Ana Sayfa Blog Sayfa 156

Aydın Deniz: 16 Eylül Mitingi laikliğin ön planda tutulması için yapılacaktır

0

Alevi kurumları öncülüğünde ÇEDES projesine karşı İzmir Gündoğdu meydanında gerçekleşecek 16 Eylül “Laik Yaşam, Laik Eğitim, Eşir Yurttaşlık” mitingini Alevi kurum yöneticilerine sorduk. Mitinge dair Alevinet’e konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “16 Eylül Mitingi laikliğin ön planda tutulması için yapılacaktır.” dedi.

Mitingin Türkiye’deki eğitim sistemi üzerinden gericileştirme  dinselleştirme ve siyasal İslam’ı yerleştirme çabalarına karşı bir gösteri olacağını belirten Deniz ”Türkiye’de laikliğin ön planda tutulması ve gerçekten laik bir yaşama geçmek umuduyla yapılan bir mitingidir. Laik yaşam, laik eğitim, bilimsel eğitim ışığında çocuklarımızın geleceğinin karartılmaması adına bu miting gerçekleştiriliyoruz.” dedi.

“UYGULATMAMAK İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ”

AKP iktidarı 21 yıllık döneminde geldiğinden itibaren eğitim sisteminde oynayarak gericileştirme   kindar nesil  yaratma çabasında olduğunu söyleyen Deniz, ”Her dönem bununla ilgili birer adım atıldı. Öncelikle 4 artı 4 artı 4, seçmeli din dersleri, sonra okullara mescit, sonra çocukları gezi bahanesiyle camilere götürme, sonra ana sınıfında zorunlu din dersleri, en son Diyanet Akademisi ve bundan sonra da bugün yaşadığımız ÇEDES projesi. imamların okullara girebilmesinin öne açılan ve gerici eğitimin tamamen hayat bulacağı bir proje bu. Bununla birlikte sonrasına planlanan adımlarında bir başlangıcı. Gerek karma eğitim olsun sonlandırılması anlamda gerek diğer adımlar uzun başlangıcı olacak. Bu bağlamda Türkiye siyasal İslam üzerine tamamen şekillenen bir siyasal yapaya dönüşmeye başlayacak ve bu bağlamda seküler yaşamı savunanların Türkiye’de yaşama şansı neredeyse kalmayacak. Dolayısıyla biz bu ÇEDES protokolüne güçlü ve kararlı bir ses çıkartırsak projenin durdurulması konusunda zannedersem başarılı oluruz diye düşünüyorum. Çünkü geçen sınıfın örneğini ana sınıfın zorunlu bir derslerinde yaşamıştık ve en azından erteleme  çabası vermiştik ve ertelenmişti. Aynı şey ÇEDES protokolü için de geçerli. dolayısıyla bu ÇEDES protokolünün uygulanması Türkiye’de gerçekten birçok şeyin daha önünün açılması anlamına gelecek. Uygulatmamak için elimizden geleni yapacağız.” Dedi.

Aydın Deniz Alevi kurumlarının 35 yıllık hak talep mücadelesinde tabii somut olarak yasal olarak, anayasal olarak aldığı bir sonuç olmadığını ancak meşruluk anlamda ciddi bir sonuçlar aldıklarını belirterek, bununda yeterli olmadığına değindi.

Özellikle hak mücadelesinin son bir yıldır gündemlerin de ciddi şekilde Alevilere dayatıldığı bir süreç olduğu ama Alevi Hareketi bu konuda gerçekten gerek sokak, gerek meydan, gerek işte meclis yönü, gerek kapalı spor salonları, gerek farklı yerlerde gereken tavrını gösterdiğini söyeleyen Deniz, ”Bir ivme kazandı, mücadeleyi bayrağını yükseltiyor ama yeterli mi? Tabii ki değil bunun yeterli olması ve sonuç odaklı olabilmesi için tüm alanlarda bulunan cemevlerimiz, Alevi kurumlarımız, yöre derneklerimiz ve yerellerdeki diğer birleşenlerle koordinasyon halinde olmamız gerekiyor. Bu konuda şu an çabalar harcanıyor ama daha çok çaba harcanması ve zamanla yaşıyoruz açıkçası. Çünkü hak talep mücadelesini kırmak amacıyla özellikle Turizme ve Kültür Bakanlığı’nda kurulan o CEMİB daire başkanlığı hızlı bir şekilde çalışmalarına başladı ve örgütlü yapımızın altını boşaltmak için şu anda ciddi çabalar harcıyorlar. Bundan dolayı da biraz daha sancılı bir süreç daha çok mücadelenin yükseltileceği bir döneme giriyoruz.  hak mücadelesinin sonuçlanması sadece Alevilerin burada verdiği mücadeleyle sonuç bulmaz. Türkiye’nin demokrasi güçlerine bu sürece dahil olması ve demokrasi mücadelesi veren sünni canların da empati kurarak bu mücadeleye destek vermesi ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için çabalarsak ancak bir zihniyet değişikliği olursa sonuç alınabilir diye düşünüyoruz. Yoksa tek başımıza bir mücadeleyle, koskoca devlet aygıtıyla belli bir yere kadar mücadele edebiliyoruz.” şeklinde konuştu.

ALEVİNET

DAD’dan 1 Eylül çağrısı

0

1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle açıklama yapan Demokratik Alevi Dernekleri, “Savaş canavarı çok büyüdü. Tüm yaşamımızı yutmak üzere. Uçuruma giderken, Xızır aklıyla barışı mümkün kılmakta var. Konuşmadıklarımızı konuşalım. Barış vardır, mümkündür” denildi.

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle yazlı açıklama yayınladı. “Hiç konuşmuyoruz” başlıklı yapılan açıklamada, “Yaşı  elinin altında olan vatandaşların, barış iklimini hiç solumadığı savaşı hiç konuşmuyoruz. Kurucu aklın; tekçi zihniyet mağdurlarının, etnik kimlik, dil, inanç özgürlüğü ve eşitliği talep edenlerini, başı ezilesi canavar, terörist diye yaftalanıp, ocağından diyarından, yaşayamaz edildiği savaşı hiç konuşmuyoruz” denildi.

