Ana Sayfa Blog Sayfa 118

Celal Fırat: “Komisyondan En Büyük Beklentimiz Toplumsal Barış”

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) tüm siyasi partilerin katılımıyla kurulan ve yeni sürece ilişkin çalışmalar yürütecek olan komisyonda DEM Parti, beş üye ile yer alıyor. Bu üyelerden biri de Alevi dedesi ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat.

Fırat, Alevi toplumunun komisyondan beklentilerini ve sürece dair değerlendirmelerini paylaştı. En büyük beklentilerinin toplumsal barış olduğunu belirten Fırat, komisyonun başta Kürt sorunu olmak üzere Türkiye’deki temel sorunların ele alınması açısından önemli bir görev üstlendiğini ifade etti.

Alevi toplumunun taleplerine değinen Fırat, eşit yurttaşlık, cemevlerinin ibadethane olarak tanınması ve zorunlu din derslerinin kaldırılması gibi konuların da komisyon gündemine gelmesi gerektiğini söyledi. Fırat, “Alevilere yönelik geçmişte uygulanan asimilasyon politikalarından vazgeçilmesi, toplumun tüm kesimlerinin birbirini anlamasını sağlayacak bir diyalog ortamı oluşturulması şart” dedi.

Cezaevlerindeki hak ihlalleri, dil ve inanç özgürlüğü ile demokratikleşme konularında da komisyonun çalışma yapmasını beklediklerini dile getiren Fırat, “Bu süreçte Türkiye halklarının da destek vermesi, komisyonda söz söyleyen herkesin daha cesaretle hareket etmesini sağlayacaktır” diye konuştu.

Alevi kimliğiyle komisyonda yer almasının, Alevi toplumunun farklı siyasi temsillerde görünür olmasına katkı sağlayacağını belirten Fırat, DEM Parti’nin bütün halkların sorunlarını sahiplenen bir siyasi yapı olduğunu vurguladı.

Pazarcık’ta Barış ve Demokratik Toplum Süreci Konulu Halk Buluşması

Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde, Barış ve Demokratik Toplum Süreci üzerine bir halk buluşması düzenlendi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Maraş il ve Pazarcık ilçe örgütleri tarafından organize edilen etkinlik, bir düğün salonunda gerçekleştirildi. Salona “Kadın cinayetleri politiktir”, “Jin Jiyan Azadî” ve “Barış hemen şimdi” yazılı pankartlar asıldı.

Buluşmaya, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ve çok sayıda kişi katıldı. Etkinlikte konuşan Uçar, Kürt sorunu, demokratikleşme ve barış süreci konularında görüşlerini paylaştı. Uçar, Meclis’te süreçle ilgili kurulan komisyonun tüm toplumsal kesimlerin güvenini kazanacak adımlar atması gerektiğini vurguladı.

Konuşmasında, farklı toplumsal grupların yaşadığı hak ihlallerine değinen Uçar, kalıcı barışın yalnızca tek bir kesim üzerinden tanımlanamayacağını belirtti.

Program, sanatçı Ömer Arın’ın sahne alması ve halayların çekilmesinin ardından sona erdi.

Aleviler ademi merkeziyetçi Suriye talebini yineledi – Şeyh Gazal’dan açıklama

Şeyh Gazal’dan Birlik ve Adalet Çağrısı

Haseke – 9 Ağustos 2025 | Aleviler ademi merkeziyetçi Suriye talebiyle bir kez daha gündeme geldi. Suriye Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazal, Haseke’de yaptığı konuşmada Alevilerin medeni, laik, çoğulcu ve ademi merkeziyetçi bir Suriye istediğini vurguladı.

Alevilerin Hedefi: Hakların ve Onurun Korunduğu Bir Suriye

Video konferans aracılığıyla kongreye katılan Şeyh Gazal, din temelli değil, tüm inançların eşit şekilde korunacağı, hakların güçten üstün olduğu bir devlet talep ettiklerini söyledi:

“Biz din devleti değil, herkesin onurunun korunduğu, sorunların çözümünün güce değil haklara dayandığı bir devlet istiyoruz.”

Ademi Merkeziyetçilik veya Federalizm Tek Çözüm

Gazal, yeni Suriye’de toplulukların haklarını garanti altına alacak modelin ademi merkeziyetçilik veya federalizm olduğunu belirtti. Ülkede güvenin yeniden tesis edilmesi, katliamların son bulması ve çözüm sürecinin başlaması gerektiğini vurguladı.

Çeşitlilik Tehdit Değil, Zenginlik

Kongreye katılan diğer temsilciler, Suriye’nin kuzeydoğusundaki etnik, dini ve kültürel çeşitliliğin bir tehdit değil, güç ve zenginlik kaynağı olduğunu ifade etti.

Birlik ve Dayanışma Çağrısı

Suriye’nin kritik bir dönemden geçtiğini belirten Şeyh Gazal, tüm taraflara birlik, nefret söylemine karşı durma ve toplumsal uyumu güçlendirme çağrısı yaptı.

