Ana Sayfa Blog Sayfa 137

ÇEDES Projesi Kapsamında Okullarda İmam ve Vaiz Görevlendirilmesine Tepkiler Artıyor

ÇEDES projesi kapsamında okullara imam ve vaiz görevlendirilerek eğitimin gericileştirilmesine yönelik adımlar atılmaya devam ediliyor. Bu proje, toplumun birçok kesiminden tepki çekmeye devam ediyor. Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi, ÇEDES projesinin sonlandırılması için bir imza kampanyası başlattı.

Alevi Yurttaşların ÇEDES Projesine İtirazı Sürüyor

Toplumun tepkiyle karşıladığı ÇEDES projesine yönelik Alevi yurttaşların itirazı devam ediyor. Bu uygulamanın iptali için Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi harekete geçti. Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi, “ÇEDES projesi iptal edilsin!” başlığıyla change.org üzerinden bir imza kampanyası başlattı.

Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi’nden Açıklama

Son zamanlarda eğitimde şeriatçı uygulamaların arttığına dikkat çeken Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi, Ordu’nun Perşembe İlçesi’nde ÇEDES projesi adı altında bir devlet okulunda ilkokul öğrencilerine okulun mescidinde takke ve başörtüsü taktırıldığına şahit olduklarını belirtti. Açıklamada, “Bu uygulamalar, Aleviler başta olmak üzere diğer inanç topluluklarına yönelik bir asimilasyon ve yok etme politikasıdır. Bu politikanın derhal iptal edilmesini talep ediyoruz” ifadelerine yer verildi.

Destek Çağrısı

“Çocuklarımızın geleceğini karanlık zihinlere teslim etmeyeceğiz” denilen açıklamada, tüm topluma destek çağrısı yapıldı.

 

Kayyum Normal Midir?

0

Tüm dünyada sağ partiler iktidara aday olurken, Fransa Genel İşçi Sendikası’nın Genel Sekreteri Sophie Binet; “Faşizm hiçbir zaman tek başına iktidara gelmez. Hele işçiler tarafından hiç getirilmez. Faşizm her zaman sermayeciler tarafından iktidara taşınır.” diyor. Halkın sermayesiyle iktidara taşınan faşist yönetimler, bugün her bölgeye hüküm sürmek adına kayyum yöntemine de başvuruyorlar. Kayyum, bu kez de Hakkari Belediyesi’ne uğradı. Yerel seçim sonrası Van Belediyesi’ne giden kayyum, şimdi Hakkari halkının iradesinin temsili olan belediye yönetimine el koydu. Bu bizlere gösteriyor ki kayyumlar her an her yerde!

Temel amaç; eleştiriden korkan kulakların, muhalif seçmeni susturma çabasından öte değil. Böylece faili meçhul cinayetlerin –aslında katiller belli- hesabı sorulmasın, belediye bilançoları ortaya dökülmesin, kamunun kaynakları kişilerin konforuna göre kullanılması amaçlanıyor. Bu istense de kayyum Van’da püskürtüldü. Van ve Türkiye halkının verdiği mücadele, kayyumun Hakkari’de uygulanamayacağının referansı oldu.

Hakkari Belediye Başkanı suçlu bulundu, bir günde tutuklandı ve 24 saati doldurmadan hapis cezasına çarptırıldı. Halkın seçtiği belediye başkanı suçlu ise neden aday gösterildi? Bilindiği üzere aday gösterilen her kimse, belediye başkanı da olabilir. Kayyum sürecine halk; “İrademe dokunma” diyerek mücadele etti, halk da kışkırtıcı bulundu, halka müdahale edilip iradesi yok sayıldı. O yüzden suçlu kim sorusunu bir kez daha sormak gerek: Suçlu, kışkırtıcı kim?

Bunlar yaşanırken Beştepe’den “normalleşme” naraları atılmaya başlandı. Bahsedilen normalleşme ise, kayyum atamak normallik değildir! Normal olan demokratikleşmedir. Demokratikleşme ise halkın iradesini kabul etmekten geçer.

Kayyum sürecinin görünmeyen buzdağı ise; yerel seçimden önce bu yana güç kaybına uğrayan iktidar partisinin güç kaybını yerel seçimlerde de gördük. Yerelde kaybedilen koltuklar kayyum politikası ile yeniden kazanılmaya çalışıldı.

