Ana Sayfa Blog Sayfa 151

Alevi Bektaşi Federasyonu: Kadriye Doğan’ı derhal serbest bırakın!

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan’ın gözaltına alınmasına tepkiler sürüyor. Yazılı bir açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu, “Her türlü şiddet ve terör saldırısı kimden ve nereden gelirse gelsin şiddetle kınıyoruz” diyerek, Kadriye Doğan’ın derhal serbest bırakılmasını istedi. 

İstanbul’da dün sabah saatlerinde Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, polis baskınında evinden gözaltına alındı.

Kadriye Doğan’ın gözaltına alınmasına Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) yazılı bir açıklama yaparak tepki gösterdi.

Federasyon, “Her türlü şiddet ve terör saldırısı kimden ve nereden gelirse gelsin şiddetle kınıyoruz” diyerek, Kadriye Doğan’ın derhal serbest bırakılmasını istedi.

Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) açıklaması şöyle:

Son bir yıldır sokakları meydanları kullanan, itirazlarını, taleplerini dillendiren ve en son 16 Eylül’de İzmir’de yapılan laik yaşam, laik eğitim ve eşit yurttaşlık mitingi sonrası Alevi kurumlarına yönelik kriminalize girişimlerine maruz kaldık. PSAKD Sarıyer Şube Başkanı ve saymanının duruşması sonrası kurum ve cemevi başkanlarımıza yönelik saldırıdan sonra dün de Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ve PSAKD Ataşehir üyesi Halil Aksu ev baskınıyla gözaltına alınmıştır.

“GÖZALTILAR VE TUTUKLAMALAR BİZİ YILDIRAMAYACAK”

Ülkemizde demokratik siyaset yapma zemini ortadan kaldırılmış, muhalif olan herkese terörist muamelesi yapılmaktadır. Bu yaklaşım ve en son İçişleri Bakanlığı’na yapılan saldırı ülkemizi kaosa sürüklemeye yöneliktir. Her türlü şiddet ve terör saldırısı kimden ve nereden gelirse gelsin şiddetle kınıyoruz. Siyasal İslamı ülkeye rejim olarak getirmek için her türlü gerici projeler hayata geçirilirken bunlara itiraz eden laik ve demokratik yaşamdan yana olan başta Aleviler olmak üzere tüm muhalifleri yargı yoluyla dizayn etme çabası nafiledir. Çünkü bu ülkenin şeriata teslim olmaması için bizler mücadeleye devam edeceğiz. Uydurma gözaltılarınız ve tutuklamalarınız bizi yıldıramayacaktır.
Bu baskı ve sindirme politikalarınızdan bir an önce vazgeçin, gözaltına aldığınız canlarımızı derhal serbest bırakın!

PİRHA/ANKARA

DAD: Eş Genel Başkanımız ikrarlı bir yol evladıdır

DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan’ın gözaltına alınması İstanbul’da protesto edildi. Dernek binasında yapılan basın açıklamasında, “Mevcut yönetim anlayışı emek, barış ve demokrasi güçlerine, farklı etnik yapılara, kimliklere, İnançlara, kadın özgürlükçü anlayışa, eşit ve özgürlükçü bir yaşamın mücadelesini verenlere karşı zulmün binbir türlüsünü rava görmektedir” dedi. 

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şube dernek binasında DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan’ın gözaltına alınmasına ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Yeşil Sol Parti Milletvekili Cengiz Çiçek katıldı.

“DEVLET KÜÇÜLSÜN, HALKLARIN BİRLİKTELİĞİ GELİŞSİN”

DAD Genel Merkez Sekreteri İmam Balsever, konuşmasında “Gözaltılar, sindirmeler, tutuklamalar silsilesi tüm toplumsal kesimler üstünde devam ediyor. Toplumun hakikati, gerçekleri, inancı yok edilmek isteniyor. Bunlardan biri de Gezi Davası’dır. Gezi isyanı Türkiye’de adaletsizliğe, doğasına, suyuna sahip çıkma mücadelesidir. Gezi’de Alevi gençleri vuruldu. Devlet Alevi gençlerini hedef seçti. Sonuç olarak bugün gelinen noktada Gezi Davası müebbetle, tutuklamalarla sonuçlandı. Bunu kabul etmiyoruz. Biz diyoruz ki devlet küçülsün, halkların birlikteliği demokratik olarak gelişsin” ifadelerine yer verdi.

“ZULME SESSİZ KALMAK ZULME ORTAK OLMAKTIR”

DAD Genel Merkezi tarafından yapılan basın açıklamasının tamamı ise şöyle:

“Tekçi zihniyetten kaynaklı Türkiye’de yaşanan kaos ve kriz hali, demokratik teamülleri baskılayan mevcut yönetim anlayışı; emek, barış ve demokrasi güçlerine, farklı etnik yapılara, kimliklere, İnançlara, kadın özgürlükçü anlayışa, eşit ve özgürlükçü bir yaşamın mücadelesini verenlere karşı zulmün binbir türlüsünü rava görmektedir. An yoktur ki inancımıza, değerlerimize, toplumsal hafızamıza, kurumlarımıza, yol yürütücülerimize baskı, zülüm, işkence, göz altı, tutuklamayı normalleştirmesinler. Zulmünüz artsın, yaşattığınız kadar yaşarsınız. Bu tekçi anlayışın baskısı altında masum û pak olan evlatlarımız, irademizi temsil eden, ikrar verdiğimiz seçilmişlerimiz, Ana kadının kemaletini devriye eden kemalet sahibi kadın canlarımız, yol yürütücüsü Analarımız, pirlerimiz, jiyarlarımız, diyarlarımız, dergahlarımız, ırmaklarımız, coğrafyamız, Herde Dewreş feryat figan yaşamaktadır. Bu zulme sessiz kalmak, zulme ortak olmak anlamına geliyor. Bu hakikati görmeden, baskılara karşı durmadan yol yürünmez, yola talip olunmaz. Tekçi zihniyet son günlerde Demokrasi güçlerine, Alevi süreklerine yönelik çökertme planını adım adım yürütmektedirler. Fiziken yok edemediği rıza toplumu süreklerini kültürel katliamla, asimilasyon ile yok etmeye çalışmaktadır. Alevi Bektaşi Kültür Cemevi Başkanlığı’nın kurulması, Sivas – Madımak Katliamı sanıklarının serbest bırakılması, ÇEDES projesi ile devam eden süreç Alevi Kurum yöneticilerinin göz altına alınması ile devam etmektedir. Geçen hafta PSAKD Genel Başkanı Cuma ERÇE canımız ve Alevi kurum yöneticilerimiz göz altına alındı. Bugün itibariyle Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanımız Kadriye Doğan canımız sabaha doğru göz altı işkencesine uğramıştır. Ayrıca Pir Sultan Abdal Kültür Derneklerine bağlı Bir Mayıs Cemevi yöneticisi Halil AKSU canımız da bu zulme uğramıştır. Eş Genel Başkanımızın hanesi biliniyor, yurt dışı yasağı yok, kaçak yaşamıyor, bilinen bir canımızdır. Yıllarca öğretmenlik yapmış, binlerce öğrenci yetiştirmiş, kemalet sahibi, bilge bir kadın; inancına sıtkı bütün bağlı ikrarlı bir yol evladıdır. Asla zulme boyun eğmemiş, yaşamı boyunca hak ve hakikati dile getirmiş, demokratik siyasetin öznesi olmuş bir canımızdır. Gecenin bir vaktinde baskın düzenlenerek göz altına alınmasını asla kabul etmiyoruz. Bu zulme rıza göstermiyoruz. Diyoruz ki, “zulüm ile abad olanın sonu berbat olur.”

