik Alanı’nda gerçekleştirildi ve iki gün boyunca devam edecek.

Etkinlikte, 113 sivil toplum kuruluşu, katılımcılara kendilerini tanıtarak faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Ayrıca, birçok yayınevi de stant açarak farklı türlerdeki kitapları ziyaretçilere sundu.

Festival boyunca çeşitli etkinlikler düzenlenecek. Konserler, âşık ve zakir dinletileri, atölye çalışmaları ve çocuk etkinlikleri gibi programlar katılımcılara zengin bir deneyim sunacak.

Bu yılki festival, Alevi toplumunun kültürel ve inanç özgürlüğünü kutlamak amacıyla gerçekleştirildi. Aleviler, bu tür etkinliklerle bir araya gelerek dayanışma ve birliklerini pekiştiriyor.

Tapu NECATİ ŞAHİN

65 yaş üstüsünüz.
Tapu’ya gidiyorsunuz.
Tapu memuru Sizden
“Tasarruf ehliyeti / akli yeterlik” raporu istiyor.
65 Yaş üstüsünüz.
Evleneceksiniz.
Nikah Dairesine gidiyorsunuz.
Nikah Memuru Sizden
“Tasarruf ehliyeti / akli yeterlik” raporu istiyor.
Hadi
bir vesile ile
“Tasarruf ehliyeti / akli yeterlik” raporu alıp Malınızı sattınız…
Bu sefer çocuklarınız, mirasçılarınız devrede.
“Babamız
Mal mülk idare edemez durumdadır” iddiası ile dava açıyorlar, mahkeme süreci başlıtıyorlar.
Satışı iptal ediyorlar.
Hadi,
bir vesile ile sağlık raporu aldınız.
Evlendiniz.
Çocuklarınız, mirasçılar ya.
“Babamızın, tasarruf ehliyeti / akli yeterlik”i yoktur. Rapor sahtedir. Rüşvet ile alınmıştır.
Kadın babamızı kandırmıştır.
Malına mülküne konmak için evleniyor.
Dava dava üstüne.
Mahkeme mahkeme üstüne…
Evlilik iptal ediliyor bazen.
İptal edilmese de “Gelin” de “Güvey” de bıkıyor zamanla.
Boşanıyolar bazen.
***
DEVLET’in TAPUSU “DEVLET”te
DEVLET Bey
80’ne merdiven dayamış…
Ülkenin Tapusu
Devlet Bey’de…
Ülkenin Cumhurbaşkanı’nın “Hareket Alanı Tapusu”
Devlet Bey’de…
Kürtlerin
“Özgürlük Tapusu”
Devlet Bey’de sanki…
İMRALI Adası kalmıştı.
O’nun tapusunu aldı.
“Ada Tapusu” da
Devlet Bey’de…
Ülkenin,
“Ortadoğu Strateji Tapusu”
Devlet Bey’de…
Ülkenin,
Mahkemelerin, Savcıların, Polislerin
Hakimlerin, Hapisanelerin Tapuları Devlet Bey’de…
Ülkenin,
Köprüleri yolları,
Dağları bağları,
Denizleri ovaları
Fabrikaları atölyeleri,
Yerüstü yeraltı
Kaynakları Madenleri…
Tabuları yabancılara verilirken, talancılara peşkeş çekilirken de
Tapular Devlet Bey’deydi. Çünkü, AKP’nin Tapusu Devlet Bey’de .
Cumhurbaşkanın da…
Devlet Bey,
Devlet Babadır…
Devlet Babanın Çocukları
bırakın;
“Babamız hasta, yürüyemiyor, konuşamıyor, göremiyor, hastane hastane dolaştırılıyor.
“Babamızın Devlet Sevdası” suistimal ediliyor…”
“Tamam Babamızın akli yeterliği yerinde de,
tasarruf ehliyeti” için Rapor talep ediyoruz “
Demiyorlar,
Diyemiyorlar.
Çünkü Onların Tapusu da
Devlet Bey’de…
*
Diğer Partiler de kendi kendini oyalanıp duruyorlar.
Partilerinin Tapusunun dolaylı olarak Devlet Bey’de olduğundan bihaberler…
***
Gelelim CHP’ye…
Onlar da Tapunun kendilerinde olduğunu sanıyorlar ya…
Kardeşim Tapunuz o kadar çok el değiştirdi ki…
Her değişimde
Devlet Bey vardı.
Bazen arkada:
“Ekmeleddin Gelecek Ekmek Yiyeceksiniz” hesabı gibi…
Bazen önde :
“CHP Davalar Yolculuğu’nda
Arabanın Direksiyonun’da yine Devlet Bey…
Arabada Ferdi Tayfur dinleyerek Yol alıyor, keyfli…
“Hadi Köyümüze dönelim”
Direksiyonu bazen sola bazen sağa çeviriyor.
Araba öyle sürüklüyor zaten.
Sola çevirince bir “umut” Sizde.
Sağa kırınca bir keder
Sizde…
Arabesk aynı ama:
” Hadi Köyümüze dönelim…”
*
Bir başka 80’ne merdiven dayamış Büyüğümüz;
Devlet’ten gelmiş,
ama Devletin Tapusunu hiç eline alamamış; Bizimkisi de;
Devlet Beyin
“Hadi Köyümüze dönelim” Arabeskinden etkilenmiş ki, Köyüne dönmek istiyor.
“Çocuklarım beni oyuna getirdiler, arkamdan hançerlediler. Köyümü elimden aldılar. Bu Ülke Ağaların Ülkesidir. Köy Ağası ölmeden, Köy Çocuklara geçmez… “
O demiyor.
O düşünüyor galiba.
Ben öyle seziyorum galiba…
Sezdiğimi yazıyorum
O’nu sevdiğim için olsa gerek…
Tamam
Evlatların sana ihanet etti. Hile etti. Hançerlediler.
Sen Babasın…
Baba, evlatları hayırsız da olsa hırsını frenler, aynısını yapmaz onlara.
Hele hele,
el eliyle,
el hilesi ile,
el mızrağı ile
Evladını kalbinden mızraklamaz.
Hadı yaptın diyelim
O mızrak utanır, batmaz. ..
Ayrıca,
Köyün Tapusu
artık Halk’ta.
“Maraba” köyü işgal etmiştir.
Köyün Tapusu,
Ne Devlet Baba’dadır.
Ne Dede’dedir
Ne Ekrem’dedır.
Ne Özgüroğlan’dadır…
*
HALK,
uykulu uykulu boşa akan “Su”ydu…
“Devlet Bey -AKP Düğünü” sonrası öyle bir bulut çöktükü ki Halkın üstüne…
Öyle şimşekler çaktı,
öyle yıldırımlar düştü ki Halkın üstüne…
Son Yıldırım,
CHP’yi parçalama Yıldırım’ı,
Halkı öyle bir çarptı ki…
Halk “elektriklendi…”
Elektrik enerjidir…
Karabulut,
“Baran” oldu, öyle yağdı, öyle yağdı ki,
Ülke’de uyuyan Su,
çok Su aldı.
SEL olmuş akıyor
Ülkenin dört bir yanında.
SEL,
Ne Tapu tanır,
Ne Tapu sahibi;.
Ne Savcı tanır
Ne Hakim
Ne de kanun.
Kendisi kanundur gayrı. ..
SEL,
önünde duracak
Tapuyu da,
Tapu sahibini de alır sürükler bilinmeze…
*
Bir çift Sözüm de
SEL’den kütük, tomruk çalmaya çalışan Kurnazlara olsun.
SEL’den tomruk çalmak,
oy çalmaya, rol çalmaya
benzemez.
“Devletin malı deniz, yemeyen keriz” zihniyetiyle Devlet’ten mal, makam çalmaya benzemez…
SEL’den
tomruk çalmaya çalışanı SEL affetmez.
Binsen de o Tomruk’un üstüne;
Tomruk SEL’ içindedir daha.
SEL,
katar Seni önüne
götürür bilinmeze…
Tomruk üstünde,
bir de bakmışsın ki,
gitmişsin başka limana…
Kirli bir limana…
*
Demem o ki;
Tapulu malına güvenme,
Gel Yunus’u dinle…
“Mal sahibi, mülk sahibi Hani bunun ilk sahibi
Mal da yalan, mülk de yalan
Var biraz da sen oyalan”

Bahçeli’den Alevilere Karşı Asimilasyon Hamlesi: “Açılım” Değil, Müdahale

İsmail Saymaz’ın bugün Halk TV’deki köşe yazısında aktardığına göre, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, uzun süredir dile getirdiği “Alevi hassasiyeti” söylemi kapsamında 11 Ekim’de Hacıbektaş’ta yeni bir adım atmaya hazırlanıyor. Bahçeli, “kendi imkanlarıyla” satın aldığı araziyi Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu’na bağışladı. Arazi üzerine bir cemevi ve külliye inşa ettiriliyor.