DEM Parti, Komisyona Alevi Dedesi Celal Fırat’ı Önerdi

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda boş kalan bir sandalye için İstanbul Milletvekili, Alevi Dernekleri Federasyonu eski başkanı Celal Fırat’ı aday gösterdi.

İYİ Parti’nin katılmadığı komisyona üç ek üye verilmesi kararı sonrası DEM Parti, komisyona beşinci üye olarak Fırat’ı önermiş oldu. Yeni üyeler, 8 Ağustos’ta yapılacak toplantıda resmen göreve başlayacak.

Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, MYK toplantısının ardından yaptığı açıklamada, komisyonun farklı inanç ve kimlikleri bir araya getiren yapısının önemine vurgu yaparak, “Ender karşılaştığımız bir kavşaktayız. Bu süreci barış, özgürlük ve demokrasi doğrultusunda değerlendirmek için elimizden geleni yapacağız” dedi.

Celal Fırat, uzun yıllar Alevi kurumlarında görev almış, inanç hizmetleri ve toplumsal barış çalışmalarıyla tanınan bir isim. DEM Parti’nin bu tercihi, komisyonun hem inanç temsili hem de toplumsal barış süreci açısından dikkat çekici bir adım olarak değerlendiriliyor.

Bu gelişmeyle DEM Parti’nin komisyondaki üye sayısı 4’ten 5’e çıkacak.

Güneşe Dönüp Dua Edenler Aysel Awesta

Dualarını güneşe dönerek okuyanlar…
Kadını kutsal, doğayı ve bütün canlıları eşit görenler…

Bu halleriyle ilk çıkışlarından itibaren sistem karşıtları; köleliğe, egemenliğe boyun eğmeyenler, kendi kökleriyle buluşup yeşerenler… Hiçbir şekilde sistemi kabul etmeyip reddedenler.
Din hanesi bölümünde “X” ya da “0” ile ifade edilen dine mensup insanlar…

Bu nedenle 72 fermanla terk-i diyar eden, katliamlara, zulme ve sürgünlere maruz kalanlar…
Vatanlarına bir gün dönebilmek umuduyla yaşayan insanlar…

Dünyanın en görünmez acılarının sahibi, en ötekiler…

Ama asla teslim olmayanlar, sırtlarını dağlara veren direnişçiler…

“Êzidî” ya da Kürtçede “Ezda”, yani “beni yaratan”, bir başka deyişle “yaratılmış olanlar”…

Aşkları ve kahramanlıklarıyla nice destanlara kaynak olanlar…
Ve nice aşkların, kahramanlıkların, acıların baki toprağı: Şingal diyarı…

Êzidî inancının kutsal mekânı, yurdu…
Derweş ile Edûle’nin kavuşamamış aşkının mekânı…

Êzidîler Xweda’ya inanırlar.
“Xweda”, Kürtçede “kendini yaratmış olan” anlamına gelir; Allah’tır.

Bu toplum, yaşadıkları bütün katliamlara, zulme ve aşağılamalara rağmen, gitgide azalan sayılarına rağmen, kendi inanç ve kültürlerini yaşatmaya çalıştılar…
Ta ki tarih 3 Ağustos 2014’ü gösterene kadar.

Ve o gün, değişen Ortadoğu dengelerinin kurbanı yapılmak istenen Êzidîler…

Mezhepçilik, çıkar, terör ve kardeş ihaneti sonucu 2 Ağustos akşamı DAIŞ çete örgütü, KDP’nin bölgeden çekilmesiyle Şengal’e girdi.

Aşırı radikal İslamcı bu eli kanlı çeteye karşı direnmek isteseler de, silahsız olduklarından Êzidîler fazla direnemediler.
Yine göç yollarına düştüler…

Yüzlerce Şengalli, kaçamayarak katil IŞİD’in eline düştü.
Niceleri Şengal Dağları’na sığındı.

Yine bir Ağustos sıcağında, yine Kerbelâ tadında bir acı yaşatıldı Êzidîlere.

Susuzluk, açlık bir yandan; buna dayanamayıp hayatını kaybeden yaşlılar, çocuklar diğer yandan…

Ve binlerce kadın…
DAIŞ tarafından kaçırılıp cariye yapılan, satılan yüzlerce Êzidî kadın…

Öyle acılar bıraktı ki bu katliam, sebeplerini ve ortaklarını asla unutmaz bu halk.

Belki de bu acı ve anlamlarından dolayı, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan eski ve yeni Derweş’lere bir şiiriyle seslenmiş, o şiirle Derweş’in yaralarını sarmaya çalışmıştı.

Ve Derweş’in aşkını gerçek kılmak, Kürdistan’ın kutsal topraklarını korumak için,
Silahını ve inancını kuşanan yüzlerce kadın ve erkek özgürlük savaşçısı; Hesekê’den, Gre Spî’den, Kürdistan dağlarından, aynı güneş gibi doğdular, akın akın geldiler…

Terk edildiğini hisseden yüreklere umut, çatlayan dudaklara su, kanayan yaralara merhem olmak için geldiler.

