Ana Sayfa Blog Sayfa 152

MARDEF 3. Olağan Kongresini yaptı

MARDEF 3. Olağan Kongresini yaptı. Kongrede Hatice Sonzamancı ve Mehmet Üstek eşbaşkanlığa seçildi.

MARDEF Maraş Buluşma Kampı’nın ikinci gününde MARDEF 3. Olağan kongresi gerçekleşti. Kongreye FEDA Eşbakanı Demir Çelik, HDP 26. Dönem milletvekili Besime Konca, Afet Yönetimi ve Dayanışma Derneği’nden Lisa Çalan ve Muzaffer Özdemir, yerel dernek temsilcilerinin yanısıra çok sayıda kişi katıldı.

Kongre bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Ardından MARDEF eşbaşkanları Fidan Kabayel ve Serhat Med kısa bir açılış konuşması yaptı. Konuşmalarda zorlu bir süreçte dayanışmanın önemine dikkat çekildi ve bu süreçte emek verenlere teşekkür edildi.

Okunan mesajların ardından divan seçimine gidildi. Divana Mehmet Demir, Fatma Dapar ve Besime Sönmez seçildi.

ORTAKLAŞMANIN ÖNEMİ

Divan adına söz alan  Mehmet Demir gelen konukları selamlayarak şunları söyledi:

“Deprem süreci soykırım kıskacında olan bir coğrafyada başka bir yıkım getirdi. MARDEF diasporada yaşayan 350 binden fazla Maraşlının olduğunu hesap hederek çalışmalar yürüttü. Bizler Maraş eksenli çalışma yürüten tüm derneklerin ortak çatısı olma hedefi yürüttük. Bu derneklerin özgün yapılarına dokunmadan ortaklaşmayı seçtik. İşte bu ortaklıkla deprem bölgesine yardım etmeyi hedefledik. Önemli çalışmalara da imza attık.“

ÇELİK: TOPLUSALLIĞIMIZI, HAKİKATİMİZİ ÖĞRENMEK ZORUNDAYIZ

Kongrede söz alan FEDA Eşbaşkanı Demir Çelik ise, “Fiziksel ve kültürel soykırım ile karşılaştığımız süreçte, baskılayan kuşatan, kendisine ve hakikatine yabancılaştıran uygulamaları sınır tanımıyor“ dedi.

MARDEF özelinde sivil toplum kuruluşlarının önemine dikkat çeken Çelik, baskı gören toplumlarda böylesi çalışmaların mücadeleye etkisine işaret etti.

Çelik, devamında şunları belirtti:

“Ulus devlet ocaklarımızı kapatıp taliplerin ocaklarıyla buluşmasını engellemesiyle, inancımız sekteye uğradı. Kaybettiğimiz değerlerin birer birer elimizden alınması ile yüzleşmek zorundayız. Aleviliği din olarak bize dayatanlara karşı, Re Haq inancı bir duruştur. İktidar Cemevi Başkanlığı kurarak Alevileri bölmeyi ve parçalamayı amaç ediniyorlar. Yetinmiyor ÇEDES projesi ile bize dini eğitimi dayatıyorlar. Sadece Alevileri değil 85 milyonun hayatını karartmak istiyorlar. Bizlerin bunlara karşı duruş sergilemek gibi bir sorumluluğumuz var. Depremin ardından yine bir göçertme politikasıyla bizi karşı karşıya bıraktılar. Dilimizi, kültürümüzü korumak zorundayız. İnancımızı, dilimizi, toplumsallığımızı, hakikatimizi öğrenmemiz gerekiyor.“

Afet Yönetimi ve Dayanışma Derneği’nden Muzaffer Özdemir ise deprem bölgelerinde MARDEF ile ortak çalışmalarını anlattı. AKEL temsilcisi İmam Şahin ise kurumların ortaklaşmasına dikkat çekti. Deprem sonrası süreçte AKEL ve MARDEF’in önemli bir rol olduğunu belirterek herkese teşekkür etti.

Pazarcık Elbistan Kültür Derneği önceki dönem eşbaşkanı İbrahim Terkivatan da örgütlemenin önemine dikkat çekti.

Konuşmaların ardından faliyet raporunun okunmasına geçildi. Faaliyet raporunun ardından kadın meclisi raporu okundu. Raporların okunmasının ardından kongreye katılanlar öneri ve eleştirilerini sundu. Kongre kararları tek tek okunarak oylamaya geçildi.

Kongrede temsili demokrasi yerine doğrudan demokrasi modeliyle meclisleden temsilcilerin yer aldığı 35 kişilik bir yürütme  kurulu oluşturuldu.

Eşbaşkanlığa ise Hatice Sonzamancı ve Mehmet Üstek seçildi.