Açıklamanın tamamında şunlara yer verildi:

“Bir zamanlar bir parlamentomuzun olduğunu, hükümetin bu parlamentodan oluştuğunu, denetim mekanizmalarımızın olduğunu, bu rejimin değiştiğini, cumhuriyet değerlerinin yokolduğunu hiç konuşmuyoruz. Savaşın sürdürülebilmesi için insanlığın ata yadigarı dinlerinin, inançlarının nasıl suistimal edildiğini, emeğinden ayırıp vergi olarak ödediği, eğitim, sağlık, beslenme, barınma ve kültürel gelişim için değerlendirilmesi gereken bütçenin, Diyanet ve cemaatlere aktarıldığını, buraların topluma hangi hizmetleri ürettiğini sorgulamıyoruz.

İnancın bireysel bir durum olduğunu, devletin dininin olmayacağını, devletin her inanca eşit mesafede durması gerektiğini anlatmaya çalışan toplumsal kesimleri, Alevileri duymuyoruz. Bütçenin aslan payının toplumu uyutmak için bu kurumlara sunulduğunu hiç konuşmuyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kobani kumpas davasına müdahil olduğunu, DAİŞ yenilgisini kabullenmediğini, DAİŞ kazansaydı, Ezidilere uyguladığını Alevilere ve tüm topluma uygulayacağını, Ezidi kadınların binlercesinin köle pazarlarıda satıldığını, binlercesinin hala akıbetinin bilinmediğini, hiç konuşmuyoruz. Savaşın; bu ülkenin ekonomisini batırdığını, toplumun büyük kesiminin açlıkla başbaşa kaldığını, tarımsal üretimin bitme noktasına geldiğini, çöplerden beslenildiğini, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu yoksulluğun cennette peygambere komşuluk olarak ödüllendirileceğini, bir an evvel ölüp cennete mi gitsek, peygamber lokmasını bizimle paylaşır mı hiç konuşmuyoruz.

CUMARTESİ ANNELERİ’NE UYGULANAN BASKI VE ZULMÜ GÖRMÜYORUZ, HİÇ KONUŞMUYORUZ

Barış annelerine en ağır zulmün reva görüldüğünü, barış kavramından nasıl korkulduğunu, kaybolan yakınlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri’ne uygulanan baskı ve zulmü görmüyoruz, hiç konuşmuyoruz.

Yaşanan savaş, savaşın yarattığı karanlık, zulüm ortamından hak, hukuk, adalet namına ortadan bir şeyin kalmadığını, hakkın, hukukun, adaletin yerine, imamlarla avutma ve uyutma dönemine geçildiğini görmüyor, duymuyor, hiç konuşmuyoruz. Savaşın ağır ikliminden doğamızın nasıl tahrip edildiğini, uluslararası maden şirketlerine peşkeş çekildiğini, görmezden geliyoruz, hiç konuşmuyoruz.

Kadın kıyımının adeta teşvik edildiği, son yıllarda yüzlerce katarttığını, sokaktaki kadın mücadelesini yükselten, buna karşı tavır geliştiren kadınlara zindanların ve ölümün nasıl reva görüldüğünü görmüyor, yokmuş gibi davranıyoruz, hiç konuşmuyoruz.

Onlarca yıldır ülkemize yoğun mülteci akını oldu. Neden geldi? Nereden geldi? Geldiğinde ne oldu? Sorduk mu? Yaşadığımız her türlü kötülüğün müsebbibi onlarmış gibi, ırkçı saldırılara maruz bırakıp mağdur ederken, aralarındaki paramiliter güç boyutunu, her türlü suistimale açık olduklarını hiç konuşmuyoruz.

Deprem süreci geçirdik. ilk üç gün devlet duymadım, görmedim, bilmiyorum dedi. Sonrasında Alevi coğrafyasını boşaltmak için fırsata çevirdi. Ölenler öldü, kalanlar göç yollarında köklerinden koparıldı, hiç konuşmuyoruz.

SAVAŞ ORTAMININ AĞIR BASKISI DİRENCİMİZİMİ KIRDI, SORDUK MU KENDİMİZE!

Biz Aleviler; “Kızılbaş Alevilik, zalimin zulmüne karşı direnen, erenlerin ve canların yoludur.”, “Cem ve semah hakikate ve özgürleşmiş insanların toplumunaulaşmanın yürüyüşüdür.” diye kendimizi tanımlarken, Diyanet’in baskısına, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Alevi Bektaşi Başkanlığı’nın bizi içimizden sadaka kültürü ile yok etmesine, ÇEDES projesi, karma eğitimi sonlandırma, zorunlu din dersleri ile hem inançsal hem de toplumsal her tür tehlikeye karşı karşıya olduğumuzu görüyor muyuz? Yüzyıllardır yaşadığımız mağduriyetler, elimizde alınan değerler, hukuksal mücadele ile elde ettiğimiz haklar, vermeye çalıştığımız eşit yurttaşlık mücadelesi görmezden gelinip yok sayılırken, yeteri kadar direnç oluşturabildik mi? Savaş ortamının ağır baskısı direncimizimi kırdı, sorduk mu kendimize, hiç konuşmuyoruz.

SAVAŞ VİCDANLARIMIZI MI KÖRELTTİ?

