Ana Sayfa Blog Sayfa 160

‘Türkiye’de eğitim yağmalanıyor, buna dur demek zorundayız’

0

PİRHA- Hükümetin ÇEDES projesi kapsamında okullara imam ve din görevlileri atamasına tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Marmaris Şube Başkanı Mehmet Ali Akyol, diğer alanlarda olduğu gibi Türkiye’de eğitimin de yağmalandığını vurguladı. Akyol, “Buradaki amaç cumhuriyetin ana temellerini tamamen ortadan kaldırarak, bir şeriat devleti kurmak” dedi.

Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı il/ilçe spor müdürlükleri/gençlik merkezleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi adı altında okullara imam atanmasına yönelik tepkiler yükseliyor.

Projenin amacının “Öğrencilerimizin millî, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerimizi benimseyen, koruyan, geliştiren ve kendi yaşantılarında inşa eden fertler olmalarına, çağın ve geleceğin becerileriyle donanmış, bu donanımı insanlık hayrına sarf edebilen, bilime sevdalı, kültüre meraklı ve duyarlı, aklıselim, kalbi selim ve zevki selim sahibi, bedensel ve sosyal bakımdan dengeli bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak” olduğu iddia ediliyor. Ancak, projenin asıl odağında dini bir eğitim sistemini merkeze aldığı çok açık.

Anayasaya da aykırı olmasına rağmen, pedagojik eğitimi bulunmayan imam ya da Kur’an kursu öğreticileri, İzmir ve Eskişehir başta olmak üzere çeşitli illerde görevlendirilmeye başlandı.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Marmaris Şube Başkanı Mehmet Ali Akyol, okullara imam atanmasına ilişkin PİRHA’ ya konuştu.

Hükümetin cumhuriyetin ana temellerini tamamen ortadan kaldırmak istediğini belirten Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Marmaris Şube Başkanı Mehmet Ali Akyol, “Belki bir şeriat devletini arz ediyorlar. Bunu sadece buradaki hükümet, buradaki yürütme değil, bunun ciddi anlamda dışarıdaki servisler tarafından da desteklendiğine inanıyorum, bu bir gerçek” dedi.

“ÇEVRENİZE DUYARLIYSANIZ NEDEN ÇEVRE KATLİAMLARINA SES ÇIKARMIYORSUNUZ?”

Akyol, “Bugünkü yürütme, çeşitli denemelerden sonra imam hatiplerin alabildiğine önünü açtıktan sonra din derslerini bir ders yerine 3-5 derse çıkardı, başarılı olamadı şimdi de ÇEDES diye bir proje ortaya attı” ifadesini kullandı.

“Çevreme duyarlıyım, değerlerime saygılıyım, dediğinde aslında benim yaşadığım bu bölgede biraz da komik geliyor” diyen Aksoy, “Geçenlerde Muğla Şubeleri olarak Akbelen’de direnen arkadaşlara büyük bir kazan aşure götürüp dağıttık. Ben orada 10-12 gündür direnenler içerisinde bir tane imam görmedim. Bu nasıl çevreye duyarlılıksa bir tane müftü görmedim. Orada olmasına da gerek yok. Bunun bir çevre katliamı olduğuna dair bir demeç de duymadım. Çevreye duyarlı olmak, çevresindeki insana, çevresindeki börtü böceğe, çevresindeki hayvana, hayata saygı duymak ona sahip çıkmaktır. Duyarlı olmanın anlamı budur” diye konuştu.