PİRHA/SİGEN/ALMANYA

DAD Genel merkezi: Savaş politikalarına karşı ses çıkarmak Alevice bir görevdir

PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi “birkez daha aydınlık ve karanlık arasında tercih yapmamız gereken günlerden geçiyoruz” diyerek bir açıklama yayınladı. DAD Genel Merkezinin yaptığı açıklamada “Bu savaş politikalarına karşı ses çıkarmak bizler için vicdani, insani ve aynı zamanda Alevice bir görevdir”denildi.

Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi (DAD), yapılan açıklamada halkların kazanımlarını hedefleyen savaş politikalarının son bulması ve Kapitalist emperyal güçlerin ve bölgesel iktidarların rıza toplumsallığı süreklerine karşı başlattığı savaşın durdurulması gerektiğini vurguladı.

“SAVAŞ POLİTİKALARI SON BULMALI”

Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi (DAD)’ın açıklaması şöyle:

“5 Ekim günü Kuzey ve Doğu Suriye-Rojava bölgesine hava saldırıları yapılmaya başlandı. Birkaç günlük süre içerisinde sivil kayıplarının olduğu ve çeşitli yaşamsal hizmet mekanlarının zarar gördüğü gözlemlendi. Tüm dünya halkları adına Daiş çetelerine karşı mücadele etmiş ve büyük bedeller ödemiş bir coğrafyadan bahsediyoruz. İnsanlığa, toplumsallığa, Ana kadın bilgeliğine ve bütünen rıza toplumu değerlerine ait ilk yaratımların oluştuğu ve bugün dahi bu değerlerin yaşatılması için çetin mücadelelerin verildiği bu coğrafya, kapitalist uygarlık güçlerinin baskısı altındadır. An itibariyle iktidarların denetiminde savaş alanı haline getirilmiştir. Ortadoğu ve Mezopotamya’da baskının, savaşın, zulmün olduğu her mekan; aynı zamanda hakikat ve özgürlük arayışının ideolojik kimlik edinerek yükseldiği ve özgür yaşamın yeniden inşa edilme potansiyelinin ortaya çıktığı mekanlardır. Selefi-Cihadist çizgiye çekilerek direnişinin meşruluğu ortadan kaldırılmak istenen Filistin gerçeği de tarihsel olarak bu düzlemde önemli duraklardan biridir.İnancımıza göre birey, toplum ve doğanın ikrarlı birliği barış anlamına gelmektedir. Farklı klanların, kabilelerin, etnik yapıların, inançların, kimliklerin tarihsel hakikatleri ile görünür olması doğanın ve toplumun işleyiş kanunlarına uygundur. Evrendeki her varlığın görünür olması, varlığını, birliğini, dirliğini devam ettirmesi manasına gelir. Günümüzde kapitalist modernist anlayışın Nehak temsilcileri dayattığı tekçi politikalarla farklılıkların görünür olmasını istememekte ve kendi varlığını korumaya çalışan halklara yönelik savaş siyasetini sürekli güncellemektedir. Gerçek olan şu ki, Kürt sorunu ve Filistin sorunu demokrasi zemininde çözülmediği sürece Ortadoğu barışa erişemeyecek. Sorunların çözümü için ise ulus-devletçi, milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi politikalardan uzak durulmalı ve halkların ve inançların varlığını tehdit olarak değil, zenginlik olarak gören demokratik akla kavuşulması zorunludur. Bu savaş politikalarına karşı ses çıkarmak bizler için vicdani, insani ve aynı zamanda Alevice bir görevdir. Bu yüzden; halkların kazanımlarını hedefleyen savaş politikaları son bulmalı ve Kapitalist emperyal güçlerin ve bölgesel iktidarların rıza toplumsallığı süreklerine karşı başlattığı bu hazımsız savaş derhal durdurulmalıdır diyoruz.”

PİRHA

AKD Olağanüstü Genel Kurulu yapıldı: Genel Başkan, Seher Şengüllü Yılmaz

AKD 8’inci Olağanüstü Genel Kurulu Ankara’da yapıldı. Tek listeyle gidilen kongrede Seher Şengüllü Yılmaz Genel Başkan seçildi.

Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkezi İsmet Kurt’un istifasının ardından olağanüstü genel kurula gitti. Ankara Nazım Kültür Merkezi’nde yapılan 8’inci genel kurulun Divan Başkanlığı’nı Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz yaparken, açılış gülbengini Baba Mansur Ocağı’ndan Erdoğan Sevim Dede okudu.

Okunan faaliyet raporunun ardından tek listeyle gidilen seçimde Seher Şengüllü Yılmaz Genel Başkan oldu.

PİRHA/ANKARA

Alevi Bektaşi Federasyonu: Kadriye Doğan’ı derhal serbest bırakın!