Elbette bu durumu dert edinenler, bunun mücadelesini veren toplumsal kesimler vardı. Bunları ne kadar görebildik, ne kadar hissedebildik, ne kadar yanlarında olabildik. Savaş vicdanlarımızı mı köreltti? Hiç konuşmadık. Savaş canavarı çok büyüdü. Tüm yaşamımızı yutmak üzere. Uçuruma giderken, Xızır aklıyla barışı mümkün kılmakta var. Konuşmadıklarımızı konuşalım. Barış vardır, mümkündür. Çağrımız olsun. 1 Eylül Dünya Barış Günü Kutlu olsun. Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir. ”

ALEVİNET

Tekirdağ’da hava kirliliği nedeniyle kanser vakaları arttı

0

PİRHA – Milletvekilleri Faik Öztrak, İlhami Özcan Aygun ve Nurten Yontar, Tekirdağ’ın artan hava kirliliği ve boğaz yakan koku sorununun araştırılması ve komisyon kurulması için TBMM Başkanlığı’na önerge verdi.

CHP Tekirdağ Milletvekilleri Faik Öztrak, İlhami Özcan Aygun ve Nurten Yontar,  TBMM Başkanlığına sundukları Araştırma Önergesi’nde, “Tekirdağ’da hava kirliliği ve koku sorunu, vatandaşlarımızın yaşam kalitesini düşürmüş, ilimizdeki kanser oranını arttırmıştır” tespitinde bulundu.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın Ocak 2022 Raporu’na işaret eden vekiller, “Tekirdağ’ın en öncelikli sorununun hava kirliliği olduğunun” teyit edildiğini kaydetti.

İSTANBUL’UN ARDINDAN İKİNCİ SIRADA!

Ocak 2022 tarihli Türkiye Çevre Sorunları ve Öncelikler Değerlendirme Raporu’na göre, “Tekirdağ’da ısınma amaçlı kalitesiz yakıt kullanımı, Malkara, Süleymanpaşa, Hayrabolu ve Şarköy ilçelerinde linyit ocaklarının olması ve evsel ısınma ile sanayide yoğun olarak kömür kullanımı, Süleymanpaşa ilçesinin topoğrafik yapısı ile meteorolojik koşulların” hava kirliliğinin nedenleri olarak sıralandığını anlatan Vekiller, şu bilgiyi de paylaştı:

“Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Edirne Bölge Müdürlüğü’nün 2019 Yılı Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistiklerine göre Tekirdağ, iyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümlerde İstanbul’un ardından ikinci sırada yer almıştır.”

ÇORLU’NUN MAHALLELERİNDE BOĞAZ YAKAN KOKU!

Tekirdağ’daki koku sorununun da katlanılmaz boyuta geldiğini belirten CHP’li Milletvekilleri, “11 ve 19 Ağustos 2023 tarihlerinde Çorlu’da Muhittin, Esentepe, Hürriyet, Kazımiye, Rumeli, Çoban Çeşme, Emlak Konutları ve Esentepe Mahallelerinde görülen boğaz yakan kimyasal yanık kokusu, vatandaşlarımızı sıcak havanın da etkisi ile nefes alamaz hale getirmiştir” ifadelerine yer verdi.

Araştırma Önergesinde, yaşanan sıkıntılar şöyle özetlendi:

“Tekstil tesislerinin yaptığı ‘ön terbiye, fiksaj, termofiksaj, boyama ve yıkama işlemleri’ sırasında açığa çıkan kimyasal maddelerin gaz ve atık su deşarjı yoluyla yayılarak, meteorolojik koşulların etkisi ile şehre taşınmasından kaynaklandığı düşünülen koku sorunu mutlaka çözülmelidir. Sorunun tespitine yardımcı olmak üzere Hava Kirliliği ve Meteorolojik Veri İstasyonlarının kurulması elzemdir. Hava kirliliği ve koku sorununun kaynaklarının tespiti ve önlenmesi için İçtüzüğümüzün 104. ve 105. maddeleri gereğince Araştırma Komisyonu kurularak konunun kapsamlı olarak araştırılmasını arz ederiz.”

“FABRİKALAR ARITMASIZ ÇALIŞIYOR!”

Araştırma Önergesine ilişkin bilgi veren Tekirdağ Milletvekili Dr. İlhami Özcan Aygun, Türkiye’deki plansız kentleşme ve sanayileşmenin en çok darbe vurduğu illerin başında Tekirdağ’ın geldiğine dikkat çekerek, “Fabrikalar arıtma tesislerini çalıştırmaksızın üretim yapıyor ve atıklarını denetimsiz şekilde salıyor. Türkiye, yeşil sanayi politikasına geçemiyor. Havaya salınan emisyonların ve atık oluşumunun; kaynağında azaltılması gerekli” diye konuştu.

“CAYDIRICI ÖNLEMLER ŞART!”

Aygun, Tekirdağ’daki hava kirliliğine eşlik eden koku sorununun da ciddi boyutlara ulaştığını belirterek, şu önerilerde bulundu:

“Hem hava kirliliği hem de koku sorununun çözülmesi için endüstriyel denetleme mekanizmalarının kapsamlı ve detaylı hale getirilmesi, cezai ve caydırıcı yaptırımların arttırılması, ceza miktarlarının güncellenmesi ve endüstriyel atık numunelerinin kapsamlı olarak analiz edilmesi için yeni laboratuvarlar kurulması gerekmektedir. Sorun tüm yönleriyle araştırılmalıdır.”

PİRHA/ANKARA

İran’da başörtüsü zorunluluğunu protesto eden şarkıcı tutuklandı

0

İran’da, kadınlara başörtüsü zorunluluğunu protesto eden şarkıcı Mehdi Yarrahi tutuklandı.

İran’daki başörtüsü zorunluluğunu çıkardığı şarkıyla protesto ettikten sonra gözaltına alınan şarkıcı Mehdi Yarrahi, tutuklandı. Yarrahi’nin hangi cezaevine götürüldüğü ise bilinmiyor.

Pop şarkıcısı Yarrahi, İran’daki kadın ve kız çocuklarının başörtüsü zorunluluğuna karşı verdiği mücadeleyle dayanışmak amacıyla “Roosarito” (Başörtünüz) adlı bir şarkı çıkardı. Şarkıya çekilen klip yayınlandıktan sonra da Yarrahi, “İslam toplumunun ahlak ve geleneklerine aykırı yasa dışı bir şarkı yayınlamak” gerekçesiyle gözaltına alındı ve aynı suçlamayla tutuklandı.