“BU GÖZALTI, YOLA İKRAR VEREN BÜTÜN KADIN CANLARA UYGULANMIŞTIR”

Bu gözaltı Eş Genel Başkanımız şahsında yola ikrar veren, kadın özgürlükçü yaşamı savunan, “Jin jîyan Azadî” diyen, her şart altında hakikati haykıran, eril zihniyete “hayır” diyen bütün kadın canlara uygulanmış olarak kabul ediyoruz.
Bütün bu yaşananlar bizlere tarihsel sorumluluklar yüklemektedir. Yaşanan olaylara, baskılara karşı dik durmak, boyun eğmemek inancımızın geregidir. Arsıza, hırsıza, nursuza, pirsize karşı bir olmak, iri olmak zamanıdır.
HDP yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 20 kişiye yönelik İçişleri Bakanlığının, Emniyet yetkililerinin ev baskınlarını “terör örgütlü faaliyeti yürütenler” şeklinde basına servis etmesi bir algı operasyonudur. HDP mevcut yasalarla kurulmuş, yerel yönetimlerde seçilmişleri olan, TBMM’de milletvekilleri, Meclis Başkan Vekili görevini yerine getiren anayasal bir kurumdur. “Terör” ile ilişlilendirilmesi, adaletsizliklerine, haksızlıklarına kılıf uydurmaktan başka bir şey değildir. Başta Eş Genel Başkanımız Kadriye Doğan canımız olmak üzere ve demokratik zeminde siyaset yürüten diğer canlarımız bir an önce serbest bırakılmalılar. Bu zulme sessiz kalmayacağız. Baskılar bizi yıldıramaz.
Zulme sesiz kalmak doğal düşkünlüktür. Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir.”

PİRHA/ İSTANBUL

DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan’a gözaltı

İstanbul ve Kırklareli’nde ev baskınları yapıldı. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan polis operasyonunda gözaltına alındı. Polis baskında HDK, HDP ve sivil toplum örgütü yöneticilerinin de olduğu, en az 20 kişi gözaltına aldı. 

İstanbul ve Kırklareli’nde sabah saatlerinde polis birçok eve eş zamanlı baskın düzenledi. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, polis baskınında gözaltına alındı.

Baskınlarda Halkların Demokratik Kongresi-HDK, Halkların Demokratik Partisi-HDP ve sivil toplum örgütü yöneticilerinin de olduğu en az 20 kişi gözaltına alındı.

Gözaltına alınan bazı isimler şöyle:

HDK Genel Meclis üyesi Umut Ezber, HDP PM üyesi Cengiz Topbaşlı, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Kürt Araştırmaları Derneği Eş Başkanı Eyüp Subaşı, HDP Pendik İlçe Eş Başkanı Oya Aytekin, HDP İl Örgütü yöneticileri Çetin Aslanboğa ve Mesut Fırat, HDP Ataşehir İlçe Örgütü yöneticisi Halil Aksu, HDP Bakırköy İlçe Eş Başkanı Gonca Yangöz ile Mehmet Akçiçek, Bülent Yıldırım, Zaynel Azadi, Fikriye Sarıgöl, Burcu Demir, Fethiye Kızmaz, Behiye Demir, Hüseyin Avras, Baran Sümbül, Oktay Okşal ve Behiye Duman.

BAKANDAN AÇIKLAMA

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, gözaltılara dair yaptığı açıklamada 26 farklı adrese operasyon yapıldığını açıkladı. Yerlikaya’nın sosyal medya paylaşımında; gözaltına alınan siyasetçi ve sivil toplum örgütü temsilcileri “örgüte yardım etmek” iddiasıyla hedef gösterdi.

PİRHA

PSAKD Elbistan Demircilik Cemevinden öğrencilere kırtasiye malzemesi desteği

0

 PSAKD Elbistan Demircilik Şubesi Cemevi, okula başlayacak öğrencilere yönelik kampanya sonrasında toplanan kırtasiye malzemeleri öğrencilere dağıtıldı.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Demircilik Şubesi Cemevi yeni eğitim yılında çocukları okula başlayacak ihtiyaç sahibi ailelerle buluşarak, toplanan kırtasiye malzemelerini kendilerine iletti.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Alevi Dernekleri Federasyonu katkısıyla gerçekleşen kampanyaya dair konuşan PSAKD Demircilik Cemevi Başkanı Ethem Durak, eğitim öğretim yılının başlamasıyla depremden etkilenen bölgedeki öğrencilerin kırtasiye malzemelerine erişmede zorluk yaşadığını kaydetti.

Deprem dolayısıyla zor günlerden geçen öğrenci velilerine destek amaçlı kırtasiye malzemesi kampanyası başlattıklarını söyleyen Durak, “Çocuklarımızın yüzündeki tebessüme ortak olmak ve onları sevindirmek en güzel duygulardan biri. Öğrencilerimize desteklerimizi bundan sonraki süreçte devam ettirmeyi planlıyoruz” diye konuştu.