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan’ın gözaltına alınmasına tepkiler sürüyor. Yazılı bir açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu, “Her türlü şiddet ve terör saldırısı kimden ve nereden gelirse gelsin şiddetle kınıyoruz” diyerek, Kadriye Doğan’ın derhal serbest bırakılmasını istedi. 

İstanbul’da dün sabah saatlerinde Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, polis baskınında evinden gözaltına alındı.

Kadriye Doğan’ın gözaltına alınmasına Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) yazılı bir açıklama yaparak tepki gösterdi.

Federasyon, “Her türlü şiddet ve terör saldırısı kimden ve nereden gelirse gelsin şiddetle kınıyoruz” diyerek, Kadriye Doğan’ın derhal serbest bırakılmasını istedi.

Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) açıklaması şöyle:

Son bir yıldır sokakları meydanları kullanan, itirazlarını, taleplerini dillendiren ve en son 16 Eylül’de İzmir’de yapılan laik yaşam, laik eğitim ve eşit yurttaşlık mitingi sonrası Alevi kurumlarına yönelik kriminalize girişimlerine maruz kaldık. PSAKD Sarıyer Şube Başkanı ve saymanının duruşması sonrası kurum ve cemevi başkanlarımıza yönelik saldırıdan sonra dün de Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ve PSAKD Ataşehir üyesi Halil Aksu ev baskınıyla gözaltına alınmıştır.

“GÖZALTILAR VE TUTUKLAMALAR BİZİ YILDIRAMAYACAK”

Ülkemizde demokratik siyaset yapma zemini ortadan kaldırılmış, muhalif olan herkese terörist muamelesi yapılmaktadır. Bu yaklaşım ve en son İçişleri Bakanlığı’na yapılan saldırı ülkemizi kaosa sürüklemeye yöneliktir. Her türlü şiddet ve terör saldırısı kimden ve nereden gelirse gelsin şiddetle kınıyoruz. Siyasal İslamı ülkeye rejim olarak getirmek için her türlü gerici projeler hayata geçirilirken bunlara itiraz eden laik ve demokratik yaşamdan yana olan başta Aleviler olmak üzere tüm muhalifleri yargı yoluyla dizayn etme çabası nafiledir. Çünkü bu ülkenin şeriata teslim olmaması için bizler mücadeleye devam edeceğiz. Uydurma gözaltılarınız ve tutuklamalarınız bizi yıldıramayacaktır.
Bu baskı ve sindirme politikalarınızdan bir an önce vazgeçin, gözaltına aldığınız canlarımızı derhal serbest bırakın!

PİRHA/ANKARA

DAD: Eş Genel Başkanımız ikrarlı bir yol evladıdır

DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan’ın gözaltına alınması İstanbul’da protesto edildi. Dernek binasında yapılan basın açıklamasında, “Mevcut yönetim anlayışı emek, barış ve demokrasi güçlerine, farklı etnik yapılara, kimliklere, İnançlara, kadın özgürlükçü anlayışa, eşit ve özgürlükçü bir yaşamın mücadelesini verenlere karşı zulmün binbir türlüsünü rava görmektedir” dedi. 

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şube dernek binasında DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan’ın gözaltına alınmasına ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Yeşil Sol Parti Milletvekili Cengiz Çiçek katıldı.

“DEVLET KÜÇÜLSÜN, HALKLARIN BİRLİKTELİĞİ GELİŞSİN”

DAD Genel Merkez Sekreteri İmam Balsever, konuşmasında “Gözaltılar, sindirmeler, tutuklamalar silsilesi tüm toplumsal kesimler üstünde devam ediyor. Toplumun hakikati, gerçekleri, inancı yok edilmek isteniyor. Bunlardan biri de Gezi Davası’dır. Gezi isyanı Türkiye’de adaletsizliğe, doğasına, suyuna sahip çıkma mücadelesidir. Gezi’de Alevi gençleri vuruldu. Devlet Alevi gençlerini hedef seçti. Sonuç olarak bugün gelinen noktada Gezi Davası müebbetle, tutuklamalarla sonuçlandı. Bunu kabul etmiyoruz. Biz diyoruz ki devlet küçülsün, halkların birlikteliği demokratik olarak gelişsin” ifadelerine yer verdi.

