Ana Sayfa Blog Sayfa 152

DAD İzmir Şubesi 4. Olağan Kongresini gerçekleştirdi

0

PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi 4. Olağan Kongresini gerçekleştirdi. Kongrede, devletin ideolojik saldırıları ve asimilasyon politikalarına karşı Alevi hakikatinin savunularak, örgütlülüğün güçlendirilmesinin ortak görev olduğu mesajı verildi.

Çiğli Belediyesi Konferans Salonunda gerçekleşen kongrede ‘Nehak Düzene Karşı Yolumuzun Hakikatiyle Örgütlenelim! Tecriti Kırıp; Demokratik Cumhuriyeti İnşa Edelim’ , ‘Kadın Hakikati Kendisidir, İnancımızla Örgütleneceğiz, Direncimizle Özgürleşeceğiz’ pankartlarının yanı sıra Seyit Rıza, Alişer Koçgiri, Zarife Ana, Nuri Dersimi gibi Dersim önderlerinin fotoğraflarının afişler salona asıldı.

Kongreye Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği, Menemen Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği, Öğrenci Veli Derneği, Özgürlükçü Hukukçular Derneği, 78’liler Derneği, İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi , Alevi kurum ve siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

Sinevizyon gösteriminin ardından divan seçimiyle başlayan kongrede Kureyşan Ocağından İsmail Alkan ve Baba Mansur Ocağından Elif Hurustan’ın Kırmancki ve Türkçe verdiği gülbengler sonrasında çerağlar uyandırıldı. Kongrede hakikat yolunda mücadele edenler ve Hakk’a yürüyenler için1 dakikalık saygı duruşuyla dara duruldu.

“DİL İNANCIMIZIN TEMEL BİLEŞİNİDİR”

Kongrede ilk söz alan DAD İzmir Şube Eş Başkanı Nebat Hurustan, dilin inançla olan ilişkisine vurguda bulunarak, “Alevi örgütlülüğünün sorunlara dair yetmezliği olduğu açık. İnancımızın diline sahip çıkmalıyız. Dili inancımızın en temel bileşenidir. Dili kaybedersek itikati de kaybederiz” dedi.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Alevilere, Kürtlere, farklı inançlara yönelik inkar ve asimilasyon politikasının devam ettiğini söyleye DAD İzmir Şube Eş başkanı Zeynel Bozkurt, “Dilimize, kültürümüze sahip çıkalım. Dilimiz itikatimizin, inancımızın dilidir. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Kürtlere, Alevilere ve diğer toplumlara yönelik çokça saldırı gerçekleştirdi. 12 Eylül darbesi ile Alevilerin köylerinde zorla camiler yapılarak, çocuklar cemaatlere verilmek istendi. Güncel olarak ÇEDES projesi ile okullara imam atanmak istiyor. Buna karşı çıkalım. Asimilasyona karşı durmak için buna karşı çıkalım ve 16 Eylül’deki mitinde güçlü ses çıkaralım” ifadelerini kullandı.

“DEVLET KENDİ ALEVİSİNİ YARATMAK İSTİYOR”

‘Devler kendi Alevisini yaratmak istiyor’ diyen Kureyşan Ocağından İsmail Alkan ise, “Çoğu cemevleri farkınfa değil. Devlet kendi Alevisi ve cemevlerini yaratmak istiyor. Bilinçli yönetici ve talipler, yol edep erkan içerisinde hizmet etmesini bekliyoruz. Alevilikte kimse kimseden üstün değildir. Bir okul olarak düşünürsek herkesin alanı, sınırı bellidir. Hepimize büyük görevler düşüyor” diye konuştu.

“ALEVİLER TESLİM ALINMAK İSTENİYOR”

DAD Genel Merkez Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, iktidar ve çevresindeki bloğun toplumsal kesimlere yönelik genişlettiği saldırılara karşı örgütlülüğün hayati bir ihtiyaç olduğuna işaret ederek, “İnancımızda yolun sahibi kadındır. İnancımız inkar edilerek dönüştürülmek istenen bir yerde duruyor. Bizim hakikatimiz, örgütlenme biçimimiz ocak sistemidir. Saldırılara tek cevabımız örgütlülük olmalıdır. AKP-MHP iktidarı yanına HÜDAPAR gibi partileri yanına alarak topluma yönelik bir saldırılarını genişletti. Mevcut tehlikeye karşı bir barikat oluşturmamızın bir hayati ihtiyaç olduğu ortadadır. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Alevileri teslim alma projesidir. Yezid hizmeti yürütmüş bir ‘Alevi Diyaneti’ bunlardan farklı olmayacaktır. Bizleri yok etmek için bu kadar faaliyetin olduğu dönemde bizde nefessiz bir koşu ile örgütlenerek mücadele etmeliyiz. Demokratik Cumhuriyeti kurmanın mücadelesiyle bir olalım, diri olalım ki bu Yezit zihniyet gitsin” şeklinde konuştu.

YENİ YÖNETİM SEÇİLDİ

Faaliyet, denetleme ve mali raporun oylamaya sunulması sonrasında tek liste ile seçime gidilen kongrede eş başkanlığa Nebat Çelik ve Fırat Dikmen seçildi.