Bahçeli’nin açılışta “Alevi açılımı” adı altında mesajlar vereceği belirtiliyor.

Devletin Kurduğu Kuklalar

Saymaz’ın yazısında dikkat çektiği gibi, Bahçeli son dönemde CEM Vakfı yöneticileri, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve bazı Alevi kimlikli siyasetçilerle görüşmeler yaptı. Fakat bu kurumlar ve kişiler Alevi toplumu tarafından temsil organları olarak görülmüyor. Aksine, devlet eliyle kurdurulmuş işbirlikçi yapılar olarak değerlendiriliyor.

Bu nedenle Alevi kurumları, Bahçeli’nin girişimini “açılım” değil, Alevi hareketine devlet müdahalesi olarak niteliyor.

Beştepe’de Asimilasyon Planı

İsmail Saymaz’ın aktardığına göre Beştepe’de hazırlanan ve Erdoğan’a sunulacak olan raporda, Alevi toplumunun sorunlarını çözmekten çok, taleplerini devlet denetimi altına alma hedefi göze çarpıyor. Rapor; kamuda ayrımcılık, cemevlerinin statüsü ve “Alevi-Bektaşi İnanç Başkanlığı” gibi başlıklar içeriyor. Ancak bütün bu öneriler, Alevilerin kendi kurumlarıyla değil, devletin belirlediği aktörlerle muhatap alınması anlamına geliyor.

“Samimiyet Yokken Açılım Olamaz”

Alevi toplumu, Bahçeli’nin Hacıbektaş’ta açacağı külliyeyi, bir inanç mekânı değil, asimilasyonun yeni sembolü olarak görüyor.

11 Ekim’de yapılacak açılış, Alevilere eşit yurttaşlık değil, asimilasyonun yeni perdesidir.

Hüseyin Mat: 12 Eylül Zihniyeti Hala Yaşıyor!

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, 12 Eylül askeri darbesinin yıldönümünde yaptığı açıklamada, darbenin yarattığı otoriter zihniyetin günümüzde farklı biçimlerde sürdüğünü ifade etti. Mat, demokrasiye, halkların eşit yaşam hakkına ve özgürlüklere yönelik saldırıların, 12 Eylül’ün mirasının güncellenmiş hali olduğunu vurguladı.

Mat, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin, halkın iradesine ve temel özgürlüklere karşı yapılmış açık bir faşist saldırı olduğunu belirtti. Yıllar geçmesine rağmen, 12 Eylül’ün otoriter zihniyetinin farklı şekillerde devam ettiğini söyleyen Mat, günümüzdeki ağır baskı ve hukuk ihlallerinin, bu mirasın bir devamı olduğunu ifade etti.

Mevcut koşullara karşı atılacak en önemli adımın, özgürlük ve demokrasi mücadelesini ortaklaştırmak ve toplumsal dayanışmayı büyütmek olduğunu belirten Mat, hak ve özgürlüklerin korunmasının ancak emek, barış ve eşitlik temelinde yürütülecek birleşik bir mücadele ile mümkün olacağını vurguladı.

Aleviler, barış için kararlılıkla mücadele etmelidir!

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Alevilerin barış için öncelikle harekete geçmesi gerektiğini vurgulayarak, “Barış kendiliğinden gelecek bir şey değil. Hiç kimse bize barışı lütfetmeyecek. Barış için mücadele etmek zorundayız” dedi. Koçyiğit, barışın, Alevilerin yaşam hakkı ve eşit yurttaşlık taleplerinin gerçekleşmesi için elzem olduğunu belirtti.

Koçyiğit, süreçlerin arzu edilen hızda ilerlemediğini ifade ederek, mevcut sorun alanlarının çözülmesi gerektiğine dikkat çekti. Türkiye’nin antidemokratik uygulamalarını ele alırken, demokratik çözüm sürecinin sadece silahların susması ile değil, aynı zamanda demokratik bir toplumun inşasıyla mümkün olacağını söyledi. “Demokratik entegrasyon, kültürlerin korunması ve özgürlükçü bir sistemin parçası olmayı gerektiriyor” dedi.