“ZULME SESSİZ KALMAK ZULME ORTAK OLMAKTIR”

DAD Genel Merkezi tarafından yapılan basın açıklamasının tamamı ise şöyle:

“Tekçi zihniyetten kaynaklı Türkiye’de yaşanan kaos ve kriz hali, demokratik teamülleri baskılayan mevcut yönetim anlayışı; emek, barış ve demokrasi güçlerine, farklı etnik yapılara, kimliklere, İnançlara, kadın özgürlükçü anlayışa, eşit ve özgürlükçü bir yaşamın mücadelesini verenlere karşı zulmün binbir türlüsünü rava görmektedir. An yoktur ki inancımıza, değerlerimize, toplumsal hafızamıza, kurumlarımıza, yol yürütücülerimize baskı, zülüm, işkence, göz altı, tutuklamayı normalleştirmesinler. Zulmünüz artsın, yaşattığınız kadar yaşarsınız. Bu tekçi anlayışın baskısı altında masum û pak olan evlatlarımız, irademizi temsil eden, ikrar verdiğimiz seçilmişlerimiz, Ana kadının kemaletini devriye eden kemalet sahibi kadın canlarımız, yol yürütücüsü Analarımız, pirlerimiz, jiyarlarımız, diyarlarımız, dergahlarımız, ırmaklarımız, coğrafyamız, Herde Dewreş feryat figan yaşamaktadır. Bu zulme sessiz kalmak, zulme ortak olmak anlamına geliyor. Bu hakikati görmeden, baskılara karşı durmadan yol yürünmez, yola talip olunmaz. Tekçi zihniyet son günlerde Demokrasi güçlerine, Alevi süreklerine yönelik çökertme planını adım adım yürütmektedirler. Fiziken yok edemediği rıza toplumu süreklerini kültürel katliamla, asimilasyon ile yok etmeye çalışmaktadır. Alevi Bektaşi Kültür Cemevi Başkanlığı’nın kurulması, Sivas – Madımak Katliamı sanıklarının serbest bırakılması, ÇEDES projesi ile devam eden süreç Alevi Kurum yöneticilerinin göz altına alınması ile devam etmektedir. Geçen hafta PSAKD Genel Başkanı Cuma ERÇE canımız ve Alevi kurum yöneticilerimiz göz altına alındı. Bugün itibariyle Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanımız Kadriye Doğan canımız sabaha doğru göz altı işkencesine uğramıştır. Ayrıca Pir Sultan Abdal Kültür Derneklerine bağlı Bir Mayıs Cemevi yöneticisi Halil AKSU canımız da bu zulme uğramıştır. Eş Genel Başkanımızın hanesi biliniyor, yurt dışı yasağı yok, kaçak yaşamıyor, bilinen bir canımızdır. Yıllarca öğretmenlik yapmış, binlerce öğrenci yetiştirmiş, kemalet sahibi, bilge bir kadın; inancına sıtkı bütün bağlı ikrarlı bir yol evladıdır. Asla zulme boyun eğmemiş, yaşamı boyunca hak ve hakikati dile getirmiş, demokratik siyasetin öznesi olmuş bir canımızdır. Gecenin bir vaktinde baskın düzenlenerek göz altına alınmasını asla kabul etmiyoruz. Bu zulme rıza göstermiyoruz. Diyoruz ki, “zulüm ile abad olanın sonu berbat olur.”

“BU GÖZALTI, YOLA İKRAR VEREN BÜTÜN KADIN CANLARA UYGULANMIŞTIR”

Bu gözaltı Eş Genel Başkanımız şahsında yola ikrar veren, kadın özgürlükçü yaşamı savunan, “Jin jîyan Azadî” diyen, her şart altında hakikati haykıran, eril zihniyete “hayır” diyen bütün kadın canlara uygulanmış olarak kabul ediyoruz.
Bütün bu yaşananlar bizlere tarihsel sorumluluklar yüklemektedir. Yaşanan olaylara, baskılara karşı dik durmak, boyun eğmemek inancımızın geregidir. Arsıza, hırsıza, nursuza, pirsize karşı bir olmak, iri olmak zamanıdır.
HDP yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 20 kişiye yönelik İçişleri Bakanlığının, Emniyet yetkililerinin ev baskınlarını “terör örgütlü faaliyeti yürütenler” şeklinde basına servis etmesi bir algı operasyonudur. HDP mevcut yasalarla kurulmuş, yerel yönetimlerde seçilmişleri olan, TBMM’de milletvekilleri, Meclis Başkan Vekili görevini yerine getiren anayasal bir kurumdur. “Terör” ile ilişlilendirilmesi, adaletsizliklerine, haksızlıklarına kılıf uydurmaktan başka bir şey değildir. Başta Eş Genel Başkanımız Kadriye Doğan canımız olmak üzere ve demokratik zeminde siyaset yürüten diğer canlarımız bir an önce serbest bırakılmalılar. Bu zulme sessiz kalmayacağız. Baskılar bizi yıldıramaz.
Zulme sesiz kalmak doğal düşkünlüktür. Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir.”

PİRHA/ İSTANBUL

DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan’a gözaltı

İstanbul ve Kırklareli’nde ev baskınları yapıldı. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan polis operasyonunda gözaltına alındı. Polis baskında HDK, HDP ve sivil toplum örgütü yöneticilerinin de olduğu, en az 20 kişi gözaltına aldı. 