PİRHA/İZMİR

SGDF’li Gamze Toprak: Örgütlenme özgürlüğümüzü savunmaya devam edeceğiz

0

PİRHA – SGDF MYK üyesi Gamze Toprak, SGDF ve devrimci gençliğe yönelik süregelen baskılara karşı, “Bizler ilk defa tutuklanmıyoruz, ilk defa bu gündemlerle yargılanmıyoruz” diyerek, davalara katılım çağrısında bulundu.

Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu(SGDF) ve devrimci gençliğe yönelik süregelen saldırıları PİRHA’ya değerlendiren Gamze Toprak, 14 Eylül’de görülecek duruşmalar için kamuoyunu adliye önlerine SGDF’li tutsaklarla dayanışmaya çağırdı.

14 Eylül’de Çağlayan’da saat 10.00’da SGDF Eş başkanları Şükran Yaren Tuncer ve Okan Danacı’nın tutuklu yargılandığı davanın ikinci duruşması görülecek. SGDF MYK üyesi ve dönemin Yeşil Sol Parti gençlik adayı Müslüm Koyun’un mahkemesi ise Eskişehir Adliyesi’nde saat 09.00’da görülecek.

“İKTİDAR BU YIL SOSYALİST GENÇLİĞİ ÖZEL OLARAK HEDEFLEDİ”

İktidarın Suruç Katliamı ile beraber devrimcilerin, devrimci hareketin kendisine uyguladığı baskı politikalarını bu yıl da sosyalist gençliği hedefleyerek devam ettirdiğini söyleyen Toprak, SGDF ve gençlik hareketlerine yönelen saldırıları şöyle değerlendirdi:
“Uzun bir zamandır gençlik kitlelerinin söz, eylem, örgütlenme özgürlüğünün önüne ket vurduğu, bunu bir abluka haline getirdiği, her gün polis-idare işbirliğiyle liselileri teslim almaya çalıştığı, üniversitelerde faşist genelgelerle üniversiteli gençliğin mücadelesini hedef aldığı, genç kadınların, LGBTİ+’ların sokakta yaşam tarzına müdahaleyi kendi önüne aldığı bir atmosferde elbette ki bunun fitilleyicisi olabilecek, değiştirici gücü olabilecek, başka bir düzeye çevirecek olan gençlik hareketiydi. Ve gençlik hareketini de teslim alma saldırısı olarak bunun öncülüğünü üstelenecek hareketlere yöneldi.”

“DEVLET, GENÇLİK KİTLELERİNİ TESLİM ALABİLMEK İÇİN TOPYEKÜN BİR SALDIRI GİRİŞİMİNDE”

Toprak, iktidarın gençlik üzerindeki baskılarına karşı birleşik gençlik hareketinin kurulmasının önemine de dikkat çekerek şunları konuştu:
“Bizim daha 5 ay önce açıklama yapabildiğimiz yerlerde ablukaya alındığımız, sürekli gözaltına alındığımız ve devletin gençlik kitlelerini teslim alabilmek için topyekün bir saldırı girişiminde bulunduğu bir yılın içerisindeyiz. Elbette bu ablukayı dağıtabilecek çok özel görev ve sorumluluk da ilk sosyalist gençlikte, ikincisi de birleşik gençlik hareketinin kendisindedir. Biz birleşik gençlik hareketini kurmadan, biz bu ablukayı dağıtabilecek gücü yaratamayız.”

“DOSYALARIN İÇERİĞİNE BAKILDIĞINDA ABSÜRT GEREKÇELER VAR”

“Dosyamızın içeriğine, yoldaşlarımızın tutuklanma gerekçelerine de bakıldığında çok absürt içeriklerle karşılaşıyoruz” diyen Toprak, arkadaşlarının tutuklanma gerekçelerini ise şu şekilde sıraladı:
“YÖK eylemine katıldığı, 8 Mart’a çağrı yaptığı, devrimin güncelliği panellerine katıldığı, sırf liselerle tacize tecavüze karşı kurultaylar yaptığı için yargılanıyorlar. İçeride biz devrimci tutsakları tecrit haline alarak, kitap-yayın hakkını engelleyerek mutlak bir tecritle onları teslim alamaya çalışan iktidar, dışarıda da bizleri aile aramalarıyla, kaçırmayla, tehditle, ajanlaştırma girişimiyle toptan teslim almaya çalışıyor.” Toprak, aynı zamanda ilk defa bu gerekçelerle karşılaşmadıklarını belirterek “Bizler ilk defa faşizmin hedefinde değiliz, bizler ilk defa tutuklanmıyoruz, ilk defa bu gündemlerle yargılanmıyoruz” dedi.