Madımak davası düştü

0

Zaman aşımı demek katilleri, suçluları korumak, direkt aklamaktır !

Hepinizin bildiği üzere 2 Temmuz 1993 günü Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılmak için Sivas’a giden aydın ve sanatçılardan 33’ü gerici, yobaz çevrelerin saatlerce süren kuşatması sonrası  kaldıkları Madımak Oteli’nin yakılarak vahşice katledilmişti.

Bu pırıl pırıl 33 insan normal başka bir ülkede olsa mutlaka kurtarılabilirdi. Devletin polisi, askeri, jandarması MİT’ i yani silahlı güçleri nerelerdiydiler?.

Neden Vali, Belediye Başkanı, Kaymakam, Emniyet müdürü bu faciayı önleyemediler?

Katliam sonrası kimse hesap vermediği gibi şu ana kadar hakka yürüyenlerin ailelerindeni kamuoyundan ne bir özür dilendi ne de bu faciadan dolayı pişmanlık duyuldu..

Bu dava yıllarca sürdü çok az insan ceza aldı, ceza alanları, katilleri savunanlar milletvekii oldu, bakan oldu, yurt dışına kaçanlar oralarda korundu, işyerleri açtılar, ilticaları kabul edildi belki de yaşadıkları ülkelerde örneğin Almanya’ da vatandaşlık dahi aldılar.

Son duruşmayla birlikte dava zaman aşımından üzerinden otuz  yıl geçmesi nedeniyle düştü. Katiller yani zaman içerisinde ‘ aklandı’. Bu nasıl bir vicdan, nasıl bir hukuk, adalet, insanasaygı?

Bu karar geride kalan akrabaların, ailelerin acılı yüreklerini bir kez daha yakmıştır.

Oysaki katliamlar, insanlığa karşı işlenen suçlar ne aklanır ne de zaman aşımına uğrar.

Zaman içerisinde nelere tanık olmadıkki CHP lilerin Madımak katili dedikleri, katliamın olduğu dönemde Sivas Belediye Başkanı olan  Temel Karamollaoğlu 6 lı masanın ve Kemal Kılıçdaroğlu’ nun gözdesi olup o da öyle aklandı.

Madımak’ ın zaman aşımından düşmesinini negatif etkilerini Aleviler ve tüm ötekileştirilenler yani Azınlıklar, Kürtler, Süryaniler, Hristiyanlar tüm muhalifler ilerde çok kötü hissedeceklerdir.

Bu karar yeni katliamları planlamanın ve uygulamanın zeminini de yaratabilir, yaratacaktır da belki.

Madımakta sadece iinsanlar, Aleviler ve dostları değil insanlık yakılmıştır.

Biz ne  bu utançı, yakanları da , aklayanları da ne affediyor ne de unutuyoruz.

Tüm bunlara rağmen Aleviler Eşit yurttaşlık mücadelesi için tüm diğer demokrasi güçleriyle,  müsayipleriyle birlikte mücadeleye devam etmeliler. Başka alternatif yok çünkü.

Şu an ise yine CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu AİHM-AYM kararlarıyla ispatlanmış, sabitlenmiş suçları dile getirdiği, kamuoyuyla paylaştığı için linçe maruz kalıyor. Yani ülkede fazla değişen bir şey yok.

Türkiye’ nin önemli aydınlarından, gazetecilerinden Tele1 TV Genel Yayın Yönetmeni Alevi canımız Merdan Yanardağ da 86 gündür uydurma sebeplerden , İmralıdaki tecrit koşullarını eleştirdiği, yorumladığı için hapiste tutuluyor.

Türkiye’ deki bu demokratik gerileme, şeriata yelken açma hızla ilerliyor, Türkiye uygar dünyadan hızla kopuyor.

Madımak faillerini hasta yaşlı diye affeden ama diğer muhalif kesimden aynı durumda olan mahkümleri hapiste çürüten zihniyeti kınıyor, vicdanlarıyla baş başa bırakıyoruz.

Bu mahkeme kararı bir hukuksuzluk abidesidir, geride acılar bırakmıştır.

Madımak yakın Türkiye tarihinin kanlı ve karanlık bir sayfasıdır unutmayacağız bu böyle biline..

Bu karar Türkiye’ de ve Türkiyelilerin yaşadığı bir çok başka coğrafyada sosyal ve toplumsal barışa, halklar, kültürler, inançlar arasındaki diyaloğa, iletişime büyük bir darbe vuracaktır diye düşünüyorum bir çok başka insan gibi.

Madımakta ve demokrasi mücadelesinde daha iyi bir ortak vatan, Türkiye için toprağa düşen tüm canların, insanlarımızın

Ordu’da Alevi köyüne yapılmayan yol nedeniyle eylem!

0

PİRHA – Ordu’nun Gölköy ilçesinin tek Alevi mahallesi olan Kozören sakinleri, uzun yıllardır yapılmayan yol sebebiyle belediye binası önünde eylem düzenledi. Eylemde açıklama yapan köylüler, ayrımcılığa uğradıklarını belirterek, “İnsanların etnik kimliğine bakılmadan, adaletle, ötekileştirilmeden hizmet verilen bir anlayış beklemekte ve köy yollarımızın bir an önce asfalt yapılmasını talep etmekteyiz” dediler.

Ordu’nun Gölköy ilçesine bağlı Kozören Mahallesindeki yol sorunu bir türlü çözüme kavuşturulmuyor. İlçenin tek Alevi mahallesi olan Kozörenliler, taleplerinin karşılanmaması ardından yetkilileri protesto etti.

Ordu Gölköy Kozören Köyü Kalkındırma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Şenol Akkök, Gölköy Belediyesi önünde yaptığı açıklamada, “Köyümüz Gölköy ilçesinin tek Alevi Türkmen köyüdür. Köyümüzün yaz döneminde nüfusu 4500 – 5000’e kadar ulaşmaktadır. Köyümüze ait yollarımız artık idare edilmeyecek derecede bozulmuş, delik deşik olmuş ve bu yaz döneminde birçok araç sahibi, bozuk köy yolu yüzünden arızalanan araçlarını çekici ile servise götürmek zorunda kalmıştır. 2020 yılından bu güne kadar, gerek Gölköy Belediye Başkanlığı ile gerek Ordu Büyükşehir Belediyesi ile köy yollarımızın yapılması konusunda görüşmeler yapılmış ve yollarımızın yapılacağına dair bizzat Gölköy Belediye Başkanı söz vermiş, fakat bu güne kadar hiçbir çalışma yapılmamıştır” dedi.