İstanbul ve Kırklareli’nde sabah saatlerinde polis birçok eve eş zamanlı baskın düzenledi. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, polis baskınında gözaltına alındı.

Baskınlarda Halkların Demokratik Kongresi-HDK, Halkların Demokratik Partisi-HDP ve sivil toplum örgütü yöneticilerinin de olduğu en az 20 kişi gözaltına alındı.

Gözaltına alınan bazı isimler şöyle:

HDK Genel Meclis üyesi Umut Ezber, HDP PM üyesi Cengiz Topbaşlı, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Kürt Araştırmaları Derneği Eş Başkanı Eyüp Subaşı, HDP Pendik İlçe Eş Başkanı Oya Aytekin, HDP İl Örgütü yöneticileri Çetin Aslanboğa ve Mesut Fırat, HDP Ataşehir İlçe Örgütü yöneticisi Halil Aksu, HDP Bakırköy İlçe Eş Başkanı Gonca Yangöz ile Mehmet Akçiçek, Bülent Yıldırım, Zaynel Azadi, Fikriye Sarıgöl, Burcu Demir, Fethiye Kızmaz, Behiye Demir, Hüseyin Avras, Baran Sümbül, Oktay Okşal ve Behiye Duman.

BAKANDAN AÇIKLAMA

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, gözaltılara dair yaptığı açıklamada 26 farklı adrese operasyon yapıldığını açıkladı. Yerlikaya’nın sosyal medya paylaşımında; gözaltına alınan siyasetçi ve sivil toplum örgütü temsilcileri “örgüte yardım etmek” iddiasıyla hedef gösterdi.

PİRHA

PSAKD Elbistan Demircilik Cemevinden öğrencilere kırtasiye malzemesi desteği

0

 PSAKD Elbistan Demircilik Şubesi Cemevi, okula başlayacak öğrencilere yönelik kampanya sonrasında toplanan kırtasiye malzemeleri öğrencilere dağıtıldı.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Demircilik Şubesi Cemevi yeni eğitim yılında çocukları okula başlayacak ihtiyaç sahibi ailelerle buluşarak, toplanan kırtasiye malzemelerini kendilerine iletti.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Alevi Dernekleri Federasyonu katkısıyla gerçekleşen kampanyaya dair konuşan PSAKD Demircilik Cemevi Başkanı Ethem Durak, eğitim öğretim yılının başlamasıyla depremden etkilenen bölgedeki öğrencilerin kırtasiye malzemelerine erişmede zorluk yaşadığını kaydetti.

Deprem dolayısıyla zor günlerden geçen öğrenci velilerine destek amaçlı kırtasiye malzemesi kampanyası başlattıklarını söyleyen Durak, “Çocuklarımızın yüzündeki tebessüme ortak olmak ve onları sevindirmek en güzel duygulardan biri. Öğrencilerimize desteklerimizi bundan sonraki süreçte devam ettirmeyi planlıyoruz” diye konuştu.

Madımak davası düştü

0

Zaman aşımı demek katilleri, suçluları korumak, direkt aklamaktır !

Hepinizin bildiği üzere 2 Temmuz 1993 günü Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılmak için Sivas’a giden aydın ve sanatçılardan 33’ü gerici, yobaz çevrelerin saatlerce süren kuşatması sonrası  kaldıkları Madımak Oteli’nin yakılarak vahşice katledilmişti.

Bu pırıl pırıl 33 insan normal başka bir ülkede olsa mutlaka kurtarılabilirdi. Devletin polisi, askeri, jandarması MİT’ i yani silahlı güçleri nerelerdiydiler?.

Neden Vali, Belediye Başkanı, Kaymakam, Emniyet müdürü bu faciayı önleyemediler?

Katliam sonrası kimse hesap vermediği gibi şu ana kadar hakka yürüyenlerin ailelerindeni kamuoyundan ne bir özür dilendi ne de bu faciadan dolayı pişmanlık duyuldu..

Bu dava yıllarca sürdü çok az insan ceza aldı, ceza alanları, katilleri savunanlar milletvekii oldu, bakan oldu, yurt dışına kaçanlar oralarda korundu, işyerleri açtılar, ilticaları kabul edildi belki de yaşadıkları ülkelerde örneğin Almanya’ da vatandaşlık dahi aldılar.

Son duruşmayla birlikte dava zaman aşımından üzerinden otuz  yıl geçmesi nedeniyle düştü. Katiller yani zaman içerisinde ‘ aklandı’. Bu nasıl bir vicdan, nasıl bir hukuk, adalet, insanasaygı?

Bu karar geride kalan akrabaların, ailelerin acılı yüreklerini bir kez daha yakmıştır.

Oysaki katliamlar, insanlığa karşı işlenen suçlar ne aklanır ne de zaman aşımına uğrar.