CHP’ye yapılan müdahalelerin sürece dair güvensizliği artırdığını belirten Koçyiğit, ana muhalefet partisinin Kürt sorununun çözümünde dışlanmaması gerektiğini savundu. “Biz tüm Türkiye halklarını kapsayan bir çözümden bahsediyoruz. Bu bağlamda CHP’yi dışlamak, süreci sabote etmek anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.

Kürt sorununa dair kurulan komisyonun önemine değinen Koçyiğit, bu komisyonun toplumsallaşma açısından kritik bir adım olduğunu belirtti. Komisyonun, silah bırakanların hukuki statüsü gibi temel konulara yanıt vermesi gerektiğini vurguladı ve bu sürecin ilerlemesi için gerekli yasaların çıkarılmasına ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Son olarak, Alevilerin barışı samimiyetle istemesi ve bu yönde aktif mücadele vermesi gerektiğini dile getiren Koçyiğit, “Barış içinde söz kurmalıyız. Bu, demokratik bir yaşamın kapılarını aralayacak bir süreçtir” dedi.

Suriye’nin sahil kentlerinde kadınların kaçırılması devam ediyor

Suriye’de, Cihatçı Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) kontrolündeki sahil kentlerinde kadın ve çocukların kaçırılması olayları giderek artıyor. Özellikle Alevi kadın ve çocuklarının hedef alındığı bu kaçırma vakalarının, aileler üzerindeki tehditler nedeniyle kamuoyuna yansımayan birçok örneği olduğu belirtiliyor. Uluslararası Af Örgütü’nün verilerine göre, son altı ayda en az 36 kadın ve kız çocuğu kaçırıldı. Ancak gerçek sayının çok daha fazla olduğu ifade ediliyor.

Güvenlik endişeleri nedeniyle kaçırılanların aileleri isimlerini gizli tutmayı tercih ediyor. Örneğin, Haziran ayında “M.S.” adlı bir genç kadın evinden çıktıktan sonra ailesiyle iletişimi koptu. Ailesine gelen uluslararası bir aramada, genç kadının kaçırıldığı bildirildi ve erkek kardeşi telefonda, kız kardeşinin kontrol altına alındığını öğrendi.

Kaçırılan kadınların bir kısmı, sosyal medya baskıları sonucu geri dönse de, ağır travmalar yaşadıkları bildiriliyor. H.A. adındaki bir kadın, kaçırıldığı süre zarfında en az 20 kişinin tecavüzüne uğradığını ve sonrasında bir emire satılmasının planlandığını anlattı. Dönerken kendisine “konuşursan çocuğunu göremezsin” tehdidi yapıldığını belirtti.

Aileler, diğer yakınlarına yönelik tehditlerden korkarak çoğu zaman sessiz kalmayı tercih ediyor. Son olaylardan birinde, iki küçük kız kardeş ve ağabeyleri birlikte kaçırıldı. İki kız kardeş gizli pazarlıklarla serbest bırakıldı, ancak ağabeyin akıbeti hâlâ belirsizliğini koruyor.

Artan kaçırma vakaları, halkın akşam saatlerinde toplu taşıma yerine tanıdık taksi ve servis araçlarını tercih etmesine yol açtı. Bazı durumlarda, kaçırma planlarının servis şoförleriyle ve önceden yerleştirilmiş yolcularla organize edildiği de iddia ediliyor.

