Ana Sayfa Blog Sayfa 112

Yeni Şafak’tan Alevilere Bir Saldırı Daha

İktidara yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak gazetesi, bu kez de Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) Başkanı Zeynel Abidin Koç’u hedef aldı. Gazete, Koç’un bir televizyon programında yaptığı açıklamaları çarpıtarak Alevi toplumunu inanç değerleri üzerinden yeniden hedefe koydu.

“Hedef gösterici dil”

Koç, katıldığı programda Hacı Bektaş-ı Veli dergâhının Aleviler için taşıdığı manevi önemi vurgulaması Siyasal İslamcıları rahatsız etti. Koç’un sözleri, Yeni Şafak tarafından “tepki çeken açıklamalar” başlığıyla sunuldu.

Gazetenin haberinde kullanılan küçümseyici ve kışkırtıcı ifadeler, Alevi toplumunu hedef haline getiren bir dil olarak değerlendirildi.

Daha önce de hedef olmuştu

Zeynel Abidin Koç, geçtiğimiz günlerde de Dersim’in Ovacık ilçesine yapılan mescide diğer Alevi kurumları ile birlikte tepki göstermiş ve Alevi kutsallarına müdahale edilmemesi gerektiğini dile getirmişti. Bu açıklaması da iktidara yakın medya tarafından “rahatsızlık” ifadesiyle haberleştirilmiş, Koç yeniden hedef haline getirilmişti.

“Alevilere yönelik sistematik saldırı”

Alevi örgütleri, Yeni Şafak’ın bu tür haberleriyle sürekli olarak Alevi toplumunu itibarsızlaştırmaya çalıştığını belirtiyor. Eleştiriler, bu dilin yalnızca bir gazetecilik tercihi değil, aynı zamanda toplumsal barışı zedeleyen ve Alevileri ötekileştiren bir siyasi tutum, Alevi düşmanlığı olduğuna işaret ediyor.

Alevilik, Saray’ın Zincirlerine Boyun Eğmeyecek!

Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından 28 Ağustos’ta düzenlenen “İnanç Önderleri ve Cemevi Başkanları İstişare Toplantısı”na, Alevi dedeleri, cemevi başkanları ve Türkiye’deki Alevi kurumları davet edildi. Ancak Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), bu daveti reddetti ve yapılan açıklamada, AKP hükümetinin Aleviliği denetim altına alma çabalarına dikkat çekildi.

AABK, Aleviliğin sarayların değil, pirlerin ve cem meydanlarının ışığında var olduğunu vurgulayarak, “Ne devletin memurları ne de sarayın politikaları Aleviliği temsil edemez” ifadelerini kullandı. Açıklamada, Alevi kurumlarının çelenk bırakma eylemi sırasında yaşananların da altı çizildi ve Esma Ersin’in Pir Sultan Abdal’a uzattığı gülün, Alevi toplumu açısından bir “ihanet” olarak değerlendirildiği belirtildi.

AABK, Aleviliğin bağımsız bir şekilde kendi iradesiyle yoluna devam edeceğini, inancın devletin güdümüne sokulamayacağını ifade ederek, “Alevilik devletin güdümüne girmeyecek, inancımızı teslim etmeyeceğiz, ikrarımızdan dönmeyeceğiz” dedi. Açıklama, Alevi toplumunun kendi değerlerine olan bağlılığını ve bağımsızlığını vurgulayan bir duruş sergiliyor.

Bu gelişmeler, Alevi toplumunun inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık taleplerinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Alevi kurumları, kendi kimlikleri ve inançlarıyla var olma mücadelesine devam edecektir.

Devletin Alevileri: Ayrı Komisyon Taleb Ettiler

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TBMM’de “Terörsüz Türkiye” kapsamında kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuna Alevilerin katkı sunacağını söyledi. Ancak, Alevi toplumu bu açıklamaya sert tepki gösterdi.

Ankara’da Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı öncülüğünde düzenlenen toplantıya hükümete yakın bazı isimler ve uzun süredir Alevi toplumunun dışında bırakılmış gruplar katıldı. Resmi olarak “Alevi temsilcileri” diye sunulan bu çevreler, Alevi toplumunun büyük kısmı tarafından meşru görülmeyen Cem Vakfı gibi yapılar.