(HABER MERKEZİ)

Sovyet Arkeolog Pçelina’nın Kızıl Kürdistan izlenimlerinin belgelerine ulaşıldı

PİRHA- Akademisyen Dr. İsmet Konak, Pçelina’nın 1924’te Kızıl Kürdistan’a düzenlediği bir seyahate dair belgelere ulaşarak analiz etti. Belgelerde; Arkeolog Pçelina’nın, Kızıl Kürdistan’ın demografik yapısıyla ilgili bazı bilgiler verdiğini, Uyezdde 35-40 bin dolayında Kürt olduğunu yazdığı belirtiliyor. 

Kızıl Kürdistan üzerine 1923 ile 1930 yılları arasında birkaç bilimsel seyahat düzenlendi. Bu seyahatlerden biri 1924 yılının yaz mevsiminde gerçekleşti. Sovyet Arkeolog Yevgeniya Georgiyevna Pçelina, Kızıl Kürdistan’ı yakından gözlemledi ve izlenimlerini 1932 yılında Sovetskaya Etnografiya isimli dergide, “Azerbaycan’daki Kürdistan Uyezdi Üzerine” başlığıyla yayımladı.

MA’da yer alan haberde, Tarihçi Akademisyen Dr. İsmet Konak, seyahatin içeriğine ulaştı ve bazı önemli hususları şöyle analiz etti:

KIZIL KÜRDİSTAN ARAŞTIRILMAYI BEKLİYOR

Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti’nin batısında 1923 yılında sayıları neredeyse 30 bini bulan Kürtler için özerk bir uyezd inşa edilmişti. Kürdistan Uyezdi veya diğer adıyla Kızıl Kürdistan, Sovyet Kürtleri için kısa süre de olsa fırtınada bir sığınaktı. Adem-i Merkeziyetçiliğin önemli sembollerinden biriydi. Bu otonom yapı maalesef 1930 yılında birtakım “entrikalar” sonucu ilga edildi. Kürt halkının yuvası, bazı güçlerce “saman çöpüyle” dolduruldu. Kızıl Kürdistan süreci deyim yerindeyse karın altında bereketli bir toprak misali araştırılmayı bekliyor.

SOVYET ARKEOLOG PÇELİNA’NIN ÖNEMLİ SEYAHATİ

Bu dönemle ilgili en önemli vesikalardan biri şüphesiz Sovyet Arkeolog E.G. Pçelina’nın seyahatidir. Söz konusu bilimsel seyahat, 1924 yılı yaz mevsiminde Güney Kafkasya Derneği tarafından düzenlendi. Gezi Dağlık Karabağ, Zangezur ve Kızıl Kürdistan’ı ihtiva etmekteydi. Kürdistan’a giden grubun içinde Y.G. Pçelina, G.F. Çursin, Lazo (Akop Kazaryan), T.N. Atabekyan, N.G. Stepanyan ve Kürdistan Yürütme Komitesi’nden Museyib İlyasov yer alıyordu. Gruba daha sonra Minkend köyünden Kürt öğretmen Samed Şahsuvarov da eşlik etti. Seyahatte yer alan Etnograf G.F. Çursin, Kızıl Kürdistan üzerine edindiği izlenimleri 1925 yılında Kafkasya Tarih ve Arkeoloji Enstitüsü’nün “Izvestiya” adlı dergisinde “Azerbaycan Kürtleri: Etnografik Notlar (Azerbaydzhanskiye Kurdy: Etnograficheskiye Zametki)” başlıklı bir makalede kaleme aldı. Bu makale az da olsa Türkiye ve Kürdistan kamuoyunda biliniyor. Ancak Pçelina’nın izlenimleri, ilk defa okuyucuyla buluşuyor. Tabii bu izlenimlerde dikkat çeken bazı kısımları ele alıyoruz.

KIZIL KÜRDİSTAN’DA 35-40 BİN KÜRT VAR

Arkeolog Pçelina, makalesinin girişinde Kızıl Kürdistan’ın demografik yapısıyla ilgili bazı bilgiler veriyor. Uyezdde 35-40 bin dolayında Kürt, 9 bin civarında ise Azerbaycan Türk’ünün meskûn olduğunu yazıyor. Pçelina, 1918-1919 yıllarına kadar bu sahada Ermenilerin de yaşadığını ama bahsi geçen süreçte meydana gelen kargaşadan dolayı hepsinin Zangezur’a yerleşmek zorunda kaldığını aktarıyor.

KURMANCÎ KONUŞMA AZALIYOR, AZERBAYCAN TÜRKÇESİ KONUŞULUYOR

Kürdistan Uyezdi’ndeki Kürtlerin Kurmancî konuştuğunu not eden Pçelina, makaleyi yazdığı 1932 yılı ile geziyi düzenlediği 1924 yılını mukayese ediyor. Buna göre Kürtlerin çevredeki Türkî unsurlarla kurduğu ‘ticaretten’ dolayı eskiye oranla daha fazla Azerbaycan Türkçesi konuştuğunu ve Kurmancî’nin konuşulduğu köy sayısının çok az olduğunu belirtiyor. Normalde 1924 yılında Kızıl Kürdistan’daki Kürtlerin yarısı Kurmancî konuşuyordu. Bu noktada Azerbaycan yönetiminin de “Türkîleşme” eğilimine kasıtlı olarak kayıtsız kaldığı kanısındayız.

