Ana Sayfa Blog Sayfa 11

Kızıltepeden Dersime on binlerce kişi toplandı!

Bu yıl “Özgürlük ve Demokrasi Newrozu” temasıyla düzenlenen Newroz kutlamaları, Türkiye’nin pek çok kentinde coşkuyla gerçekleştirildi. Mardin’in Kızıltepe ve Savur ilçeleri, Şanlıurfa’nın Viranşehir, Diyarbakır’ın Ergani ve Bismil, Van’ın Erciş, Dersim ve Erzurum’da binlerce kişi kutlamalara katıldı. Kutlamalar, Newroz ateşlerinin yakılmasıyla başladı ve katılımcılar davul zurna eşliğinde halaylar çekti.

Cizre’de ise meşaleli bir yürüyüş yapıldı. Cudi Mahallesi’nde toplanan kadınlar, ulusal kıyafetleriyle yürüyüşe katılarak “Jin jiyan azadî” sloganları attı. Yürüyüşün sonunda Newroz ateşi yakıldı ve etkinlik, Kürtçe şarkılar eşliğinde halaylarla sona erdi.

Erciş’te gerçekleştirilen kutlamalarda, on binlerce kişi “Özgür yaşam özgür Önderlikle gelecek” pankartı açarak yürüdü. Tertip Komitesi adına konuşan Rozerin Canpolat, yaşamını yitiren Salih Muslim’i anarak örgütlenmenin önemine vurgu yaptı. DEM Parti Milletvekili Gülderen Varlı da özgürlük ve ulusal birliğin önemini dile getirdi.

Dersim’deki etkinlikte ise yurttaşlar “Jin, jiyan, azadî” ve “Newroz piroz be” sloganlarıyla alana girdi. Kayyum atanan Belediye Eşbaşkanı Birsen Orhan, Newroz’un direniş ruhunu taşıdığını belirtti. DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Abdullah Öcalan’ın barış çağrısının önemine değinerek, demokratik dönüşüm talep etti.

Viranşehir’de yapılan kutlamalarda ise katılımcılar, ulusal kıyafetleriyle etkinliğe katıldılar. Konuşmalarda, Abdullah Öcalan’ın barış çağrısının önemi vurgulandı. Kızıltepe’de ise kutlamalar, üst arama tartışmalarıyla başladı. Ancak, polis uygulamasının ardından kadınlar alana giriş yaptı ve Newroz ateşi yakıldı.

Erzurum’da ise 12 yıl aradan sonra gerçekleştirilen Newroz kutlaması, demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için saygı duruşuyla başladı. Konuşmalarda, Kürt halkının hakları ve Abdullah Öcalan’ın sürecinin önemi vurgulandı. Kutlama, yerel sanatçıların performanslarıyla devam etti.

Alevi inancında Ramazan Bayramı Cemi yok mu?

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Yol Erkan Kurulu, Alevi inancında “Ramazan Bayramı Cemi” uygulamasının bulunmadığını açıkladı. Bu açıklama, 17 Mart 2026 tarihinde yapıldı ve Alevi inancında bayrama özgü bir ibadet sisteminin olmadığını vurguladı. Kurul, geçmişte bazı cemevlerinde bu isimle etkinlikler düzenlendiğini hatırlatarak, bu tür uygulamaların Alevi inanç geleneği ile bağdaşmadığını belirtti.

Açıklamada, Alevi Yol Erkânı’ndaki cemlerin Hızır Cemi ve Sultan Nevruz Cemi gibi belirli günlere göre şekillendiği ifade edilerek, “Alevilikte Cem, yolun en temel ibadetidir. Ancak Ramazan ayına bağlı bir ibadet veya “Ramazan Bayramı Cemi” yoktur” denildi. Bu tür uygulamaların, Alevi inancını başka inançların ritüellerine benzetmeye yönelik asimilasyon politikalarının bir parçası olduğu vurgulandı.