Seçim sonuçları, muhalefetin gücünü ve ayrımcılığa uğrayanların (Alevilerin, Kürtlerin, Kadınların, Hayvanların, Emekçilerin, Emeklilerin) çözüm ve değişim istediğini gösterdi ancak iktidar bu konuda “yumuşama” göstermek yerine siyasal ve fiziksel şiddetle (kayyum ve kontrolsüz güç, haksız tutuklama) bastırmaya çalıştı. Bu noktada hatırlatma yapmak yerinde olacak: Belediyelere kayyum atansa da halk, aynı halk!

Taşıma seçmen, kaçırılan oy sandıkları, geçersiz sayılan oy pusulaları, T.C. vatandaşı olmayanlara verilen oy kullanma hakkı, haksız sayım, fon akıtarak adayları satın almak derken istediği başarıyı elde edemeyen iktidar, kırıntıları kalan hukuka aykırı bir şekilde yoluna devam etti. Devam edilen bu yola ise “yumuşama” adı verildi. Bu yumuşama sürecinde iktidar, ana muhalefet ile arasında bağ kurmaya çalışırken okullarda ÇEDES uygulanmakta, halkın takdiri yok sayılarak seçilen belediye başkanları yargılanmadan hüküm yemekte, belediye başkanı yerine belediyelere meclis üyesinden seçim yapılmak yerine kayyumlar atanmakta.

Kayyumların bir diğer göstergesi; başkanlık rejimine geçmek istemeleri. Başkanlık sistemi ülke gündeminin kalbinde atmaya devam ederken başka sonuçlar da doğuruyor. Bu sebeple iktidar, başkanlığa geçmeden önce muhalefete huzur vermeyeceğini gösterse de huzur ve barış için mücadele şart.

Kayyuma sanatçı, yazar herkes tepki verse de büyük miting 29’unda İstanbul’da yapılacak. Kayyum sürecinin çözülmesi, ülkenin demokratikleşme süreci açısından çok değerli. Bu düzeni değiştirecek esas aktörler ise muhalefet ve halk. Yönettiği halkın haklarına öncelik verecek, demokratik, laik hükümete ihtiyaç olsa da öncelikle “Hakkımızı vermek zorundasınız!” diyecek cesur bir halka ihtiyaç var. Bu yüzden 29 Haziran’da Kayyuma Hayır mitinginde görüşmek dileğiyle.

Doğa Katliamı ve Devletin Sessizliği

0

Geçtiğimiz yıl, Çanakkale’nin Kazdağları’nda maden ocakları için binlerce ağacın kesilmesi ve doğal yaşamın tahrip edilmesiyle sonuçlanan süreç, Türkiye’de doğa katliamlarının acımasız yüzünü bir kez daha gözler önüne sermişti. Akbelen Ormanları’ndaki benzer talan, yeşilin yerini griye, kuş seslerinin yerini makinelerin gürültüsüne bıraktığı bir başka trajediydi. Bu yıkım, yalnızca doğayı değil, aynı zamanda bu topraklarda yaşayan insanların geleceğini de derinden etkiliyor.

Bugün Diyarbakır ve Mardin yanıyor. Yangınlar, tarım alanlarını, ormanları ve yerleşim yerlerini tehdit ediyor. İnsanlar evlerinden, tarlalarından, yaşamlarından oluyor. Peki, devlet nerede? Bu yangınlara neden anında müdahale edilmiyor? Neden doğa, göz göre göre yok edilirken sessiz kalınıyor?

Bu sessizlik, sadece yangınlarla sınırlı değil. Kazdağları’nda, Akbelen’de, Cerattepe’de, Munzur’da ve daha birçok yerde yaşanan doğa tahribatlarına karşı da benzer bir umursamazlık sergileniyor. Devletin, maden şirketlerine verdiği ruhsatlar, enerji projeleri için yapılan ağaç kesimleri ve altyapı projeleri adı altında gerçekleştirilen doğa katliamları, doğanın korunmasından çok rantın öncelendiğini gösteriyor.

Doğal kaynakların bu denli hoyratça kullanılması, ekosistemin dengesini bozarken, iklim krizini daha da derinleştiriyor. Bu durum, sadece bugünün değil, geleceğin de sorunu. Bugün kesilen her ağaç, yok edilen her orman, gelecek nesillerin yaşam hakkından çalınıyor. İklim değişikliği, kuraklık, su kaynaklarının tükenmesi gibi sorunlar, doğrudan bu tahribatların bir sonucu.

Doğa tahribatına karşı tepki gösteren, mücadele eden binlerce insan var. Ancak bu mücadelelerin çoğu, devletin baskıcı politikaları ve şirketlerin gücü karşısında yetersiz kalıyor. Vatandaşların sesine kulak verilmediği, doğanın korunması için yeterli adımların atılmadığı bir ortamda, bu mücadeleler ne yazık ki etkisiz kalıyor.

