Ana Sayfa Blog Sayfa 137

Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıl sonra Elbistan’da kazandı

Elbistan’da henüz resmi olmayan sonuçlara göre Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıl sonra seçimi kazanarak tarihe imza attı. İşte detaylar…

Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıl sonra Elbistan‘da seçimi kazanarak tarihe imza attı.

Sandıkların sayımına başlanmasından bir kaç saat sonra Cumhuriyet Halk Partisi Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç X sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında Elbistan, Nurhak, Ekinözü ve Pazarcık ilçelerinde seçimi kazandıklarını açıklamıştı.

İlerleyen saatlerde gelen ve resmi olmayan verilere göre ise Elbistan’da Cumhuriyet Halk Partisi Elbistan BelediyeBaşkan adayı Erkan Gürbüz seçimi kazandığı belirtildi.

Seçim bürosu önünde toplanan kalabalığa seslenen Milletvekili Öztunç, “Kazanan Elbistan oldu, Elbistan için artık durmadan çalışacağız. Elbistan’ımıza hizmetkar olacağız” dedi.

Vatandaşlar seçim bürosunun önünde Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçimi kazanmasını büyük bir coşku ile kutladı.

2024 Newroz mesajı: Kürtler kudretlidir HAYDAR ERGÜL

2024 Newroz kutlamaları geride kaldı. Yani kutlamaların tamamlanmış olmasıyla 2024 yılının başlangıcının nasıl olacağının da işareti verilmiş oluyor. Kutlamalara katılımlar yoğun oldu. En yoğun katılımlar Kurdistan’da olsa da dünya çapında yapıldı. Genelde toplam katılım on milyonlara ulaştı. Sadece Amed Newrozu’na katılımın bir milyonun çok üzerinde olduğu genel kabul gören düşüncedir.

Özcesi Newroz katılımının hem Kürtler açısından, hem de halkların önceki yıllara nazaran oldukça kalabalık olması yeni bir durumun işareti olarak okunabilir. Böyle de yapmak lazımdır. Zira son dokuz yılın yaşandığı durumlara bakarak, değerlendirme yapmak daha uygundur. Bu yıllar yaman yıllardır. Adına “çökertme” denilen imha etme konsepti uygulanmıştır. Bütün yönleriyle Kürt toplumu dağıtılacaktır. Bunun için özel savaşın inceltilmiş, derinleştirilmiş içerikleriyle pratikleştirildi ve süreç daha da devam ediyor.

Özel savaşın hem askeri hem de psikolojik uygulamamaları aralıksız-geçmiş tecrübelerine dayanılarak uygulanmıştır. Yine tekniğin her çeşidi de uygulamaya konulmuştur. Zamanın akıllı, yapay zekalı tekniğin tümü kullanılmıştır. İnsanlık “suçu” kabul edilenleri de dahildir buna. Amaç ‘özgürlük arayış ve mücadelesinin başarı şansı yoktur’ düşüncesini yaygınlaştırma sonucu umudu tüketmektir. Umutsuzlaştırılan ya da umuttan düşürülen bir halk veya toplum düşünsel olarak tüketilmiş, nefes alamayacak düzeye getirilmiş ve kudretsiz kılınmış oluyor.

Son dokuz yıldır Kürt’e uygulan budur. Böyle olmaz, bu teknikle başa çıkılamaz, dolayısıyla geriye tek seçenek kalıyor; o da özgürlük arayışından vazgeçmek ve teslim olmaktır. Yani umut yok ve kadere teslim olmaktan başka seçenek kalmamıştır. Devlet yetkilileri bunu gerçekleştirmek için daima zamanlar verdiler. Üç aylık, altı aylık süreler verilerek, ‘kımıldayamazlar, adını bile zikreden kalmayacaktır’ denildi. En çok da Öcalan unutturulmak istendi. Son üç yıldır bir ada hapishanesinde tutulan Öcalan’dan tek bir haber bile ne ailesi ne de avukatları alabilmişlerdir.

Peki unutuldu mu? Cevabı bu yılkı Newroz alanlarında milyonlar verdi. En çok atılan slogan Öcalan’a ilişkin olandır. Yine Jin Jiyan Azadî sloganını yediden yetmişe bütün Kürtler ve dostları attı. İkinci sloganda umudun diri ve amaçtaki yürüyüşte kudretli olunduğu ortaya konulmuştur. Çünkü Newroz her yıl Kürt’ün kudretini ortaya koyduğu kutlama oluyor. Özgürlük umudunun tazelenmesi ve yürüyüşteki kararlaşma oluyor.

Newrozların ortaya koyduğu hiçbir özgürlük değerinin unutulmadığı, onlara daha fazla sarıldığının açığa çıktığı meydanlar oldu, Newroz meydanları. Zira Newroz’da görkem varsa halkın kudreti yüksek, özgürlükte yürüyüş kararlılığı tamdır. Bu yılkı Newrozlarda kararlılık fazlasıyla açığa çıkmıştır.