Kurul, tüm inançlara saygı gösterilmesi gerektiğini ancak Alevi inancına müdahale edilmesinin kabul edilemeyeceğini belirtti. Alevi ve Bektaşi ibadetlerinin kadim gelenekler doğrultusunda yaşatıldığını hatırlatan Yol Erkan Kurulu, bu tür asimilasyon girişimlerine karşı duracaklarını ifade etti.

Alevi inancının özünü korumanın ve asimilasyona karşı durmanın önemli bir sorumluluk olduğunu kaydeden kurul, cemevlerinin Alevi Yolunun yaşatıldığı mekânlar olduğunu, bu nedenle burada gerçekleştirilecek ibadetlerin Alevi inancının öğretisine uygun olması gerektiğini belirtti.

Halepçe Katliamına Alevi Birliklerinden mesaj!

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), 16 Mart 1988 tarihinde Irak’ın Halepçe kentinde meydana gelen kimyasal saldırının yıl dönümü nedeniyle bir açıklama yayımladı. Açıklamada, Halepçe Katliamı’nın Kürt halkına karşı işlenen en ağır insanlık suçlarından biri olduğu ifade edildi.

AABK, Saddam Hüseyin rejimi tarafından Halepçe’de gerçekleştirilen kimyasal silah saldırısında yaklaşık 5 bin kişinin, çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu, yaşamını yitirdiğini hatırlattı. Saldırıda hardal gazı ve çeşitli sinir gazları kullanıldığı, bunun sonucunda binlerce kişinin de yaralandığı belirtildi.

Açıklamada, Halepçe’de yaşananların yalnızca Kürt halkı için değil, tüm insanlık için büyük bir trajedi olduğu vurgulanarak, bu tür insanlık dışı saldırıların lanetlendiği ifade edildi. Konfederasyon, katliamda yaşamını yitirenleri saygıyla andıklarını ve adaletin sağlanmasının önemine dikkat çekti.

AABK, geçmişte yaşanan bu tür katliamların unutulmaması gerektiğini belirterek, insanlığa karşı işlenen suçların hafızalarda canlı tutulmasının önemine vurgu yaptı. “Halepçe unutulmadı, unutulmayacak” mesajıyla, bu olayın insanlık tarihindeki kara sayfalardan biri olarak hatırlanmaya devam edeceği ifade edildi.

Halepçe Katliamı unutulmadı?

Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF), 16 Mart 1988’de Irak’ın Halepçe kentinde gerçekleştirilen kimyasal saldırının yıldönümünde yaptığı açıklamada, bu olayın insanlık tarihinin en büyük katliamlarından biri olduğunu vurguladı. Irak diktatörü Saddam Hüseyin’in emriyle yapılan bu saldırı sonucu, çoğu kadın, çocuk ve yaşlı olmak üzere 5 binden fazla insan yaşamını yitirdi; binlercesi ise yaralanarak kalıcı sakatlıklar yaşadı.

FUAF, Halepçe Katliamı’nın sadece Kürt halkına değil, tüm insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu belirtti. Açıklamada, bu katliamın insanlık vicdanında silinmeyecek bir yara açtığı ve halklara yönelik inkâr, asimilasyon ve imha politikalarının acı bir örneği olduğu ifade edildi.

Alevi inancının temel öğretisi “İncinsen de incitme” anlayışına vurgu yapan federasyon, insan onuruna ve doğasına yönelen her türlü zulme karşı durmanın Alevi felsefesinin esaslarından biri olduğunu belirtti. Alevi öğretisinin barışı, eşitliği ve halkların bir arada özgürce yaşayabileceği bir dünyayı savunduğu ifade edildi.

FUAF, Halepçe’de yaşamını yitirenleri saygı ve hüzünle andığını, zulme karşı direnişin ve hakikat arayışının süreceğini vurguladı. Ayrıca, dünyanın neresinde olursa olsun zulme karşı adaletin, barışın ve halkların kardeşliğinin yanında olunduğunu belirtti. Açıklamanın sonunda, benzer trajedilerin bir daha yaşanmaması için halkların birliği ve dayanışmasının önemine dikkat çekildi.