KIZIL KÜRDİSTAN’DAKİ KÜRTLERİN KÖKENİ

Pçelina’nın notlarında dikkat çeken bir başka husus, Kızıl Kürdistan’daki Kürtlerin kökeni. Bu bölgeye ne zaman ve nereden göç ettikleri ile ilgili şöyle bir bilgi veriyor: “Kürtlerin Kürdistan Uyezdi’ndeki varlığı XV. ve XVI. yüzyıllara kadar gidiyor. Bu konuda öncelikle halk arasında bazı rivayetler var. Mesela Ogundar köyünden İlyasov ailesinin soyu Diyarbekir’e dayanıyor. Yine Şalva/Ardaşer köyünde Ermenilerin yerinden edildiği ve İran Horasan’dan gelen Kürtlerin bu köyü ele geçirdiği yönünde bazı anlatımlar var…”

HORASAN’DAN HACI HUSAN 10 AİLELİK KAFİLEYLE ŞALVA VE VAGAZİN KÖYLERİNE YERLEŞİYOR

Gezide adı zikredilen Museyib İlyasov’un Ogundar köyünden olduğu ve dolayısıyla aslen Amedli olduğu unutulmamalı. İlyasov’un bilhassa Kızıl Kürdistan’ın eğitim politikasında aktif rol aldığı ve Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti Eğitim Halk Komiserliği’ne bağlı müfettişlik yaptığı biliniyor. Bunun yanı sıra Pçelina, Horasan’dan gelen Kürtlerle ilgili makalenin dipnotunda detaylı bir malumat veriyor. Buna göre Hacı Husan (Hasan da olabilir) isimli bir Kürt, Şah İsmail döneminde 10 ailelik bir kafileyle Zangezur tarafına geliyor. Bu sırada Şalva, Vagazin, Peçaniz, Kurt-Kadji (Kürthaçı) gibi köyler Zur Keşiş ve Şirin Beg isimli Ermenilerin kontrolündedir. Pçelina’nın anlatımına bakılırsa, Hacı Husan tayfası ve Ermeniler arasında çatışma çıkıyor. Zur Keşiş öldürülüyor, Şirin Beg ise kaçıyor. Köyler çatışmada büyük bir hasar görüyor. Neticede Hacı Husan, 10 ailelik kafilesiyle Şalva ve Vagazin köylerine yerleşiyor.

KÜRTLERDE ‘OCAK KÜLTÜ’

Pçelina’nın gezisinde özellikle “mağara evler” dikkat çekiyor. Mesela Minkend köyünde bulunan bir mağara evin fotoğrafı çekilmiş. Abdalyar, Karikaasi, Sendlyar, Kizılyav (Kızıllar), Daşlyu, Molla Ahmellyu, Bozlu, Pircahan gibi köylerde hem yapay hem de doğal mağara evlerin olduğu görülüyor. Bu evlerin içinde “ocaklar” yer alıyor. Pçelina, Kürtlerde ocakların aynı zamanda bir “kutsallık” ihtiva ettiğini belirtiyor. Mesela biri doğduğunda ocağın etrafında gezdirilir. Yine ocak önünde yeni doğan çocuğun göbek bağı kesilir. Yeni bir evlilik olduğunda gelin kendi babasının evinde ve sonra damadın evinde bir ocağın etrafında gezdirilir. Ayrıca bir koyun kuzuladığında Kürt’ün ocağında uzun süre sönmeyecek bir ateş yakılır. Ölen bir kişi anıldığında ocağa odun atılır. Pçelina’nın yazdığına göre, Kürtlerde saygın kişilere “ocağın oğlu/kızı”, avare kişilere ise “ocaksız” tabiri kullanılıyor.

HBVAKV Döşemealtı Şubesi aşure paylaştı: Demokratik anayasa istiyoruz

0

PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Döşemealtı Şubesi aşure lokması paylaştı. Burada yapılan konuşmalarda Aleviler üzerinde uygulanmak istenen asimilasyon politikalarına tepki gösterildi. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, demokratik bir anayasanın yapılması gerektiğini söyledi. 

Muharrem Orucu’nun bitmesiyle birlikte birçok cemevi, aşure pay etmeye devam ediyor. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Döşemealtı Şubesi’nin düzenlemiş olduğu aşure lokmasına, Antalya’da örgütlü bulunan çok sayıda Alevi kurumu, demokratik kitle örgütleri ve yüzlerce yurttaş katıldı.

Arzuman Ocağı evlatlarından Şehriban Mutluer, “Bir Muharrem ayını daha sırlamanın huzuru içindeyiz. Kadimden bu yana Alevi toplumu olarak ikrarlıyız. Işık karanlığın korkutucusudur, ilmin başı ışıktır. Biz onun için her yıl, her zaman çerağ huzurunda sorgulanırız, onun ışığında yola çıkarız” dedi.

Ardından çerağ uyandırılarak gülbeng okundu.

“MADIMAK OTELİ UTANÇ MÜZESİ OLMALI”

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Döşemealtı Şube Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı Binali Efe, Alevilerin sorunlarının hükümet tarafından yok sayıldığına dikkat çekerek, cemevlerinin ibadethane statüsünde kabul edilmemesini eleştirdi.

Madımak Oteli’nin utanç müzesi olma talebini dile getiren Efe, “Hacı Bektaş Veli Dergâhı şu an müze statüsünde. Biz oraya bir dönem para vererek giriyorduk. Dünyanın hiçbir tarafında insanların inanç merkezleri olan bir yerin müze olması veya devlet tarafından kontrol edilmesi söz konusu olamaz. Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti’nde böyle bir handikap böyle bir çıkmazdayız. Sivas’ta Madımak otelinde bir katliam oldu. O otelin üzerine her ne kadar müze yazdılarsa o müzenin İslam tarihi içerisinde en hunharca canlı canlı yakılan insanlarımızın ebedi olarak orada örnek teşkil etsin diye biz isminin utanç müzesi olması için yapmış olduğumuz girişimlerde şu ana kadar herhangi bir gelişme olmadı” dedi.

AKP’nin köyleri dolaşarak Alevi dedelerini maaşa bağlama teklifine de değinen Efe, “Alevi asimilasyonları maalesef devam ediyor. Birçok yerde köylere giderek köydeki muhtarları tehdit ederek, insanları tahakküm altına alarak, korkutarak ‘sizin köyünüze hizmet etmeyeceğiz, buraya cami yaptıracağız, ondan sonra hizmet vereceğiz’ diyorlar. Bu şekilde bir sürü tehditler alıyoruz” diye konuştu.