Zaman içerisinde nelere tanık olmadıkki CHP lilerin Madımak katili dedikleri, katliamın olduğu dönemde Sivas Belediye Başkanı olan  Temel Karamollaoğlu 6 lı masanın ve Kemal Kılıçdaroğlu’ nun gözdesi olup o da öyle aklandı.

Madımak’ ın zaman aşımından düşmesinini negatif etkilerini Aleviler ve tüm ötekileştirilenler yani Azınlıklar, Kürtler, Süryaniler, Hristiyanlar tüm muhalifler ilerde çok kötü hissedeceklerdir.

Bu karar yeni katliamları planlamanın ve uygulamanın zeminini de yaratabilir, yaratacaktır da belki.

Madımakta sadece iinsanlar, Aleviler ve dostları değil insanlık yakılmıştır.

Biz ne  bu utançı, yakanları da , aklayanları da ne affediyor ne de unutuyoruz.

Tüm bunlara rağmen Aleviler Eşit yurttaşlık mücadelesi için tüm diğer demokrasi güçleriyle,  müsayipleriyle birlikte mücadeleye devam etmeliler. Başka alternatif yok çünkü.

Şu an ise yine CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu AİHM-AYM kararlarıyla ispatlanmış, sabitlenmiş suçları dile getirdiği, kamuoyuyla paylaştığı için linçe maruz kalıyor. Yani ülkede fazla değişen bir şey yok.

Türkiye’ nin önemli aydınlarından, gazetecilerinden Tele1 TV Genel Yayın Yönetmeni Alevi canımız Merdan Yanardağ da 86 gündür uydurma sebeplerden , İmralıdaki tecrit koşullarını eleştirdiği, yorumladığı için hapiste tutuluyor.

Türkiye’ deki bu demokratik gerileme, şeriata yelken açma hızla ilerliyor, Türkiye uygar dünyadan hızla kopuyor.

Madımak faillerini hasta yaşlı diye affeden ama diğer muhalif kesimden aynı durumda olan mahkümleri hapiste çürüten zihniyeti kınıyor, vicdanlarıyla baş başa bırakıyoruz.

Bu mahkeme kararı bir hukuksuzluk abidesidir, geride acılar bırakmıştır.

Madımak yakın Türkiye tarihinin kanlı ve karanlık bir sayfasıdır unutmayacağız bu böyle biline..

Bu karar Türkiye’ de ve Türkiyelilerin yaşadığı bir çok başka coğrafyada sosyal ve toplumsal barışa, halklar, kültürler, inançlar arasındaki diyaloğa, iletişime büyük bir darbe vuracaktır diye düşünüyorum bir çok başka insan gibi.

Madımakta ve demokrasi mücadelesinde daha iyi bir ortak vatan, Türkiye için toprağa düşen tüm canların, insanlarımızın

Ordu’da Alevi köyüne yapılmayan yol nedeniyle eylem!

0

PİRHA – Ordu’nun Gölköy ilçesinin tek Alevi mahallesi olan Kozören sakinleri, uzun yıllardır yapılmayan yol sebebiyle belediye binası önünde eylem düzenledi. Eylemde açıklama yapan köylüler, ayrımcılığa uğradıklarını belirterek, “İnsanların etnik kimliğine bakılmadan, adaletle, ötekileştirilmeden hizmet verilen bir anlayış beklemekte ve köy yollarımızın bir an önce asfalt yapılmasını talep etmekteyiz” dediler.

Ordu’nun Gölköy ilçesine bağlı Kozören Mahallesindeki yol sorunu bir türlü çözüme kavuşturulmuyor. İlçenin tek Alevi mahallesi olan Kozörenliler, taleplerinin karşılanmaması ardından yetkilileri protesto etti.

Ordu Gölköy Kozören Köyü Kalkındırma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Şenol Akkök, Gölköy Belediyesi önünde yaptığı açıklamada, “Köyümüz Gölköy ilçesinin tek Alevi Türkmen köyüdür. Köyümüzün yaz döneminde nüfusu 4500 – 5000’e kadar ulaşmaktadır. Köyümüze ait yollarımız artık idare edilmeyecek derecede bozulmuş, delik deşik olmuş ve bu yaz döneminde birçok araç sahibi, bozuk köy yolu yüzünden arızalanan araçlarını çekici ile servise götürmek zorunda kalmıştır. 2020 yılından bu güne kadar, gerek Gölköy Belediye Başkanlığı ile gerek Ordu Büyükşehir Belediyesi ile köy yollarımızın yapılması konusunda görüşmeler yapılmış ve yollarımızın yapılacağına dair bizzat Gölköy Belediye Başkanı söz vermiş, fakat bu güne kadar hiçbir çalışma yapılmamıştır” dedi.