TOPRAK KAMUOYUNA DAYANIŞMA ÇAĞRISI YAPTI

Toprak, 14 Eylül’de görülecek duruşmalar için ise şu çağrıyı yaptı:
“Bizim çağrımız, tüm ilerici, demokrat, sol-sosyalist kurumların, gençlik örgütlerinin bu davayı güçlü bir şekilde sahiplenmesi, bu mahkemelere güçlü bir şekilde katılım sağlaması. Çünkü esasında sosyalist gençliğin özgürlük talebini, sosyalist gençliğin tutsaklarını sahiplenmenin de gençlik hareketinin söz, eylem, örgütlenme özgürlüğünü savunmak ve buna sahip çıkmak anlamına geldiğini düşünüyoruz. O bakımdan herkesi 14 Eylül’de adliyelerde SGDF’li tutsaklara özgürlük talebini büyütmeye çağırıyoruz.”

Devrim FINDIK / İSTANBUL

Karabudak: Devlet cemevlerine el atarsa Alevilik ölür, Alevilik ölürse hakikat ölür

0

PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Anafatma Cemevi’nde devletin Aleviler üzerinde uygulamak istediği asimilasyon politikalarına ilişkin basın toplantısı düzenledi. DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “Gerçekten samimi olunsa demokratik bir Anayasa ile bu topraklarda yaşayan tüm ötekileri, tüm halkları bir arada tutan, onların haklarını veren, inançlarına saygılı olan bir iktidar olur” dedi.

İktidarın, Aleviler üzerinde uygulamak istediği kendi Alevilerini yaratma projelerine tepkiler gelmeye devam ediyor. DAD Ankara Şubesi de düzenlediği basın toplantısında devletin uygulamak istediği politikalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Basın toplantısına kurum Başkanları, Alevi aydınlar ve yurttaşlar katıldı. Açıklamayı DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak yaparken Yazar Ali Balkız da konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“EN FAZLA ÜÇ BEŞ DÜŞKÜN İLE YOL YÜRÜRSÜNÜZ”

Geçmişte kıyımlara, katliamlara hedef olan Alevi toplumunun Cumhuriyet döneminden itibaren asimile edilmeye çalışıldığına vurgu yapan Karabudak, “Geçmişten bugüne süren kıyım, katliam politikalarına asimilasyon politikaları eklenmiştir. Siyasal iktidar dönem dönem Alevileri yanında tutmak istemiştir. Şimdi de kurmuş olduğu Kültür Bakanlığına bağlı Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı da Alevileri asimile etmek için yoğun bir çaba içerisindedir. Biz bunu kabul etmiyoruz” dedi.

Başkanlıktan kendilerinin arandığını aktaran Karabudak, şunları ifade etti:

“Konunun ne olduğunu sorduğumuzda ihtiyaçlarınızın listesini alalım, dede ihtiyacınız var ise dede tayin edelim, kadro verelim dediler. Biz kabul etmedik. Çünkü bu inanç, kadimden bugüne ocaklarına, cemevlerine sahip çıkan Alevilerin kendi lokmaları ile buralara çıkmışlardır. Devletin bu projesini kabul etmiyoruz. Bunun Alevilerin iyiliği için yapıldığını düşünmüyoruz. Gerçekten samimi olunsa demokratik bir anayasa ile bu topraklarda yaşayan tüm ötekileri, tüm halkları bir arada tutan, onların haklarını veren, inançlarına saygılı olan bir iktidar olur. Buradan devlete sesleniyoruz; bu şekilde Alevileri kazanamazsınız. En fazla yanınızda tuttuğunuz üç beş düşkünle beraber yol yürürsünüz. Onların yanında olan sözüm ona Alevilere sesleniyoruz; sizler orada durarak bir paraya tamah edip yolunuzdan çıkmanız doğru değildir. Devlet cemevlerine el atarsa Alevilik ölür, Alevilik ölürse hakikat ölür.”

“ÇEDES PROJESİ İMAM ATAYARAK SİSTEMİN İDEOLOJİSİNİ YAYMA POLİTİKASIDIR”

Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)’nin mevcut iktidarın kendi ideolojisini yayma politikası olduğunu belirten Karabudak, 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak miting için çağrı yaparak, “Bir ÇEDES projesi var. Bu da başka türlü bir asimilasyon politikasıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın beraber ortak projesidir. Okullara vaiz, imam atayarak sistemin ideolojisini yayma politikasıdır bu. Bununla ilgili ‘laik, bilimsel eğitim’ mitingi adı altında İzmir’de miting yapacağız buradan tüm canlarımızı mitinge davet ediyoruz” diye konuştu.

“KATİLİ AFFETMEK KATLİAMA ORTAK OLMAKTIR”

Madımak Katliamı tutuklusu Hayrettin Gül’ün Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından affını hatırlatan Karabudak, ”Bundan birkaç gün önce Madımak katillerinden birini Cumhurbaşkanı affetti. Cezaevinden çıkardı. Bu da ayrı bir devlet politikasıdır. Cezaevinde yüzlerce hasta tutsak varken, halkın iradesi ile seçilmiş siyasetçiler esaret altındayken cezası kesinleşmiş bir katili affetmek katliama ortak olmaktır” şeklinde konuştu.