Devletin asli görevi, vatandaşlarının refahını sağlamak ve onların yaşam alanlarını korumaktır. Ancak görüyoruz ki, doğa katliamlarına karşı yeterli önlem alınmıyor. Yangınlar başladığında hızlı ve etkili müdahalelerin yapılmaması, orman yangınlarının kontrol altına alınamaması bu sorumluluğun yerine getirilmediğini gösteriyor.

Doğa katliamlarına ve yangınlara karşı devletin duyarsız kalması, yalnızca çevresel değil, toplumsal bir sorundur. Doğanın korunması, geleceğimizin korunmasıdır. Devletin, doğa katliamlarına karşı daha duyarlı olması, maden ocakları ve enerji projeleri gibi girişimlerde doğayı koruyacak önlemler alması, yangınlara karşı daha hızlı ve etkili müdahaleler yapması gerekmektedir. Vatandaşların sesine kulak verilmesi ve doğanın korunması, sürdürülebilir bir gelecek için elzemdir. Bu yüzden, her bireyin doğa için mücadele etmesi, devletin de bu mücadelede halkın yanında yer alması gerekiyor.

Doğa hepimizin, onu korumak da hepimizin sorumluluğunda.

AABK: Biz Direndik, Onlar Kaybetti!

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ( AABK ) Yönetim Kurulu yaklaşık olarak bir bucuk yıl önce gerçekleştirilen genele kuruldan sonra yapılan  üç önemli faaliyet ve  kuruma, kurum başkanı ve yöneticilerine yönelik saldırlara ilişkın kamuoyuna yazılı bir açıklama yaptı.

AABK eşit başkanları ve yönetim kurulu üyelerine yapılan karalama içerikli saldırların üzücü olduğuna vrugu yapılan açıklamada, AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat’a ve kurum yöneticilerine yönelik hakaret ve yalanlara son verilmesinin önemli olduğu belirtilerek, ” Her daim eşit başkanımız Hüseyin Mat ve yöneticilerimizin yanında olduğumuzu özellikle ifade ediyoruz” denildi.

”Biz Direndik, Onlar Kaybetti” başlıklı yazılı açıklamanın tam metni şöyle:

”Değerli Canlar,

Yaklaşık bir buçuk yıl önce yapılan son genel kuruldan bu yana Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) olarak, yönetim kurulumuz üç ana temelde yoğun faaliyet göstermiştir:

  1. **6 Şubat Türkiye Depremi**:

Depremin ilk gününden itibaren tüm federasyonlarımız ve Türkiye’deki Alevi kurumlarımızla birlikte çalışmalarımızı başarılı bir şekilde sürdürdük ve sürdürmeye devam ediyoruz.

  1. **Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Seçimleri**:

Bağımsızlık ilkemizi koruyarak; Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklerken, milletvekili seçimlerinde Emek ve Özgürlük İttifakı’na destek sunduk. Objektif ve adil bir tavır sergilediğimiz herkesçe kabul gördü.

  1. **Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Çalışması**:

AABK olarak kurulduğumuz günden bugüne önemli projelere imza attık. Madımak Katliamı Hafıza Merkezi kapsamında yapılan; Madımak Dijital Kütüphane, Sözlü Tarih Anlatımları ve Röportajlar, Sanal Müze, Web Belgeseli ve “Çok Kötü Bir Şey Oldu.” Belgesel Filmi ile bu katliamın tüm yönleriyle açığa çıkarılması ve tarihe mal edilmesi sağlanmıştır. Bu projeler, AABK’nın kararlılığının bir kanıtıdır.

Bu proje ile amacımız, Madımak Katliamı’nın üzerindeki sessizlik perdesini kaldırmak ve katliama dair gerçekleri ortaya çıkararak toplumsal yüzleşme sağlamaktır. Bu katliamla yüzleşmenin yolu, bu katliamın nasıl, neden ve kimler tarafından yapıldığını geniş halk kitleleri, aydınlar ve özellikle de Aleviler tarafından bilinmesinden ve anlaşılmasından geçmektedir. Bu da Türkiye’nin demokratikleşmesine, özgürlüklerin, adaletin, barışın, bilimi esas alan eğitimin, kadının, gencin, doğanın korunmasına ve gelişmesine katkı sunacaktır. Madımak Katliamı Hafıza Merkezi, Sivas’ta Alevilere yönelik gerçekleştirilen pogrom karşısında ulusal ve uluslararası düzeyde farkındalık yaratmayı ve sorumluluk alınmasını sağlamayı amaçlayan bir yüzleşme çağrısı olarak hayat buldu. Bu merkez, hakikatlerin toplumsal hafızada yer edinmesi, dünyaca tanınması ve gelecek kuşaklara aktarılması için inşa edilmiştir.