Köln AKM Porz Newroz Kutlaması için davet ediyor!

Almanya’nın Köln kentinde bulunan Alevitisches Kulturzentrum e.V. – AKM Porz, 21 Mart 2026 Cumartesi günü Newroz kutlaması düzenleyecek. Etkinlik, saat 17.00’de dernek binası olan Josef Str. 24 adresinde gerçekleştirilecek.

Baharın gelişini simgeleyen Newroz, coşku ve dayanışma içinde kutlanacak. AKM Porz yönetimi, bu özel günün toplumsal dayanışmanın bir simgesi olduğunu belirterek tüm yurttaşları etkinliğe davet etti.

Katılımcılar, Newroz ateşi etrafında toplanarak baharın gelişini kutlayacak. Etkinlikte müzik dinletileri, eğlence ve grill ikramları yer alacak.

AKM Porz yönetimi, Newroz’un halklar arasında dayanışma ve kardeşliği güçlendiren bir bayram olduğuna dikkat çekerek, “Newroz Pîroz Be” mesajı ile tüm yurttaşlara çağrıda bulundu.

Harburg Alevi Kültür Merkezinde yeni dönem başladı!

Hamburg’un Harburg bölgesinde faaliyet gösteren Alevi Kültür Merkezi’nde 15 Mart 2026 tarihinde genel kurul toplantısı gerçekleştirildi. Bu toplantıda, derneğin uzun yıllardır başkanlığını yürüten Medet Doğan, görevini yeni yönetime devretti.

Genel kurulda, Harburg Alevi Kültür Merkezi’nin geçmiş dönemdeki faaliyetleri değerlendirildi ve yeni yönetim belirlendi. 14 yıldır derneğin başkanlığını sürdüren Medet Doğan, bu süreçte yeniden aday olmayacağını duyurarak görevini devretme kararı aldı.

Yeni yönetim, Nevin Sevük’ün başkanlığında göreve başladı. Sevük ve ekibinin, derneğin mevcut çalışmalarını sürdüreceği ve kurumsal faaliyetleri geliştirmeye devam edeceği vurgulandı. Genel kurulda, eski başkan Medet Doğan’a katkıları için teşekkür edildi ve yeni yönetime başarı dilekleri iletildi.

Toplantı, derneğin yeni dönem faaliyetlerine ilişkin temennilerin paylaşılmasıyla sona erdi. Harburg Alevi Kültür Merkezi, önümüzdeki dönemde toplumsal dayanışmayı artırmayı ve Alevi kültürünü yaşatmayı hedefliyor.

Alevi örgütleri neden toplumdan koptular? İSMAİL PEHLİVAN

Gazeteci dostum Musa Ağacık, 7 Mart’ta Maçka Demokrasi Parkı’ndan Suriye Başkonsolosluğu’na uzanan o kısa lakin anlam yükü ağır yürüyüşü kaleme aldığında, aslında sadece bir protestoyu haberleştirmiyordu. O, modern zaman Alevi örgütlülüğünün ve Türkiye’deki sol-demokratik muhalefetin içine düştüğü “şekilcilik” ve “hafıza kaybı” krizinin röntgenini çekiyordu. Suriye’de katil Colani ve HTŞ çetelerinin gerçekleştirdiği Alevi soykırımına karşı yükseltilen sesin cılızlığı, sadece bir sayısal azlıktan ziyade, bir zihniyet parçalanmasının dışavurumuydu.

Bir toplumu ulus, bir inancı Yol, bir kurumu ise “çekim merkezi” kılan yegane unsur, biriktirdiği hafızadır. Alevilik, yüzyıllar boyunca “SIR” içinde saklanarak, sözlü gelenekle (yazılı kaynakları yakılıp, yok edildiği için) bugüne taşınmış bir deryadır. Ancak modernleşme ve kente göçle birlikte bu sözlü gelenek, “kurumsal kimlik” potasında erimeye yüz tuttu. Bugün “Alevi Kurumuyum” diye ortaya çıkan dernek ve vakıfların en büyük günahı asıl olarak dünü bugüne, bugünü yarına bağlayacak bir bellekten, bir arşiv bilincinden yoksun olmalarıdır.

