Ana Sayfa Blog Sayfa 149

Laik eğitimin son kırıntıları yok ediliyor

Yirmi iki yıldır sürdürülen siyasal İslam rejim inşası, Cumhuriyet’in 100. yılında Cumhuriyet’le hesaplaşmasının son raunduna hazırlanıyor.

Siyasi iktidarın seçim sonrası ajandası kesintisiz ve daha da hızlandırılarak işletiliyor.

2021-2022’de 48 ilde başlatılan ÇEDES protokolü 2022-2023’te 81 ilde 703 okula yaygınlaştırıldı. Manevi danışmanlık adıyla imam, vaiz, vaize, müezzin vb. okullarda istediği çalışmayı yürütebilecek. Bu protokolün yirmi iki yıldır yüzlerce tarikatla imzalanan protokollerden en temel farkı kalıcı ve sürekli olması. Ayrıca okullarda kamu eliyle “Öğrencilere rol model olabilecek gönüllü rehber öğrenciler” ifadesiyle ülkeye 15 Temmuz karanlığını yaşatan “abiler, ablalar” örgütlenmesi tekrar oluşturuluyor.

Öğrencilerin okul dışı mekanlarda etkinliklere, kurslara katılımının da önü açılıyor. Bu mekanlar nereler? Neden okullar değil de farklı mekanlar kullanılıyor?

ÇEDES kapsamındaki etkinlik başlıkları; baba oğul kampları, dede torun buluşmaları. Kadınların, kız çocuklarının adı dahi yok. Temel hedefleri yeni bir toplum, yeni bir toplumsal iklim yaratmak.

MEB, ortaokullar ve liselerde öğrencilerin zorunlu olarak “Din, Ahlak ve Değer” grubundan bir ders seçmesi kararı aldı. Öğrencilerin ders seçme kararı hukuksuzca Talim Terbiye Kurulu kararı ile ortadan kaldırıldı. Pedagojik de olmayan bu kararla öğrencilerin temel hak ve özgürlükleri yok sayıldı. Çok sayıda dil ve sanat dersleri de kaldırıldı.

80 darbecilerinin zorunlu din dersi ile atmış olduğu siyasal İslam rejimi adımlarının en başarılı sürdürücüsü siyasi iktidar 4+4+4 yasasında seçmeli adıyla haftalık din dersi sayısının artışını da zorunlu hale getirdiği derslerin sayısını daha da arttırdı, kalıcılığını da sağlamış oldu.

Özel okulların hafta sonu kurslarının ücretsiz olması, belediyeler eliyle giderlerin karşılanması, özel okullara bizim vergilerimizin teşvik adıyla yüzde yüz oranlarında arttırılarak aktarılması kararları da yalnızca eğitimin piyasalaştırılmasının, eğitimde eşitsizliğin hızlandırılması ile sınırlı değildi. Yüzlerce özel okula, yurtlara sahip olan şirketleşmiş tarikatların bizim vergilerimizle şatafatlarına şatafat, zenginliklerine zenginlik katacağının açık adımıydı. Halkın emeği, alın teriyle o tarikat şeyhleri artık daha gösterişli villalarda yaşayacak, daha pahalı otomobillere binecek, çocuklara, gençlere ücretsiz yemek hakkı için ayrılmayan bütçeler tarikatlara peşkeş çekilecek.

Önce imam hatip okullarında, sonrasında yönetmelik eliyle tüm ortaöğretim kurumlarında karma eğitimi kaldıranlar artık tüm eğitim kademelerinde karma eğitimin kaldırılacağını açıklıyorlar.

4+4+4 sonrası ilkokuldan itibaren tüm eğitim kademelerinde zorunlu hale getirilen mescit, okul öncesinde de zorunlu hale getirildi. Eğitimin laik, kamusal niteliğine en büyük darbelerden biri daha indirildi. Okullarda, üniversitelerde kütüphane, laboratuvar, spor salonları vb. eğitimin vazgeçilmez mekanlarına ilişkin hiçbir zorunluluk ibaresi yokken zorunlu açılması tarif edilen tek yer mescitler.

Tüm öğretmenlere kasım seminer döneminde “Temel Eğitim ve Ortaöğretim Kurumlarında Din Eğitimi ve Öğretimi” semineri verilecek olması ise ilk kez yaşanıyor.