“ALEVİ OLDUĞUMUZ İÇİN ÖTEKİLEŞTİRİLİYORUZ”

Şenol Akkök, köy yolu üzerinde Gölköy Belediyesi’ne ait çakıl ocağı, beton ve asfalt tesisi olduğunu da belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Buradan çıkan malzemeler Gölköy’ün diğer köylerine, mahallelerine hizmet olarak verilmekte fakat köyümüze bu kadar yakın olan bu tesislerden maalesef Kozören köyü hizmet alamamaktadır. Bunun yanı sıra zaten bozuk olan köy yollarımızdan orman işletme müdürlüğünün büyük tomruk yüklü kamyonları da geçerek bozuk olan yollarımızın daha da bozulmasına neden olmaktadır.

Gölköy’ün tek Alevi Türkmen köyü olan Kozören köyünü görmezden gelen, ayrımcılık yapan, bizleri Alevi olduğumuz için ötekileştiren bu yerel yönetim zihniyetini şiddetle kınıyoruz. Gölköy’ün tek Alevi köyü olarak bu ayrımcılığı iliklerimize kadar hissetmekteyiz.

Yol medeniyettir, yol geleceğe açılan kapıdır, yol geçmişten geleceğe kurulan köprüdür. İnsanların etnik kimliğine bakılmadan, adaletle, ötekileştirilmeden hizmet verilen bir anlayış beklemekte ve köy yollarımızın bir an önce asfalt yapılmasını talep etmekteyiz.”

Av. Piroğlu: Avukat ordusu ile yola devam edeceğiz

0

PİRHA–Sivas Katliamı davasının zaman aşımı gerekçesi ile düşürülmesi ardından dosya, bir üst mahkemeye taşınacak. Avukat Özgür Piroğlu, sonraki mahkeme süreci için “Avukat ordusu ile yola devam edeceğiz” diyerek “Hala ‘İnsanlığa karşı suç’ üzerinde duruluyor ancak kimse ‘Soykırım’ suçunu tartışmıyor. Soykırım suçlarında hedef inancın kendisidir. Bu katliamda Alevilik hedef alınmıştır zaten, bu soykırımdır” dedi.

Sivas Katliamı’nın firari sanıkları olan Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş üzerinden yürütülen dava 14 Eylül’de görülen duruşma ardından zaman aşımına uğratıldı.

Sivas Katliamı açısından ikinci kez verilen zaman aşımı kararı ardından hukukçuların sonraki adımlarının ne olacağını Avukat Özgür Piroğlu ile konuştuk.

“ZAMAN AŞIMI, BEKLENİLEN BİR TUTUMDU”

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından katliam dosyası dahilinde tutuklu olan sanık Hayrettin Gül’ün 6 Eylül’de affedilmesi toplumda büyük tepkiye sebep olmuştu. 2012 yılında ana davanın zaman aşımına uğratılması ve ardından ikinci davanın da düşürülmesiyle birlikte Alevi toplumunun hukuka olan güveni de sarsıldı.

Davanın avukatlarından Özgür Piroğlu, “Sürecin bu noktaya geleceğini biliyorduk” diyerek sonrası için yapılacakları anlattı. Av. Piroğlu, şimdi Yargıtay sürecinin işleyeceğini belirterek şunları söyledi:

“Bizler, Yargıtay’dan farklı bir sonuç beklemiyoruz. Ama yine de bu davayı Yargıtay’a da götüreceğiz. Yakın zamanda gerekçeli karar çıkacaktır. Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nden gerekçeli karar geldikten sonra dilekçemizi hazırlayıp, dosyayı Yargıtay’a götüreceğiz. Yargıtay’dan da aynı sonucu bekliyoruz. Yargıtay’ın kararına karşı Anayasa Mahkemesi’ne gideceğiz. Anayasa Mahkemesi’nden olumsuz karar çıkması durumunda ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracağız.”

“KİMSE SOYKIRIM SUÇUNU TARTIŞMIYOR”

Av. Özgür Piroğlu, katliam dosyası dahilinde asıl üzerinde durulması gereken hususun “Soykırım” başlığı olduğunun ise altını çizdi. Av. Piroğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Hala ‘İnsanlığa karşı suç’ üzerinde duruluyor ancak kimse ‘Soykırım suçunu’ tartışmıyor. Soykırım suçlarında hedef inancın kendisidir. Bu katliamda Alevilik hedef alınmıştır zaten, bu soykırımdır. İkinci olarak, insanlığa karşı suçta diyelim ki iki insanı öldürdüler, bu öldürülenlere karşı zaten bir kin, nefret varsa eğer bir de Alevi olmaları da üstüne ekleniyor; bu ise insanlığa karşı suç olur. Ama inancın kendisini hedef almak, bütün inanç mensuplarını yok etmeye yönelik bir durum ise soykırım olur. Mesela Madımak Katliamını yapanlar başka mahallelere girebilseydi girerlerdi ama güçleri oraya kadar yetti. Orada savunmasız insanları yakmak onlara kolay geldi. Örneğin Alibaba Mahallesi’ne girebilselerdi eğer bir çatışma olacaktı, bir direnç ortaya çıkacaktı; onu göze alamadıkları için en kolay işi yaptılar. Öldürebilecekleri bütün Alevileri öldürmeye çalıştılar, bu bir soykırımdır. Eylemin şiddetine baktığınız zaman saatler boyunca Türkiye’nin gözü önünde bir katliam yapıldı. 15 bin saldırgan, insanları cayır cayır yaktı. Soykırım olması için bundan daha vahşi ne olabilir? Soykırım suçlarında örneğin ‘3 bin kişinin ölmesi lazım’ denilmiyor.”

“ORTADA DEVLET YOK!”