Arşivi olmayan bir kurumun hafızası, o günkü yöneticinin ömrü kadardır. Hafızası olmayan bir toplumun ise geleceği, başkalarının kalemine terk edilmiş demektir.

HAFIZA YİTİKLİĞİNİN ANATOMİSİ: NEDEN UNUTTUK?

Alevi kuruluşlarındaki hafıza kaybı rastlantısal olmaktan ziyade bir savrulmadır. Köydeki Ocak sistemi örgütlenmesinden şehirdeki dernek sistemine geçişte, “Dede-Talip” ilişkisinin yerini “Başkan-Üye” ilişkisi aldı.

Sözlü tarihin kaydı yapılamadı dersek haksızlık yaparız, yapılsa da bu birkaç duyarlı kişinin bireysel ilgisinden kaynaklanıyordu. Köylerdeki son “Bilge Çınarlar”, “Dağların Filozofları” olan zakirler, aşıklar, sadıklar ve “Marifet ehli İnsan-ı Kamil” olan Pir, Mürşid, Rehberler birer birer göçüp giderken, onların taşıdığı binlerce yıllık bilgi hazinesi kayıt altına alınamadı. Bugün birçok Cemevi yöneticisi, kendi bölgesindeki katliamların, haksızlıkların, provokasyonların tanıklarını bile dinlemeden, taşıdıkları hafızayı kayıt altına almadan onlar toprağa sırlandı.

Alevi demokratik kitle örgütleri, Cemevi yöneticileri gündelik siyasetin “arka bahçesi” olma yarışına girerek, evrensel Alevi ilkelerini, değerlerini ve tarihsel sürekliliğini unuttular. Musa Ağacık’ın eleştirdiği “flama sevdası”, işte tam da bu içeriksizleşmenin, yani hafıza yerine şekilciliği koymanın bir sonucu…

Toplumsal kopuşun bedeli ağır yükümlülükler içeriyor.

Bir kurumun arşivi yoksa o kurumun kurumsal aklı da yoktur. Arşivsizlik, Alevi toplumunda üç büyük kopuşa neden oldu.

Genç kuşak, “Neden Aleviyim?” sorusuna kuruluşlardan tatmin edici, belgelere dayalı bir cevap alamıyor. Tarihsel dokümanlar, eski yayınlar, mahkeme kayıtları veya saha araştırmaları sunamayan kuruluşlar, gençleri dijital dünyanın dezenformasyonuna terk ediyor. Arşivi olmayan bir Cemevi ya da dernek-vakıf, genç için sadece bir “taziye evi”dir.

Suriye’de yaşanan soykırım veya Türkiye’deki hak ihlalleri karşısında belge sunamayan, rapor hazırlayamayan kuruluşlar, uluslararası arenada ciddiye alınmıyor. Musa Ağacık’ın Maçka Demokrasi Parkı’nda gördüğü o 2000 polis, aslında karşılarında örgütlü bir akıl yerine dağınık bir öfke gördüğü için o kadar rahat hareket ediyor. Arşiv, savunmanın en güçlü silahıdır.

Hafıza boşluk kabul etmiyor. Kendi tarihini arşivlemeyen toplumun tarihini, ona düşman olanlar, onu yok etmek isteyenler yazar. Bugün Aleviliğin “iğdiş” operasyonları arşiv ve belge yoksunluğu zemininde yükseliyor. Sol-Sosyalist geçinen Sünni misyonerler tarafından kaleme alınan “Alisiz Alevilik”, “İslam dışı Alevilik” gibi deli saçması tezler, ‘Aleviliğin içini boşaltma’ operasyonudur.

***

Alevi kuruluşları “tabela derneği” olmaktan çıkıp, hafızayı yeniden inşa eden “hafıza merkezleri”ne dönüşmek zorundadır.