Bu değerli ve sadece kurumlarımızın ve canlarımızın katkılarıyla yapılan bir çalışmanın başarısız olması için gösterilen çabalar bizleri derinden üzdü. Tamamlanan projelerimizi, 18 Mayıs Ankara buluşmasıyla taçlandırdık ve sırasıyla İzmir, Adana, Samsun, Edremit, İstanbul, Diyarbakır ve Antalya’da toplumumuzla buluşturmaya devam edeceğiz. Ayrıca, belgesel filmini Temmuz ayında Avrupa’da canlarımızla buluşturacağız.

Bu önemli ve değerli çalışmalarımıza paralel olarak, Alevileri yakından ilgilendiren meseleler üzerinden çalışmalarımızı sürdürdük.

Konfederasyonumuza bağlı federasyonlarımızın elde ettikleri yeni başarılar ve Avrupa’da verdiğimiz demokrasi ve hak mücadelesinde yürüttüğümüz çalışmalar, Türkiye’de resmi ideolojiyi rahatsız etmiştir. Bu, ne kadar doğru yolda olduğumuzun en açık göstergesidir.

Türkiye’de Alevi kurumlarımızla birlikte, Milli Eğitim Bakanlığı’nın asimilasyoncu CEDES projesine ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na (yani asimilasyon başkanlığına) karşı İzmir ve İstanbul mitingleriyle alanlara indik. Bu çalışmaların düşmanı rahatsız etmesi bizi sevindirirken, geçmişte yol yürüdüğümüz ve halen beraber olduğumuz arkadaşlarımızın gerçeği yansıtmayan, AABK eşit başkanları ve yönetimimize karşı özellikle sosyal medyada sürdürülen yalan, iftira, linç ve hakaret içeren girişimleri bizleri derinden üzmüştür. Bunları Alevilerin vicdanına havale ediyoruz.

Eşit başkanımız Hüseyin Mat başta olmak üzere yöneticilerimize yönelik hakaret ve yalanlara son verilmesinin altını bir kez daha çiziyoruz. Her daim eşit başkanımız Hüseyin Mat ve yöneticilerimizin yanında olduğumuzu özellikle ifade ediyoruz.

Özelikle altını çizerek ifade etmek isteriz ki, sosyal medya üzerinden kurumumuza ve yöneticilerimize yönelik yapılan saldırılara, bugüne kadar olduğu gibi sosyal medya üzerinden cevap vermeyeceğiz. Yetkili organlarımızla gerçekleştirdiğimiz toplantılarda gerekli açıklamaları yapmaya dün olduğu gibi bundan böyle de kurumlarımıza ve yöneticilerimize aktarmaya devam edeceğiz.

Kurumsal iletişimimizi sosyal medya dışında, yetkili organlarımız aracılığıyla sürdürerek, daha sağlıklı ve doğru bilgi akışını sağlayacağız. Bu bağlamda, sosyal medyada yer alan yanıltıcı ve olumsuz içeriklere karşı duyarlılığımızı koruyacak ve gereken açıklamaları ilgili kanallardan yapacağız.

Yönetim Kurulu olarak, görevimizin başındayız ve kurumumuzun imajını, prestijini ve itibarını zedeleyen her türlü saldırıya karşı koruma sorumluluğunu büyük bir ciddiyetle üstleniyoruz. Bu bilinç ve kararlılıkla, çalışmalarımızı daha da büyüterek yolumuza devam edeceğiz. Kurumumuzun temel değerlerinden biri olan sevgiyi rehber alarak, karşılaştığımız sorunları aşmak ve birliğimizi güçlendirmek için tüm çalışanlarımızı kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.

“Yol cümleden uludur.”

Birliğimiz, dirliğimiz ve mücadelemiz daim olsun.

Aşk ile.”

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu
Yönetim Kurulu

Demir Çelik ve Huri Kabayel FEDA Eşbaşkanı Seçildi

Almanya’nın Dortmund kentinde düzenlenen FEDA 10. Olağan Kongresi, Alevi toplumunun önemli bir buluşması oldu. Kongreye Almanya ve Avrupa’nın birçok ülkesinden delegeler katıldı. Pir Rıza Yağmur ve Didar Ana’nın çerağları uyandırması ve okuduğu gulbang ile başlayan kongrede, FEDA Eşbaşkanları Huri Kabayel ve Demir Çelik birer konuşma yaptı.