Türkmen NECATİ ŞAHİN

“Türkmen kalkmış
yaylasına yerimez
Dağılmış aşiret
el bozuk bozuk…”
TÜRKMEN
Kültürü Tükeniyor (mu?)
Osmanlı,
TÜRKMEN’i bitiremedi
daha beterini yaptı.
TÜRKMEN Kültürü’ne el attı…
Din dayattı…
*
Peki,
Kimdir TÜRKMEN…?
TÜRKMEN
Özgürlüktür
Direniştir.
İsyandır….
Anadolu’nun ilk büyük Halk Direnişi:
Selçuklu Sultanı’na karşı
Babailer İsyanı
Türkmen isyanıdır…
Hünkar, Yunus, Taptuk, Kadıncık Ana bu İsyanı sonrası ortaya çıkan Bilgeler, Ozanlardır.
TÜRKMEN
Kızılbaştır
Alevidir…
Yavuz, tarihin en büyük Katliamını Türkmen’e yapmıştır…
40 Bin Türkmen kılıçtan geçirilmiştir…
Kalanlara “Kılıç Artığı” denilmiştir.
TÜRKMEN
Doğadır
Börtü Böcek,
Gülü Çemendır…
Yaylaktır
Kışlaktır
Dağdır…
“Ferman Padişahın
Dağlar Bizimdir…”
Dadaloğlu’dur…
“Şu karşı Yaylada
Göç katar katar…”
Pir Sultan’dır…
“Yüce Dağ başında
Yanar bir ışık”tır
Türkmen…
*
Nice Sultanların, Padişahların baş eğidiremediği
TÜRKMEN’e ne oldu?
Osmanlı Türkmen’e
Din dayattı.
Din “Namaz” dedi
Türkmen “Niyaz” dedi …
Din “Ezan” dedi
Türkmen “Ozan” dedi
Din “Kabe” dedi…
Türkmen “Doğa” dedi..
*
Ve Devlet,
Mecburi İskan Kanunu çıkardı Türkmen’e…
Dağdan indirdi Türkmeni
Dinciliğin, ırkçılığın, arabesk kültürün kucağına attı…
Yetmedi…
Devlet
TÜRKMEN’i rahat koymadı
“Kara Keçisini” de yasakladı.
Neymiş,
Keçi, ormana zarar verirmiş…
Be cahil “Keçi”nin orman dostu olduğunu Dünya bilim insanları altını çize çize söylüyor.
Dağ bilmez,
Orman görmez
Keçi tanımaz
Bir aklı eveli
Keçiyi yasaklattı.
Hem de nasıl?
Dünya’da eşi benzeri olmayan bir Kanun ile;
” KEÇİ KANUNU”
Şaka yapmıyorum.
Bakın numarasını da yazayım: Yıl 1939,
“3702 nolu KEÇİ KANUNU…”
(Dersimliler Dikkat:
“Dağ Keçileri Dağlara Zararlıdır” diye bir Dağ Keçisi Kanunu çıkabilir)
TÜRKMEN’e
“Keçini kes
İnek al” denildi…
Yalçın dağlarda inek…
Keçi Kıyımı
Türkmen Kültür Kıyımı oldu…
Doğadan dağdan koparıldı.
Keçi Kıyımı
Doğa Kıyımı da oldu.
Keçi gitti
Türkmen indi
Dağlar yalnız kaldı.
Orman yangınları başladı.
Çünkü, ekolojik denge bozuldu.
İnsansız Orman yanar.
Keçisiz, otlar ormada çoğalır, kurur yanar.
Bu kadar basit,
bu kadar da derin bir denge…
Keçi kıyımı
Kültür kıyımı da oldu.
“Süt sağan Türkmen Kızı olmayınca,
Karacaoğlan da çıkmıyor…”
Keçi yasağı Türkmen’e büyük darbe oldu…
Keçi gitti
Asimilasyon geldi…
Keçi gitti Dağdan…
Maden Talancısı
dadandı Dağa…
Türkmen indi
Dağlar yandı
Türkmen kovuldu
Talancı kondu
Dağlara…
*
“Şu yüce Dağın başında yanar bir ışık…”
Türkmen obası ışığıydı
O ışık…
O ışık söndürüldü,
O yüce Dağda
Alevler yükseliyor şimdi..
O yalnız Dağda…
Türkmenin olduğu Dağlar
yeşil, binbir çiçekti.
Türkmen kovuldu.
Talancı kondu Dağlara…
O Dağlar dazlak
O ağaçlar kül
O su zehirli
şimdi…
Veysel’in
Nevruzu
Çiğdemi,
Lalesi de
zehirlendi şimdi..
*
Bir zamanların
TÜRKMEN
yaşardı Dağlarda,
Dağlar kadar özgür..
Özgürlük Türküleri söylerdi,
Çağlayan sular kadar berrak…
Bu zamanlar
TÜRKMEN,
Arabesk kültür kıskacında;
Dincilik-Irkçılık sarmalında;
Asimilasyon kucağında
büklüm büklüm…
“Pir Sultanım yaradıldım kul deyi,
Zalımların elinde mi öl deyi,
Dost haber yollamış durma gel deyi
Gelemem efendim yol bozuk bozuk…”
“Bozuk düzende sağlam çark olmaz” ki,
TÜRKMEN’in çarkı da döne…
Necati Şahin
09.09.2025
***
(Niye TÜRKMEN’ı yazma gereği duydum.
Türkmen ihmal ediliyor.
Yazarımız, Çizerimiz, Aydınımız, özellike Solucumuz ihmal ediyor.
Türkmensiz Anadolu: “Kültür Fukarası…”
“Türkmen deyimi ile Türk deyimi de aynı manayı içermiyor.”
Türkmenin hakkını Kürt,
Kürdün hakkını Türkmen yazmalı dedim.
Yazmaya çabaladım.
Demem o ki,
Türkmen ırkçı değildir.
Doğacıdır.
Türkmen dinci değildir
Alevidir…
Türkmen
Yunus’tur,
Pir Sultan’dır
Dadaloğlu’dur
Karacaoğlan’dır.
Veysel’dır…
Ah Asimilasyon!
Sen ne zalim şeysin öyle…
Yüce Kültürü tüketiyorsun
böyle böyle…)