“Dijital Bellek” acilen oluşturulması gereken bir görevdir. Her federasyon ve büyük vakıf, dernekler bünyesinde bir “Dijital Arşiv Birimi” kurmalıdır. Bugüne kadar yayınlanmış tüm bültenler, çalıştayların sonuç bildirgeleri, yapılmış tüm eylemlerin fotoğraf ve videoları, mahkeme tutanakları dijital ortama aktarılmalı ve kamuoyuna açılmalıdır. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun ‘Madımak’ için gerçekleştirdiği dijital hafıza önemli bir başlangıç diye düşünüyorum.

Sözlü tarihi derleyecek laboratuvar görevi gören bir çalışma başlatılmalıdır. Cemevleri bünyesinde “Hafıza Odaları” kurumalıdır. Bölgedeki yaşlılarla yapılan görüşmeler, yerel ritüellerin kayıtları toplanmalı ve gençler bu projelerde “araştırmacı” olarak görevlendirilmelidir.

Anadolu Aleviliği’ne hizmet süreklilik arz eden, ciddi ve samimiyet isteyen bir görevdir. Cemevleri ve demokratik kitle örgütlerinin yöneticileri bu bilinçle göreve talip olmalı. Aksi halde bugün içinde bulunulan zaaflardan kurtulmak olanaksızlaşır.

Alevi örgütlülüğü bugünkü hantallıktan kurtulmak için değişerek yenilenmeli. Bunun için her ay “Durum Raporları” hazırlamalı, her yıl “Alevi Hak İhlalleri ve Toplumsal Refleks Raporu” yayınlamalıdır. Kaç çalıştay yapıldı? Kaç sempozyum, panel yapıldı? (Yapılan çalıştayların, sempozyumların, panellerin kayıtları itina ile kayıt altına alındıysa bir elde toplanmalı ve sonrakiler de kaydedilmeli) Kaç eylem yapıldı? Kaç kişi katıldı? Neden katılım azdı? Bu soruların cevabı arşivlenip hafızaya kaydedilmediği sürece aynı hataların her yıl tekrarlanması kaçınılmaz olur.

Cemevlerinde ve Alevi dernek-vakıflarda “Kütüphane ve Dokümantasyon Merkezleri” kurulmalıdır. İstanbul’daki yüz civarında Cemevi’nin kaçında nitelikli bir kütüphane var? Her Cemevi, sadece yemek dağıtan değil, bilgi dağıtan bir merkeze dönüşmeli ve bünyesinde Alevilikle ilgili dünyada yazılmış olan yazıların, bilimsel makalelerin, yapıtların tümünü barındırmalı.

Öngörülen lakin başarılamayan ‘kitlesel’ toplantılarda “Flama” yarışı değil, “Fikir” örgütlenmesi önemsenmeli. Kurum yöneticileri miting adı ile yapılan eylemlerde “belgelemek için oradaydık” demek için flama çokluğu sığlığından kurtulmalı. Eğitim seminerlerinde kurumsal arşivcilik ve stratejik iletişim dersleri verilmeli. Bir eyleme gidilirken kurum flaması yerine, o olayın tarihsel arka planını anlatan broşürler dağıtılmalıdır.

Alevi hareketi yarını kurtarmak için dünü yazmak zorundadır.

Sevgili Gazeteci Musa Ağacık’ın Maçka Demokrasi Parkı’ndaki ibretlik gözlemleri, bir uyanışın aracı olmalı. Aleviler, Suriye’deki soykırıma veya yanı başındaki adaletsizliğe sadece vicdanen değil, bilgiyle ve hafızayla daha kitlesel karşı durmalıydı.

Eğer Alevi örgütleri bugün kendi arşivlerini oluşturmaz, hafızalarını tazelemez ve İstanbul’daki yüz civarında Cemevi’ni birer “bilgi kalesi“ne dönüştüremezse, gelecekte ne o flamaları taşıyacak bir el, ne de o etli pilavı yiyecek bir can kalacaktır.