“ALEVİLER DEVLETİN PROJESİNE EKLENEMEZ”

Alevi dernekleri ve kurumları, toplantıyı boykot ettiklerini hatırlatarak, “Aleviler inançtır, devletin yanına iliştirilecek bir aparat değildir.” dedi.

SİMGESEL DIŞLANMA VE BÜTÇE OYUNU

Toplantıya çağrılan isimler bile salonda Hz. Ali ve Hacı Bektaş Veli’nin resimlerinin olmamasını eleştirmek zorunda kaldı. Ayrıca Alevi-Bektaşi Başkanlığı’na ayrılan bütçenin, Diyanet’in yalnızca bir günlük harcamasına eşit olduğu ortaya çıktı. Aleviler, “Bu, Alevilerin eşit yurttaşlık talebini sulandırmaktan başka bir şey değil” yorumunu yaptı.

“AYRI KOMİSYON DEĞİL, EŞİT YURTTAŞLIK”

İktidarın “Aleviler için ayrı komisyon” önerisini de reddeden Alevi kurumları, “Bizim meselemiz komisyon değil; cemevlerinin yasal statüsü, zorunlu din derslerinin kaldırılması, kamudaki ayrımcılığın son bulmasıdır. Bu haklarımızı devlet lütuf gibi değil, anayasal güvence olarak tanımak zorunda” açıklamasını yaptı.

Dortmund’da Alevi Kültürüyle Dolu 4. DAKME Festivali 27-28 Eylül’de!

27-28 Eylül 2025 tarihlerinde Dortmund’da gerçekleştirilecek olan 4. DAKME Rıza Şehri İnanç ve Kültür Festivali, “Rıza Şehrinde Yol bir, Yürek bir, Sürek bin bir” temasıyla inanç, kültür ve dayanışma çerçevesinde bir araya gelecek. Dortmund Alevitischer Kultur Verein (DAKME) tarafından organize edilen bu etkinlik, Alevi toplumu için büyük bir öneme sahip.

Festivalin ilk günü 27 Eylül’de saat 18.00’de Dar Gülbangı ve Muhabbet Cemi ile başlayacak. Cemin yürütücülüğünü Pir Zeynel Kete üstlenirken, Zakir Fırat Er de nefesleriyle etkinliğe katkıda bulunacak. Bu özel gün, katılımcılar için manevi bir deneyim sunacak.

İkinci gün 28 Eylül’de saat 12.00’de Meydan Gülbangı ile devam edecek programda, DAKME ve FEDA Eşbaşkanları ile misafir konuşmacılar katılımcılara hitap edecek. Etkinlik, toplumsal birlik ve dayanışma mesajları vermeyi amaçlıyor.

Festival boyunca Tolga Sağ, Koma Çarneva, Zaza Women, DAKME Müzik Topluluğu ve diğer sanatçılar sahne alacak. Etkinliğin sunuculuğunu ise Gulan Akbaba ve Yasemin Şahin üstlenecek. Festivalin adresi, Dortmund’daki Körnebachstr. 49-51, 44143 olarak belirtiliyor.

DAKME Festival Komisyonu, festivale tüm canları davet ederek, “Rıza Meydanında; Pirlerin nefesiyle, zakirlerin sesiyle, semahların aşkıyla birliğimizi, dirliğimizi, Yol’umuzu ve kültürümüzü hep birlikte haykıracağız” ifadelerini kullandı.

Suriye’deki Alevilere Destek İçin Antakya Emek ve Demokrasi Platformu’ndan Çağrı!

Antakya Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’deki Alevilere yönelik artan saldırılara dikkat çekerek, Lazkiye başta olmak üzere Suriye’nin sahil kentlerine insani yardım koridoru açılması çağrısında bulundu. 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla yapılan basın açıklamasında, bölgedeki insani trajedinin göz ardı edildiği vurgulandı.