“16 EYLÜL MİTİNGİNE KATILMAK HEPİMİZ İÇİN BİR GÖREV OLMALI”

Karabudak’ın açıklamasında sonra konuşan Yazar Ali Balkız ise 16 Eylül İzmir mitingine çağrı yaparak şunları söyledi:

“Asıl büyük yıkım Anadolu’da ve kırsal kesimde yaşanıyor. Biz göçtük geldik kente ama köyde kalanlar bir başlarına, yalnız kaldılar ne yazık ki. Cem olmayınca, cemaat olmayınca, ocaklar olmayınca, pir talip ilişkisi bozulmuş, Aleviler Alevi gibi yaşama geleneklerinden, göreneklerinden uzak kalınca korumasız kaldı. Devlet bunu çok iyi kullanıyor. Neredeyse her köyde bir istihbaratçısı ve ihbarcısı var. Kalan köylüler neye ihtiyaçları varsa yol, su, kredi, ürünü satmak gibi her ihtiyaçlarını gidip kaymakama dillendirdiklerinde hemen önlerine camii yapın ki yolunuz açılsın, Kültür Bakanlığı’nın kurduğunu kurumla ilişkileriniz olsun ki hizmet size gelebilsin gibi bir önerilerle karşılaşıyorlar. Eylül’ün 16’sında İzmir’de Gündoğdu meydanında büyük bir miting var bu mitingde olmak, benzer etkinliklerde olmak hepimiz için bir görev olmalıdır.”

PİRHA/ANKARA

Zakir Bulut: Tarikatlar gençlerimizi çalıyor, dedeler sorumlu

0

PİRHA- Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Hizmetkarlarından Zakir Hakkı Bulut, gençlerin ve taliplerin cemlere gelmemesinde dedeleri eleştirerek, “Dedelerin benlikten kaynaklı olarak gençler ve talipler cemlere gelmiyor. Bu boşluktan tarikatlar faydalanmaya çalışıyor. Gençlerden bir iki tanesini kaptı mıydı ötekilerin ardı geliyor. İşte bizim gençlerimizi böyle çalıyorlar. Burada dedelerin suçu var” dedi.

Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Hizmetkarı Hakkı Bulut aynı zamanda AKD Finike Yuvalı Mahallesinde bulunan Alevi Kültür Derneği Cemevinde zakirlik yapıyor. Bulut, zakirlik sürecine dair PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

Küçük yaşlardan beri müzikle uğraştığını ailede babası gibi kendisinin de müzisyen olan Bulut, Zakir olmaya karar vermesi sonrasında Finike/ Yuvalı 2 tane cemevi yaptırılmasına ön ayak oldu. Ocak zade bir aileden gelen Bulut, cemevinde saz çalan olmadığından semahçılarla birlikte çalışarak saz çalmayı öğrendiğini dile getirdi.

“ÇOCUKLUĞUMDA DEDELERİMİZ GİZLİ GİZLİ CEM YAPARDI”

Finike Yuvalı Mahallesi 1967-68 yıllarında dedelerinin cemler yaptığını belirten Bulut, “O dönemde yapılan cemler yasak olduğu için kaçak yapıyorlardı çünkü yasaktı. Devlet bizim inancımıza çok karşı çıkıyordu, jandarma asayiş geliyordu. Bundan dolayı cemleri kaçak yapıyorduk” diye konuştu.

Eskiden yapılan cemleri anlatan Bulut, şunları söyledi:

“Şimdiki cemler çok iyi ama insanların aydınlanması lazım. Böylesi büyük cemler köylerde olmuyordu o zaman cemler 1 gün olmuyor yeri geliyor 20 gün, yeri geliyor 40 gün devam ediyordu. Her gün bir musahiplik bağlanıyordu. Diyelim 20 kişinin ikrarı alınacak gidilir ikrar alınır ikrar alınanlar postta kalır ertesi gün alınmayanlar gelir bu şekilde ama her şey özündendi içtendi. Mesela dedenin yanındaki biri arkadaşıyla konuşuyormuş çık münafık dışarı diyerek ailesi ile birlikte kapıdan çıkarmış. Adam cemde bir tek kelime konuşunca. Dışarıda yağmur da yağıyor adam evine gitmiş yolda çerağı söndüğünde yakarak giderken ben ölürüm de cemimden kalmam demiş ve tekrar geriye dönmüş, kapıyı vurmuş. Kim o benim dede canlar benim. Canımı alın malımı alın ben yolumdan kalamam, alın malını görün yolumu demiş. Böyle işten insanlar vardı.”

“GENÇLERİMİZİ TARİKATLARIN ELİNE BIRAKMAMALIYIZ”

Dedelerin benlikten kaynaklı olarak gençlerin ve taliplerin cemlere gelmediğini ifade eden Bulut, “Gençlerimiz taliplerimiz cemlerimize gelmiyorlar. En azından Talip ceme gelmiyorsa sen Talip’in ayağına gideceksin. Git evine otur onun gönlünü al ve ben hata etmişim de, kusura bakma de. Günde bir ev gezsen ayda 30 Talip gezersin. Bugün ceme 10 kişi gelir öbür hafta 20 kişi olur öbür hafta 40 kişi olur. Bu hususta hepimize düşen görev insanları toparlamak ve bir araya getirmek gerekir dedi. dedi.