İçi boş, ezberlenmiş söylemlerle yapılan lafazanlıkla Batıni Anadolu Alevilik Yolu’nda menzil alınmaz!

Unutulmasın ki, kayda geçmeyen her acı tekrarlanmaya mahkumdur!

Alevi hareketindeki hafıza yitikliğini iyileştirecek olan ne yazık ki bugünün hantal yönetim kadroları değil, parmaklarının ucunda dünyayı taşıyan Z kuşağı olarak bilinen gençlerdir. Gençleri etli pilav dağıtmak yerine, toplumsal hafıza mimarı olmaya davet eden bir modelleme kurumların kaderini değiştirebilir.

Gençlerin enerjisini dijital bir kalkan ve hafıza deposuna dönüştürecek “Dijital Gönüllülük ve Bellek Ağı” modeli bir an önce hayata geçirilmeli. Bu model, Alevi örgütlenmesini dört duvardan oluşan birer tabela derneği olmaktan çıkarıp, bulut tabanlı “Yaşayan Müze” haline getirebilir. Bu ağın oluşmasının ilk aşaması “Hafıza Avcılığı” yani bilimin ışığında saha çalışması girişimini başlatmaktır.

Gençler, sadece eylemlere katılan figüranlar olarak görülmemeli, tarihin kaydedicileri olarak konuşlandırılmalıdır. Sözlü tarihin kaydı için hücre yapılanmasına gidilerek genç kuşağın ilgisi çekilmeli. Her Cemevi’nin bünyesinde 3-5 gençten oluşan kümeler şeklinde çalışma ekipleri oluşturulmalı. Bu gençler, ellerindeki akıllı telefonlarla bölgedeki Dedeler’in, Pirler’in, Analar’ın, ninelerin, büyük babaların kısacası toplumun hafıza küpü olan herkesin anlatılarını video-röportaj olarak kaydedilmelidir.

Gençler neyi kaydedecekleri konusunda akademik dünyadan Alevi bilim insanları tarafından bilgilendirilmelidir. Eskiden sürdürülen gelenek-görenekler, menkıbeler, yöresel erkanlar ve gülbanklar, yaşanmış hak ihlalleri, göç hikayeleri gibi konuların ve “tarihsel meraksızlığın” panzehiri olan yerel bilgilerin kayıt altına alınması, arşiv çalışmasının temelini oluşturur.

“Dijital Arşiv” oluşturularak veri doğrulama yöntemiyle kaydedilen bilgiler, merkezi bir dijital kütüphaneye dönüştürülmeli. Kurulacak olan Dijital Kütüphane Birimi’nin bir görevi de tüm Cemevileri’nin ortak erişebileceği yüksek güvenlikli, bulut tabanlı platform oluşturmaktır. Toplanan tüm belgeler arşiv mantığıyla sayısallaştırılarak bilgiye erişim kolaylaştırılmalıdır. Kuruluşların elindeki eski bültenler, siyah-beyaz fotoğraflar ve dernek kayıtları gençler tarafından taranarak PDF haline getirilmeli. Böylece “arşivimiz yok” bahanesi tarihe karışacaktır.

“Dijital Nöbet ve Aktivizm” yoluyla aktivasyona yol açan yöntemler geliştirilmeli ve eylemlerdeki katılımın azlığı, eylem çağrısının gençliğin diline çevrilememesinden kaynaklanan eksiklikler ve hatalar tespit edilmelidir.

“İçerik Atölyeleri” kurularak gençlerin ilgi alanı genişletilmeli. Genç gönüllüler Suriye’deki soykırımı, Ortaca, Sivas, Çorum, Gazi, Gezi ve Maraş katliamları gibi konularda 30 saniyelik “Hafıza Videoları” hazırlayarak sosyal medyaya uygun içerikler üretmelidir.

Günümüzde “Dijital Protesto Yönetimi” en etkili yollardan biridir. Eylemden 48 saat önce sosyal medya kampanyası başlatılmalı. Eylem anında ise “belgelemek için flama taşımak” yerine, canlı yayın yapan, tweet atan ve dünya kamuoyuna farklı dillerde servis yapan gençlik ekipleri oluşturulup sahada olmaları sağlanmalıdır.