Açıklamada, Alevilere yönelik saldırıların Birleşmiş Milletler raporlarında “savaş suçu” ve “insanlığa karşı suç” olarak değerlendirildiği belirtildi. Ana akım medyada yer alan “özgürlük ve demokrasi” söylemlerinin gerçeği yansıtmadığı ifade edilerek, bölgedeki çatışmaların mezhep temelli bir soykırıma dönüştüğü kaydedildi.

Platformun yaptığı açıklamada, “Suriye’de Alevilere yönelik bir soykırım süreci yaşanmaktadır” denilerek, uluslararası toplumun sessizliğine dikkat çekildi. Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan raporda yer alan sistematik saldırılar ve katliamların durdurulması için acil eylem çağrısı yapıldı.

İnsani yardım talepleri doğrultusunda, Suriye’nin sahil kentlerinde gıda, hijyen, ilaç ve diğer yaşamsal ihtiyaçların karşılanması için yardım koridorlarının açılması gerektiği ifade edildi. Herkesi bu konuda adım atmaya davet eden platform, Türkiye’deki hak savunucularını, demokrasi ve emek güçlerini 31 Ağustos Pazar günü Yayladağı Gümrük Kapısı’nda yapılacak basın açıklamasına katılmaya çağırdı.

Alevi Örgütlerinin Güven Kaybının Nedenleri İSMAİL PEHLİVAN

Alevi toplumu arasında Alevi örgütlerinin artık eskisi gibi topluma öncülük edemediğine ve güven kaybı yaşandığına dair bir algı oluşmuş durumdadır. Bu durumun çeşitli nedenleri bulunmaktadır.

Güven Kaybının Nedenleri:

Parçalı Yapı:

Alevi toplumu içinde çok sayıda dernek, vakıf ve federasyon bulunması, ortak bir ses çıkarılmasını zorlaştırıyor. Kimi örgütler devlete daha yakın dururken, kimileri daha muhalif bir çizgi izleyebiliyor. Bu da Alevi toplumunun kafasını karıştırarak örgütlerin etkinliğine dair soru işaretleri yaratıyor.

Siyasi İlişkiler;

Bazı Alevi örgütlerinin belirli siyasi partilerle yakın ilişki kurması, bu örgütlerin bütün Alevi toplumunu temsil etmediği düşüncesini güçlendiriyor. Aleviler, kendi inançlarının ve taleplerinin siyasi çıkarlara alet edilmesinden rahatsızlık duyuyor. Aleviler, Aleviliğin siyasallaştırılacağı endişesi taşımaktadır ve bundan dolayı örgütlerle arasına mesafe koyuyor.

Devletin “Alevi Açılımı” Politikaları:

Devletin geçmişte ve yakın zamanda yaptığı ve yapacağı “Alevi açılımları” ve Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” kurulması gibi adımlar, örgütler arasında farklı tepkilere yol açtı. Kimi örgütler bu adımları olumlu bulurken, bazı Alevi örgütleri bunları bir asimilasyon politikası olarak değerlendirdi. Bu durum da örgütler arasındaki fikir ayrılığını derinleştirdi.

Asimilasyon ve Kimlik Sorunları:

Modernleşme ve kentleşme ile birlikte genç kuşakların Alevi inancına olan mesafesi artıyor. Örgütlerin bu yeni nesle ulaşmakta ve Alevi kimliğini yaşatmakta zorlanması, liderliklerinin sorgulanmasına neden oluyor.

Finansal ve Yönetim Sorunları:Bazı örgütlerin finansal kaynakları, üyelerin bağışlarına ve devlet veya belediye desteklerine bağımlı olabiliyor. Bu durum, örgütlerin bağımsızlığını zedelediği algısını yaratıyor. Ayrıca, örgüt içi yönetimsel sorunlar ve liderlik mücadeleleri de güven kaybını tetikleyebiliyor.

Özetle, Alevi örgütlerinin yaşadığı güven kaybı, hem örgütlerin kendi iç dinamikleri ve öncülerin cehaleti (bazıları hariç) hem de devlet politikaları ve toplumsal değişimlerle ilişkilidir. Alevi toplumunun daha köklü ve yapısal çözümlere odaklanması, örgütleri de bu taleplere uygun yeni stratejiler geliştirmesi zorunlu durumdur.