Yaşananları değiştirmek belki mümkün değildi…
Ama 74. Ferman’ı engellemek mümkün oldu.

Ferman’dan sonra Êzidî toplumu, ilk kez kendi acılarını güce dönüştürerek kendini var etmeye çalıştı.

Kendi sistemini oluşturarak, kendisi için mücadele etti ve bir irade haline geldi.

FEDA ve DAKB’dan Çağrı: Yeni Êzidî Tapınağının Açılışına Hep Birlikte!

AleviNet Haber Merkezi | 29 Temmuz 2025

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 3 Ağustos’ta Rojava’nın Amûdê kentine bağlı Dugirkê köyünde yapılacak anlamlı bir açılış törenine Alevi halkını ve tüm inanç topluluklarını davet etti.

Êzidî halkının büyük acılarla dolu tarihine tanıklık eden 73. Ferman’ın (3 Ağustos 2014) yıldönümünde açılacak olan bu yeni tapınak, sadece bir ibadet mekânı değil; bir direniş anıtı, bir hafıza alanı ve halkların ortak geleceğine dair güçlü bir mesaj taşıyor.

Direnişin Tapınağı: Hafızanın ve Yeniden Doğuşun Mekânı

FEDA’nın da katkılarıyla inşa edilen tapınak, Êzidî halkının DAİŞ barbarlığına karşı verdiği hayatta kalma mücadelesini simgeliyor. FEDA ve DAKB tarafından yapılan ortak açıklamada, “Bu tapınak, yıkılan kutsalların yeniden inşasıdır; kadim inançların, kadınların ve halkların direncinin mekânı olacaktır. Alevi toplumu olarak Êzidî halkının yanındayız” denildi.

Açıklamada ayrıca tapınağın şifa, dayanışma ve aydınlanmanın alanı olacağı vurgulandı. Êzidîlere yönelik soykırımın bir kez daha güçlü şekilde kınandığı çağrıda, QSD (Demokratik Suriye Güçleri) savaşçılarının bu süreçteki direnişi de selamlandı.

Tüm Halklara Açık Bir Çağrı

3 Ağustos’taki açılış töreni, sadece Êzidîler için değil, zulme karşı direnmiş tüm halklar için ortak bir yas ve umut günü olarak planlanıyor. FEDA ve DAKB, Alevi halkına, kadınlara, gençlere ve inanç kurumlarına bu törene katılım çağrısı yaptı:
“Acılarımız ortak, direnişimiz bir. Gelin, bu tapınağın açılışında omuz omuza duralım.”

Af Örgütü: Alevi Kadınların ve Kız Çocuklarının Kaçırılması Acilen Soruşturulmalı

AleviNet Haber Merkezi | 28 Temmuz 2025

Uluslararası Af Örgütü, Suriye’nin sahil vilayetlerinde Alevi kadınlar ve kız çocuklarının hedef alındığı kaçırma vakalarıyla ilgili hazırladığı raporla uluslararası toplumu alarma geçirdi. Örgüt, Şubat-Haziran 2025 döneminde en az 36 Alevi kadın ve kız çocuğunun kimliği belirsiz kişiler tarafından zorla alıkonulduğunu bildirdi.

Rapora göre Lazkiye, Tartus, Humus ve Hama vilayetlerinde gerçekleşen olaylardan sekizi ayrıntılı şekilde belgelenmiş durumda. Bu vakalarda kaçırılan kadınların bir kısmı işkenceye maruz kaldı, bazıları zorla evlendirildi ya da evliliğe zorlandıkları bildirildi. Ailelere gönderilen işkence görüntüleri, durumun ciddiyetini gözler önüne serdi.

Zorla Evlilik, Fidye Talepleri ve Güvenlik Zafiyeti

Af Örgütü, bazı ailelerin fidye ödemelerine rağmen yakınlarının serbest bırakılmadığını, bazı mağdurların ise kaçıranlarla evlenmeye mecbur bırakıldığını açıkladı. Özellikle bir kız çocuğunun ailesine, güvenlik güçleri tarafından “evlendirildiği” yönünde bilgi verildiği aktarıldı.

Örgütün en çarpıcı bulgularından biri de resmi makamlara yapılan başvurulara rağmen güvenlik güçlerinin etkisizliği. Ailelerin sunduğu kimlik ve para transferi bilgilerine rağmen herhangi bir soruşturma başlatılmadığı, bazı durumlarda ailelerin suçlanarak susturulmaya çalışıldığı belirtildi. Serbest kalan bazı mağdurlar ise misilleme korkusuyla konuşmaktan kaçındı.