Newroz mesajının içeriğini, özünü de oluşturan bu kararlaşma olmaktadır. Mesaj açık ve net; Öcalan’ın fiziki özgürlüğü sağlanarak demokratik ve halkların özgürlüğünün gerçekleşeceği yarının inşasının birlikte örülmesidir. Kürtler iradesini böyle ortaya koydu Newroz’da. Yarının doğru gerçekleşmesinin tek seçeneği de budur. Diğer tüm seçenek olarak ortaya konulanlar acı, sömürü, çatışma, ötekileştirmenin çözüm olmadığı son dokuz yıldır tekrar test edildi, ama çözüm olmadığı yeniden kanıtlanmıştır. Aslında bu yapılan son yüz yıldır yapılanın tekrar tekrar tekrarlanması oluyor. Bu tekrarlarla devlet yorulmadı mı?

Bilinmelidir ki hiçbir halk özgür yaşam için yorulmaz. Halkların özgürlük akışı cıva gibidir, en küçük yarıklardan bile kendine yol açar ve akışını gerçekleştirir. Bu durum Kürtler için daha fazla gerçektir. 2600 yılı aşkın süredir Newroz’un özgürlük, diriliş ve doğuşunu aksatmadan çeşitli vesilelerle ve şekillerde her zaman aksatmadan kutlanması; düşmanların her tür bastırma, unutturma, çarpıtma gibi pratiklerine rağmen duruşu, hatta içeriğini çeşitlendirme ve zenginleştirmedeki becerisi, diğer halklarla buluşturması Kürt’ün özgürlük tutkusundaki ısrarından başka bir şey değildir.

Kürt’ün Newroz’da ortaya koyduğu irade görülmek durumundadır. Bu çok şey kazandırır. Her şeyden önce demokratik ve özgür bir yaşamın temeli bunun üzerinde kurulabilir ancak. Aksi son yüzyılın tekrarı olacaktır ki, bunun çok şeyi kaybettirdiği defalarca açığa çıkmıştır.

2024 Newrozu’nun mesajının ortaya koyduğu en çarpıcısı Newroz kudrettir, Kürtler kudretlidir ve enerjileri yüksektir. Değerlerine bağlıdırlar. Demokratik ve özgür yaşam tutkuları yüksektir. Başarma umutları kesindir.

Newroz Pîroz Be.

Yeni Yaşam Gazetesi/ 25 Mart 2024

Pazarcık’ta Newroz kutlaması

Maraş’ın Pazarcık ilçesindeki Newroz kutlamasında konuşan DEM Parti Milletvekili Çiçek Otlu,  “AKP iktidarı bize Kerbela’daki gibi bir su vermeyi çok gördü. 6 Şubat depreminde gördük ki Kürtleri ve Alevileri yok saymaya devam ettiler. Pazarcık’a baktığımızda görüyoruz ki ayrımcı politika devam ediyor” dedi.

Maraş merkezli depremlerin merkez üslerinden Pazarcık) ilçesinde DEM Parti konteynır alanında Newroz ateşi yakıldı. Büyük yıkımın yaşandığı Pazarcık’ta, halk Newroz kutlaması için konteynır alanında toplandı. Yüzlerce kişinin katıldığı Newroz alanında “Jin Jiyan Azadi” sloganları atılırken, siyasi tutuklular için özgürlük talepleri haykırıldı.

Maraş Pazarcık’ta Newroz gününde bir araya gelen halk Newroz’u bir düğün, bir şenlik tadında kutladı. Newroz programının kutlandığı alanda öncellikle Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) il ve ilçe belediye eş başkanları tanıtıldı. Alevilerin yoğun yaşandığı Pazarcık’ta 6 Şubat depreminde yardımların geciktirildiğine değinilerek, ‘yardımların bilinçli olarak geç ulaştığı ve kimlik ve inançlarından dolayı halkın aç ve susuz bırakıldığı’ ifade edildi. Pazarcık’ta hem Alevi hem de Kürt olmalarından kaynaklı yardımların ulaştırılmadığına dikkat çekildi.

GÜLTAN KIŞANAK’IN MESAJI OKUNDU

Kutlamaya, Kandıra Cezaevi’nde tutulan DEM Parti Ankara Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Gültan Kışanak mesaj gönderdi. Kışanak’ın mesajı şöyle:

“İkrar verdiğimiz meydanda, 72 millete bir nazardan baktık. Yoksulun hakkını alalım dedik; zalimin kapısında adalet dilenmedik. Rızalık yolundaysa yola çıkmadık; kim ki gerçeğin yolundaysa onar rızalık verdik. Şimdi yine bir rızalık meydanında yolun yolcuları olarak bulunuyoruz. Hakikat yolcusu olarak çıktığım yolda, dört yanım duvarla örülü olsa da Hak’la ve halkla buluşmama engel olmayacaklarını göstermek istedim.