Hüseyin Karababa’nın avukatlığını yapan Özgür Piroğlu, Sivas Katliamı ana davasının 2012 yılından sonra neden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürülmediğini de sorguladı. Davanın netice almasının engellendiğini ifade eden Piroğlu, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

“Bu işin içerisinde derin devletin olmadığını söyleyenler oldu. ‘Şeriatçıların, Cumhuriyete karşı ayaklanması’ olarak yorumlayanlar oldu. Bizler ise bunun bir Alevi soykırımı olduğunu söylüyor ve ‘bu işin içerisinde kontrgerilla var’ diyoruz. Abdullah Gül döneminde Devlet Denetleme Kurulu doğrudan cumhurbaşkanının talimatı ile bir rapor hazırlıyor ve ‘devletin ihmali var’ deniliyor. Hem katliamda hem de sonraki süreçte devletin ihmaline değiniliyor. Biz bu konuyu mahkemede de gündeme getirdik ancak şimdi ortada devlet yok. ‘Devlet nerede?’ diyoruz.

Geçtiğimiz yıllarda firari 3 katilin vatandaşlıktan çıkarılması için talepte bulunmuştum. Bugün hiçbir şey olmasa bile talebim yerine gelseydi en azından bu üç katil vatandaşlıktan çıkarılmış olacaktı. Bir şey elde etmiş olacaktık. Ancak bir kesim, ‘vatandaşlıktan çıkartılırlarsa biz iade isteyemeyiz’ demişti. Halbuki alakası yok. Örneğin; Fethullah Gülen vatandaşlıktan çıkarıldı ama Türkiye halen iade istiyor. Bu konuya dair Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ‘vatandaşlıktan çıkarılanların iadesi istenir’ diye bir açıklama da yapmıştı. Çünkü suçun işlendiği yer Türkiye.

“EN KARANLIK ADAM KARAMOLLAOĞLU”

Eğer Karamollaoğlu sorumlu değil ise ondan hesap sorulmayacaksa o zaman dosyanın arkasını da bırakalım. Karamollaoğlu en karanlık adamlardan biri. Oradaki katillerin çoğu Karamollaoğlu’ndan daha ‘masumdur’. Karamollaoğlu onlardan daha fazla katildir. Siyasi bir proje kuruyorlar, helalleşiyorlar, Millet İttifakı’nı kuruyorlar, Karamollaoğlu’nu Cumhurbaşkanı Yardımcısı yapıyorlar, Alevi toplumuna, sola ihanet ediyorlar. Ondan sonra çıkıp ‘Biz bu davanın takibini yapıyoruz’ diyorlar!”

“SİVAS NEDEN BİR ALEVİ SOYKIRIMI DEĞİL?”

Avukat Özgür Piroğlu, son duruşmada söz alan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe’yi de işaret ederek “Öncelikle soykırım terimi üzerinde durulmalıydı” diye belirtti. Piroğlu, “Öncelikle derneğin, ‘soykırım’ demesi lazım. Barolar ya da başka kurumlar ‘insanlığa karşı suç’ olarak tanımlayabilirler ancak Alevi kurumunun doğrudan ‘soykırım’ demesi lazım. Örgütlere sormak gerek; Sivas neden bir Alevi soykırımı değil? Neden bu konuyu doğrudan tartışmayıp ‘insanlığa karşı suç’ deyip kestirip atılıyor?” diye sordu.

“BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ İKİ HUSUS”

Dosyanın uluslararası mahkemelere taşınması için geniş bir avukat grubunun destek olacağını da söyleyen Özgür Piroğlu, “Bir avukat ordusuyla hareket edeceğiz. Önümüzdeki günlerde bu durum kamuoyuna açıklanacak. Bu işin yürütücüsü, temsilcisi öyle bir iki kişi olmamalı. Hiç Alevi avukat yok mudur?” ifadelerini kullandı.

Eren GÜVEN/ANKARA

Fırat: İnsanlığa karşı suçun tam bir tanımı varsa o da Madımak Katliamıdır

0

PİRHA-Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Sivas Madımak katliamı davasının zamanaşımı kararı ile düşürülmesine ilişkin araştırma önergesi verdi. Fırat, sunduğu önergede davanın neden “insanlığa karşı işlenmiş suçlar” kapsamında sayılmadığının bütün yönleriyle incelenmesi ve gerçek sorumlularının yargı önüne çıkartılması gerektiğini vurguladı.

Sivas Madımak Oteli’nde 33 sanatçı, yazar ve aydının katledilmesine ilişkin yürütülen davanın 30. yılında, dava zamanaşımı gerekçe gösterilerek düşürüldü.
Yeşil Sol Parti Milletvekili Celal Fırat, firari sanıkların yabancı makamlardan yurda iade talebinin neden bu güne kadar gereğince yapılmadığı, mahkeme kararında “kaçak” sayılmalarına rağmen neden zamanaşımı kapsamına alındığı, Alevilere yönelik düşmanca hislerle yapılan bu saldırının neden “insanlığa karşı işlenmiş suçlar” kapsamında sayılmadığının bütün yönleriyle incelenmesi ve gerçek sorumlularının yargı önüne çıkartılması amacıyla araştırma sürecinin başlatılmasını talep etti.

“DAVADA İKTİDARLAR DEĞİŞSE BİLE ADALET SAĞLANAMADI”

Celal Fırat, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduğu araştırma önergesinde 33 kişinin yakılarak öldürüldüğü Sivas Katliamı’na ilişkin açılan davaların, hukukçular ve hak savunucuları tarafından “skandal” diye nitelendirilen gelişmeler silsilesi olduğunu belirterek şunları ifade etti:

“Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in ‘Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir’ dediği katliam davasında, iktidarlar değişse bile adaletin sağlanması bir türlü mümkün olmamıştır. Sivas’taki Madımak Oteli’nde 33 yazar, ozan ve düşünürün, yakılarak katledilmesinin üzerinden 30 yıl geçmiş, 2 Temmuz 1993’teki katliama ilişkin yargı süreci ise hiçbir mahkemenin katliamı ‘insanlığa karşı suç’ kabul etmemesinden dolayı faillerin bir türlü bulunmadığı, bulunanların cezalandırılmadığı, firari sanıkların bolluğunun gölge düşürdüğü bir yılan hikayesine dönüşmüştür.