Eşbaşkanlar, Alevi inancı ve toplumu üzerindeki baskılara dikkat çekti ve kayyum atanmalarına değindi. Eğitimin dinselleştirilmesi çabalarına da karşı çıktı. Kongrede davetlilere de söz verildi ve çeşitli mesajlar iletilirken, Seçimler sonucunda Demir Çelik ve Huri Kabayel yeniden Eşbaşkan olarak seçildi.

Rıza Şehri Akademisi, ‘Aleviler Kendi Ansiklopedisini Yazıyor’ kampanyası başlatıyor

Rıza Şehri Akademisi, “Aleviler Kendi Ansiklopedisini Yazıyor” şiarı ile düzenleyecekleri ansiklopedi yazılım kampanyasını 27 Nisan’ da başlatıyor. Yapılan açıklamada, “Alevi Ansiklopedisi ile Alevilik tarihi, sosyolojisi, antropolojisi, kültür-sanat ve edebiyatı, coğrafyası, teolojisi, siyaseti ve tüm boyutlarıyla Alevilik gerçekliğini dünden bugüne ve geleceğe taşımayı hedeflemekteyiz” denildi.

Almanya’nın Dortmund kentinde Kültürel soykırıma karşı Alevi inancının hak ve hakikatini açığa çıkarmak şiarıyla kurulan Rıza Şehri Akademisi açılışını 12 Ocak’ta gerçekleştirmişti.

Rıza Şehri Akademisi, “Aleviler Kendi Ansiklopedisini Yazıyor” şiarı ile düzenleyecekleri ansiklopedi yazılım kampanyasını 27 Nisan’ da başlatacağını duyurdu. Rıza Şehri Akademisi, konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı.

“HEDEFİMİZ ALEVİ İNANCINI ASİMİLASYONA KARŞI KORUMAK”

Rıza Şehri Akademisi, yaptığı yazılı açıklamada şunları dile getirdi:

“Alevi Ansiklopedisi ile Aleviler kendi tarihine, inancına, kültürüne ve hafızasına sahip çıksınlar, kendi anlam ve duygu dünyalarını geleceğe taşısınlar, hakikatleri ile buluşsunlar istiyoruz. Bugüne kadar biz Alevilerin tarihini, kültürünü ve inancını egemenler ve iktidarı elinde bulunduranlar yazdı. Her seferinde bize katliam ve soykırımları dayatan bu nahak zihniyet, şimdi de bizim kadim hafızamızı silmek, kendi Alevi’sini oluşturmak istiyor. Alevi Ansiklopedisi, devletlerin ve Alevi düşün dünyasının dışındaki kesimlerin Alevilik hafızasına ve tarihsel hakikatine dönük manipülasyon, yok etme, zorla dönüştürme gibi müdahalelerine karşı, Alevilerin ilk kez birlikte kendi bilgi üretiminin girişimi olacaktır.

Alevi Ansiklopedisi, Alevilerin düşün dünyasından süzülerek derlenmiş tarihsel ve güncel bilgilerin, çağın ve Alevi toplumunun ihtiyaçları gözetilerek düzenlenen, işlevsel bilgi-aktarım çabası ve girişimidir. Alevi Ansiklopedisi, Alevilik üzerinde farklı hesap ve planları olanların manipülasyonlarına, yönlendirmelerine, zorla dönüştürme girişimlerine karşı güçlü itirazın ve bilimsel kaynak oluşturmanın arayışıdır. Alevi Ansiklopedisi ile Alevilik tarihi, sosyolojisi, antropolojisi, kültür-sanat ve edebiyatı, coğrafyası, teolojisi, siyaseti ve tüm boyutlarıyla Alevilik gerçekliğini dünden bugüne ve geleceğe taşımayı hedeflemekteyiz. Alevi toplumsallığının ürettiği yeni kavramları da kapsayacak tarzda, Alevilerin dinamik bilgi ve hafıza kaynağı olacaktır. Alevilerin temel başvuru kaynağı olsun diye çalıştaylar, konferanslar, seminerler vb. etkinlikler düzenleyerek, akademi dünyası ile yazılım sürecini birlikte yürüteceğiz. Alevi Ansiklopedisi, “Yol Bir Sürek Bin bir” hakikatinden hareketle Alevi toplumunun çok dilli, çok kültürlü yapısını esas alan, Aleviliği tüm boyutlarıyla resmetmeyi hedeflemektedir.