2012’de AKP sözcülerinin art arda yaptıkları açıklamalarda “Elimize tüm okulları imam hatipleştirmek için tarihi bir fırsat geçti” cümlelerinin en somut halini yaşıyoruz. Artık okul öncesinden yükseköğretime mescitleri, zorunlu din dersleri, karma eğitim yasakları, değerler eğitimi adı altında siyasal İslam’ın dayattığı kavramlar üzerine inşa edilmiş müfredatı, sayıları okul öncesi eğitim kurumlarını geçen okul öncesi Kuran kursları, hafızlık proje imam hatip ortaokul/liseleri, protokoller ve daha onlarca adımla tüm okullar artık imam hatipleştirildi.

Filistin’de dünyanın en büyük katliamı yaşanırken dahi siyasal İslamcılar, 6. filoya kıble duranlar, katliama rağmen İsrail İle ticari anlaşmalarını durdurmayan, feshetmeyen rantlarından vazgeçmeyenler katliamlarla yaşanılan acıyı dahi siyasi ranta dönüştürmekten vazgeçmiyorlar. Tüm okullarda okul mescitlerinde din öğretmenlerinin, imam hatip okullarında meslek dersi öğretmenlerinin nezaretinde cenaze namazları kılınması, imamlar eşliğinde okullarda mevlitler okutulması, sokaklarda şeriat çağrısı yapılıyor.

Rejim artık zora dayalı tüm aygıtları ile yaşamın her alanında, sahada. Tüm araçlarıyla kendini tahkim ediyor. Bu rejimden beslenen sermaye grupları olanca iki yüzlülüğüyle Cumhuriyet’in 100. yılı reklamlarını yayınlatıyor. Oysaki kutlanacak bir Cumhuriyet’in en ufak kırıntısı dahi kalmadı. Yeniden kazanılacak laik, eşit, özgür bir Cumhuriyet mücadelesi artık temel meselemiz.

Aşk ile…

Elif Keleşo ALEViNET 28.10.2023

Düzgün TV kurucularından Hıdır Düzgün Hakk’a yürüdü!

Berlin’de iki yıldır kanser tedavisi gören Düzgün TV kurucularından Hıdır Düzgün Hakk’a yürüdü. 27 Ekim Cuma günü Berlin Alevi Kültür Merkezi’nden Hakk’a uğurlanacak olan Düzgün, Berlin’deki Alevi Mezarlığı’nda toprağa sırlanacak.

Gazeteci Şükrü Yıldız, sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak Düzgün TV’i birlikte kurdukları Hıdır Düzgün’ün Hakk’a yürüdüğünü duyurdu.

Yıldız açıklamasında, “Acıların, işkencelerin sürgünlerin yarattığı hayatlarda tükendik, tüketildik. Üzüldük, sevindik ve tüm ayrılıklara rağmen toprağımızı, insanımızı sevdik, gurbetlerde özlemimizin resmini çizdik. Bugün bir kişi daha eksildik… Yanlışı ve doğrusu ile Düzgün TV’yi birlikte kurduğumuz Hıdır Düzgün’ü kaybettik. Devr-i daim olsun…” ifadelerini kullandı.

Hıdır Düzgün, 01 Mayıs 1955 tarihinde Erzurum’un Hınıs ilçesine bağlı Kosan (Taşbudak) köyünde doğdu. Kosan köyünde Kirmancki ve Kurmancı dillerinin konuşulduğu bir çevrede büyüdü ve temel eğitimini aldıktan sonra ortaokulu Hınıs’ta tamamladı. Eğitimine Erzincan Öğretmen Okulu’nda devam ederek mezun oldu.
Öğretmen olarak kariyerine başladıktan sonra, Hınıs bölgesinde devrimci hareketlere katıldı ve inançlarına sadık kalarak toplumuna büyük destek verdi. Ancak, 12 Eylül askeri darbesinin ardından işkencelere ve tutukluluk süreçlerine maruz kaldı. Bu dönemin sonunda öğretmenlik mesleği de sona erdi ve İstanbul’a taşınarak ticari girişimlere atıldı.
Kısa süre içinde elde ettiği başarılar, 1990’ların ortalarında Kürt iş dünyasında adını duyurmasına yol açtı. Hıdır Düzgün, yaşamını tehlikeye atan tehditlere rağmen hayatta kalmayı başardı. Daha sonra Avrupa’ya göç ederek, Almanya’daki ilkler arasında olan döner üretim fabrikasını açarak iş dünyasındaki faaliyetlerini sürdürdü.