Alevi kuruluşlarında “Kriz Masası” ve “Raporlama Sekretaryası”nın oluşturulması bir zorunluluk olduğu kanaatindeyim.

Musa Ağacık’ın “2000 polis vardı” ve “eyleme katılan 600 kişiydi gözlemi, bir veridir. Bu gibi verilerin rapora dönüşmesi gerekir. Her eylemde mutlaka “Gözlemci Gençler”den oluşan bir ekip görevlendirilmelidir. “Gözlemci” olarak görevlendirilen gençlerin kayıt altına alacağı konular: Kaç kişi katıldı? Kaç kadın, kaç genç vardı? Polis müdahalesi oldu mu? Hangi sloganlar atıldı? Konuşmalar eylemin ruhuna uygun muydu? Katılan insanların yapılan konuşmalar hakkında değerlendirmeleri nasıldı? vb…

“Yıllık Hafıza Raporu” mutlaka hazırlanması gereken ve geleceğe ışık tutacak bir belgedir. Elde edilen veriler her yılın sonunda bir “Alevi Hakları ve Toplumsal Mücadele Raporu” olarak yayımlanarak tüm demokratik kitle örgütlerine, sivil toplum kuruluşlarına, siyasi partilere ve Alevi Cemevi, dernek, vakıf ile federasyonlara iletilmelidir.

***

Gençler, “eylemde konuşma yapmak için orada olan” yöneticilerin aksine, “değiştirmek ve hatırlatmak için orada olan” bir güç haline getirilmeli. Arşiv, tozlu raflarda değil, gençlerin telefonlarında ve zihinlerinde yaşamalıdır.

Eğer bu dijital ağ kurulmazsa, sevgili Musa Ağacık’ın bahsettiği o “etli pilav” bir gün sadece bir “veda yemeği”ne dönüşebilir.

Gazeteci Ağacık’ın eleştirdiği o “600 kişilik fotoğraf” aslında bir yönetim ve vizyon zafiyetidir. Alevi demokratik kitle örgütleri “dernekçilik” yapmayı bırakıp, “toplumsal hafıza merkezi” olmaya karar verdikleri gün, değişim ve dönüşümün başlangıcına öncülük yapmış olurlar.

Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesi için birlik şart!

Berlin Alevi Toplum Başkanı Dr. Yüksel Özdemir, Alevi kurumlarının toplumsal örgütlenmedeki rolünü ve Türkiye’deki Alevilerin karşılaştığı sorunları değerlendirdi. Özdemir, 16 Mart 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, Alevilerin eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü mücadelesi için örgütlü bir yapı içerisinde hareket etmesinin şart olduğunu vurguladı.

Özdemir, Alevi dernekleri ve federasyonlarının toplumun bir araya gelmesi, inancın gelecek nesillere aktarılması ve demokratik hakların elde edilmesi açısından kritik bir rol oynadığını belirtti. Avrupa’daki Alevi toplumu, güçlü bir örgütlenme sayesinde önemli kazanımlar elde etti. Ancak Türkiye’de Alevilerin ibadet yerleri hala resmi olarak tanınmıyor, bu da eşit yurttaşlık ilkesine aykırı bir durum oluşturuyor.

Alevi toplumunun bir araya gelmesi gerektiğini ifade eden Özdemir, “Örgütlenme olmadan bir araya gelmek mümkün değil. Geçmişteki dergâhlar ve ocaklar eğitim yuvasıydı ve bu tür yapıların yeniden kurulması büyük önem taşıyor,” dedi. Özdemir, ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı’nın laik bir ülkede anayasal bir kurum olamayacağını, devletin tüm inançlara karşı tarafsız ve eşit olması gerektiğini savundu.