Alevi Ansiklopedisi, farklı akademik yaklaşımlara kapı aralayan, Alevi toplumunun kültürel zenginliğini farklı pencerelerden değerlendiren, Alevilik üzerine çalışan uluslararası akademik-entelektüel çevrelerle buluşturmanın, bilimsel yöntem ve araçlarla kalıcı, güvenilir, çok sesli bilgi kaynağını oluşturmanın girişimidir. ‘Bir Kelime de Sen Söyle!’ Kampanyası ile silinmek istenen Alevi hafızasını canlı tutmak ve inanç değerlerimizi Alevi canlarımızla buluşturmak istiyoruz. Her kelime, bize ait olan hakikat hikayemizi ve tarihi kadim hafızamızı anlatsın ki, geleceğimiz karartılmasın diye tarihe not düşmek istiyoruz. Bu anlamda Alevi Ansiklopedi kampanyasının amaç ve ana hedefi; Alevi kültürünü, tarihini, inanç değerlerini ve öğretilerini asimilasyona karşı korumak, Alevilerin kendilerinin yazdığı temel başvuru kaynağını her sürekten Alevilere kazandırmaktır.

BİR KELİMEYE BİR EURO LOKMA ÇAĞRISI

Her Alevi canı; ‘Bir Kelimeye Bir Euro’ lokmasıyla geleceğimizi birlikte belirlemeye çağırıyoruz. Çocuklarımızı sosyal medyadaki kirli bilgilerden ve egemenlerin asimilasyonundan korumak istiyorsak, bize dayatılan çaresizlik ve çözümsüzlük sarmalında birbirimizin Xızır’ı olalım istiyoruz. Biz, bize dayatılan asimilasyonu ve kültürel kuşatmayı aşabilir, Yol önderi Pirlerimizin öncülüğünde inancımızın tarihsel hakikati ile canlarımızın temel başvuru kaynağı yarınlara ışık olsun istiyoruz. Tüm duyarlı kamuoyunu Xızr’ın himmeti ile sesimize ses olmaya, hakikat arayışımıza haldaş olmaya çağırıyoruz.

PİRHA/ALMANYA

Didim AGS Gayrimenkul -İnşaat Hayallerinizi Gerçekleştiriyor

Uzun süredir Didim’de inşaat emlak gayrimenkul alanında yatırım danışmanlığı yapan AGS Emlak- İnşaat Şirketinin sahibi Gülbin Fatma Kıy, Gayrimenkul danışmanı Erdem Taş Londra ‘da yaşayan vatandaşlarımızı Türkiye‘nin son dönemde gözde tatil-yerleşim merkezlerinden biri olan Didim’e yatırım yapmaya davet ediyor.

Didim ve çevresinde, gayrimenkul geliştirme ve inşaat sektöründeki tecrübeleriyle  güven yaratan Fatma  Kıy, ve Gayrimenkul Danışmanı ERDEM TAŞ” Biz gayrimenkul değil, hayat tarzı satıyoruz.” dedi.

Bütçenize uygun fiatlarla hayallerinizdeki sevimli evi bulmanızda size yardımcı oluyoruz.  diye açıklamasını sürdüren Kıy, son yıllarda Didim’de konut satışlarındaki hızlı artış olduğuna dikkat çekti.

Kapıları hem denize, hem kazanca açılan bu şirin ilçemize yurdışından hava ulaşımınn rahat oldunu belirten Gülbin Fatma Kıy, ” Didim’e en yakın havaalanı, Bodrum, İzmir Adnan Menderes ile Muğla Dalaman havaalanlarıdır.” dedi.

En iyi yatırım’ın insanın kendine yaptığı yatırım olduğunu belirten AGS Emlak-İnşaat şirketinin başarılı sahibi Gülbin Fatma Kıy, ” Yeşillerin bolluğundan dolayı sadece tatil için değil, yaşamak için de önerebileceğim Didim- Akbük civarı ise, tüm yıl boyunca yaşanabilecek bir yerdir. Denizin yanında doğal güzellikleri ve tarihi dokusuyla da gidilmesi gereken bir yer olan Didim’de, Yazlık ve Kışlık olarak oturabileceğiniz size uygun  konutlarıbulmak bizim işimizdir.