Dedelerimizin benliğinden dolayı ortada bir boşluğun olduğunu bu boşluktan da tarikatların faydalandığını belirten Bulut, “Her yere bu adamlar saçakları atmışlar bizim Finike’ye bağlı Çaldır mahallesi var.1-2 tane hoca var gençlerden bir iki tanesini kaptı mıydı ötekilerin ardı geliyor. İşte bizim gençlerimizi böyle çalıyorlar. Burada dedelerin suçu var” dedi.

“TELLİ KURANIMIZ OLAN SAZA SAHİP ÇIKALIM”

Saz çalmak ve Zakir olmak isteyen gençlere de çağrıda bulunan Kızıldeli Sultan ocağı yol Yürütücüsü Zakir Hakkı Bulut, konuşmasını şu cümlelerle sonlandırdı:

“Gençlerimize Zakirlerimize de benim önerim gençlerimiz müzikle uğraşsın, bizim elimizdeki telli Kuranımızdır. İnancımıza, elimizdeki telli Kuran’a, cemlerimize, kültürümüze ve insanlarımıza sahip çıkalım”

Cebrail ARSLAN/ANTALYA

Hayatı Kabusa Çeviren Haber: “Pembe Panjurlu İntikam”

0

İsim benzerliği yüzünden bir kadının hayatı kabusa döndü. Kadın öğretmen, 22 Ağustos günü, Sabah gazetesinin internet sitesinde, basılı gazetesinde ve haber sitelerinde “Takıntılı sevgiliden pembe panjurlu intikam” başlığı ile yayınlanan, ön kısımda kendisine ait fotoğrafların yer aldığı haberde, öğrenci velileri ve arkadaşlarının uyarısı ile haberdar oldu.

Haber, Sabah Gazetesi adliye muhabiri Seda Nur Günaydın imzası ile yayınlandı. Birçok basın kuruluşu da haberi Sabah gazetesinden alarak yayınladı. Tamamında mağdurun dışarı kapalı olan facebook adresindeki profil fotoğrafı kesilmek sureti ile kullanıldı.

Haber, kısa zamanda, ulusal gazeteler dahil onlarca internet sitesinde paylaşıldı. Bunun üzerine haberi yapan muhabire ulaşıldı ve gerekli bilgiler verildi. Muhabir, telefon görüşmesinde yapılan bu hatanın bir an önce düzeltileceğini ve özür, tekzip yazısı için haber müdürüyle konuşacağını söyledi.

Bu görüşme sunucunda Sabah gazetesi, hatasını kabul etmiş ve 1-2 gün içinde kadın öğretmenin resmilerini internet gazetesindeki haberden kaldırdı. Bahsi geçen haberin aynı medya grubu, A Haber internet sitesinde hala aynı yanlış ile yayınlanmaya devam ediyor olması da dikkat çekicidir. Gazete, avukat aracılığı ile yapılan sözlü tekzip talebini de olumsuz yanıtladı.

Sulh Cezaya Erişim Engelleme; Savcılığa Şikâyet Başvurusu Yapıldı

Yapılan bu haberle mağdur olan kadın öğretmen, “İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal etme; kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına verme, yayma veya ele geçirme suçlarının işlendiği vurgusuyla dava açıldı.

Avukatı aracılığı ile yaptığı başvuru dilekçesinde, basılı gazetenin binlerce satılıp dağıtılması; haberin dedikodu niteliği, veriliş şekli nedeni ile yaygın şekilde tıklanması ve okunma oranının yükselmesine vurgu yapıldı. Ayrıca, gazetenin mağdurun fotolarını/veriyi kaynağından usulüne uygun kaldırmadığı için Google arama motorlarında ve diğer internet mecralarında da dolaşmaya devam ettiği bilgisi de dava dilekçesinde yer aldı.

Avukat, dava dilekçesinde, yapılan haberin müvekkili ile hiçbir bağlantısı olmadığını, haberde yer alan 32 yaşında Elif E. İsimli kadınla isim benzerliği dışında bir benzerliğin asla olmadığını belirtti. Devamında da müvekkilinin yayınlanan hatalı ve ağır ihlal oluşturan haber nedeni ile 22.08.2023 tarihinden beridir manevi olarak yıprandığını; suç konusu haber nedeni ile özel hayatı ve aile hayatının ciddi anlamda sarsıldığını zarar gördüğünü ifade etti.

 

İlgili haberin hala internet sitelerinde ve Google arama motorlarında açık olduğu; ihlalin ağır bir şekilde devam ettiği de dava dilekçesinde yer aldı.
Haber: Ahmet Koçak

17+Alevi Kadınlar: Madımak failinin affedilmesi katliamın meşrulaştırılmasıdır!

0

PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sivas Katliamı davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Hayrettin Gül’ün cezasını kaldırmasının katliamı meşrulaştırmak olduğuna vurgu yapan 17+Alevi Kadınlar, “33 canımızın ölümüne neden olan ve 30 yıldır adalet bekleyişi içinde yakınları olarak bu affı asla kabul etmiyoruz ve failleri asla affetmiyoruz” dedi.

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 2 Temmuz 1993’te 33 kişinin yakılarak katledilmesine dair açılan Sivas Katliamı davasında idama mahkum edilen Hayrettin Gül’ün ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrilen cezası, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından ‘sürekli hastalık’ gerekçesiyle kaldırdı.

Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan karara tepki gösteren 17+Alevi Kadınlar, bu affın mahkumun sağlığından çok katliamın siyasi bir affı amaçladığını akıllara getirdiğini belirtti.

“KATLİAMIN SİYASİ AFFI AMAÇLANIYOR”

“Siz affetseniz, biz affetmeyiz! Tarih affetmez!” başlığıyla yayımlanan 17+Alevi Kadınlar açıklamasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Madımak Katliamı failleri için kullandığı ikinci af yetkisi olduğu hatırlatılarak, “Cezaevinde çok sayıda ağır hasta hükümlü bulunmasına rağmen, daha önce de af yetkisinin, Madımak katliamı sorumlularından ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilen Ahmet Turan Kılıç için kullanmış olması, bu affın mahkûmun sağlığından çok katliamın siyasi bir affı amaçladığını akıllara getiriyor. Madımak katliamının asli faili olarak 2003’ten beri cezaevinde bulunan 78 yaşındaki Hayrettin Gül’ün ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infazı bu siyasi af ile sadece 20 yıla düşürülmüş olacak” ifadeleri kullanıldı.

“KABUL ETMİYORUZ, ASLA AFFETMİYORUZ”

Madımak faillerinin affedilmesinin katliamı meşrulaştırmanın bir yöntemi olduğunun belirtildiği açıklamanın devamında, adalet bekleyişi içerisinde olanların bu affı kabul etmeyeceği vurgulanarak, “Cezaevlerinde hasta mahpusların bazılarına uygulanmayan affın katliam faillerine uygulanması, yargının da, devlet erkanının da eşitlik anlayışını bir kez daha gözler önüne serdi. Eşitsizliğin yanı sıra, Madımak katliamına özel 1993’den bu yana devletin yargı sistemi şeffaf bir soruşturma ve kovuşturma sürdürmemekte ısrarcı ve katliamın faillerini çeşitli gerekçeler ile affetmeyi odağına almış, Alevilere karşı sistematik ayrımcılığı sürdürmekte. Faillerin ödül niteliğinde affedilmesi katliamı meşrulaştırmanın başka bir yöntemidir. 33 canımızın ölümüne neden olan ve 30 yıldır adalet bekleyişi içinde yakınları olarak bu affı asla kabul etmiyoruz ve failleri asla affetmiyoruz. Onları affedenleri de” denildi.

PİRHA/İSTANBUL

Mehmet Ali Bul: Yeşil Sol Parti, AKP’nin kayyım politikasına karşı yerel seçimleri boykot etmeli

0

PİRHA-AKP iktidarının kayyım politikasına tepki göstermek için Yeşil Sol Parti’nin yerel seçimlere katılmaması gerektiğini ifade eden Mehmet Ali Bul, “Seçimleri protesto edecek bir pozisyon alınması gerekiyor. Yerel seçimlerde 100 tane belediye alsak da ikinci gün kayyım atandığı zaman seçime girmenin bir anlamı yok. Kayyım politikasına karşı Yeşil Sol Parti’nin seçimleri boykot ederek bir cevap olabileceğini düşünüyorum” dedi.

Yerine kayyım atanan ve 2016 yılında gözaltına alınıp tutuklanan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Mehmet Ali Bul tahliye oldu. 17 Kasım 2016 yılında “terör örgütü üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanan ve Tunceli 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 8 yıl 9 ay hapis cezası verilen Bul, 5 Eylül’de Sincan 1 Nolu F tipi Cezaevi’nden tahliye edildi.

Mehmet Ali Bul ile cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri, Alevi inancına yönelik asimilasyon politikaları, kayyım politikasına ilişkin sohbet ettik.

Cezaevlerinde hak ihlallerinin giderek arttığını ifade ederek sözlerine başlayan Mehmet Ali Bul, “Türkiye’de bir bütün olarak demokratik değerlerin işlediği bir sivil anayasa ve ülkedeki demokratik siyasetin önünün açılması gerekiyor” dedi.

“KAYYIM POLİTİKASINA KARŞI YEŞİL SOL PARTİ’NİN YEREL SEÇİMLERE KATILMAMASI GEREKİYOR”

PİRHA: İKTİDARIN KAYYIM POLİTİKASINA KARŞI NELER YAPILMASI GEREKİYOR?

MEHMET ALİ BUL: Bizden sonraki seçimlerde tekrar kayyımun atanması bundan sonraki seçimlerde de kazandığımız yerlere kayyım atanacağının göstergesi. O yüzden ben Yeşil Sol Parti’nin yerel seçimlere katılmaması gerektiğini düşünüyorum. Seçimleri protesto edecek bir pozisyon alınması gerekiyor.

Bu politikaya ancak böyle cevap olunabilir, aksi takdirde 40 yıldır süren sorunun çözümü aşamasında herkesin daha aklı selim düşünmesi gerekir diye düşünüyorum. Yerel seçimlerde 100 tane belediye alsak da ikinci gün kayyım atandığı zaman seçime girmenin bir anlamı yok. Kayyım politikasına karşı Yeşil Sol Parti’nin seçimleri boykot ederek bir cevap olabileceğini düşünüyorum.