Uluslararası Çağrı: Adalet Gecikmesin

Uluslararası Af Örgütü, Suriye Geçiş Hükümeti’ne yönelik yaptığı çağrıda; mağdur ailelerin başvurularına yanıt verilmesini, sorumluların adalet önüne çıkarılmasını ve Alevi kadınların kaçırılmasına karşı acil koruma önlemlerinin alınmasını talep etti.

Bu olayların açık bir insan hakları ihlali olduğunu vurgulayan Af Örgütü, sürecin bağımsız ve kapsamlı soruşturmalarla aydınlatılması gerektiğinin altını çizdi.

AleviNet olarak, bölgede yaşayan Alevi kadın ve kız çocuklarına yönelik bu sistematik şiddet ve kaçırma vakalarının takipçisi olacağımızı kamuoyuna bildiriyor, uluslararası toplumu bu ağır ihlallere karşı ses yükseltmeye davet ediyoruz.

Alevi soykırımı: FŞERTO! MİHRAÇ URAL

Alevi katliamları durmadan sürüyor, bu ahlaksız yönelimde insan olan herkese çağrımız bulunuyor. Bu çağrının önemli adımı olarak Samandağ’da 13 Temmuz’da Alevi Sempozyumu gerçekleştirildi. Bu yazımda Alevilerin geleceği, riskler, olanaklar ve olasılıklara dair Samandağ’da gerçekleşen bu sempozyumun sonuç bildirgesine yer veriyorum. Bu sempozyum Alevi tarihi açısından önemlidir:

“8 Aralık 2024 tarihinden bu yana geçmişi, Suriye’de yaşanan 10 yılı aşkın süreye uzanan iç savaşa kadar götürülebilecek bir Alevi soykırımı yaşanmaktadır. Özellikle ilgili tarihten bu yana bu soykırımın insani, kültürel, maddi ve manevi olarak yarattığı kayıplarla yıkımlar, artık dünyanın sessizliği ile birlikte düşünüldüğünde katlanılmaz ve telafi edilemez boyutlara ulaşmıştır.

Cinsiyetlendirilmiş soykırım

Başta Aleviler olmak üzere Suriye’de kendilerinden olmayan toplulukları, yıkılan eski rejimin işbirlikçisi olarak ilan eden selefi, cihadist HTŞ rejimi, Alevilere, Dürzilere ve Arap Hristiyanlara yönelik apaçık bir imha operasyonu yürütmektedir. Bu doğrultuda bugüne değin tespit edilebildiği kadarıyla 150 binden fazla Alevi katledilmiş ve özellikle genç kadınlar ile çocuklar kaçırılarak akıbetleri belirsiz hale gelmiştir. IŞİD zihniyetli HTŞ rejimi Alevi soykırımını özellikle cinsiyetlendirilmiş bir politika doğrultusunda yürütmekte, kadınlara yönelik kaybetme, kaçırma, taciz, tecavüz ve köleleştirme uygulamalarına ara vermeden devam etmektedir. Ne yazık ki gerek Türkiye’den gerekse dünyadan feminist hareketin güçlü ve öncü aktörlerinin cinsiyetlendirilmiş bu soykırıma karşı yükseltilen sesleri yeterli görünmemektedir.

Yardımlar engellendi

Aynı şekilde, Türkiye başta gelmek üzere, ABD ve AB ülkeleri ile onların Ortadoğu’daki işbirlikçileri, eli kanlı bir örgüt olan HTŞ’yi Suriye’de kurucu temel aktör olarak kabul ettiler. Açılan bu politik yol, sadece Suriye Alevilerinin değil, aynı zamanda Dürziler, Gayrimüslim topluluklar başta olmak üzere şeriatçı perspektif dışında kalan toplulukların adeta ölüm fermanı olmuştur. HTŞ rejiminin üniter devlet ısrarı bölgeyi yeni bir iç savaşa doğru sürüklemektedir. Bu iç savaş ikliminde Alevilerin ve diğer toplulukların uğradığı soykırımın, HTŞ rejiminin engellemeleri ve gerçeği karartma çabaları nedeni ile raporlanması, uluslararası kamuoyuna sunulması büyük güçlükler altında yapılmaktadır. HTŞ rejimi soykırım gerçeğini karartmak, soykırım tanıklarının seslerinin uluslararası düzeyde duyulmasını engellemek için elinden geleni yapmaktadır. Şu anda başta Lazkiye, Hama, Humus, Tartus gibi Alevi nüfusun yoğunlaştığı bölgelerde soykırımdan kurtulmayı başaranlar ne yazık ki açlık ve ölüm tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu topluluklara temel gıda ve sağlık malzemelerinin ulaştırılması doğrudan HTŞ rejimi tarafından engellenmekte ve bu rejimin hamileri durumundaki Türkiye ve ABD gibi ülkeler buna seyirci kalmaktadır. Hatta Türkiye, ilgili bölgeye en yakın ve en kolay yardım edebilecek bir ülke olmasına rağmen kendisi yardım etmeyi reddettiği gibi, sivil inisiyatiflerin bölgeye yardım ulaştırmasını kolaylaştırmamakta, aksine engellemektedir.