2006 yılında, topluma olan bağlılığın vermiş olduğu sorumluluk ile bir grup gazeteci ile birlikte “Düzgün TV” adlı televizyon kanalını kurdu. Alevilerin yayına giren 3. televizyon kanalı ile Alevi örgütlenmesine katkı sundu.

Hıdır Düzgün, Berlin’de iki yıldır kanser tedavisi görüyordu. Ailesi tarafından yapılan açıklamada Düzgün, 27 Ekim Cuma günü Berlin Alevi Kültür Merkezinde saat 10.00’da başlayacak olan Hakk’a uğurlama erkanı sonrası, saat 11.00’de kendisinin isteği üzerine Berlin’deki Alevi Mezarlığı’nda toprağa sırlanacak.

PİRHA/ALMANYA

Aleviler çok katmanlı bir dışlamaya maruz bırakıldı; farklılıklar bir potada eritildi’- VİDEO

Cumhuriyet 100. yılını geride bırakırken Türkiye, geride kalan 100 yılda ‘tek kimlik’ ile yönetildi. Cumhuriyet’in 100 yılını ve ikinci 100 yıla girerken Aleviler açısından değerlendirme yapan Sosyolog Doç. Dr. Bülent Küçük, Alevilerin kendi içerisinde devlet tarafından çeşitlendirilerek çok daha katmanlı bir dışlamaya maruz bırakıldıklarını söyledi.

Türkiye Cumhuriyeti 100 yılını geride bırakıyor. Türkiye, geride kalan 100 yılda “tek dil, tek din, tek kimlik” ile yönetildi.

Geride kalan 100 yılda Aleviler, kırım, yok sayma, asimilasyon uygulamarıyla karşı karşıya kaldı. Alevi köylerine cami yapılmaya, çocuklarına zorunlu din dersi verilmeye devam edildi. Alevi sözcüğünün yasaklı olduğu 80 yıl boyunca Alevi toplumu, kendi varlığını korumak için yoğun bir çaba harcadı.

Aleviler ise ikinci 100 yıla eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. 1950’li yıllardan başlayarak örgütlenme çalışmalarına başlayan Aleviler, Sivas Madımak Katliamı sonrası hak, eşit yurttaşlık mücadelesini daha da artırdı.
Dergahları, ziyaretgahları, kutsal mekanları işgal altında olan Alevi toplumu, son olarak Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle dağıtılmak isteniyor.

PSAKD Diyarbakır Şubesi’nde Aşık Veysel anıldı – VİDEO

PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde  Aşık Veysel anma etkinliği düzenlendi. Etkinlikte Aşık Veysel’in 109 yıllık sazını çalıp türküler söyleyen Şentürk İyidoğan, sazın 1999’da kendisine verildiğini belirtti.

UNESCO’nun ilan ettiği 2023 Aşık Veysel Yılı kapsamında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde  Aşık Veysel anma etkinliği düzenlendi. Etkinlikte Sivaslı Saz Ustası ve Halk Ozanı Şentürk İyidoğan, Aşık Veysel’in sazıyla ozana ait türküleri seslendirdi.

“AŞIK VEYSEL ÖNEMLİ BİR HALK OZANIDIR”

Etkinlikte konuşan PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Eşit Başkanı Aydın Atlı şunları dile getirdi:
“2023 yılı UNESCO tarafından Aşık Veysel’i anma yılı olarak kabul edildi. Bu nedenle de bir etkinlik düzenlemek istedik. Sözlü kültürün ve aşık geleneğinin son büyük temsilcilerinden olan Aşık Veysel Şatıroğlu’nu özlemle anıyoruz. Aşık Veysel olarak bilinen Veysel Şatıroğlu 1894 yılında Sivas’ta doğmuştur. Türk edebiyatına kazandırdığı eserleriyle ölümsüzlük katan Aşık Veysel önemli bir halk ozanıdır. ‘Uzun ince bir yoldayım, ‘Benim sadık yarım kara topraktır’, ‘Dostlar beni hatırlasın’ gibi büyük eserlerin sahibi olan Aşık Veysel ölümünün 50. yıl dönümünde saygıyla anılıyor.”