Aşkı muhabbetle…

Halk tv sitesinde ilk yayınlanmıştır.

Suriye’deki Yeni Siyasi Konsey’i Alevi Toplumuyla Kucaklıyoruz

Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, ‘Orta ve Batı Suriye Siyasi Konseyi’nin kuruluşunu coşkuyla karşılayarak, bu adımın halkın kendi kaderini tayin etme yolunda cesur bir girişim olduğunu vurguladı. Konsey, Alevi topluluklarının karşılaştığı zorluklar ve onurlu mücadeleleri adına önemli bir yapı olarak öne çıkıyor.

Kuruluşu, Şam hükümetine bağlı güçler ve Türkiye’ye bağlı paramiliter gruplar tarafından hedef alınan Alevileri temsil ediyor. Konsey, laik ve çoğulcu bir Suriye için federal sistemin en uygun model olduğunu belirtiyor. Bu bağlamda, konseyin kuruluşunun halkın özgürlük ve onurlu yaşam mücadelesinde yeni bir sayfa açtığı ifade ediliyor.

Federasyon, konseyin kurucu üyelerini yürekten kutlarken, bu girişimin yalnızca bir siyasi yapı olmanın ötesinde, Orta ve Batı Suriye’deki Alevi topluluklarının varlık iradesinin ve özgürlük taleplerinin somutlaşmış hâli olduğunu belirtiyor. Bu gelişme, yıllardır susturulmak istenen seslerin artık daha gür ve özgüvenle yükseldiğini gösteriyor.

Federasyon, bu tarihi adımın umutları tazelediğini ve daha adil, onurlu bir geleceği inşa etmek için bir araya gelinmesi gerektiğini vurguluyor. Alevi toplulukları, bu yeni oluşumla birlikte, daha güçlü bir sesle kendi haklarını savunma mücadelesine devam edeceklerini ifade ediyor.

Alevilerin sesi: Orta ve Batı Suriye Siyasi Konseyi kuruldu

Şam hükümetine bağlı güçler ve Türkiye’ye bağlı paramiliter gruplar tarafından hedef alınan Alevileri temsil etmek amacıyla “Orta ve Batı Suriye Siyasi Konseyi” kuruldu. Bu yeni siyasi oluşum, federal bir yönetim sisteminin benimsenmesi gerektiğini vurguladı. Konsey, federal yapı aracılığıyla bölgesel adalet, barış ve yurttaşların kendi işlerini yönetme konusunda aktif katılımı hedefliyor.

Kuruluş, Lazkiye, Tartus, Humus ve Hama’nın bazı bölgelerini kapsayan federal bir siyasi yapı kurma çabalarının parçası olarak ortaya çıktı. Açıklamada, bu yapının uluslararası insan hakları hukuku ve ilgili sözleşmelere uygun olacağı ifade edildi. Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına bağlı kalınarak 18 ay içinde geçici bir yönetim kurulunun oluşturulacağı ve yeni bir demokratik anayasa hazırlanacağı belirtildi.

Konsey, mevcut otoriteyi ‘terörist’ olarak nitelendirerek, Suriye geçiş hükümetinin liderlerinin tutuklanmasını talep etti. Geçiş adaleti çerçevesinde, insanlığa karşı suçların Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşınması ve bağımsız soruşturma mekanizmalarının oluşturulması gibi öneriler de gündeme getirildi. Ayrıca, devlet çalışanlarının haksız yere görevden alınmasının önlenmesi ve zorla göçün engellenmesi konuları da vurgulandı.

Orta ve Batı Suriye Bölgesi’nde sistematik yıkım ve acil yardıma ihtiyaç duyan bölgelerin tanınması çağrısı yapıldı. Konsey, federal yönetim sisteminin Suriye’de demokratik, sivil ve istikrarlı bir devlet inşa etmek için en uygun model olduğunu savunarak, ulusal uzlaşının bu sistemle sağlanabileceğini ifade etti.