Yardım koridoru açılmalı

1- Açıkça beyan ederiz ki, Suriye iç savaşı boyunca selefi cihadistlerin topraklarını kullanmasına göz yuman ve topraklarından ayrılmak zorunda kalan Sünni Arap topluluklara sınırlarını ardına açan Türkiye, şu anda soykırıma uğrayan Alevi Arap ve Gayrimüslim topluluklara sınırlarını açmamaktadır. Sempozyumumuz Türkiye’deki iktidara, Suriye’de soykırıma uğrayan Alevi topluluklara gerekli insani yardım ulaştırılabilmesi için ivedilikle bir yardım koridorunun açılmasına dönük çağrı çıkartır! Temel insani yardım koridorunun açılmaması, bugün HTŞ rejimi tarafından rehin alınan 3 milyonu aşkın Alevinin genç-yaşlı-çoluk-çocuk demeden ölümüne ve imhasına seyirci kalmaktır. Bu büyük insanlık suçuna seyirci kalma utancını Türkiye’de yaşayan toplulukların sırtına vuranlar tarih tarafından asla unutulmayacak ve affedilmeyecektir.

Dayanışma ve ortak mücadele

2- Suriye soykırımı vesilesiyle şimdiye değin bir araya gelmekte gerek kendi iç ilişkileri, gerekse devletin müdahaleleri ile güçlük çeken Kürt-Türk- Arap Alevi topluluklar, bu sempozyum vesilesiyle kendi aralarındaki ilişkilerin daha da geliştirilmesi, Tüm Alevi yapılar ve topluluklar arasında düzenli ve kurumsal bağların oluşturulması; Alevi topluluklarının farklı deneyim alanlarının birbirine açılması; süreklilik arz eden etkileşim, eylem ve dayanışma odaklı işbirliğinin geliştirilmesi, acil durum mekanizmalarının kurulması gerekliliğine dikkat çekmişlerdir.

3- Sempozyumumuz, gerek bugün Suriye’de sürmekte olan soykırım ve gerekse şimdiye değin Türkiye topraklarında yaşanan katliam, pogrom ve soykırım uygulamaları gözetildiğinde Alevi örgütlülüğünün bugün ulaştığı düzeyin tüm bunlarla mücadele etmede yetersiz kaldığını saptamaktadır. Bu durum, Alevi örgütleri arasında yeni dayanışma ve ortak mücadele alanlarının ivedilikle oluşturulmasının önemini işaret etmektedir.

Tüm çevreler duyarlı olmalı

4- Bugün yaşanmakta olan soykırım tecrübesi, Suriye’de bağımsız bir Alevi örgütlülüğünün yokluğunun, Alevilerin kriz haline gelen temsil sorununu derinleştirdiğini göstermektedir. Bu sorunun yarattığı çaresizlik kimi Alevi çevreleri vesayet, klientalist ya da hamilik arayışı odaklı politikalara yöneltmektedir. Sempozyumumuz, Alevilerin ve diğer halkların kurtuluşunun dış güçlerin yönlendirmesiyle değil; kendi öz örgütlülüklerini güçlendirmeleri ve eşit, barışçıl, demokratik birliktelikler geliştirmeleriyle mümkün olduğunu vurgular; özellikle bölgedeki katliamların sorumlusu olan İsrail, ABD gibi devletleri “kurtarıcı” olarak gören, gösteren vesayetçi politikalara karşı daha duyarlı ve proaktif bir tutum alınması konusunda tüm çevreleri uyarır.

Aleviler önüne set çekilmiştir

5- Kuşkusuz ki Alevilerin tarihi, kendi dinsel özellikleri gereği hayatları boyunca Ortodoks, selefi dinselliklerin hedefi olmalarının tarihidir. Bu anlamda Aleviler adeta tarihsel bir yalnızlığa mahkum edilmiş, yaşadıkları coğrafyalardan olabildiğince soyutlanmış, dolayısıyla da kendilerini, hafızalarını, dilsel, dinsel ve kültürel özelliklerini yeniden üretmelerinin önüne set çekilmiştir. Bu yalnızlaşma ölçeğinde Alevi topluluklar, hayatta kalabilmek için Suriye ve Türkiye örneğinde olduğu gibi, kendi Alevi kimliklerini ulusal kimlikler karşısında ikincilleştirmek, Alevi kimliklerini yeniden üretmek yerine ulusal kimliğin bir parçası olmak zorunda bırakılmışlardır. Bu durum hem Suriye hem Türkiye örneğinde ulus inşasında temel rol oynayan modern devletin ve onun çıkarlarının Aleviler için biricik referans noktası haline gelmesine sebep olmuştur. Bu da tüm Alevi topluluklar ölçeğinde Alevilerin değerlerinin modern devletin ve dünyanın değerleri karşısında en hafif tabiri ile aşınmasını, daha yerinde bir ifade ile yozlaşmasını ya da yok olmasını beraberinde getirmiştir. Yine Türkiye örneğinde görebileceğimiz gibi, Alevi topluluklar devletle ilişkilenme biçimlerinin umulan pozitif sonuçlarına sahip olamadıkları ölçüde, bu kez yerel-siyasal ağları kullanmak zorunda kalmış ve yerel-siyasal ağların Alevi toplulukları içinde etkisi arttıkça, Alevilerin gündemi bu kez de devletin yansıra bu yerel ağlar tarafından kontrol edilmeye başlamıştır.