Sizlerin, Alevi inancına sahip halklarımızın birlik olması, rızalık vermesi çok büyük bir anlam taşıyor. Tüm canları, sevgiyle, saygıyla selamlıyor; çıra olup, bu zifiri karanlığı dağıtacağımıza inanıyorum. Bu kadim toprakların, en kadim inancı olan Alevilik, zulme karşı direnişin adı olmuştur hep. Doğanın, her bir canlının, taşın toprağın, ağacın, suyun, insanın, kadının, cümle mazlumun yanında olmuş; adaletsizliğe, haksızlığa, yok saymaya karşı direnmiştir.”

“ÖRGÜTLÜ OLMAK BİZİ YAŞATTI”

Platformda konuşma yapan DEM Parti ilçe Eş Başkanı Fahri Demiroğlu, 6 Şubat depremine değindi. Demiroğlu, “Depremde yitirdiğimiz canları anıyoruz ve depremde örgütlü olmak bizi yaşattı. Her bireyin DEM Parti saflarında yer almaya davet ediyoruz. Bu topraklarda mücadele vermiş Denizlerin, İboların, Mahirlerin, Mazlumların, Zilanların ve Enginlerin sürdürdüğü mücadele sürüyor ve sürecektir” diye konuştu.

“AKP İKTİDARI KERBELA’DAKİ GİBİ BİR SU VERMEYİ ÇOK GÖRDÜ”

Pazarcık Newroz’unda konuşma yapan DEM Parti İstanbul milletvekili Çicek Oltu, Pazarcık Alevilerinin katliamlara ve sürgünlere maruz bırakıldığını dile getirdi. Oltu konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

“Buralara Alevilik katliamlarının yaşandığı, Kürtlerin ve Alevilerin inkâr edildiği ve asimilasyon politikasının en çok yaşandığı coğrafyadan bir tanesidir.  6 Şubat Depreminde gördük ki Kürtleri ve Alevileri yok saymaya devam ettiler. AKP iktidarı Kerbela’daki gibi bir su vermeyi Pazarcık’ta ve Maraş’ta çok gördüler. Pazarcık’a baktığımızda görüyoruz ki ayrımcı politikalar hala devam ediyor. Yerel seçimde demokrasiden, halktan, eşitlikten yana olan seçimlerde adaylarımıza oy vermeliyiz.”

“PAZARCIK DEHAKLARA KARŞI KAWALARIN YANINDA SAF TUTANLARIN TOPRAĞIDIR”

Newroz’a katılan DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça Cupolo, barış sürecinin ve cezaevinde tutulan siyasi tutukluların taleplerinin karşılanması gerektiğini vurgu yaparak, “Kürtler Türklerin sahip olduğu haklardan bir gram fazla istemiyor. Kadınlar erkeklerin sahip olduğu haklardan bir gram fazla istemiyor. Pazarcık özel savaş stratejisinin işletildiği deprem günü insanların ölüme terk edildiği, insanların bulunduğu yerleri bildirmek için kullandığı internetin kesildiği bir yerdir. Pazarcık Dehaklara karşı Kawaların yanında saf tutanların toprağıdır. Kendini bukalemun gibi değiştiren bu iktidara karşı yanıt verecektir. Biz İstanbul’dan, Amed’ten haykıran talebi tekrar yineliyoruz. Barış istiyoruz, müzakerelerin üzerindeki tecridin kaldırılması ve 100 günün üzerinde cezaevinde açlık grevinde bulunan tutsakların taleplerinin dikkate alınması talebinde bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.

PİRHA-MARAŞ

DEM Parti’den İliç raporu: Büyük bir ekokırım cinayeti yaşandı, sorumlu hükümet

0

PİRHA – Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Erzincan’da yaşanan maden faciasına ilişkin rapor açıkladı. “İliç, adeta Türkiye’nin Çernobil’i olmuştur” denilen raporda, ilgili şirket ve bakanlığın ihmallerine vurgu yapıldı.

DEM Parti, 9 kişinin yaşamını yitirdiği İliç maden faciasına ilişkin raporunu açıkladı. Yaşananlar sonrasında hava, su ve toprağın ciddi oranda kirlendiğine vurgu yapıldı.