Barış, Hak yolunun kapısıdır. CELAL FIRAT

0

Bugün toplumumuzun en temel ihtiyacı, ayrımsız, adil ve kalıcı bir barıştır. Bu barış, yalnızca çatışmaların olmaması değil; aynı zamanda herkesin eşit görülmesi, farklılıkların zenginlik kabul edilmesi ve gönüllerin bir olmasıdır.

Alevi öğretisi, yüzyıllardır bu anlayışın en canlı örneğidir “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak” ilkesi, farklı kimliklerin ve inançların eşitlik temelinde kabulünü öğütler. “Rızalık” kavramı, barışın gönüllü bir uyum ve karşılıklı kabul ile mümkün olacağını gösterir. “Eline, beline, diline sahip ol” çağrısı da bireysel ahlakın toplumsal barışın temeli olduğunu hatırlatır.

Bu nedenle Alevi yolu, bugünün çatışmalarla yıpranan dünyasında ayrımsız barışa giden yol için hem tarihsel hem de felsefi barışın kaynağıdır.

Barış, rızalık ve insana değer vermek en yüce ilkedir. Ancak bu değerlerden uzaklaşıldığında toplumsal huzur zedelenmektedir. Sorunun kaynağı ve nedenleri doğru anlaşılmalı çözüm de o ölçüde adil ve kalıcı olmalıdır
Bugün içinde bulunduğumuz kaotik durumun nedenleri

Kendi çıkarını toplumun rızalığının önüne koyanlar:
Adaletin gecikmesi veya uygulanmaması,
Siyasi taassup ve ayrıştırma,
Benlik ve üstünlük duygusu,
Empati eksikliği,
Adaletsiz ve taraflı yönetim,
Toplumsal değerlerin zayıflaması,
Bilinçsiz mühendislikler, ayrılıkları derinleştirir.

Evrensel hak ve hukuk ilkelerinin yok sayılması:

  • Toplumsal bağlılığı sağlayan değerler korunmalı, istismara izin verilmemelidir.
  • Adalet sistemi eksiksiz ve tarafsız işletilmeli;
  • Empati, hoşgörü ve diğerkâmlık kültürel olarak güçlendirilmelidir.
  • “Ben” yerine “biz” anlayışı öne çıkarılmalı, rızalık ilkesi toplumsallaştırılmalıdır.
  • Kültürel ve inançsal bağlar yıpratılmadan yaşatılmalı, toplumun birleştirici unsurları korunmalıdır.
  • Yanlış yönlendirmeler ve fitne politikalarıyla mücadele edilmelidir.
  • Yöneticiler tarafsız, adil ve şeffaf olmalıdır.
  • Evrensel hak ve hukuk ilkelerine koşulsuz uyulmalıdır.

Toplumsal barış, yalnızca hukuki ve siyasi düzenlemelerle değil, gönüllerin bir olmasıyla mümkündür. Alevi inancı bize şunu hatırlatır:

“Barış, Hak yolunun kapısıdır.”

O kapıdan girilmezse ne ibadet kabul olur, ne toplum huzur bulur.