“ALEVİLER DEMOKRATİK BİR ANAYASA İSTİYOR”

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez de yaptığı konuşmada, Alevilerin yıllardır vermiş olduğu mücadeleye değindi.
Alevilerin eşit yurttaşlık hakkına kavuşmaları için demokratik bir anayasaya ihtiyaç olduğuna vurgu yapan Geçmez, “Türkiye’nin eşit yurttaşlık kavramına kavuşabilmesi, demokratik bir anayasaya kavuşabilmesi, hukuki zemin içerisinde demokratik bir anayasa ile taçlandırılmasını istedik. Alevilerin tarihteki bütün talepleri bu oldu. Devletin bütçelerinin belli bir gruplara aktarılması, onların diğerlerinden üstün tutulması kabul edilecek bir şey değil. Bu devleti birlikte kurduysak bu devletin geleceğini de birlikte kurmak zorundayız. Bunun yolu da demokratik bir anayasadır” dedi.

HÜKÜMETE TEPKİ

ÇEDES protokolü kapsamında okullara imam atanmasına ve Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın izlediği politikalara ilişkin de konuşan Ercan Geçmez, şunları söyledi:

“Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı cemevlerini ibadethane kabul etmiyor. Siz kimsiniz? Aleviler ‘bizim ibadethanemiz cemevidir’ diyor sen kim oluyorsun niye Aleviler adına böyle bir cümle kuruyorsun? Biz buna karşıyız! Bizi bize öğretme, bizim inanımızı yasal bir güvence altına alın. Aleviler zorunlu din derslerine yıllardır karşı çıkıyorlar, bunu diyen Alevilere söylemediklerini bırakmadılar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden davalar kazandık. Türkiye’de bir sürü dava kazandık, hiçbirini uygulamadılar. 5 tane daha seçmeli din dersi getirdiler. O da yetmiyormuşçasına ÇEDES adı altında okullara bir din eğitimi daha başlattılar. Türkiye’nin en büyük holdingi olan Diyanet İşleri Başkanlığı’na bunu havale ettiler. Diyanet İşleri Başkanlığı yaz tatilinde okullara müftü imam atıyor ve bu çocuklara ders vermeye başlıyor. İşte biz buna karşıyız.”

Konuşmaların ardından Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Zakir Süleyman Demir, Mahir Uygur ve Serpil Efe deyişler ve nefesler söylediler. Ardından Karatepe köyü Semahçıları deyişler ile birlikte semahlarını döndü. Okunan gülbenglerden sonra lokmalar pay edildi.

Cebrail ARSLAN/ANTALYA

 

Varto’da ‘Yolda birlik buluşması’nda, örgütlenerek güçlenme mesajı

0

PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) tarafından Varto’da ‘Yolda birlik buluşması’ düzenledi. Buluşmada PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe “Devlet bu sefer Aleviliği bitirme noktasında çok organize. Aleviliği kendi içinden devşirdikleri işbirlikçilerle asimile etme projesine geçildi” dedi. Erçe ekledi: bizler daha çok örgütlenerek güçlenelim!

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi tarafından Varto’da ‘Yolda birlik buluşması’ düzenlendi.

PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, PSAKD Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş, Baba Mansur Ocağı evladı Fadime Sertkaya, Kureyşan Ocağı evladı Doğan Yılmaz’ın konuşmacı olarak katıldığı ‘Yolda birlik buluşması’na çok sayıda yurttaş katıldı.

ERÇE: ALEVİLİĞİ KİMLİKSİZLEŞTİRME POLİTİKASI UYGULANIYOR

Bir konuşma yapan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Aleviliğin binyıllardır bitirilmek istendiğini ve her dönem bir çıban olarak görüldüğünü belirterek, “Yüzlerce yıldır seferler düzenleyip projeler uyguladılar. Maraş, Sivas ve Dersim gibi katliamlara uğradık ama Aleviliği yok edemediler. Bir inanç yaşıyorsa o inancı sürdürenler de yaşayacaktır. Devlet bu sefer Aleviliği bitirme noktasında çok organize. Aleviliği kendi içinden devşirdikleri işbirlikçilerle asimile etme projesine geçildi. Cemevlerine ‘ihtiyaçlarınız nedir giderelim’ diyerek bütün köyleri gezdiler. Taleplerimizi unutturmak istediler. Aleviliği kimliksizleştirme politikası uygulanıyor. Bu aklı, devlete içimizdeki işbirlikçiler veriyor. Biz Aleviyiz, bizi teslim alamayacaksınız. Üç kuruşa inancını, felsefesini satanlar olabilir ama bizler daha çok örgütlenerek güçlenelim” dedi.

“ALEVİLERİ KARŞI KARŞIYA GETİRMEK İSTİYORLAR”

Daha sonra söz alan PSAKD Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş ise, “Tekçi bir anlayışla karşı karşıya olduk. Bizler bütün ötekileştirilenlerle birlikte mücadele ettik. Zalimler karşısında her zaman Pir Sultanlar oldu. Alevileri karşı karşıya getirerek Aleviliği bitirmek istiyorlar. Çok tehlikeli bir durumla karşı karşıyayız. Bunun karşısında birlikte durarak örgütlü olmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“AMAÇLARI ALEVİLİĞİ ASİMİLE ETMEK”

Bütün sorunlarının cemlerde çözüldüğünü belirten Kureyşan Ocağı evladı Doğan Yılmaz, “Ne oldu biz, ne olur yol yakınken dönelim ve cemevlerini örgütleyelim. Önemli olan insanları ikna etmektir. Eğer biz çalışmalar yapmazsak çok geç kalırız, zaten amaçları Aleviliği asimile etmek ama şimdiye kadara başaramadılar bundan sonra da başaramayacaklar” diye belirtti.