Ekoloji Komisyonu Eş Sözcüsü İbrahim Akın ile Emek Komisyonu Eş Sözcüsü Sevtap Akdağ Karahalı, DEM Parti Genel Merkez binasında konuya ilişkin basın toplantısı düzenledi. Erzincan’ın İliç ilçesinde meydana gelen maden faciasına ilişkin “Ekokırım cinayeti” diyen DEM Partili yetkililer, şu açıklamayı yaptı:

“Siyanür dağının kopmasıyla meydana gelen facianın üzerinden 4 gün geçmesine karşın, milyonlarca ton siyanürlü çamurun altında kalan 9 maden emekçisine bugün halâ ulaşılamamış durumda.

İliç’te gerçekleşen şey, işleneceğini herkesin bildiği ama önlemek için kimsenin hiç bir şey yapmadığı bir cinayet öyküsüdür. Toprağı, havayı, suyu kirleterek zehirli atıkları geniş bir coğrafyaya yayan bu facia, aynı zamanda göz göre göre işlenmiş bir iş cinayetidir.

Facianın üzerinden iki gün geçtiği halde 9 maden emekçisinden ancak 6’sının adı açıklanabilmişti. Göçük altında kalan tüm emekçilerin isimleri ise felaketten sonraki üçüncü günün sonunda ancak öğrenilebildi. Enerji Bakanının itirafı ile söylemek gerekirse 9 maden emekçisi, 400 bin kamyon toprağın altında bırakıldı.

Bu duruma, bir günde veya birkaç ayda gelinmediğini hepimiz biliyoruz. Adım adım inşa edilen doğa ve insan düşmanı bir sömürü rejiminin bu coğrafyaya ve bu coğrafyada yaşamakta olan insanlara neler yaşatabildiğinin acı ama ne yazık ki tek olmayan bir örneği ile karşı karşıyayız.

“ZİNCİRLEME BİR SÖMÜRÜ VE CİNAYET SİSTEMİ”

Çöpler Madeni’nin bulunduğu bölgeye baktığımızda bu madenin mera, tarım arazisi ve orman bölgesi üzerinde kurulmuş olduğunu görüyoruz. Köylülerin, tarla vasfı taşıyan alanlara bir kulübe bile yapmasına izin vermeyen devlet, onlarca tarlanın üzerinde devasa bir maden tesisi kurulmasına onay vermiş. Normal koşullarda bir ağacın dahi kesilmesine izin vermemesi gereken devlet, ormanlık bir alanın ortasında milyonlarca metreküp kapasiteli bir zehir havuzu açılmasına izin vermiş. Böylece o alanlarda yaşayan köylüler adım adım ve sistematik olarak topraklarından koparılmış, bölgede tarımsal üretim durmuş ve tarımsal üretimin sona ermesiyle işsiz kalan bölge halkı da büyük şirketlerin ölüm saçan madenlerinde kölelik koşullarında çalışmak zorunda bırakılan ücretli kölelere dönüştürülmüştür. İnsanların yaşadıkları alana yabancılaştırıldığı zincirleme bir sömürü ve cinayet sistemi ile karşı karşıyayız.

Facianın meydana geldiği Çöpler Altın Madeni’ndeki istihdamda taşeron sisteminin kullanıldığını, 2400 civarında işçinin 8’er saatlik 3 vardiya şeklinde çalıştırıldığını şirketin kendisi açıklamıştır. Yani burada, 24 saat boyunca hiç durmadan devam eden, bir doğa katliamı ve sömürü düzeni kurulmuştur. Bugün halâ siyanür çamuru altında olan maden emekçilerinin, asgari ücrete yakın bir ücret karşılığında ve can güvenliği sağlanmadan çalıştırıldıkları ifade edilmektedir.

“BİZDEN ÇALDIKLARIYLA KENDİLERİNE SERVET YARATIYORLAR”

Sermaye sahipleri, çöreklendikleri bölgelerde çaresizleştirdikleri yoksul insanların bu çaresizliğini kullanarak onları ucuz iş gücüne dönüştürmekte ve sadaka verir gibi birkaç kuruma yaptıkları sözde bağışlarla da toplumsal meşruiyet sağlama çabasındadırlar. Oysa hepimiz biliyoruz ki bu şirketler bağış, hibe vs. adı vererek dağıttıkları paraları devletten aldıkları sermaye desteği ile fazlasıyla finanse etmektedirler. Anagold Şirketinin bir kalemde silinen 7,2 milyon dolarlık vergi borcu, hepimizin ve Çöpler faciasında hayatını kaybeden insanların cebinden çıkmıştır. Bizden çaldıklarıyla kendilerine servet yaratıyorlar ve o serveti kullanarak hayatlarımızı yok ediyorlar.

Devlet, halkın cebinden çıkan vergilerle büyük holdingleri finanse ediyor, bu holdingler yoksul insanların bulunduğu bölgelerdeki tarım topraklarına, meralara, ormanlık alanlara çörekleniyor ve o bölgeyi yaşanamaz hale getirdikten sonra kendi toprağına yabancılaşmış insanları madenlerde ücretli köle haline getiriyor.