Ovacıklılar, yazın ardından uzun kış günlerinin sessizliğine hazırlanıyor-VİDEO

PİRHA-Ovacık’ta sonbahar, doğa için rengahenk bir şölene dönüşürken insanlar ve sokaklar için tenhalık ve yalnızlaşma anlamına geliyor. Yaz aylarında binlerce insanı ağırlayan Ovacık, turistler ve yazlıkçılar çekilince, ilçede kalan çoğu yaşlı nüfusuyla birlikte uzun kış günlerinin sessizliğine bürünüyor.

Nüfusu resmi verilerle ilçe ve köylerle birlikte 6-7 bin olarak görünen Dersim’in Ovacık ilçesinde, bu nüfus yaz aylarında en az 10 katına çıkıyor. Sonbahara gelindiğinde ise havaların da soğumasıyla sokaklar hızlıca tenhalaşıyor. Yazın kalabalığından sıkılanlar için bu tenhalık ilk başta iyi gelirken, bir süre sonra günlerin de iyice kısalmasıyla yalnızlığa ve uzun kış boyu sürecek bir can sıkıntısına dönüşüyor.

YAZIN ARTAN NÜFUS SONBAHARDA ANİDEN AZALIYOR

1993-94’teki hükümetin köy boşaltmalarından sonra köylerin çoğu boşalırken, kalan köylerin önemli bir kısmında da sadece birkaç ev kalmıştı. Son yıllardaki yoğun köye  dönüşlerle, yerleşime izin verilen köylerde ve ilçe merkezinde ev sayıları arttı. Birkaç haneli köyler yıllar içinde tekrar 20-30 haneli köylere çıktı ancak bu dönüşlerle köyüne tekrar ev yapanların çoğu sadece sezonluk olarak yerleşiyorlar ve kış başlamadan geldikleri yerlere geri dönüyorlar. Sonbaharda nüfusun aniden azalmasının birinci sebebi bu durum.

İkinci olarak yine son yıllarda giderek artan turizm ilgisi, yaz aylarında ilçenin günlük kalabalığını önemli sayıda arttırıyor. Kendi yerleşik nüfusuna bile yeterince hizmet edemeyen yetersiz altyapısına rağmen bölgenin önemli bir cazibe merkezi haline gelen Ovacık, yaz sezonunda binlerce turist ağırlıyor.

TV10’nu izledi hayatı değişti: TV10 Alevilerin sesiydi, yaşamımızı değiştirdi-VİDEO

PİRHA-AKP tarafından KHK ile 28 Eylül 2016’da kapatılan TV10’un Alevi toplumu üzerindeki etkisine dair onlarca örnekten bir tanesi Çamalan’da yaşandı. Adıyamanlı Abuzer Kaplan, TV10’da izlediği program sonrası Tahtacı Alevi köyü olan Çamalan’a yerleşti. “TV10 Alevilerin sesiydi, bir programı hayatımızı değiştirdi” diyen Kaplan, TV10’un önemine dikkat çekti.

Alevilerin sesi TV10, Kanun Hükmünde Kararname’yle (KHK) 28 Eylül 2016’da kapatılırken, yayın hayatı boyunca bir çok ilk gerçekleştirdi. Alevilerin hak mücadelesini yansıtan TV10 aynı zamanda Alevilerin yaşamına da önemli etkilerde bulundu. TV1o’da izlediği bir programdan etkilenip Çamalan’a yerleşen Abuzer Kaplan, TV10’nun yaşamlarındaki yerini anlattı.

TV10’U İZLEDİ, ÇAMALANA YERLEŞTİ!

Adıyamanlı Abuzer Kaplan, TV10’da izlediği program sonrası Mersin’in Tarsus ilçesine bağlı Tahtacı Alevi köyü olan Çamalan’a yerleşti. Verdiği karardan mutlu olduğunu anlatan Kaplan, “TV10’u seyrediyordum. Programda Çamalan köyü anlatılıyordu. Bende yerleşebilirim dedim ve bir kaç yıl sonra yerleştim” dedi.