Konseyin kurucu isimleri arasında Amjad Badran, Salah Nayouf, Issa Ibrahim ve diğerleri yer alıyor. Kuruluş, Suriye toplumunun tüm kesimlerinin haklarına saygı göstererek adalet, vatandaşlık ve insan hakları temelinde bir model oluşturmayı amaçlamaktadır.

Aleviler Ne Yapacak? ERGİN DOĞRU

0

Türkiye’nin en temel ve uzun yıllar boyunca gündemde kalan sorunlarından biri olan Kürt meselesinin eşit, özgürlükçü ve demokratik çözümü açısından yeni bir aşamaya girilmiş durumda. Sayın Öcalan’ın 27 Şubat’ta “barış ve demokratik toplum süreci” olarak adlandırdığı bu yeni dönem, toplumda farklı tepkiler yaratsa da önemli bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Özellikle Bahçeli’nin zaman zaman ezber bozan ve şaşırtıcı açıklamaları umut yaratmış olsa da, AKP-MHP iktidarına duyulan güvensizlik nedeniyle toplumun geniş bir kesiminde derin bir kaygı da yaşanıyor. Tüm eksikliklerine rağmen süreci özetlemek gerekirse; barış ve demokratik toplum arayışı sancılı da olsa ilerlemeye devam ediyor. Şimdi herkesin sorduğu temel soru şu: Kürt meselesinin eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik çözümü gerçekten mümkün mü?

Neden Barış Önemli?

Kürt meselesine yönelik inkâr ve imha temelli yaklaşım, yaklaşık yarım asır boyunca büyük acılar ve yıkımlar doğurdu. Kirli savaşın yol açtığı yıkım sadece can kaybıyla sınırlı kalmadı; ekonomik çöküntü, dışa bağımlılık, anti-demokratik uygulamalar, hukuksuzluk ve toplumsal çürüme ülkeyi neredeyse yönetilemez hale getirdi. Bununla birlikte toplum kutuplaştırıldı, karşılıklı çatışma riski büyüdü; etnik, inançsal ve sınıfsal bir boğazlaşmanın eşiğine gelindi.

Hamas’ın 7 Ekim saldırısından sonra hegemonik güçlerin bölgeyi yeniden dizayn etme çabaları, çıkmazdaki Türkiye’yi doğrudan etkilemiştir. Bu durum, aynı zamanda Türkiye’yi bölgesel bir savaşın yıkımıyla yüzleşme tehlikesine de sürüklemektedir. Resmi ideolojinin yeni versiyonu olan neo-Osmanlıcı, yayılmacı ve inkârcı rejimin yol açabileceği felaketin ayak sesleri duyulmaktadır.

İç ve dış dinamiklerin zorlamasıyla başlatılan barış ve demokratik toplum süreci bu nedenle daha da anlam kazanmış, daha da önemli hale gelmiştir. Barış, sadece silahların susması değil; toplumun kendi değerleriyle yeniden buluşması ve eşit, özgür, demokratik bir yaşamın inşası anlamına gelir. Egemenlerin demokrasinin ve halk güçlerinin üzerinde sallandırdığı hukuk sopası ve şiddet aracı ellerinden alındığında, manipülasyon ve rıza üretimi de zorlaşacaktır. Bu da, yaşadığımız coğrafyanın yeniden nefes alması anlamına gelir.

Sürece Yaklaşımlar

Barış ve demokratik toplum sürecinin önündeki en büyük engel, yalnızca egemenler ya da süreç karşıtları değildir. Asıl sorun, bu süreci doğru anlamayan ya da gereğini yerine getirmeyen özgürlükçü ve demokratik güçlerdir. Hiçbir kazanım birilerinin lütfuyla var edilemez ve kalıcı hale getirilemez.

Özellikle ultra-Kemalist kesim ve bazı milliyetçiler tarafından yürütülen “kandırılacağız”, “başkanlık istiyor”, “tüm kazanımlar kaybedilecek” söylemleri sürece zarar verdiği gibi, esasen iktidar ve süreç karşıtlarının elini güçlendirmektedir. Elbette siyaset kazanmaya odaklıdır ancak bazı tarihsel dönemler vardır ki, bu süreçler basit al-ver pazarlıklarıyla değerlendirilemez.