İliç faciası, bu madenlerde işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin yetersiz kaldığının, alındığı söylenen önlemlerin sadece kâğıt üzerinde olduğunun kanıtıdır. Maden atıklarıyla oluşan siyanür dağının bulunduğu yamaçlarda çatlakların oluştuğu bizzat madende çalışan işçiler tarafından fotoğraflanmış ve faciadan önce maden işletmesine bildirilmiş olmasına karşın ne önleyici tedbir alınmış ne de maden emekçilerinin can güvenliği sağlanmıştır. Bu çatlakları fotoğraflayan ve şirkete bildiren işçinin de zehirli toprağın altında kalanlardan biri olduğunu öğrendik.

Enerji Bakanının ibretlik açıklamalarına göre arama kurtarma çalışmalarına katılan AFAD ekiplerinin zarar görmemesi için uğraşılıyormuş. Bu itirafı, maden şirketinin hangi koşullarda işçi çalıştırıldığını göstermesi bakımından dikkatle not alıyoruz. Kurtarma faaliyetleri için AFAD ekiplerinin bile sokulmadığı bir alanda işçiler 24 saat esasına göre çalıştırılabiliyor.

“SADECE İLİÇ VE ÇEVRESİ ZEHİRLENMEDİ”

Bu madenin yarattığı facia ile sadece İliç ve çevresi zehirlenmedi. Tonlarca siyanür hem toprağa sızdı, hem sulara hem de havaya karıştı. Şu an Erzincan çevresinden başlayıp, Basra Körfezine kadar devam eden Fırat Havzası, büyük bir ekokırım cinayetinin yaşandığı yer haline gelmiştir. Siyanür çok zehirlidir ve çok kolay buharlaşır. Madenden yayılan zehir şu an bölgenin üzerindeki bulutlara kadar ulaşmış durumdadır. Uzun yıllar boyunca temizlenmesi mümkün olmayan bir hava, su ve toprak kirlenmesi ile karşı karşıyayız. İşte bu yüzden İliç, adeta Türkiye’nin Çernobil”i olmuştur.

Bunu yapan yerli ve yabancı şirketler bir ahtapot gibi hareket ediyor. Dışarıdan baktığınızda bunlar, birbirinden farklıymış gibi görünüyor ama aslında ortak bir gövdede birleşen bir ahtapotun değişik kolları bunlar.

İliç’teki facia, birçok diğer suçu da açığa çıkarmış oldu. 2008 yılında ‘ÇED Olumlu’ raporu ile faaliyetine başlayan maden şirketi, maden sahasını o günden bu yana üç kat büyüttü. Her seferinde ya ‘ÇED Olumlu’ ya da ‘ÇED Gerekli Değil’ raporu ile işlerini yürütmesi sırasında hiçbir yasal engele takılmadı. Belli ki çok yukarılarda, çok hatırlı kişilerce koruyup kollanıyorlardı. Öyle olmasa, bugün yüzbinlerce metrekare alanı, Fırat ırmağını ve büyük bir coğrafyayı zehir çamuru altında bırakan bir madenin İliç ilçesine 850 metre, Çöpler ve Sabırlı köylerine 250 metre ve Fırat Irmağı’na 350 metre mesafede bulunan ve altın elde edilmesi sırasında çok sayıda zehirli kimyasal kullanan bir işletmenin Çevresel Etki Değerlendirmesi’nden olumlu rapor alabilmesi mümkün olmazdı.

Şimdilerde İstanbul’dan twit atarak “toprak kayması” sonucu oluşan felaketle ilgili “üzüntülerini” ifade eden ve timsah gözyaşları döken Murat Kurum, 2021’de “burada toprak kayması olmaz” diyerek ÇED OLUMLU kararını onaylayan kişidir. Kalplerinde vicdan yok, onu biliyoruz ama bunların yüzü de kızarmıyor. Utanma duygusundan da mahrumlar.

Dersim’de bir Xızır geleneği: Qawut –

0

PİRHA – Hızır ayında Hızır’ı karşılamak için her yıl yapılan Hızır Qawutu Dersim ve birçok Alevi coğrafyasında önemli bir gelenektir. Dersim merkeze bağlı Hawsîk (Böğürtlen) köyü sakinleri de Xızır ayı için kavut yaptılar. Köylülerden Ayfer Ökdemir, “Hızır ayında Kavut yapmak geleneğimizde hep var. Cuma sabahı yapıyoruz ve köylüleri çağırıp birlikte yiyoruz” dedi.