“TV10 ALEVİLERİN SESİYDİ”

TV10’nun Alevi köylerini tek tek gezmesinin Alevi toplumu açısından önemli olduğunu aktaran Kaplan, “TV10 Alevilerin sesiydi, bir programı hayatımızı değiştirdi. Alevilerin nerelerde yaşadıklarını, kültürlerini, geleneklerini bu programlar sayesinde öğrendik. Bu da bizi toplum olarak güçlü kılıyor” diye ifade etti.

Çamalan Cemevi’nin her zaman açık olduğunu da belirten Kaplan, “Perşembe akşamları bir araya geliyoruz. Cemimizi yapıyoruz, lokmalarımızı paylaşıyoruz. İnancımızı yaşıyoruz. Bu da bizi mutlu ediyor” ifadelerine yer verdi.

Diren KESER/MERSİN

ELBiSTAN Cemevi’nden İsrail’in saldırılarına kınama

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Elbistan Şubesi’nce, İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği hastane saldırısına ilişkin bir açıklama yapıldı.

Yönetim kurulu adına açıklama yapan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Elbistan Şube Başkanı Ali Rıza Cimikoğlu, Filistin’de insanlık suçu işlendiğine dikkat çekti.

Saldırıyı kabul etmediklerini vurgulayan Cimikoğlu, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“İsrail’in yıllardır devam eden, Filistin halkını yurtlarından ederek, topraklarına el koyma çabası 7 Ekim’den bugüne planlı bir şekilde sürmekte ve şiddetini gittikçe artırmaktadır. Bu saldırılarda yüzlerce sivil insan katledilmiş ve yurtlarından ayrılmaya zorlanmıştır. Son olarak İsrail’in bir hastaneye yapmış olduğu ve 500’den fazla sivilin ölümüne yol açan saldırı kabul edilemez. Hiçbir dünya ülkesi Filistin’de yaşanan insanlık suçuna sessiz kalmamalıdır. Filistin halkına yaşatılan ablukanın acilen kaldırılması ve acil ihtiyaçlarının ivedi bir şekilde insanlara ulaştırılması konusunda adım atılması elzemdir.

İnsanların katledilmesinde, bölgeyi açık bir cezaevi haline getirerek insanların aç ve susuz kalmasında payı olan herkes, uluslararası hukuk normları çerçevesinde yargılanmalı ve gereken cezaları alması sağlanmalıdır.

Bütün öğretisi ‘barış’ olan biz Aleviler, Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi, ‘Düşmanınız dahi olsa, insan olduğunu unutmayınız’ sözünü tüm insanlığa hatırlatır, bütün savaşların insanlığa karşı bir suç olduğunu belirtir ve tüm dünya barışı için mücadele edeceğimizin bilinmesini isteriz.”
ERDEM TAŞ 23.10.2023

FEDA ara dönem konferansı devam ediyor

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ara dönem konferansı Almanya’nın Dortmund şehrinde devam etti. Avrupa’nın değişik kentlerinden delegelerin ve dergah temsilcilerinin katıldığı konferansta FEDA örgütlenme sorunları ve dönemsel Alevi sorunu değerlendirildi.

İlk gün federasyonun çalışmalarının ele alındığı toplantının ikinci gününde, sorunların çözümleri üzerine tartışmalar yürütüldü. Özellikle federasyonun sorunlara çözüm gücü olup olmadığı başlığı tartışmanın ana konusunu oluşturdu.

“ALEVİLERİN SORUNLARINI ÇÖZECEK TEK KURUM FEDA”

FEDA Yönetim Kurulu Üyesi ve Medya Sorumlusu Aziz Tunç, örgütsel sorunları ele alırken çözüm konusunda inançsızlığın etkili olduğunu söyledi. “İnanmadığımız bir sorunu çözmemiz mümkün değildir” diyen Tunç, bölgedeki savaşa da dikkat çekti. Tunç, “Alevi kurumlarımızın ortak imza ile yaptıkları açıklamada bir tek ‘Kürt’ kelimesi geçmedi” dedi. Bu konudaki tutumu eleştiren Tunç, Alevilerin sorunlarını çözecek tek kurumun FEDA olduğunu söyledi.

“SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ KONUSUNDA ALEVİLERİN YOĞUNLAŞMASI GEREKİYOR”

Sanatçı Zeynep Enhas, dil konusuna dikkat çekti. “Varlığın temel unsurlarından biri dilimizdir” diyen Enhas, bu konuda gerekli duyarlılığın olmadığını dile getirdi. Enhas, Aleviliğin derin, köklü bir geçmiş mirası olduğunu, bunu temsil edecek kadroların oluşması gerektiğini belirtti.

Songül Çelik de, FEDA’nın kendi inancı, perspektifi ile sorunlara doğru yaklaştığını söyledi. Çelik, ana diline, toprağa ve inanca sahip çıkmanın önemine dikkat çekerek, bu konudaki sorunlara cevap olacak çalışmalara öncelik verilmesini istedi.

HDP 26. Dönem Milletvekili Besime Konca ise, sorunların çözümü konusunda Alevilerin yoğunlaşması gerektiğini söyleyerek “Bir çok şeyi görmezden gelip, erteledik. Tarihi bir süreçten geçiyoruz. Toplumsal önderliklerin desteklenerek, sorunların çözümünü doğru tespit ederek, kendi gücümüze göre organize etmeliyiz. dedi.

“ALEVİ KURUMLARI ERKANNAME YAZMAKTAN VAZGEÇMELİ”

Freiburg Alevi Dergahı Eşbaşkanı Fatoş Göksungur ise yaptığı değerlendirmede “Dergahlardaki en büyük eksiklik, geçmiş çalışmaların geleceğe aktarılmaması” diye belirtti. Göksungur, mevcut yönetimlerin, yeteri desteği göremediğini de belirtti.

Araştırmacı İmam Canpolat da yaptığı konuşmada sorunların iki kaynağı olduğunu söyleyerek, ilkinin “örgütsel eksiklik” diğerinin ise “devletin asimilasyon ve Alevileri yok etme siyaseti” olduğunu belirterek “Kürt Özgürlük Mücadelesi devletin Rey Haq inancını yok etme siyasetine karşı durdu.” dedi. Canpolat “Bugün her alanda temsilcilerimiz var. Televizyonlarımız, siyasette, mecliste temsilcilerimiz var. Bunlar doğru değerlendirilmeli. Ayrıca Alevi kurumları erkanname yazmaktan vazgeçmeli. Bu tarz iyi niyetli çalışmalar asimilasyona hizmet etmekte” eleştirisini yaptı.

“REY HAQ ARAŞTIRMALARI DESTEKLENMELİ”

Araştırmacı Erdoğan Yalgın, Rey Haq araştırmalarının desteklenmesinin acil bir sorun olduğuna dikkat çekti. Her alanda dayatılan asimilasyonun bu alanda zirve yaptığını söyleyerek, eğitim çalışmalarında üstüne düşen sorumluluğu almaya hazır olduğunu söyledi.

Yazar Ali Köylüce de, “FEDA, bu süreçte devletin el attığı cemevlerini camileştirme projesine karşı Alevi hakikatini ve değerlerini sahiplenmeli ve yaşatacak bir kurumlaşmayı dayatmalıdır” dedi.

Gazeteci Şükrü Yıldız ise, Alevi örgütlenme tarihinin doğru analiz edilerek, kayıt altına alınarak, özellikle KAB ve Zülfikar Dergisi ile başlayan, FEK, FEDA ve Semah Dergisi’nin mücadelesinin gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini söyledi.

PİRHA/ALMANYA

AABK: Acıları hafifletmeye devam edeceğiz

AABK 6 Şubat depremlerinin ardından yapılan yardımlar adına Alevi halkına teşekkürlerini sunarak, desteğin devam edeceğini duyurdu.