“ALEVİ OLDUĞUMUZ İÇİN ÖTEKİLEŞTİRİLİYORUZ”

Şenol Akkök, köy yolu üzerinde Gölköy Belediyesi’ne ait çakıl ocağı, beton ve asfalt tesisi olduğunu da belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Buradan çıkan malzemeler Gölköy’ün diğer köylerine, mahallelerine hizmet olarak verilmekte fakat köyümüze bu kadar yakın olan bu tesislerden maalesef Kozören köyü hizmet alamamaktadır. Bunun yanı sıra zaten bozuk olan köy yollarımızdan orman işletme müdürlüğünün büyük tomruk yüklü kamyonları da geçerek bozuk olan yollarımızın daha da bozulmasına neden olmaktadır.

Gölköy’ün tek Alevi Türkmen köyü olan Kozören köyünü görmezden gelen, ayrımcılık yapan, bizleri Alevi olduğumuz için ötekileştiren bu yerel yönetim zihniyetini şiddetle kınıyoruz. Gölköy’ün tek Alevi köyü olarak bu ayrımcılığı iliklerimize kadar hissetmekteyiz.

Yol medeniyettir, yol geleceğe açılan kapıdır, yol geçmişten geleceğe kurulan köprüdür. İnsanların etnik kimliğine bakılmadan, adaletle, ötekileştirilmeden hizmet verilen bir anlayış beklemekte ve köy yollarımızın bir an önce asfalt yapılmasını talep etmekteyiz.”

Av. Piroğlu: Avukat ordusu ile yola devam edeceğiz

0

PİRHA–Sivas Katliamı davasının zaman aşımı gerekçesi ile düşürülmesi ardından dosya, bir üst mahkemeye taşınacak. Avukat Özgür Piroğlu, sonraki mahkeme süreci için “Avukat ordusu ile yola devam edeceğiz” diyerek “Hala ‘İnsanlığa karşı suç’ üzerinde duruluyor ancak kimse ‘Soykırım’ suçunu tartışmıyor. Soykırım suçlarında hedef inancın kendisidir. Bu katliamda Alevilik hedef alınmıştır zaten, bu soykırımdır” dedi.

Sivas Katliamı’nın firari sanıkları olan Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş üzerinden yürütülen dava 14 Eylül’de görülen duruşma ardından zaman aşımına uğratıldı.

Sivas Katliamı açısından ikinci kez verilen zaman aşımı kararı ardından hukukçuların sonraki adımlarının ne olacağını Avukat Özgür Piroğlu ile konuştuk.

“ZAMAN AŞIMI, BEKLENİLEN BİR TUTUMDU”

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından katliam dosyası dahilinde tutuklu olan sanık Hayrettin Gül’ün 6 Eylül’de affedilmesi toplumda büyük tepkiye sebep olmuştu. 2012 yılında ana davanın zaman aşımına uğratılması ve ardından ikinci davanın da düşürülmesiyle birlikte Alevi toplumunun hukuka olan güveni de sarsıldı.

Davanın avukatlarından Özgür Piroğlu, “Sürecin bu noktaya geleceğini biliyorduk” diyerek sonrası için yapılacakları anlattı. Av. Piroğlu, şimdi Yargıtay sürecinin işleyeceğini belirterek şunları söyledi:

“Bizler, Yargıtay’dan farklı bir sonuç beklemiyoruz. Ama yine de bu davayı Yargıtay’a da götüreceğiz. Yakın zamanda gerekçeli karar çıkacaktır. Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nden gerekçeli karar geldikten sonra dilekçemizi hazırlayıp, dosyayı Yargıtay’a götüreceğiz. Yargıtay’dan da aynı sonucu bekliyoruz. Yargıtay’ın kararına karşı Anayasa Mahkemesi’ne gideceğiz. Anayasa Mahkemesi’nden olumsuz karar çıkması durumunda ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracağız.”

“KİMSE SOYKIRIM SUÇUNU TARTIŞMIYOR”

Av. Özgür Piroğlu, katliam dosyası dahilinde asıl üzerinde durulması gereken hususun “Soykırım” başlığı olduğunun ise altını çizdi. Av. Piroğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Hala ‘İnsanlığa karşı suç’ üzerinde duruluyor ancak kimse ‘Soykırım suçunu’ tartışmıyor. Soykırım suçlarında hedef inancın kendisidir. Bu katliamda Alevilik hedef alınmıştır zaten, bu soykırımdır. İkinci olarak, insanlığa karşı suçta diyelim ki iki insanı öldürdüler, bu öldürülenlere karşı zaten bir kin, nefret varsa eğer bir de Alevi olmaları da üstüne ekleniyor; bu ise insanlığa karşı suç olur. Ama inancın kendisini hedef almak, bütün inanç mensuplarını yok etmeye yönelik bir durum ise soykırım olur. Mesela Madımak Katliamını yapanlar başka mahallelere girebilseydi girerlerdi ama güçleri oraya kadar yetti. Orada savunmasız insanları yakmak onlara kolay geldi. Örneğin Alibaba Mahallesi’ne girebilselerdi eğer bir çatışma olacaktı, bir direnç ortaya çıkacaktı; onu göze alamadıkları için en kolay işi yaptılar. Öldürebilecekleri bütün Alevileri öldürmeye çalıştılar, bu bir soykırımdır. Eylemin şiddetine baktığınız zaman saatler boyunca Türkiye’nin gözü önünde bir katliam yapıldı. 15 bin saldırgan, insanları cayır cayır yaktı. Soykırım olması için bundan daha vahşi ne olabilir? Soykırım suçlarında örneğin ‘3 bin kişinin ölmesi lazım’ denilmiyor.”