Bolluğu, bereketi, hoşgörüyü, barışı, sevgiyi simgelen Xızır’ın (Hızır) Dersim Alevi inancındaki yeri çok önemlidir. Her yıl, Şubat ayının bölgelere göre değişen günlerinde Xızır Orucu tutulur. Dersim’de Xızır ayı gelenekleri kapsamında en önemli etkinlik, Hızır Qawutu (Kavut) yapmaktır. Xızır ayında Xızır’ı karşılamak için her yıl yapılan Xızır Qawutu Dersim ve birçok Alevi coğrafyasında önemli bir gelenektir.

“XIZIR AYINDA QAVUT YAPMAK GELENEĞİMİZDE HEP VAR”

Dersim merkeze bağlı Hawsik (Böğürtlen) köyü sakinleri Xızır ayı için kavut yaptılar.

Buğdayı yıkayıp ayıkladıktan sonra değirmen taşında öğüterek Kavut yaptıklarını belirten köylülerden Ayfer Ökdemir, “Hızır ayında Kavut yapmak geleneğimizde hep var. Cuma sabahı yapıyoruz ve köylüleri çağırıp birlikte yiyoruz. Buğdayı elediğimiz sırada altta kalan taneleri Cuma sabahı tuz serpip hayvanlara veriyoruz. Kimileri şerbetli yapıyor biz ise tuzlu yapıyoruz. Yağı da eritiyoruz, qawutun orta kısmını açıyoruz ve yağı döküp yiyoruz” dedi.

“BU YOL XIZIR’IN YOLUDUR”

Kürtçe konuşan köylü kadınlardan Karanfil Ökdemir ise şunları söyledi:

“Taşla sapının uyumlu olması gerekiyor. Bu Yol Xızır’ın yoludur, unutmayalım. İnsanlar orucunu tutsunlar, niyazını yapıp dağıtsınlar, iyi olur. Çünkü bu yol bizim yolumuzdur. Bırakmayalım. Xızır olduğu yerde duruyor, biz Xızır’ı bırakmışız.”

QAVUTUN YAPILMA AŞAMALARI

Hızır ayına ilişkin yapılan Hızır Qawutu’nun yapılma aşamaları şöyle:

Buğday önce sacda kızgın ateşle kavrulur. Kavrulan buğdaylar eski bir teknik olan taşlarla öğütülür ve sonra elekle elenir. Eleme işleminden sonra kimse el vurmayacak şekilde leğene bırakılarak Hızır beklenir. Eğer ev halkının kalbi temizse Hızır akşam eve gelip hazırlanan Qawuta (Kavut) dokunur. Ve sabah Hızır’ın geldiğini hisseden aile kurban keser.

Hızır’ın bir olduğuna ancak zorlu kış şartlarından dolayı Dersim’de tüm ilçe ve köylere ayrı ayrı gittiğine inanılır. Bu nedenle her ilçede üç farklı zamanda oruç tutulur.

Hızır orucunun son günü olan Perşembe kurbanlar kesilir ve komşulara zengin fakir ayırt edilmeden eşit şekilde dağıtılır. Ayrıca Perşembe günü lokmalar hazırlanır mezar ve ziyaretlere gidilir.

PİRHA/DERSİM

Elazığ Yıldızbağları Cemevinde Hızır Cemi yapıldı

0

PİRHA- Elazığ Cem ve Kültür Vakfı’na (El-Cem) bağlı faaliyet gösteren Yıldızbağları Cemevi’nde Hızır Cemi yapıldı. Cem erkanını Kureyşan Ocağı pirlerinden Cafer Yeşil ve Mahir Mailoğlu yürüttü. Zakirlerin deyiş ve nefesleriyle semah dönüldü.

Elazığ Cem ve Kültür Vakfı’na (El-Cem) bağlı faaliyet gösteren Yıldızbağları Cemevi’nde Hızır Cemi yapıldı. Cem erkanını Kureyşan Ocağı pirlerinden Cafer Yeşil ve Mahir Mailoğlu yürüttü.

Ceme katılan yurttaşlar zakirlerin Kürtçe ve Türkçe deyiş ve nefesleriyle semah döndüler. Cemin sonunda lokmalar pay edildi.

PİRHA/ELAZIĞ

Toprak altında kalan 9 işçiyi arama çalışmaları sürüyor

0

Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan maden sahasında yaşanan toprak kayması sonucu toprak altında kalan 9 işçiyi arama kurtarma çalışmaları sürüyor.

Toprak kaymasının olduğu esnada sahada bulunan 9 işçi gece gündüz arama çalışmaları yapılırken, Sosyal medyada iliç sayfaları toprak altında kaldığı düşünülen 8 kişinin fotoğrafını yayınladı. Toprak altında kalan 9 işçiye ulaşabilmek için çalışmalar aralıksız sürüyor. Yaklaşık 850 kişiden oluşan Arama kurtarma ekipleri çalışmalarına gündüz olduğu gibi akşam saatlerinde de devam ediyor.