O gün, oteli yakan ve alkışlayan 15 bin kişiden sadece 190’ı gözaltına alınmış; 190 kişiden de 124’ü hakkında dava açılmış, seneler içerisinde Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nden (DGM), Ağır Ceza Mahkemeleri’ne taşınan davalarda, ilk karar 1994’te çıkmış, Mahkeme, 87 sanığı 2 ila 15 yıl arasında değişen hapis cezalarına mahkûm etmiştir. Mahkeme, cezalarda ‘haksız tahrik indirimi’ uygulamış, Yargıtay 9. Ceza Dairesi, bu kararı bozmuş, bozma kararı üzerine bu sefer 1997’de Mahkeme saldırının ‘anayasal düzene karşı yapıldığını’ belirterek 38 sanığın idamına karar vermiştir. 2000’deki kararda idam cezasının kaldırılması sebebiyle cezalar müebbete dönüştürülmüştür.

2001’de Yargıtay bu kararı onaylamış, ancak firari sanıkların çokluğu, ayrılan dosyalar ve itirafçıların ortaya çıkmasıyla yargı süreci yeni bir evreye geçmiştir. İtirafçılar Hizbullah, İslami Hareket Teşkilatı, Kaplancılar gibi örgütlerden bahsetse de mahkeme heyetleri bir türlü bu örgütleri görmek istememiştir.

Davadaki üç firari sanık olan Murat Sonkur, Murat Karataş ve Eren Ceylan’ın yargılaması ise 14 Eylül 2023 tarihinde Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüşülmüş, Mahkemenin firari sanıkların iadesini talep ederken yazdığı talepnamede zaman aşımı süresine atıf yapmasının ihsas-ı rey anlamına geldiğini savunan avukatlar, firari sanıklar hakkında çıkartılan kırmızı bülten talebinin yenilenmesini istemiştir. Cumhuriyet savcısı ise 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın düşürülmesini talep etmiş, Mahkeme heyeti de savcının mütalaasını kabul ederek, davanın zaman aşımı yönünden düştüğüne karar vermiştir”

“SİYASİ AMAÇLI BİR SALDIRIDIR”

“İnsanlığa karşı suçun tam bir tanımı varsa o da Madımak katliamıdır” diyen Fırat, araştırma önergesinde şu ifadelere yer verdi:

“Madımak Katliamı, Maraş, Çorum katliamları gibi Alevi toplumuna ve sol görüşlü aydınlara yönelik siyasi amaçlı, sistemli, belli bir inancı ve düşünceyi hedef alan, düşmanca hislerle işlenen planlı bir saldırıdır. “Madımak’ta ‘Şeriat isteriz’, ‘Laik Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak’, ‘Laiklik gidecek, şeriat gelecek’ sloganlarıyla yapılan bu katliam, açıkça insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur.

30 yıl önce yaşanan, Alevilere ve aydınlara karşı işlenmiş en karanlık katliamlardan biri olan 2 Temmuz Sivas Madımak katliamının, 14 Eylül 2023 tarihli son duruşmasında, faillerinden firari üç sanığın “kaçak” sayılmalarına rağmen, neden zamanaşımı gerekçe gösterilerek yargılanmadığı, kaçak sanıkların yabancı makamlardan yurda iade talebinin neden bu güne kadar gereğince yapılmadığı, Alevilere yönelik düşmanca hislerle yapılan bu saldırının neden “insanlığa karşı işlenmiş suçlar” kapsamına alınmayıp zaman aşımına uğramasının bütün yönleriyle incelenmesi amacıyla bir Meclis Araştırma Komisyonunun kurulmasını çok önemli ve gerekli görmekteyim.”

PİRHA/ANKARA

Sebahat Tuncel: Aleviler, hak ve özgürlükleri için örgütlü mücadeleyi büyütmeli

0

PİRHA- HDP eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, Türkiye’de Alevi inancına yönelik baskı, asimilasyon ve inkâr politikalarını eleştirerek, Alevilerin hak ve özgürlüklerinin tanınması konusunda örgütlü mücadelede birlik olunup mücadele etmesi gerektiğinin altını çizdi.

Türkiye’de Alevi inancının ve ibadethanesinin hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Hemen her alana sirayet etmiş olan hükümetin baskı politikaları,i son zamanlarda Aleviler üzerinde daha da yoğunlaşmış durumda.

Yaklaşık 7 yıldır Sincan Cezaevi’nde tutulan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, bu baskı politikalarına dair Can TV ve PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

Tuncel, Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ÇEDES projesi kapsamında birçok kentte okullara imam ve din görevlisi atanmasına, bu projeye karşı Aleviler, Eğitim-Sen ve Veli Dernekleri’nin ortaklığıyla 16 Eylül Cumartesi günü İzmir’de düzenleyeceği mitinge dair değerlendirmelerde bulundu.

“SİYASİ İKTİDAR ALEVİLERİN VARLIĞINI VE MÜCADELESİNİ ENGELLEMEYE ÇALIŞIYOR”

-Alevi toplumunun zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması gibi talepleri ortadayken hükümetin Alevilere yönelik faaliyetleri hakkında neler söyleyeceksiniz?

Sebahat Tuncel: Sevgili Can TV ve PİRHA çalışanları öncelikle sizlere, sizler şahsında diğer basın çalışanlarına selam ve sevgilerimi sunuyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Cezaevi koşullarında dışarıdaki gelişmeleri takip etmeye çalışsak da muhalif basının cezaevlerine girememesi nedeniyle iktidar medyası aracılığı ile gelişmeleri takip etmeye çalışıyoruz. Çok az sayıdaki muhalif medya ve basın ile toplumsal, ekonomik, siyasal, kültürel gerçekleri özellikle Kürt sorunu çerçevesinde gelişen toplumsal, siyasal gelişmelere yer vermekte yetersizlik yaşıyoruz. Tabii ki bu baskı koşullarında bunu anlamaya çalışsak da bu baskı ve zor ortamından çıkmak; demokrasi, özgürlük barış ve eşitlik için daha cesur risk alan bir tutuma ihtiyaç olduğu her geçen gün daha net açığa çıkmaktadır. Bu bağlamda sizlerin hakikat yolculuğuna cezaevlerine “rehin” olarak tutulan bizlerin de seslerini duyurma girişiminizi anlamlı bulduğumu ifade etmek istiyorum tekrardan tüm Can TV ve PİRHA çalışanlarına selam ve sevgilerimi sunuyorum.