“ORTADA DEVLET YOK!”

Hüseyin Karababa’nın avukatlığını yapan Özgür Piroğlu, Sivas Katliamı ana davasının 2012 yılından sonra neden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürülmediğini de sorguladı. Davanın netice almasının engellendiğini ifade eden Piroğlu, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

“Bu işin içerisinde derin devletin olmadığını söyleyenler oldu. ‘Şeriatçıların, Cumhuriyete karşı ayaklanması’ olarak yorumlayanlar oldu. Bizler ise bunun bir Alevi soykırımı olduğunu söylüyor ve ‘bu işin içerisinde kontrgerilla var’ diyoruz. Abdullah Gül döneminde Devlet Denetleme Kurulu doğrudan cumhurbaşkanının talimatı ile bir rapor hazırlıyor ve ‘devletin ihmali var’ deniliyor. Hem katliamda hem de sonraki süreçte devletin ihmaline değiniliyor. Biz bu konuyu mahkemede de gündeme getirdik ancak şimdi ortada devlet yok. ‘Devlet nerede?’ diyoruz.

Geçtiğimiz yıllarda firari 3 katilin vatandaşlıktan çıkarılması için talepte bulunmuştum. Bugün hiçbir şey olmasa bile talebim yerine gelseydi en azından bu üç katil vatandaşlıktan çıkarılmış olacaktı. Bir şey elde etmiş olacaktık. Ancak bir kesim, ‘vatandaşlıktan çıkartılırlarsa biz iade isteyemeyiz’ demişti. Halbuki alakası yok. Örneğin; Fethullah Gülen vatandaşlıktan çıkarıldı ama Türkiye halen iade istiyor. Bu konuya dair Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ‘vatandaşlıktan çıkarılanların iadesi istenir’ diye bir açıklama da yapmıştı. Çünkü suçun işlendiği yer Türkiye.

“EN KARANLIK ADAM KARAMOLLAOĞLU”

Eğer Karamollaoğlu sorumlu değil ise ondan hesap sorulmayacaksa o zaman dosyanın arkasını da bırakalım. Karamollaoğlu en karanlık adamlardan biri. Oradaki katillerin çoğu Karamollaoğlu’ndan daha ‘masumdur’. Karamollaoğlu onlardan daha fazla katildir. Siyasi bir proje kuruyorlar, helalleşiyorlar, Millet İttifakı’nı kuruyorlar, Karamollaoğlu’nu Cumhurbaşkanı Yardımcısı yapıyorlar, Alevi toplumuna, sola ihanet ediyorlar. Ondan sonra çıkıp ‘Biz bu davanın takibini yapıyoruz’ diyorlar!”

“SİVAS NEDEN BİR ALEVİ SOYKIRIMI DEĞİL?”

Avukat Özgür Piroğlu, son duruşmada söz alan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe’yi de işaret ederek “Öncelikle soykırım terimi üzerinde durulmalıydı” diye belirtti. Piroğlu, “Öncelikle derneğin, ‘soykırım’ demesi lazım. Barolar ya da başka kurumlar ‘insanlığa karşı suç’ olarak tanımlayabilirler ancak Alevi kurumunun doğrudan ‘soykırım’ demesi lazım. Örgütlere sormak gerek; Sivas neden bir Alevi soykırımı değil? Neden bu konuyu doğrudan tartışmayıp ‘insanlığa karşı suç’ deyip kestirip atılıyor?” diye sordu.

“BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ İKİ HUSUS”

Dosyanın uluslararası mahkemelere taşınması için geniş bir avukat grubunun destek olacağını da söyleyen Özgür Piroğlu, “Bir avukat ordusuyla hareket edeceğiz. Önümüzdeki günlerde bu durum kamuoyuna açıklanacak. Bu işin yürütücüsü, temsilcisi öyle bir iki kişi olmamalı. Hiç Alevi avukat yok mudur?” ifadelerini kullandı.

Eren GÜVEN/ANKARA