Avrupa Alevi Bektaşi Konfederasyonu (AABK) 6 Şubat 2023’te gerçekleşen Maraş merkezli depremlerin ardından çok sayıda yardım organize etti. Bu yardımları Alevi halkının da desteğiyle gerçekleştirdiklerini ifade ederek, teşekkür mesajı yayınlayan AABK, şu ifadelere yer verdi:

“Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu olarak, 6 Şubat 2023 depremi sonrasında Türkiye’ye yardım amacıyla düzenlediğimiz deprem çağrısına destek veren herkese yürekten teşekkürlerimizi sunarız. O günden bu yana öğrencilerin eğitimlerine devam etmelerine öncelik vererek barınma konusunda çok önemli yardımlarda bulunduk. Avustralya’dan gelenler de dahil olmak üzere katkılardan yararlanan öğrenci sayısına ilişkin ayrıntılar için lütfen Hacı Bektaş Veli Vakfı’nın ekteki açıklamasına bakınız. Federasyon olarak acıları hafifletmeye devam edeceğiz. Cömert desteğiniz için bir kez daha teşekkür ederiz.”

PİRHA/İSTANBUL 

Polisten ebeveynlere; çocukların günlük alışkanlıklarını gözlemleyin

Metropolitan Polis Teşkilatı, Enfield Alevi Kültür Merkezi ve Göksunlular Dayanışma ve Kültür Derneği’nin ortak organizasyonu ile Edmonton’daki Britanya Alevi Federasyonu (BAF) yerleşkesinde madde bağımlılığı ve kesici aletlerle işlenen suçlara karşı toplantı düzenlendi.

Londra’da Metropolitan Polis Teşkilatı, Enfield Alevi Kültür Merkezi ve Göksunlular Dayanışma ve Kültür Derneği’nin ortak organizasyonu ile Edmonton’daki Britanya Alevi Federasyonu (BAF) yerleşkesinde madde bağımlılığı ve kesici aletlerle işlenen suçlara karşı toplantı düzenledi.

TOPLANTIYA, polis teşkilatı adına komiser Mehmet Ganidağlı, polis memurları Yiğit Akdağ, Fikret Molla ve Andy Palmer ve Türkiye kökenli nüfusun yoğun olduğu Enfield ilçesinden Belediye Meclisi Üyesi Mustafa Çetinkaya katıldı. Komiser Ganidağlı, toplantıda gençler arasında uyuşturucu kullanımı sorununa değindi ve anne-babaların dikkatli olmaları gerektiğini vurguladı.

Ganidağlı, anne ve babaların bir aile üyesi ya da çocuklarının uyuşturucu kullandığından şüphelendiklerinde nasıl destek alabileceklerini ve harekete geçebileceklerini anlattı.

ÖLÜME BİLE YOL AÇIYOR

Toplantıda özellikle, ‘kahkaha gazı’ diye bilinen azot oksit kullanımı konusuna odaklanıldı. Ganidağlı, gençlerde bu gazın kullanımı sonucu görülen kısa ve uzun vadeli etkilerden bahsetti.

Azot oksit kullanımında yanıklar, baş dönmesi, kalp krizi, sinir kaybı, kontrol kaybı, baş ağrısı, boğulma hissi, paranoya ve en nihayetinde ölüm gibi sonuçlar yaşanabileceğini vurgulayan Ganidağlı, ebeveynlerin çocuklarını düzenli olarak kontrol etmeleri, ihtiyaçlarını dikkatle izlemeleri, gerekirse eşyalarını aramaları, para harcama alışkanlıklarını gözlemlemeleri çağrısı yaptı.

5 DAKİKA İÇİNDE ÖLÜME YOL AÇIYOR

Polis memuru Yiğit Akdağ da kesici aletlerle işlenen suçların tehlikelerinden ve kesici alet taşıma konusunda son dönemde yapılan yasal değişikliklerden bahsetti.

Akdağ, bıçakla yaralanma durumunda, normalde 6 litre kan bulunan insan vücudundan 1.5 litre kan kaybının beş dakika içinde ölüme yol açabileceğini vurguladı. Akdağ ayrıca, kalbe alınabilecek bir bıçak darbesinin bir dakika içinde karşı tarafı öldürebileceğini, kola ve bacağa alınabilecek bir darbenin bile ölümcül olabileceğini söyledi.

Seminere katılan 160 kişiye verilen bir diğer önemli mesaj da polisten yardım isteyebilecekleri ve isimsiz ihbarda bulunabilecekleri yönündeydi. Belediye Meclisi Üyesi Mustafa Çetinkaya da belediyenin Enfield’ı daha güvenli bir yer haline getirmek için çalıştığını vurguladı.

 ALEViNET LONDRA 19 Ekim 2023