“İNANCIMIZ KAYBOLMASIN”

Baba Mansur Ocağı evladı Fadime Sertkaya ise şunları dile getirdi:

“Pir bir değirmendir, talip bir pervanedir. Değirmen pervanesiz dönmez, herkes yardımcı olsun inancımız kaybolmasın.”

Yolda birlik buluşması, yurttaşların panelistlere sordukları sorularla sona erdi.

PİRHA/VARTO

‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’

0

PİRHA-Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Sekreteri Cemal Tuna, Alevi Diyaneti olarak adlandırılan Cemevi Başkanlığı aracılığıyla Alevileri bölme hamlesine tepki gösterdi. AKP’nin Alevi köylerini dolaşarak dedelere maaş teklif etmesinin kabul edilemeyeceğini belirten Tuna, “Bizim devletten bir beklentimiz yok. Biz taleplerimizin yerine getirilmesini istiyoruz” dedi.

Türkiye’de Alevi inancının ve ibadethanesinin hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve bu gibi nefret suçlarının önüne geçilmesi için gerekli hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış olan kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları bile tanınmıyor.

Neredeyse tüm Alevi örgütleri, Alevi Diyaneti olarak adlandırdıkları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘na ve üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulmasına büyük tepki gösterdiler.

İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Sekreteri Cemal Tuna, Alevi Diyaneti olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘nın maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

“CEMEVİ BAŞKANLIĞINDAN İKİ KİŞİ MAAŞ TEKLİFİNDE BULUNDU”

AKP hükümeti güdümündeki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan gelen iki kişinin kendilerine maddi yardım teklifinde bulunduklarını kaydeden Cemal Tuna, “Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan sorumlu bir kadın arkadaş geldi. Geçen hafta cemevimizi ziyaret ettiler. Cemevlerinin Kültür Bakanlığı’na bağlanması, dedelere, zakirlere, görevli çalışanlara maaş bağlanması ya da burada yapılacak herhangi bir tadilat, tamirat ve herhangi bir işle ilgili masrafın Kültür Bakanlığı tarafından yapılması şeklinde bizden bir talepte bulunuldu. Kendilerine kurumsal olarak Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Merkezi’ne bağlı olduğumuzu, ona bağlı çalışmalar yürüttüğümüzü ve inançsal yönüyle de bunları devletten talep etmemizin mümkün olmadığını söyledik” diye konuştu.

“GELEN HEYETE TALEPLERİMİZİ İLETTİM”

Tuna, gelen bu heyete Alevi toplumunun eşit yurttaş olma, cemevlerinin yasal statüye kavuşması ve dergahlarının iade edilmesi konusunda eleştiriler yönelttiğini ve maaş talepleri olmadığını ilettiğini ifade ederek, şunları kaydetti:

“Cemevinde hizmet yürütenlere devletten maaş bağlanması, elektrik su gibi giderlerin devlet tarafından ödenmesinden ziyade bizim temel taleplerimiz var. Devlet bize destek verecekse öncelikle bizim taleplerimizi dinleyip yerine getirsin, dedim. Cemevleri ibadethanemizdir, cemlerimiz ibadetimizdir. Bu yasal bir statüye kavuşturulmalı. Eşit yurttaşlık istiyoruz. Neden biz ikinci sınıf muamelesi görüyoruz? 35 canımızın yandığı Sivas’ta Madımak otelinin utanç müzesi olmasını istiyoruz. Çok zor bir şey değil. Ama neden yapılmıyor? Zorunlu din derslerinin kaldırmasını istiyoruz. Neden dayatma yapılıyor? Bizim çocuklarımız neden Sünni inanca göre yetiştiriliyor? Alevilerin inançsal kurumlarının, dergâhlarının tarafımıza iade edilmesini istiyoruz. Bizim bu dergâhlarımız neden elimizden alınıyor? Onlara niye biz biat edelim? Bütün bunları o iki kişiye söyledim ve devletten böyle maaş gibi beklentimiz olmadığını ilettim.”

“DAHA ÇOK BAĞIMSIZ CEMEVLERİYLE İLİŞKİ KURUYORLAR”

Kendilerini ocakzade olarak nitelendiren AKP heyetinin, özelde köy dernekleri ve köy cemevlerini dolaşarak maddi ihtiyaç temelinde ilişki kurmak istediklerini kaydeden Tuna, bağımsız cemevlerini daha kolay etkilemek için köylerde çalışma yürüttüklerini kaydetti.

“Bizim genel merkezimiz ve şubelerimiz var; sürekli diyalog içerisindeyiz” diyen Tuna, “Biz önce görüş alışverişinde bulunup öyle karar veriyoruz. Ama köy dernekleri ve köylerdeki cemevleri öyle değil. İlk önce oralardan ilişkilenerek insanları asimile etmeye çalışıyorlar. Tabii bilinçli köylerimiz buna tepki gösteriyorlar” ifadelerini kullandı.

“TÜM KÖYLERLE İLETİŞİM SAĞLAYACAK BİR ÇALIŞMA LAZIM”

Alevi kurumlarının köyleri dolaşarak bu hamleyi deşifre etmesi gerektiğini vurgulayan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Sekreteri Cemal Tuna, “Biz her şeyi genel merkeze bağlıyoruz ama aslında bu tür çalışmaları bizim genel merkeze önermemiz lazım. Genel merkezin de böyle bir çalışmayı yapabilmesi için bu konuda destek vermemiz ve bizim de önerilerde bulunmamız lazım. Türkiye’de 96 tane şubemiz var. Her şubeyle belki iletişim sağlayamamış olabilir. Zaman zaman bölge toplantıları yapıyoruz. Önümüzdeki hafta da İzmir’de bizim bir bölge toplantımız olacak. 1-2 Eylül tarihindeki o toplantıda bu konuları dile getireceğiz. Türkiye’de Alevilik nereye gidiyor? Aleviler olarak ne konumdayız? Devlete karşı ne yapmamız gerektiğini, bu konuları özellikle dile getireceğiz” şeklinde konuştu.