Dr. Özdemir, Avrupa’daki Alevi örgütlenmelerinin Türkiye’deki Alevilere moral ve politik destek sağladığını, bu destek sayesinde Alevilerin hak taleplerinin daha görünür hale geldiğini belirtti. Son olarak, Alevi toplumu için birlik olmanın önemine dikkat çekerek, “Bir olmak, birlik olmak ve diri kalmak zorundayız,” ifadesini kullandı.

Halepçe Katliamı insanlık tarihine kara bir leke!

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Halepçe Katliamı’nın 38. yıl dönümü dolayısıyla bir açıklama yaptı. 16 Mart 1988’de Irak’ın Halepçe kentinde Saddam Hüseyin yönetimi tarafından gerçekleştirilen kimyasal saldırıda yaşamını yitiren binlerce insanı saygıyla andıklarını belirtti. Federasyon, bu katliamın insanlık tarihine kara bir leke olarak geçtiğini vurguladı.

Açıklamada, katliam sırasında kadınlar, çocuklar ve yaşlılar da dahil olmak üzere binlerce Kürt sivilin hayatını kaybettiği hatırlatıldı. Ayrıca, on binlerce kişinin yaralandığı ve kimyasal gazların etkisiyle uzun süreli sağlık sorunları yaşayacağına dikkat çekildi. Halepçe’de yaşananların sadece bir kentin değil, tüm insanlığın vicdanında derin bir yara açtığı ifade edildi.

ABF, kimyasal silahların sivillere karşı kullanılmasının uluslararası hukukun ve insanlık değerlerinin açık bir ihlali olduğunu belirtti. Halepçe Katliamı’nın yaralarının hâlâ tam anlamıyla sarılmadığını ve benzeri suçların unutulmaması gerektiğini vurguladı. Federasyon, savaş politikalarının ve halklara yönelik baskıların yalnızca acı ve yıkım getirdiğini belirtti.

Alevi inancının temel öğretilerine de atıfta bulunan ABF, “İncinsen de incitme” anlayışının yaşamı savunmanın ve zulme karşı durmanın en önemli insanlık görevi olduğunu hatırlattı. Alevi Bektaşi Federasyonu, Halepçe Katliamı’nda yaşamını yitirenleri saygıyla anarak, insanlığa karşı işlenen suçların unutulmayacağını ve unutturulmayacağını vurguladı.

Neuss Alevi Toplumu Genel Kurulunu Gerçekleştirdi.

Almanya’nın Neuss kentinde faaliyet gösteren Neuss Alevi Toplumu, olağan seçimli genel kurulunu yoğun bir katılımla gerçekleştirdi. Toplum üyeleri, 15 Ekim 2023 tarihinde düzenlenen genel kurulda yeni yönetim kurulunu belirlemek ve toplumun geleceği üzerine değerlendirmelerde bulunmak amacıyla bir araya geldi.

Toplantıda yapılan konuşmalarda, Alevi öğretisinin temel değerleri olan birlik, dayanışma ve paylaşım konularına vurgu yapıldı. Katılımcılar, genel kurulların yalnızca yönetimlerin seçildiği toplantılar değil, aynı zamanda toplumsal bir buluşma niteliği taşıdığını belirtti. Toplumun gücünün, yalnızca sayısından değil, üyeleri arasındaki güven ve dayanışmadan kaynaklandığı ifade edildi.

Gerçekleştirilen seçim sonucunda Neuss Alevi Toplumu’nun yeni yönetim kurulu şu isimlerden oluştu: Ahmet Otlu, Ahmet Pekin, Mustafa Yener, Muhsin Bolat, Aydın Altınlı, Recai Doğan, Cengiz Kılıç, Hatice Tokgöz ve Hasan Demirbilek. Ayrıca, denetleme kurulu adayları da toplantıda üyelere tanıtıldı.

Genel kurul sonunda, toplum için emek veren tüm üyelere teşekkür edildi ve yeni yönetime başarılar dilendi. Katılımcılar, Neuss Alevi Toplumu’nun geleceğinin, birlik ve dayanışma etrafında daha da güçleneceğine olan inançlarını dile getirdi. Program, birlik ve dayanışma mesajlarıyla sona erdi.