“Kandırılacağız” yaklaşımı, aslında kendine güvensizliğin bir ifadesidir. Oysa barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesi; büyük bir deneyim ve kolektif aklın ürünüdür. Halklaşmış bir irade kandırılamaz; çünkü kararlaşma, kolektif bir birikimin sonucudur. Böylesine güçlü bir irade ne aldatır, ne de aldanır.

“Ne kazandık?” sorusu ise, halkların bugüne dek elde ettiği önemli kazanımların inkârı anlamına gelir. Demokratik özgürlük mücadelesi, ağır bedeller pahasına da olsa çok şey kazandırmıştır. En önemlisi, Kürt halkının varlığı üzerindeki inkâr ortadan kaldırılmıştır. Kürtler, örgütlü yapısı ve iradesiyle artık sadece Türkiye’de değil, bölge ve dünya ölçeğinde dikkate alınan, diplomasi yürüten bir aktör haline gelmiştir. Kürt hareketinin paradigması somut sonuçlar doğurmuş, özellikle Rojava örneğinde olduğu gibi özgürlüğün adı olmuştur. Böyle bir kazanıma ulaşan Kürt halkı “ne kazandık” diyebilir mi?

Elbette esas olan Kürtlerin, Alevilerin ve tüm halkların eşit, özgür bir yaşamının garanti altına alınmasıdır. Ancak mevcut kazanımları görmezden gelmek iyi niyetle açıklanamaz.

Öte yandan “Erdoğan başkan olmak istiyor” söylemi de anlamlı değildir. Her siyasetçi bir şey olmak isteyebilir. Ancak birinin ne olmak istediği üzerinden halkların sürecin dışında kalması doğru olmaz. Erdoğan başkanlığı da, padişahlığı da isteyebilir; bu gerçeklik halkların özgürlük arayışından vazgeçmesini gerektirmez.

Aleviler Sürecin Dışında Kalamaz

Türkiye tarihsel bir süreçten geçerken, toplumsal kesimler ve kimlikler de bu yeni dönemde kendilerini konumlandırma çabasında. Siyasal İslamcılar, milliyetçiler, Kemalistler, demokratlar ve sosyalistler pozisyonlarını almış durumda. Etnik ve inançsal kimliklerden işçilere kadar herkes yeni döneme yönelik tavırlarını belirliyor. Bu tabloya baktığımızda, toplumun büyük bir kesiminin barış ve demokratik toplum sürecini desteklediğini görebiliyoruz. Savaştan, çatışmadan ve kutuplaşmadan beslenen küçük bir kesim ise sürece karşı çıkıyor, medya aracılığıyla süreci provoke etmeye çalışıyor.

Bu yeni süreçte herkes bir pozisyon alırken, Alevilerin tavırsız kalması ne mümkündür ne de doğrudur. Alevilik, inancı, felsefesi ve sosyal karakteri gereği barışa en yakın toplumsal kesimdir. Alevilik bir barış inancıdır. Bu nedenle, Demokratik Alevi Hareketi de sürecin başlamasıyla birlikte harekete geçmiş; Türkiye ve Avrupa’da barış temalı çalıştaylar, toplantılar ve konferanslar düzenlemiştir.

Ancak başlangıçtaki bu olumlu girişim, maalesef kurumsallaştırılamamış ve derinleştirilememiştir. Demokratik Alevi Hareketi’nin bileşenleri süreci örgütlü biçimde yürütmek yerine, izlemekle yetinmiştir. Bu da süreci zayıflatmıştır. Oysa Alevi örgütlülüğü, barışın rengini belirleyecek ve sürecin ilerlemesini sağlayacak önemli bir güçtür.

Demokratik Alevi Hareketi’nin barış konusunda ikircikli davranma lüksü yoktur. Çünkü barış, herkes kadar Alevilerin de özlemidir. Alevi sorunu çözülmeden Türkiye demokratikleşemez; aynı şekilde barış ve demokrasi olmadan da Aleviler eşitlik ve özgürlük temelinde var olamaz ve kendini geleceğe taşıyamaz.