“DERSİM CİDDİ BİR GÖÇ VERDİ”

-Cezaevinden çıktıktan sonra Dersim’e ilişkin izlenimleriniz nelerdir?

3-4 günlük bir süreç ama ekonomik duruma bakmaksızın geleceğe olan umutsuzluğun kentte ciddi bir göç verdiğini kalanların da uyuşturucu bataklığına sürüklendiğini gördüm. Daha dinamik ve canlı bir Dersim görmedim.

“5 YIL BOYUNCA TECRİT UYGULANDI”

-Cezaevinde yaşadığınız bir anınızı anlatabilir misiniz?

2 sene boyunca Kocaeli’de kaldım daha sonra Ankara’ya götürüldüm. 5 yıl boyunca Ankara’da İdris Baluken ile birlikte kaldım. İki kişi spora çıkıyorduk, iki kişi dışında oturduğumuz ve konuştuğumuz kimse olmadı. Voleybol veya basketbol oynadığımızda birbirimizi alkışlıyorduk. 5 yıl boyunca bize iki kişilik bir tecrit uygulandı, uygulamalar insani değildi ama bizi insan sevgisinden uzaklaştırmadı.

“SÜREKLİ YENİ TİP CEZAEVLERİ YAPARAK ÜLKENİN SORUNLARINI ÇÖZMEYE ÇALIŞIYORLAR”

-Y ve S Tipi Cezaevleri yapılarak ne amaçlanıyor?

Zindanların tarihine bakıldığında her dönemde kendine özgü uygulamaları mevcut. 2000’li yıllarda F Tipi Cezaevleri hayata geçirildiğinde 32 insan öldürüldü. F Tipi Cezaevlerinde sadece fiziksel değil aynı zamanda ruhsal bir işkenceye dönüşen bir model. Alfabede harf bırakmadılar sürekli yeni tip cezaevleri yaparak ülkenin sorunlarını çözmeye çalışıyorlar bu durum da ülkedeki kaosu derinleştirdiğini görüyoruz. Hiç kimse ülkedeki sorunları mahkemelere ve cezaevlerine havale ederek çözmemiştir.

“ALEVİ İNANCINA YÖNELİK ASİMİLASYON BİR DEVLET POLİTİKASIDIR”

-Alevi inancına yönelik asimilasyon politikaları sürüyor yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sadece AKP döneminde değil uzun yıllardır Alevi inancı dışlandı. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında bağlama sazları yasaklandı. Alevilere uygulanan asimilasyon politikasını baş mimarı da CHP’dir, devletin bin asırdır süren bir politikasıdır. Alevi inancını ötekileştirme politikalarının devamıdır. Alevilere yönelik asimilasyon politikası CHP döneminde yaşanmıştır ve AKP döneminde de bu politikalar devam ettiriliyor.

Mehmet Ali Bul ile sohbetimiz Selahattin Demirtaş’ın bestelediği ‘Sarılmaz yürek yarası’ türküsünü seslendirmesiyle sona erdi.

Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

Eren Yıldırım: Alevilerin ve bütün inançların özgürlüğünü haykırmak için İzmir’de buluşalım

0

İRHA- 16 Eylül’de İzmir’de 100 kadar kurumun destek vereceği mitinge ilişkin değerlendirmede bulunan Okmeydanı Cemevi’nden Baba Mansur Ocağı evladı Eren Yıldırım,”Laik, Bilimsel,Kamusal, Parasız ve Anadilde eğitimi savunmak, Alevilerin ve bütün inançların özgürlüğünü haykırmak için, 16 Eylül’de İzmir Gündoğdu meydanında bir arada olalım, sesimizi ve sözümüzü birlikte yükseltelim” çağrısında bulundu.

Yıldırım, miyinge dair şunları ifade etti:

“Hayır” demek, itiraz etmek için o kadar çok sebebimiz var ki! Topluma, yarınlarımız olan çocuklarımıza dayatılan bu gerici eğitim sistemine ve okullara atanacak olan İMAM’lara “HAYIR” demek için bir araya gelmeliyiz. Laik, Bilimsel,Kamusal, Parasız ve Anadilde eğitimi savunmak, cinsiyetçi Eğitime karşı durmak, çocuklarımıza aydınlık bir gelecek kurmak, Alevilerin ve bütün inançların özgürlüğünü haykırmak, tekçi anlayışa karşı durmak, tarikat ve Cemaat adı altındaki çetelere dur demek ve bilim yuvası olması gereken okullara atanmak istenen imamlara geçit vermemek için bir araya gelmeli sesimizi daha yüksek çıkartmalıyız.

Sen, ben, o demenin hiç sırası olmayan bir zaman diliminde, çocuklarımızın geleceğini kurtarmak için mücadele etmemiz gereken bir süreç içerisindeyiz. Çocukların ve ülkenin geleceğini şeratçi tarikat-cemaatlere teslim etmek istemiyorsan, bu eğitim sistemine itiraz ediyorsan, okula gönderdiğin çocuğun, din adamı değil de bilim insanı olsun istiyorsan, okulda çocuğuna eğitimi imam değil bilim insanları versin istiyorsan; 16 Eylül’de İzmir Gündoğdu Meydanı’nda laik yaşam, laik eğitim mitingin de bir arada olalım, sesimizi ve sözümüzü birlikte yükseltelim.”