Küresel ölçekte örgütlenme

6- Sempozyumumuz bugün tüm Alevi topluluklar açısından bir örgütlenme ve kurumsallaşma sorunu olduğunu saptamaktadır. Aleviler sorunlarına çözüm yolları geliştirecek stratejik merkezlerden, akademik enstitülerden ya da çeşitli türden bilgi ve politika üretebilecek oluşumlardan mahrumdur. Sempozyumumuz bu nedenle tüm Alevi oluşumlarını ivedilikle kendi politikalarını, stratejilerini, örgütlenmelerini geliştirecek ve bunların ihtiyaç duyacağı akademik, tarihsel siyasal bilgileri üretecek kurumsallaşmalar oluşturmaya davet eder.

7- Son süreçteki gelişmeler bir kez daha göstermiştir ki, başta Arap Aleviler olmak üzere Türk ve Kürt Alevilerin hem kendi öz örgütlenmelerini güçlendirmeye hem de ortaklaşacakları bir çatı örgütlenmeye ihtiyaçları öncelikli durumdadır. Hatta bölgemizdeki ve dünya genelindeki gelişmeler sadece Türk-Kürt-Arap Alevileri arasında değil, dünyadaki tüm Alevi örgütleriyle ve diğer azınlık deneyimleri ile temasa geçebilecek, deneyim paylaşacak ve dayanışmayı büyütecek küresel ölçekte bir örgütlenmenin gerekliliğini ortaya koymaktadır.

“Yol bir, sürek binbir” ilkesi…

8- Çatı örgütlerinin oluşturulması ve küresel ölçekteki etkileşimler, bir yandan Alevi toplulukların yaşadıkları ülkelerde devletlerin ve siyasal iktidarların müdahaleleri ile birbirlerinden uzaklaşmalarının önüne set çekecek, diğer yandan politik ya da erkan farklılıklarından ötürü Alevi toplulukların birbirinin ötekisi olmasını engelleyerek “yol bir, sürek binbir” ilkemizi daha güçlü şekilde hayata geçirmemizi imkan verecektir.

9- Alevi toplulukların tüm dünyada ve en başta mevcut Suriye soykırımı gerçeği karşısında ivedilikle insani yardım koridorunun açılması ihtiyacı ile uluslararası lobicilik, medyanın harekete geçirilmesi ve duyarlılık baskısı altına alınması, ilgili uluslararası kurumların bölgede faaliyet yürütmesinin sağlanması, küresel ve ulusal ölçekli sivil toplum inisiyatiflerinin harekete geçirilmesi ve tüm diplomatik mekanizmaların çalıştırılabilmesi için, ulusal ve küresel ölçekte yeni örgütlenmelere ihtiyaç duyulduğu açıktır.

Aleviler öznedir

10- Bugün Türkiye’de iktidar sahiplerinin “Terörsüz Türkiye”, Kürt siyasal hareketinin ise, “Demokratik Toplum ve Barış Programı” olarak adlandırdığı bir siyasal süreç deneyimlenmektedir. Sempozyumumuz yıllardır süren silah seslerinin susmasını ve bir kez daha barışa, Kürt sorunun demokratik yollarla çözülmesine imkan verilmesini bütün içtenliği ile selamlar. Bu sürecin egemen güçlerce iktidarlarının devamını sağlamak darlığıyla istismar edilmemesi için, başta Aleviler olmak üzere toplumun bütün dışlanmış, ötekileştirilmiş, ezilmiş kesimlerinin sürece dahil edilmesi belirleyici önemdedir. Bu itibarla, Alevi topluluklar Türk-Kürt-Arap olmaları ya da olmamaları hiçbir önem taşımaksızın, bu sürecin kurucu özneleri olarak görülmeli, Aleviler olmaksızın demokratik- eşitlikçi bir toplum modelinin oluşturulamayacağının farkında olunmalıdır.

Türkiye’ de yaşayan toplulukların birlikte, yeniden bir hayat kurabilmeleri ve tüm bölgeye örnek oluşturulabilecek demokratik ve eşitlikçi bir model oluşturabilmeleri, ancak tarihsel bir yüzleşmeyle, düşmanlaştırıcı politikaların tümüyle terk edilmesiyle, en başta Araplar, Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, Rumlar gibi kadim topluluklar olmak üzere, herhangi bir darlaştırmaya, dışlamaya yönelmeden bölgenin tüm halklarını kapsayıcı ve eşit vatandaşlık hukukuna dayanan düzenlemelerle mümkün olduğunun altını çizer. Bu topluluklara karşı işlenen nefret suçlarıyla yüzleşerek ve bu yüzleşmenin gereklerini yerine getirecek mekanizmaların hayata geçirilmesini; dahası, hep birlikte yepyeni bir kamusal ortaklık anlayışının inşasını önerir.