Aradığınız Hayallerinizin evi size bir telefon kadar yakındır

Bizi aramanız yeterlidir. Tel:ERDEM TAŞ ‪+44 7909 780401

Fatma Gülbin KIY +90 541 817 19 69

www.agsemlak.com

Malap’ta Güzel Bir Gün

Malap’ta Güzel Bir Gün

Çevre Dostları Malap Kasabasında yapımında sona yaklaşılan Malap Der Kültür Evine anlamlı bir jest yaparak çevre düzenlemesine katkı sağladı. Gün boyu süren paylaşımcı değerlere övgüler yağdıran Dernek Onursal Kurucu Başkanı Hacı Kaya, “Yardımsever ve paylaşımcı çevre dostlardan anlamlı bir katkı” ifadesini kullandı.

Temeli 2019 yılında atılan ve aradan geçen zaman sonunda inşaatın süreci tamamlanmak üzere olan Malap Der Kültür Evi’nde son rötuşlar yapılıyor. Elbistan’a bağlı Malap Kasabasında, Malap Der’in kurucusu olan ve başkanlığının yanı sıra onursal başkanlığa da layık görülen Hacı Kaya, yaşanan ve yaşatılan paylaşım ve katkı güzelliğine övgüler yağdırarak Hakan Coşkun Nurhak Dağı Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü Başkanı Ecz. Vedat Dilek, yönetim kurulu üyeleri ve arkadaşlarına içtenlikle teşekkür etti.

Yardımlaşma adına yaşanan ve yaşatılan güzel değerlerin ardından Malap Der Kurucu Onursal Başkanı Hacı Kaya, katkı ve desteklerini esirgemeyen Hakan Coşkun Nurhak Dağı Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü Başkanı Ecz. Vedat Dilek , Yönetim Kurulu Üyeleri ve çevre dostu arkadaşlarına memnuniyetlerini ifade etti. Paylaşım güzelliğinin sergilendiği program sonrasında tüm Başkan Hacı Kaya, Başkan Ecz. Vedat Dilek, Malap Kasabası Sakinleri günün anısına hatıra fotoğrafı çektirdiler.

KAYNAK ALEVİNET

Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıl sonra Elbistan’da kazandı

Elbistan’da henüz resmi olmayan sonuçlara göre Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıl sonra seçimi kazanarak tarihe imza attı. İşte detaylar…

Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıl sonra Elbistan‘da seçimi kazanarak tarihe imza attı.

Sandıkların sayımına başlanmasından bir kaç saat sonra Cumhuriyet Halk Partisi Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç X sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında Elbistan, Nurhak, Ekinözü ve Pazarcık ilçelerinde seçimi kazandıklarını açıklamıştı.

İlerleyen saatlerde gelen ve resmi olmayan verilere göre ise Elbistan’da Cumhuriyet Halk Partisi Elbistan BelediyeBaşkan adayı Erkan Gürbüz seçimi kazandığı belirtildi.

Seçim bürosu önünde toplanan kalabalığa seslenen Milletvekili Öztunç, “Kazanan Elbistan oldu, Elbistan için artık durmadan çalışacağız. Elbistan’ımıza hizmetkar olacağız” dedi.

Vatandaşlar seçim bürosunun önünde Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçimi kazanmasını büyük bir coşku ile kutladı.

2024 Newroz mesajı: Kürtler kudretlidir HAYDAR ERGÜL

2024 Newroz kutlamaları geride kaldı. Yani kutlamaların tamamlanmış olmasıyla 2024 yılının başlangıcının nasıl olacağının da işareti verilmiş oluyor. Kutlamalara katılımlar yoğun oldu. En yoğun katılımlar Kurdistan’da olsa da dünya çapında yapıldı. Genelde toplam katılım on milyonlara ulaştı. Sadece Amed Newrozu’na katılımın bir milyonun çok üzerinde olduğu genel kabul gören düşüncedir.

Özcesi Newroz katılımının hem Kürtler açısından, hem de halkların önceki yıllara nazaran oldukça kalabalık olması yeni bir durumun işareti olarak okunabilir. Böyle de yapmak lazımdır. Zira son dokuz yılın yaşandığı durumlara bakarak, değerlendirme yapmak daha uygundur. Bu yıllar yaman yıllardır. Adına “çökertme” denilen imha etme konsepti uygulanmıştır. Bütün yönleriyle Kürt toplumu dağıtılacaktır. Bunun için özel savaşın inceltilmiş, derinleştirilmiş içerikleriyle pratikleştirildi ve süreç daha da devam ediyor.