Cebrail ARSLAN/ANTALYA

‘Seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir; eylem planı oluşturmalıyız’

0

PİRHA- Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, AKP’nin okullara imam atamasına tepki göstererek, “Bu kadar geniş çapta bir saldırı Türkiye’deki seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir. İnsanların çağdaş modern yaşama istekleri gasp ediliyor” dedi. Deniz, 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak mitinge yüz binlerin katılacağını da söyledi. 

Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) projesi Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasında bir protokol olarak imzalandı. Bu protokol ile özellikle seküler yaşamın hakim olduğu illerden İzmir, Tekirdağ ve Eskişehir’deki okullar hedef alınarak imam ve din görevlileri okullara atandı. AKP iktidarının eğitimde her geçen gün dincileştirme politikasının dozunu arttırdığı günlerde son olarak ‘ÇEDES’  projesiyle okullara imam atanmasına tepkiler sürüyor.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, okullara imam atanması projesini PİRHA‘ya değerlendirdi.

“SİYASAL İSLAMIN TÜRKİYE’DE VÜCUT BULMASINA ÇABA HARCADILAR”

Deniz, eğitim sisteminin dinselleştirildiğine dikkat çekerek, “Alevilerin 35 yıllık taleplerinden biri zorunlu din derslerinin kaldırılmasıydı. Maalesef ki bu talebimiz ciddiye alınmadı. O da yetmedi seçmeli din dersleri açarak hem dindar ve kindar nesiller yetiştirmeye hem de siyasal islamın Türkiye’de vücut  bulmasına çaba harcadılar. Geçen sene yine anasınıflarında zorunlu din dersleri için adımlar atmışlardı ama Alevi kurumlarının öncülüğünde 20 noktada eş zamanlı olarak eylem yapıldı. O eylem etkili oldu. Milli Eğitim Bakanlığı, eğitim şurasının teklifini uygulamaktan vazgeçti. Bu anlamda toplumsal gücün talepleri ısrarlı şekilde dile getirildiğinde hükümet bunu dikkate alıyor” dedi.

“TÜRKİYE’DE YAŞAYAN İNSANLARIN MODERN YAŞAMA İSTEĞİ GASP EDİLİYOR”

Aydın Deniz, ÇEDES protokolünün, seküler yaşamın, farklı  inançların ve farklı toplumların kendilerini özgürce ifade etmesine karşı bir kısıtlama olduğunu dile getirerek, “Türkiye’de yaşayan insanların çağdaş modern yaşama istekleri gasp ediliyor. Karma eğitimin kaldırılması gibi daha da ileri adımlar atılarak tartışılan konular var. Siyasal islam ve şeriata yönelik ne kadar istekleri varsa bunları dillendirmeye çalışacaklar. Bu kadar geniş çapta bir saldırı Türkiye’deki seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir” ifadelerini kullandı.

“OKULLARDA SİVİL İTAATSİZLİK EYLEMLERİ YAPILMASI GEREKİYOR”

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak mitingi hatırlatarak şöyle devam etti:

“Alevi kurumlarının öncülüğünde, tüm demokrasi güçleriyle 16 Eylül’de İzmir Gündoğdu Meydanı’nda buluşacağız. Ama bir mitingle bu taleplerin etki alanı yaratması mümkün değil. Laik yaşamı korumak için bir eylem planı oluşturmak zorundayız. İl ve ilçe Milli Eğitim müdürlükleri önünde itirazlarımızı dile getireceğiz. Okullarda sivil itaatsizlik eylemlerinin yapılması gerekiyor. İmamların girdiği derslere öğrencilerimizi sokmayacağız. Biz imamdan eğitim almak istemiyoruz. ÇEDES protokolüne karşı durmak Türkiye’nin geleceğine sahip çıkmak anlamına geliyor. Bu ülkede şeriat ve gericiliğe kim karşı duruyorsa ortaklaşmak ve ortak mücadeleyi sürdürmek zorunda. 16 Eylül’de yüz binlerce insanı Gündoğdu Meydanı’nda toplayarak sesimizi daha iri ve diri olarak çıkartmak istiyoruz.”

Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL

Yazar Aydın: Aleviler üzerinde dünden bugüne yok etme politikası izleniyor

0

PİRHA- Yazar Erdoğan Aydın, Alevilere yönelik asimilasyonun yüzyıllardır sürdüğünü, günümüzde de bunun AKP eliyle yapıldığını söyleyerek, “Dünden bugüne süregelen azaltma, yok etme politikaları AKP ideolojisi aracılığıyla yeni bir şekilde tahkim ediliyor” dedi.

Yazar Erdoğan AydınCAN TV’de katıldığı programda AKP hükümetinin kurduğu ve Alevi Diyaneti olarak da adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi dedelere maaş bağlanması teklifini değerlendirdi.

Dünden bugüne süregelen bir politikanın AKP ve AKP ideolojisi aracılığıyla yeni bir şekilde tahkim edildiğini belirten Aydın, “Alevi toplumu Selçuklu, Osmanlı dönemlerinde sadece sapkın ilan edilerek ve sadece biat etmeye zorlanarak bir dizi katliama, sürgüne, satın alınma çabasına uğramıştır. Bu sistematik baskı politikaları karşısında Aleviler dönem dönem ya ayaklandıkları ve yahut da birikimlerini, üretim alanlarını, topraklarını bırakıp kaçmak zorunda kaldılar. Yakalandıklarında da sürgüne gönderildiler. Bu süreç, o dönemin Anadolu’su ve Balkanlarda ciddi bir çoğunluk oluşturulan Alevi toplumunun giderek bir azınlığa dönüştürülmesine sebep oldu” sözlerini kullandı.

Dünden bugüne Aleviler üzerinde azaltma, yok etme, imha etme politikası izlendiğini belirten Aydın, bu politikaların günümüzde AKP eliyle devam ettiğine dikkatleri çekti.

Programın tamamı: Ezgi Soysal ile Can Aktüel Gün Ortası

PİRHA