Katliamlara boyun eğmedik

11- Topluluklar arası tarihsel deneyimleri toplulukları birbirine düşmanlaştırıcı bir biçimde seferber edenler ve bu yolla en başta Türk-Kürt-Arap Alevileri siyasal sahnenin dışına itmeye çalışanlar bilmelidir ki, Alevilerin tarihsel ve teolojik deneyimi, geçmişten bugüne iyiliğin ve kötülüğün her karşılaşma anında iyiliğin yanında saf tutarak Alevilerin hafızalarını yenilemekte ve ne kadar imha edilirse edilsinler her zaman ezilen halklar arasında bir bağ dokusu olarak kalıcı bir rol üstlenmektedir.

12- Hiçbir Alevi topluluk tarihi boyunca intikam peşinde koşmamış ama kendi eksikliklerini Alevilere düşmanlık üzerinden telafi etmeye çalışan ve bunun için bildiği tek araç olan şiddete başvuran zalimlerin hedefi olmuştur. Bugün eğer Alevi toplulukların hafızası yas odaklı olarak görülüyorsa bu Alevilerin iflah olmaz travmalarından değil, Alevileri sürekli bir intikam nesnesine dönüştüren, kendini sürekli herkesten alacaklı sanan ve kendi dışındaki tüm dinsel yaklaşımları tekfir eden Ortodoks-selefi dinsel yaklaşımlardan kaynaklanmaktadır. Alevilerin dünyayla kurdukları ironik, heccav, eğlenceli, neşeli ilişki dünyayı cehenneme çevirmeye kararlı görünen zalimler ve onların destekçileri için başlı başına bir düşmanlık ve nefret konusu olmaktadır. Alevilerin gözleri kan ve yaş içindeki en yaslı hali bile, dünyayı ele geçirip cehenneme çevirmeye çalışan tekfircinin ciddiyete çağıran zalimliği karşısında, dünyaya salınmış bir kahkahadır!

Sonuç olarak;

Sempozyumumuz en başta Suriye’de yaşanan soykırıma karşı çıkmak üzere ve bölge ülkelerinin tümünde karşımıza çıkan Alevi topluluklara yönelik düşmanlaştırıcı politikalara ilişkin olarak tüm Alevi toplulukları ve kurumlarını ortak mücadele alanlarına ve dayanışmaya davet eder. Bu anlamda, yeni bir Alevi kamusunun inşası için her topluluğun tarihsel bir sorumluluğu olduğunu beyan eder.

Bugün Suriye’den yükselen Zerka Anamızın sesi hepimizin sesi olduğu gibi, Zerka Anamız, “babasına ana olan Fatıma-t-’ül-Zehra” gibi hepimizin anasıdır ve hepimiz adına tüm dünyaya sesleniyor: FŞERTO!

Ve biz de Dersim’den Seyit Rıza’nın sesini Zerka Anamızın sesine katıyoruz: ‘Biz sizin yalanlarınızla baş edemedik, bu bize ders olsun. Ama sizin önünüzde de asla diz çökmedik, bu da size dert olsun!’

Sempozyumumuz Suriye’de soykırıma uğrayan bütün canlarımızı aramızda bilir ve soykırım ya da pogrom tehditleriyle yüz yüze yaşayan tüm Alevi canlarımıza seslenir: “Lahmuke Lahmi, Ruhuke Ruhi, We Demmuke Demmi!”

İmzalayan Kurumlar

Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri, Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği, Samandağ Alevi Değerleri Koruma Derneği, Halkların Demokratik Kongresi, Ehlen Dergisi, Samandağ Kalkındırma Derneği 25. Evvel Temmuz Festivali Komitesi

kaynak: özgür politika gazetesi

PSAKD’den Bahçeli’ye Tepki

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanı’nın iki yardımcısı olsun; biri Kürt, diğeri Alevi olsun” sözlerine tepki gösterdi. Açıklamada, bu önerinin etnik ve inanç kimliklerini araçsallaştıran bir siyasal mühendislik anlayışının parçası olduğu belirtilerek, “Biz pazarlıkla temsiliyet değil, anayasal güvence altında eşit yurttaşlık hakkı istiyoruz” denildi.

Alevilere yönelik hak ihlallerinin sürdüğü, cemevlerinin ibadethane sayılmadığı ve zorunlu din derslerinin devam ettiği bir ortamda, kimlikler üzerinden vitrin siyaseti yapılmasının samimiyetsiz olduğu vurgulandı.