KAYNAK Ajans Erzincan – 

Alevi kurumları Tunceli Cemevi için harekete geçti: Cemevi Diyanetin değil, Alevilerindir

0

PİRHA-Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu, Demokratik Alevi Federasyonu, Tunceli Cemevinde yaşanan asimilasyon uygulamalarına ilişkin ortak bir açıklama yaptı. Açıklamada, Tunceli Cemevi’nin Dersim’deki Alevi toplumu için önemli bir ikrar evi olması gerektiği vurgulanarak, “Tunceli Cemevi Ali Ekber’in, devletin, Diyanetin değil Alevilerindir, Dersim halkınındır” denildi.

Ali Ekber Yurt’un başkanlığını yaptığı Tunceli Cemevi‘nin uzun bir süredir asimilasyon uygulamaları Alevilerin tepkisini çekiyor. Diyanet, AKP, MHP ile yakın diyaloglar içinde olan Cemevi yönetiminin artık değişmesi için Alevi kurumları harekete geçti.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Tunceli Cemevi’nde yaşanan sorunlara ilişkin bir ortak açıklama yaptı.

Ortak basın bildirisinde, Tunceli Cemevi’nin, Avrupa ve Türkiye’deki Alevi toplumunun ortak çabası ve katkılarıyla inşa edildiği belirtilerek, 2011 yılında gerçekleştirilen seçimlerin, Ali Ekber Yurt tarafından sahte üye kayıtları ve çeşitli entrikalarla manipüle edildiği, bu yolla cemevinin yönetiminin ele geçirildiği vurgulandı.

Açıklamada Ali Ekber Yurt’un, üye kaydını durdurduğu ve cemevinin kapılarını Alevi toplumunun dışındakilere açtığı, buna karşın Alevi inancına sırt çevirdiği ifade edildi.

Alevi kurumları ayrıca, cemevinin mülkiyetinin belediyeye ait olduğu ancak geçmişten günümüze kadar gelen belediye başkanlarının bu duruma müdahale etmediği, son günlerde yaşanan genel kurulun polis müdahalesiyle sabote edildiği ve cemevinin mahkeme kapılarına taşındığı kaydedildi.

“ALİ EKBER YURT YÜZÜNÜ DEVLET ERKİNE DÖNMÜŞTÜR”

Açıklamada şunlar kaydedildi:

Dersim’de Kutsal Mekanımız “Gole Çeto” üzerinde bulunan “Tunceli Cemevi” Avrupa ve Türkiye’deki Alevi “Yol” taliplerinin ortak emek ve katkılarıyla yapılmıştır. Fakat ne yazık ki Ali Ekber Yurt olarak bilinen şahıs, sahte imzalı üye yazımlarıyla, 2011’de yapılan seçimi çeşitli entrikalarla, devlet gücü ve mahkeme kararıyla adeta emek hırsızlığı ile ele geçirmiştir. O gün bu gündür, Ali Ekber Yurt, üye yazımını durdurmuş, bütün Hak’k Kelamı edenleri susturmuş veya üyelikten attırmış, yüzünü devlet erkine dönmüş, bir devlet kurumuna da müdür olmuş, ocağına, ikrarına, inancına, itikâtına arkasını dönmüş, cemevinin kapısını Alevilerden başka herkese açık tutmuştur.
Arsa ve dolayısıyla bina mülkiyeti belediyeye ait olmasına rağmen, nedense gelen-giden başkanlar da herhangi bir girişimde bulunup cemevimizi bu işgalden kurtarmamışlardır.

“CEMEVİ, DEVLETİN-DİYANETİN DEĞİL DERSİM HALKININDIR”

Geçen günlerde yapılan genel kurul, polis müdahalesiyle sabote edilerek, inanç mekanımız-dergâhımız, Yol’umuza hiç yakışmayan bir tavırla tekrar mahkeme kapılarına taşınmıştır.

Bizler Avrupa’da bulunan Yol hizmetkârı, Ocak Pirleri ve Tunceli Cemevi’nin yapımındaki emektarları olarak, “Yolumuza uygun bir çözüm önerisiyle, bütün ocak pirlerinden rızalıkla oluşan bir meclisin gözetiminde üye kayıt işleminin yeniden titizlikle ve hakkaniyetli yapılmasını, cemevindeki, inançsal hizmetlerin de bu kurulacak Ocaklar Meclisi’nin gözetim, denetim ve yetkisinde olmasını temenni ve talep ediyoruz.

Tunceli Cemevi Ali Ekber’in, devletin, Diyanetin değil Alevilerindir, Dersim halkınındır. Lütfen, elinizi hem inancımızdan hem dergâhlarımızdan çekiniz. İnancımıza, ikrarımıza, dergahımıza sahip çıkacağız! Emeğimizi gaspçılara, cemevimizi işgalcilere bırakmayacağız!”