Özel savaşın hem askeri hem de psikolojik uygulamamaları aralıksız-geçmiş tecrübelerine dayanılarak uygulanmıştır. Yine tekniğin her çeşidi de uygulamaya konulmuştur. Zamanın akıllı, yapay zekalı tekniğin tümü kullanılmıştır. İnsanlık “suçu” kabul edilenleri de dahildir buna. Amaç ‘özgürlük arayış ve mücadelesinin başarı şansı yoktur’ düşüncesini yaygınlaştırma sonucu umudu tüketmektir. Umutsuzlaştırılan ya da umuttan düşürülen bir halk veya toplum düşünsel olarak tüketilmiş, nefes alamayacak düzeye getirilmiş ve kudretsiz kılınmış oluyor.

Son dokuz yıldır Kürt’e uygulan budur. Böyle olmaz, bu teknikle başa çıkılamaz, dolayısıyla geriye tek seçenek kalıyor; o da özgürlük arayışından vazgeçmek ve teslim olmaktır. Yani umut yok ve kadere teslim olmaktan başka seçenek kalmamıştır. Devlet yetkilileri bunu gerçekleştirmek için daima zamanlar verdiler. Üç aylık, altı aylık süreler verilerek, ‘kımıldayamazlar, adını bile zikreden kalmayacaktır’ denildi. En çok da Öcalan unutturulmak istendi. Son üç yıldır bir ada hapishanesinde tutulan Öcalan’dan tek bir haber bile ne ailesi ne de avukatları alabilmişlerdir.

Peki unutuldu mu? Cevabı bu yılkı Newroz alanlarında milyonlar verdi. En çok atılan slogan Öcalan’a ilişkin olandır. Yine Jin Jiyan Azadî sloganını yediden yetmişe bütün Kürtler ve dostları attı. İkinci sloganda umudun diri ve amaçtaki yürüyüşte kudretli olunduğu ortaya konulmuştur. Çünkü Newroz her yıl Kürt’ün kudretini ortaya koyduğu kutlama oluyor. Özgürlük umudunun tazelenmesi ve yürüyüşteki kararlaşma oluyor.

Newrozların ortaya koyduğu hiçbir özgürlük değerinin unutulmadığı, onlara daha fazla sarıldığının açığa çıktığı meydanlar oldu, Newroz meydanları. Zira Newroz’da görkem varsa halkın kudreti yüksek, özgürlükte yürüyüş kararlılığı tamdır. Bu yılkı Newrozlarda kararlılık fazlasıyla açığa çıkmıştır.

Newroz mesajının içeriğini, özünü de oluşturan bu kararlaşma olmaktadır. Mesaj açık ve net; Öcalan’ın fiziki özgürlüğü sağlanarak demokratik ve halkların özgürlüğünün gerçekleşeceği yarının inşasının birlikte örülmesidir. Kürtler iradesini böyle ortaya koydu Newroz’da. Yarının doğru gerçekleşmesinin tek seçeneği de budur. Diğer tüm seçenek olarak ortaya konulanlar acı, sömürü, çatışma, ötekileştirmenin çözüm olmadığı son dokuz yıldır tekrar test edildi, ama çözüm olmadığı yeniden kanıtlanmıştır. Aslında bu yapılan son yüz yıldır yapılanın tekrar tekrar tekrarlanması oluyor. Bu tekrarlarla devlet yorulmadı mı?

Bilinmelidir ki hiçbir halk özgür yaşam için yorulmaz. Halkların özgürlük akışı cıva gibidir, en küçük yarıklardan bile kendine yol açar ve akışını gerçekleştirir. Bu durum Kürtler için daha fazla gerçektir. 2600 yılı aşkın süredir Newroz’un özgürlük, diriliş ve doğuşunu aksatmadan çeşitli vesilelerle ve şekillerde her zaman aksatmadan kutlanması; düşmanların her tür bastırma, unutturma, çarpıtma gibi pratiklerine rağmen duruşu, hatta içeriğini çeşitlendirme ve zenginleştirmedeki becerisi, diğer halklarla buluşturması Kürt’ün özgürlük tutkusundaki ısrarından başka bir şey değildir.

Kürt’ün Newroz’da ortaya koyduğu irade görülmek durumundadır. Bu çok şey kazandırır. Her şeyden önce demokratik ve özgür bir yaşamın temeli bunun üzerinde kurulabilir ancak. Aksi son yüzyılın tekrarı olacaktır ki, bunun çok şeyi kaybettirdiği defalarca açığa çıkmıştır.

2024 Newrozu’nun mesajının ortaya koyduğu en çarpıcısı Newroz kudrettir, Kürtler kudretlidir ve enerjileri yüksektir. Değerlerine bağlıdırlar. Demokratik ve özgür yaşam tutkuları yüksektir. Başarma umutları kesindir.

Newroz Pîroz Be.

Yeni Yaşam Gazetesi/ 25 Mart 2024