Türkiye’de Alevi inancına yönelik baskı, asimilasyon ve inkâr politikalarının yeni olmadığını biliyoruz. Alevilerin eşit özgür yurttaşlık taleplerini görmezden gelerek, Alevilerin inançlarını tanımayıp cemevlerinin kimi ihtiyaçlarını gidermeyi büyük bir adımmış gibi pazarlamaya çalışan siyasi iktidarın asıl hedefinin Alevi inancını bir yandan Cumhurbaşkanlığına bağlı kurdukları daire başkanlığı aracılığıyla denetim altında tutmak, diğer yandan da Alevilerin birliği ve dayanışmasını engelleyerek bağımsız olarak örgütlenmelerini engellemek olduğunu sanırım Alevi toplumu çok net görmektedir. Anadolu-Mezopatamya Aleviliğinin büyük mücadele direnişi ve yenilgiler yaşadığı bir mücadele deneyimi var. Osmanlı Devleti’nin baskı politikalarına direnişin önemli bir sembolü olan Celali İsyanları’nda 100 bin Alevi katledilmiştir.  Osmanlı’nın bakiyesi üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin 100 yıllık tarihi de ne yazık ki Alevilere yönelik katliamlarla doludur.

Dersim, Maraş, Çorum, Gazi, Sivas Madımak…. Bu yaşanan gerçekliği anlamak için tarihsel gelişmelere bakmak önemli diye düşünüyorum. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren yaşanan direniş isyan sürecini de dikkate aldığımızda Kürt sorununun nedenlerini ve neden çözülmek istenmediğini daha iyi anlıyoruz. Kürtlerin yaşadığına benzer bir süreç Aleviler açısından da yaşanmıştır. Cumhuriyetin kuruluşunda halifelik kaldırılsa da Diyanet İşleri Başkanlığı ile 2. Mahmud sürecindeki Sünni İslam merkezli politika ‘modern’ cumhuriyete de aktarılmış, Sünni-Türk erkek merkezli cumhuriyet bugün Türkiye’de yaşanan kimlik sorunlarının da temelini oluşturmaktadır. 30 Kasım 1925 yılında devletin Alevilere yönelik inkâr ve asimilasyon politikasında yeni bir süreç başlatılmış oldu. Hacı Bektaşi Veli Dergâhı ve diğer tüm Alevi dergâhları kapatıldı, Alevi inancı yasaklandı. Alevilerin böylesi bir şiddet ve yasak döngüsü devlet kuşatması içinde varlığını koruması, Alevi inancının, felsefesinin, kökenlerinin toplumsal yönünün güçlülüğünden ileri gelmektedir. Alevilik inancının gelişiminde, örgütlenmesinde kadınların önemli bir rolünün olduğunun da altını çizmek isterim. Aleviler günümüzde Alevilere dayatılan inkâr, asimilasyona Alevi birliği ve dayanışmasını ortadan kaldırmak isteyen işbirlikçi Aleviler aracılığıyla Alevileri denetim altına almaya çalışan AKP iktidarına karşı yapacakları tek şey; kendi inanç kimliklerini, kültürlerini koruması ve Aleviler arası birlik dayanışmayı güçlendirerek Alevi kimliğinin özgürleşmesi için mücadele etmektir. Sonuç olarak Alevilere yönelik inkâr ve asimilasyon politikaları yeni değil. Bu baskı politikaları Alevilerin varlığını, kimliğini, kültürünü koruma ve özgürlüğünü sağlamasını engellemektedir. Sayısı 20 milyondan fazla olan Alevilere yönelik aşağılayıcı, ayrımcı şiddet politikaları, Alevi inancını inkâr eden politikalara karşı örgütlenmesi ve mücadele etmesi bir seçenekten ziyade zorunluluktur.

“TEK TİPÇİLİĞİ DAYATAN DEVLET, TÜM DİNLERE EŞİT MESAFEDE OLMALI”

-Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ (ÇEDES) projesi kapsamında, birçok kentte okullara imam ve din görevlisi atandı. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Sebahat Tuncel: Zorunlu din derslerinin kaldırılması, cemevlerinin ibadethane sayılması, Alevi dergâh ve tekkelerinin açılarak Alevi inancının gelecek kuşaklara aktarılması eşit, özgür yurttaş olarak Alevi inanç kimliğinin anayasal güvenceye kavuşması, talepler etrafında örgütlenmek ve talepleri toplumsallaştırarak örgütlü güç haline getirmekle mümkündür. “Hak verilmez alınır” sözü bir slogan olmaktan ziyade tarihsel bir gerçekliliktir. Türkiye’de 2. yüzyıla Kürtsüz, kadınsız, Alevisiz bir anayasa ile girmemelidir. İktidarın anayasa çalışması ittifak kurduğu gerici güçlere bakınca dinci, milliyetçi, cinsiyetçi ve militarist bir karakterde olacağını görmek için kâhin olmaya gerek yok. Aleviler cumhuriyetin 2. yüzyılında tıpkı Kürtler gibi varlığını, inancını korumak ve anayasal güvenceye kavuşması için aktif bir çalışma içinde olmalı.

Ömer Hayyam’ın dediği gibi; Tam işleri dilediği düzene girer, ecel çıkıverir pusudan benim ben, diye. İktidarlar gelip geçicidir, önemli olan halklarımızın barış içinde kardeşçe yaşayacağı onurlu bir gelecek kurmaktır.

Devletin tüm inançlara eşit mesafede olması gerekir. Devletin dini olmaz. Ancak insanlığın başına bela olmuş bugün yaşadığımız ekonomik, siyasi, kültürel, ekolojik krizlerin temelini oluşturan ulus-devletler toplumu insanları denetim altında tutmak için dini bir araç olarak kullanmaktadır. Bugün Türkiye’ye yönelenlerin esas aldığı erkek, Sünni, Türk ulus devleti de Türkiye’deki toplumsal barışın önündeki en temel engeldir. Türkiye’deki farklı inanç ve kimlikleri yok saymakla Türkiye halklarına tek tip elbise giydirmek istemektedir.

16 EYLÜL’DEKİ MİTİNGE GÜÇLÜ KATILIM ÇAĞRISI

-16 Eylül’de İzmir’de okullara imam atanması (ÇEDES) projesinin iptali, laik eğitim ve eşit yurttaşlık talebiyle Aleviler ve Eğitim-Sen’in ortaklığıyla miting gerçekleştirilecek. Mitinge dair görüşlerinizi alabilir miyiz?