PSAKD, laikliğin sadece kâğıt üzerinde kaldığını, Diyanet’in devasa bütçesiyle tekçi bir yapıya dönüştüğünü belirtti. “Devlet tüm inançlara eşit mesafede durmalıdır” diyen dernek, taleplerini şöyle sıraladı:

Zorunlu din dersleri kaldırılsın,

Diyanet lağvedilsin, çoğulcu bir yapı kurulsun,

Madımak Oteli Utanç Müzesi olsun,

Alevi dergâhları iade edilsin.

“Bu ülkenin eşit yurttaşları olarak kimliğimizle, inancımızla varız. Eşitlik bir lütuf değil, doğuştan gelen bir haktır.”

Alevi Cumhurbaşkanı Neden Olmazmış? Kime Göre, Ne Hakkına? ÖZGÜR DEMİR

Yeter artık.
Bu ülkede Alevi olmanın, adı konulmamış bir “suç” gibi muamele görmesinden bıktık, usandık.

Yüzyıldır “eşit yurttaşlık” masalıyla oyalanan, sandıkta eli öpülen ama makam kapılarında yok sayılan milyonlarca insanın iradesi, sistematik biçimde bastırılıyor.

Devlet Bahçeli çıkıyor, yine o bildik devlet refleksiyle konuşuyor:

“Alevi Cumhurbaşkanı olmaz ama yardımcısı olabilir.”

Bu nasıl bir cümledir?
Bu nasıl bir zihniyettir?

Şaşırdık mı? Hayır.

Çünkü bu çark, ulus-devletin kurulduğu günden beri aynı şekilde dönüyor.

Cumhuriyet, Aleviler için ne zamanlıktır bilin, yurttaşlık üzerinden değil, makbul vatandaşlık üzerinden işletildi.

Devletin kurucu ideolojisi, Türk-Sünni-Hanefi kimliğini merkeze aldı;
Aleviliği ise yok saydı, bastırdı, bazen de doğrudan cezalandırdı.
Dersim’de bombalarla, Maraş’ta katliamlarla, Madımak’ta ateşle…

Bu ülkeyi hâlâ kendi tapulu malları gibi gören, Cumhurbaşkanlığı makamını bir mezhep kulübüne çeviren bu anlayış artık son bulmalıdır.

Ne demek “Alevi Cumhurbaşkanı olmaz”?

Ne zamandan beri bir insanın inancı, liyakatinin ve halk desteğinin önüne geçti?
Hani bu ülke laikti? Hani inançlar özel hayattaydı?
Yoksa bu kurallar sadece Aleviler söz konusu olduğunda mı askıya alınıyor?

Biliyoruz.
Sizin gözünüzde Alevi yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanır.
İttifak aritmetiğinde “tolerans göstergesi” olur.
Ama iktidar paylaşımına gelince görünmez duvarlar örülür.
Devletin en tepe makamı hâlâ Alevilere kapalıdır.
Çünkü o koltuk, sizin zihninizde sadece bir siyasi pozisyon değil;
mezhep mühendisliğiyle şekillenmiş bir üst soyun imtiyaz alanıdır.

Ama artık yetti!

Aleviler sizin yardımcınız, destekçiniz, suskun kitleniz ya da vitrin süsünüz olmadı, olmayacak.
Biz Hüseyinler’in torunlarıyız.
Pir Sultan Abdal’ların, Seyit Rıza’ların mirasçılarıyız.
Yolu dara düşenin yanında durmuş, bedel ödemiş bir halkız.
Ve bu halk artık yalnızca sandığa oy değil, devlete yön verme hakkı ile geliyor.

Bugün hâlâ Cemevlerini ibadethane olarak tanımayan, Alevi inancını müfredata sokmayan,
toplumsal hafızada Malatya’yı, Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı, Madımak’ı unutturmaya çalışan bir devlete soruyoruz:

Alevi neden Cumhurbaşkanı olamıyor?

Cevap belli.
Çünkü sizin “eşitlik” dediğiniz şey, yalnızca sizin gibi olanlara tanınmış bir sahte imtiyaz.
Ama tarih, bu hileli düzenle yürümez.

Bu ülkede Alevi bir Cumhurbaşkanı olacak.
Ve o gün geldiğinde devlet, korkularınızla değil, halkın iradesiyle şekillenecek.
O zaman bu ülke yalnızca bir mezhebin değil, hepimizin ülkesi olacak.

Çünkü bu mücadele sadece Alevilerin değil;
onurlu, vicdanlı, eşitlik isteyen herkesin mücadelesidir.

Biz, kul hakkı yemeyenlerin,
Biz, yola baş koyanların,
Biz, gerçeğin demine “hü” diyebilenlerin zamanıyız artık.

Ve siz isteseniz de istemeseniz de:
O koltukta bir gün Alevi oturacak.

Çünkü her diktatörlük, sonunda yıkılmaya mahkûmdur.
Ve o yıkıntıların arasından her zaman yeni fideler yükselecektir.