PİRHA/İSTANBUL

Muhabirimiz Nuray Atmaca serbest bırakıldı

0

PİRHA- Dersim’de ifadesi alınmak üzere Tunceli Emniyet Müdürlüğü’ne çağrıldıktan sonra gözaltına alınan Dersim muhabirimiz Nuray Atmaca serbest bırakıldı. 

Dersim’de ifadesi alınmak üzere Tunceli Emniyet Müdürlüğü’ne çağrılan PİRHA Dersim Muhabiri Nuray Atmaca, ifadesinin alınmasından sonra gözaltına alındı. Atmaca daha sonra serbest bırakıldı.

PİRHA/DERSİM

İLGİLİ HABERLER

> PİRHA Dersim Muhabiri Nuray Atmaca gözaltına alındı

İstanbul’da Çalık Holding önünde eylem: İliç, büyük bir felakete yol açacak

0

PİRHA-Ekoloji ve emek örgütleri, İstanbul’da Çalık Holding önünde açıklama yaparak İliç’te yaşanan felakete tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Çöpler Altın Madeni ve Anagold şirketi acilen kapatılmalıdır. Suça ortak olan tüm kamu görevlileri ve şirket yetkilileri hakkında soruşturma açılmalıdır” denildi.

Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’ni faciasında 9 işçinin toprak altında kaldığı belirtilirken, altın madeninin çıkarılması için kullanılan siyanür başta olmak üzere bir çok kimyasal toprağa karşıtı.

Ekoloji ve emek örgütleri, İstanbul’da Çalık Holding önünde açıklama yaparak, yaşanan felakete tepki gösterdi.

Açıklamada, “Kaza değil katliam, İliç ölüm madeni kapatılsın’ pankartı açıldı. Basın açıklamasını Göksel Ezelkök okudu. Açıklamada, ‘Katil Çalık İliç’ten Defol’, ‘madenler ölüm saçıyor doğa mücadeleye çağırıyor’ dövizleri açıldı.

“SİYASİ İKTİDARDA GÖÇÜK ALTINDA KALMIŞTIR”

Erzincan İliç Çöpler Altın Madeni’nde göçük altında sadece işçilerin değil aynı zamanda siyasi iktidarın da kaldığını belirten Göksel Ezelkök, “Siyasi iktidar ÇED olumlu kararları, kapasite artışının kabulü, milyonlarca dolar vergi indirimi ile SSR Mining ve ortağı Çalık Grubunun vahşi madenciliği sürdürmesine göz yumdu. Zehirli kimyasallar içeren milyonlarca ton atığın çökmesi sonucu çalışan işçiler göçük altında kaldı. Kaç canın göçük altında olduğunu, ne kadar alanın zehirlendiğini bilmiyoruz. Siyanür ve toksik kimyasallarla koca bir Fırat havzası ve Fırat’ın ulaştığı tüm uluslararası sular tehdit altında. Ekokırıma yol açan facianın sonuçları, kamu yararı gözetmesi gereken kurum ve temsilcilerince ısrarla halktan gizleniyor. Yaşanılan tartışmasız ekokırım olup doğaya, tüm canlılara ve insanlığa karşı kasıtlı olarak işlenmiş bir suçtur. Çöpler Altın Madeni ve Anagold şirketi acilen kapatılmalıdır. Suça ortak olan tüm kamu görevlileri ve şirket yetkilileri hakkında soruşturma açılmalıdır” dedi.

“SORUMLULARDAN HESAP SORMAMIZ GEREKİYOR”

Türkiye’nin her tarafında ekolojik yıkım olduğunu dile getiren Polen Ekoloji Kolektifi Üyesi Cemil Aksu ise “İliç, Çernobil gibi sınırları aşacak ve büyük bir felakete yol açacak. Yaşanan katliam sadece toprak kayması ve 9 işçi yaşamını yitirdi denilerek örtülemez. Türkiye’de yaşam alanlarımızın büyük çoğunluğuna maden ruhsatları verilmiş durumda o yüzden sorumlulardan hesap sormamız gerekiyor” diye belirtti.

“İLİÇ’TE YAŞANAN İKİNCİ BİR ÇERNOBİLDİR”

İliç’teki tehlikeyi herkesin haykırdığını söyleyen DEDEF Genel Sekreteri Hasan Şen, “Bugün bir kez daha haykırıyoruz, bu sadece İliç’in meselesi değil. İliç’te yaşanan ikinci bir Çernobildir. Bir an önce bütün sorumlular ekokırım suçlamasıyla yargılanmalıdır” diye konuştu.

Açıklama, ‘Katil Çalık İliç’ten defol’ sloganlarıyla sona erdi.

Cihan BERK-Devrim FINDIK/İSTANBUL