PİRHA/İSTANBUL

‘Okullara imam atanması Alevilere yönelik asimilasyon ve inkar politikasıdır’

0

PİRHA- Zeliha Korkmaz, ÇEDES projesi kapsamında okullara imam ve din görevlilerinin atanmasını, Alevilere yöneltilmiş bir asimilasyon ve inkar politikası olarak değerlendirdi. Alevilere dönük sistematikleştirilen bu politikalara karşı Korkmaz, örgütlülük ve mücadele vurgusu yaptı.

Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ (ÇEDES) projesi kapsamında, birçok kentte okullara imam ve din görevlisi atandı.

Geçmişte de benzer projelerle eğitim alanı laiklikten uzaklaştırılarak dinselleştirilmeye çalışılmıştı. Şimdi de ‘Manevi danışmanlık’ adı altında din görevlilerinin okullara atanması başta eğitimciler olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden tepki topluyor. Tekçi, dinci zihniyetle uygulamaya konulan bu projeye özellikle eğitimcilerden itiraz sesleri yükseliyor.

Söz konusu uygulama ile ilgili Yol Erenleri’nden Zeliha Korkmaz, PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

“ÇEDES’İN 3 BAKANLIK AYAĞIYLA UYGULANMASI TESADÜFİ DEĞİL”

Zeliha Korkmaz, AKP hükümetinin iktidarı boyunca Alevilere karşı asimilasyon ve inkar politikalarını hep devrede tuttuğunu hatırlatarak, bunun seçimlerden sonra daha da hızlandırıldığına dikkat çekti.

ÇEDES’in de bu politikaların bir parçası olduğunu belirten Korkmaz, “ÇEDES projesi 3 bakanlıkla yapılıyor. Milli Eğitim Bakanlığı bugün kendisine ayrılan bütçeyi dini bütçe olarak algılıyor ve imam hatip okullarına ayırıyor bu bütçeyi. Kendini Diyanet’in bir ayağı olarak görüyor. Bir diğer ayağını zorunlu din dersiyle yapmışlardı ve 4+4+4 sistemiyle bunu hızlandırmışlardı. Kendilerine verilen bütçeyi daha çok imam hatip okulu açmaya kullanıyorlar. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nı yanlarına almaları tesadüf değil. Bu karanlık ve gerici zihniyeti gençlikle buluşturma çabası içindeler. Bunu da meşrulaştırmak için bu bakanlıkları kullanmaya çalışıyorlar” dedi.

“ÇEDES VE BENZERİ UYGULAMALARI KABUL ETMİYORUZ”

Korkmaz, atanamayan öğretmenler gerçeğine işaret ederek ÇEDES gibi projelerin kabul edilemez olduğunu ifade etti. ÇEDES’i ekolojik ve eşit yurttaşlık kavramı üzerinden de değerlendiren Korkmaz, şunları söyledi:

“Bu projenin açılımının Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum olması oldukça gülünç, çünkü biz AKP’nin ve Erdoğan’ın bu ülkede tek bir ağaç bırakmadığını biliyoruz. Bu ülkedeki hiçbir insanın değerlerine sahip çıkmayan, saygı duymayan, asimile etmeye çalışan bir politika yürütüyor. Bugün 1 milyonun üzerinde atanmayan öğretmenler var. Bu kadar yoksulluk cenderesinde olan öğretmen varken okullara imam atanmasını kesinlikle kabul etmiyoruz. Tarikat ve cemaatlerde çocuk istismarları, tecavüzleri ve şiddet olaylarını din adı altında kapattıklarını, suçluların ceza almadığını biliyoruz.”

“ALEVİLER KARANLIK ZİHNİYETE KARŞI MÜCADELEYİ SÜRDÜRMELİ”

Yaratılmak istenen tekçi, gerici, eşitlikten uzak toplum modeline karşı Alevilerin her zamankinden daha çok mücadele etmesi gerektiğinin altını çizen Korkmaz, “Aleviler bugün birçok halk kesimiyle bunu birleştirmeli. Daha çok örgütlenmeliyiz çünkü karşımızda çok örgütlü bir AKP iktidarı var. Bizim de bu sert savaşların karşısında daha sert hamlelerle, dik duruşla karşılık vermemiz gerekiyor. 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak miting bunun bir ayağını oluşturuyor” diye belirtti.

Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

Dersim Belediye eski Başkanı Edibe Şahin’in babası Dersim’de Hakk’a uğurlandı

0

Eski Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin’in babası Doğan Gündoğan, Tunceli Cemevi’nde Hakk’a uğurlandı. Hakk’a uğurlama erkanına Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’de ki siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.

Kureyşan Ocağı pirlerinden Gündoğan, Hakk’a uğurlama erkânının ardından Nazımiye’nin Xaltan köyünde toprağa sırlandı.

PİRHA/DERSİM