Sebahat Tuncel: 16 Eylül’de İzmir’de Alevi kurumları ile Eğitim-Sen’in ortak geliştireceği eşit yurttaşlık, laik eğitim ve ÇEDES projesinin iptali talepleriyle yapılacak olan mitinge İzmir halkımızın güçlü şekilde katılmaya davet ediyorum. Ne yazık ki cezaevinde olmam nedeniyle ben aranızda olamayacağım. Ama Can TV ve PİRHA aracılığı ile sizlerle dayanışma içinde olduğumu; Alevilerin, kadınların, Kürtlerin, Türkiye yoksul emekçilerinin özgür geleceği için dayanışmanın bizi başarıya ulaştıracağının altını çizmek isterim. Elbette basın açıklamaları, mitingler kamuoyu oluşturmak açısından önemlidir ancak yeterli değildir. Yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi Alevilerin, Kürtlerin inkâr imha ve asimilasyon politikalarına karşı sürekli ve örgütlü bir mücadeleye ihtiyacı vardır. Yine kadınların eşitlik ve özgürlük mücadeleleri de örgütlü olmak dışında devletin tüm olanaklarını kendi iktidarını güçlendirmek için kullanan iktidara karşı örgütlü bir kadın gücü, örgütlü halkın gücü ile mücadele yürütürsek kazanırız.

Bugün iktidardakiler güçlü olduğu için değil, bizler muhalefet, örgütsüz ve dağınık olduğumuz için Türkiye de bu halde. Bu gidişata dur demek ellerimizde, yeter ki gücümüzün ve rolümüzün farkına varalım.

16 Eylül mitingine katılan tüm canlara, dostlara selam ve sevgilerimi sunuyor başarı dileklerimi iletiyorum.

Dilan MORSÜMBÜL/PİRHA

Fadime Türkyılmaz’dan katliam davasına çağrı: İnsanlık suçunda zamanaşımı olmaz

0

PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube Başkanı Fadime Türkyılmaz 14 Eylül’de görülecek olan Sivas Katliamı Davasına çağrıda bulundu. Türkyılmaz, “İnsanlık suçunda zamanaşımı olmaz diyoruz bunun için bir kez daha haykıracağız” dedi.

Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal şenlikleri sırasında Madımak Otelinde 33 Alevi yurttaşın yakılarak öldürülmesine ilişkin görülen dava zamanaşımı sınırına geldi. 14 Eylül Perşembe Günü Ankara’da görülecek olan davada karar verilmesi bekleniyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şubesi Başkanı Fadime Türkyılmaz davaya katılım çağrısında bulunurken konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“İNSANLARI KATLEDENLER DIŞARIDA DÜŞÜNCE SUÇLULARI İÇERİDE”

İnsanlık suçlarında zamanaşımının kabul edilemez olduğuna vurgu yapan Fadime Türkyılmaz, “Biz mücadele bitmedi diyoruz ya gerçekten bitmedi. Çünkü biliyorsunuz ki daha yeni Sivas’ı ateşe verenler, 33 canımızı diri diri yakanlardan bir tanesini daha Cumhurbaşkanı affetti, dışarıya çıktı. Nasıl bir ülkede yaşıyor isek elinde ateşi olanlar, insanları yakanlar, insanları katledenler dışarıda gazetecilerimiz ve düşünce suçlularımız içeride. Ve insanlık suçlarında zaman aşımı olmaz demiş olmamıza rağmen ne kadar insanlık suçu işlemiş insan varsa dışarı salıveriyorlar. Bu da ülkede demokrasinin, adaletin, eşitliğin olmadığının bir göstergesidir. Bu Alevilere uygulanan zulmün daha alevli devam ettiğinin bir göstergesidir. Biz sizi yakarız, yıkarız, asarız, keseriz, kuyulara doldururuz, derinizi de Nesimi gibi yüzeriz ve arkasından da bunları zamanaşımına uğratırız, özgür bırakırız siz gerçeklerinizle yüzleşmeyin diyorlar. Biz kendi gerçeklerimizle yüzleşmek zorundayız. Eğer yüzleşmezsek, eğer unutursak bize tekrar hatırlatacaklarını biz Aleviler çok iyi biliyoruz” diye ekledi.

“EŞİT YURTTAŞLIK MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”

Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyoruz (ÇEDES) projesine karşı başlatılan 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak olan “Laik eğitim, laik yaşam ve eşit yurttaşlık mitingi” için de katılım çağrısı yapan Türkyılmaz şunları söyledi:

“Ayın 16’sında İzmir Gündoğdu Meydanı’ndayız. Bir kez daha laik ve bilimsel eğitim diye haykıracağız. Çünkü okullara imamlar atadılar ve din dersi saatlerini haftada 6 saatte çıkardılar. Bu da biz Alevileri yok saymak, asimile etmek, dinci, gerici neslin yetişmesi demek. Başımıza gelenler yetmiyormuş gibi çocuklarımızı daha da karanlık günler bekliyor. İyi kötü bizim dönemlerimizde daha çok demokrasinin d’si varken daha karanlığa sürükleniyoruz. Okullarda bilimin olmadığını düşünebiliyor musunuz? Bizimkiler diyor ya ‘Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır’ tam da bu karanlığı yaratmak uğruna ırkçı, gerici nesil yetiştirmeye devam ediyorlar.

Karşımızda kocaman devlet var ve biz bu kocamandan korkuyor muyuz? Asla. Hani Deniz Gezmiş, Hüseyin’e soruyor ya ‘Hüseyin asacaklar bizi korkuyor musun?’ diye Hüseyin diyor ki ‘Deniz yoldaşım biz korkuyu Kerbela’da bıraktık’. Biz korkudan korkmamayı öğreneli yıllar oldu çoluğumuzla, çocuğumuzla İzmir Gündoğdu Meydanı’ndayız. Bu davada da perşembe günü zamanaşımı olmaz diyoruz. Zamanaşımına uğratanları da affetmeyeceğiz, unutmayacağız. Eşit yurttaşlık mücadelemize de devam edeceğiz ta ki alana kadar.”

Buse Nehir DEMİR/ANKARA