Bugün Türkiye yeni bir süreci test etmektedir. Bu süreçte barışın hâkim kılınması için Aleviler de tüm toplumsal kesimler gibi aktif bir rol üstlenmeli, sürecin öznesi olmalıdır. Barışla kaybedilecek bir şey yoktur. Oysa çatışmalı süreçte herkes gibi Aleviler de çok şey kaybetmiştir. Bu nedenle, sürece dair iktidarın yaklaşımını ya da samimiyetini gerekçe göstererek kabaca bir redçiliğe savrulmak Alevilere bir şey kazandırmaz.

Aleviler “istemeyiz” demek yerine, ne istiyorlarsa onu elde etmek için mücadele etmelidir. Geçmişte olduğu gibi, birileri bugün de Alevileri bir yere hapsetmek, onlara “gömlek biçmek” isteyebilir. Bu yaklaşım karşısında Alevilerin yapması gereken, barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesi yürütmektir. Barışın öznesi, hatta öncüsü olmak Alevilere çok şey kazandıracaktır. Çünkü Aleviler, bu coğrafyada İslam’ın girişinden bu yana barışı tam anlamıyla yaşayamamış; hep inkârın ve zorun mağduru olmuşlardır. Bu nedenle barışın toplumsallaşması, kalıcı hale gelmesi ve ülkeyi demokratikleştirmesi herkes kadar Aleviler için de hayati bir önem taşımaktadır.

Sonuç

Aleviler, Türkiye’de yürütülen barış ve demokrasi mücadelesinin dışında kalamaz. Barışın olmadığı yerde demokrasi de, özgürlük de, kardeşlik de olmaz. Halkların eşitlik ve özgürlük temelinde birleşmesi, ancak barışın toplumsallaşmasıyla mümkündür. Bu nedenle, barışı en güçlü sesimizle haykıralım; barışın kavgasını verelim. Sevgi, kardeşlik ve barış inancı olan Aleviliğin gereğini yapalım. Barışla kazanalım, barışla eşit ve özgür yarınları birlikte kuralım.

Semah Dergisi

Suriye’de Alevilerden Özerklik İddiası

Suriye sahil hattında yaşayan Alevi topluluklarının “özerklik ilan ettiği” yönündeki haber ve paylaşımlar son günlerde gündeme damga vurdu. Özellikle sosyal medyada ve bazı bölgesel yayın organlarında “Şeyh Selim Narlı önderliğinde özerk yönetim ilan edildi” iddiası dolaşıma girdi.

Yerel Kaynaklardan Gelen İddialar

16 Nisan 2025’te kimi internet sitelerinde “Suriye’de özerk yönetim ilanı” manşetiyle bir haber yayımlandı. Haberde, Lazkiye ve Tartus çevresinde Alevi grupların “ademi merkeziyetçi yönetim” talep ettiği ileri sürülmüştü. Bu günde Sosyal medyada “Suriye Orta ve Batı Siyasi Meclisi” isimli bir yapılanmanın kuruluş sürecinde olduğu iddia edildi.

Canlı Yayında Gündem Oldu

Erdal Er’in YouTube kanalında gazeteci Sarkis Kassargian konuk olduğu canlı yayında, “Alevilerin özerklik ilanı” başlığıyla gelişmeler tartışıldı. Programda, HTŞ’nin olası tepkisi, ABD–İsrail–Fransa’nın bu sürece bakışı ve Türkiye’nin Rojava politikasıyla ilişkisi değerlendirildi.

Resmî Teyit Yok

Gözlemciler, özerklik tartışmalarının daha çok politik baskı unsuru olarak gündeme geldiğini, sahada fiili bir yönetim değişikliğinin gerçekleşmediğini vurguluyor. Kimi uzmanlarda bir “özerklik” söylemi, rejim içindeki güç dengelerini ve muhalif grupların hesaplarını etkileme potansiyeline sahip ve Türkiye, olası bir özerklik girişimini Rojava ile bağlantılı görerek güvenlik açısından risk algılayabilir deniyorç