DİN DERSLERİNİ ÇOĞALTARAK SONUÇ ALAMADILAR, ÇEDESİ DEVREYE SOKTULAR”

İzmir, Eskişehir gibi belli pilot bölgeleri seçip orada uygulamaya geçeceklerini söyleyen Akyol konuşmasına şöyle devam etti:

“Buradaki okullara imam atayacaklar. Bu imamlar gereken bilimsel eğitimi almamış, sadece dini eğitim almış. Öğrenciye ne verebilir? Pedagojik olarak ne verebilir, ahlaki olarak, bilimsel olarak ne verebilir? Bu iletişim çağında biz nesilleri bilimsel bir gerçekliğe dayandırarak yetiştirmek zorundayız, doğmalardan artık kurtulmak zorundayız. Biz eğer bu dünyada ülke olarak var olabileceksek bilimi ve bilgiyi yakalamak zorundayız. Çağımızın en önemli değerlerinden bir tanesi bilgi. Şu anda o bilgiyi yakalamadığımız sürece, doğma düşüncelerle sonumuz Ortadoğu’daki Afganistan’daki gibi bir rejimidir.”

“HERKES KARŞI ÇIKMALI”

“Yarım yamalak bir demokrasi var, o da tamamen altüst edildi” diyen Akyol,” Yağmalanmadık bir şey kalmadı. Şimdi de eğitimimiz yağmalanıyor. Aslında buna dur demek gerekiyor. Buna dur demek sadece Alevi toplumuna has bir şey değil, bu ülkede yaşayan her bir bireye düşen bir görev” dedi.

Akyol, “Karanlığa gitmememiz için önümüzün aydınlık olması gerekiyor” diyerek, “Bizim hünkarımız binlerce yıl önceden demiş ‘İlimden gidilmeye yolun sonu karanlıktır’ diye. Buna bile bu çağda hala 1000 yıl sonra bile erişemiyorsak, bu cümleyi kavrayamıyorsak hala tarihin tekerleğini geriye doğru götürmeye çalışıyorsak, bu topluma yazık, günah, bu insanlığa yazık, bu topraklara yazık. Bilimin teknolojinin geldiği bir çağda böyle bir şey savunmak bile gerçekten üzücü” şeklinde konuştu.

“ZAMLARIN ALLAH TARAFINDAN GELDİĞİNE İNANAN BİR TOPLUM YARATILMAK İSTENİYOR”

“Yürütmenin verdiği zamların Allah’tan geldiğine inanan bir nesil yaratılıyor. Bu nesli daha da çoğaltmak istiyorlar. Bunun bizi götüreceği yer karanlıktır” diyen Akyol, Alevi kurumlarının ve Eğitim-Sen’in öncülüğünde 16 Eylül’de İzmir’de büyük bir miting yapacağını hatırlattı.

Okullara imam atanması sorununun sadece Alevilerin sorunu olmadığının altını çizen Akyol, “Bu sorun gerçekten kendisinin laik, demokrat, muhafazakâr, liberal olarak hisseden, yaşayan bütün kesimlerin sorunu olması gerekiyor. Özellikle kadınlar bu konuda düşünmeleri gerekiyor. Bugün Afganistan’da olanlar belli. Tarihimizde yaşadığımız şeyleri görüyoruz. Burnumuzun dibinde diğer Irak’ta, İran’da yaşananları görüyoruz. IŞİD diye bir örgüt çıkardılar ortaya, onların zalimliğini gördük. Bu bizi bir yere götürmeyecek. Gerçekten üzülüyoruz.”

Cebrail ARSLAN/MUĞLA

Semah öğreticisi Aydoğmuş’tan Cemevi Başkanlığı’na uyarı: Fiyaskoyla sonuçlanır

0

PİRHA – Semah öğreticisi Mehmet Aydoğmuş, Hacı Bektaş Veli’nin portresinde yapılan dezenformasyonu Aleviler’e yönelik asimilasyon çalışması olarak yorumladı. Aydoğmuş, “Biz Alevileri başka şeylere benzetmek için çaba göstermeyin. Asimilasyon çalışması yapmayın” diyerek Cemevi Başkanlığını ve Kültür Bakanlığını uyardı. 

AKP’nin güdümünde kurulan Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile organize ettiği Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri için kullanılan portrede Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ile ceylanın kaldırılması, Alevi toplumu tarafından tepki ile karşılanmıştı.

Semah öğreticisi Mehmet Aydoğmuş ise portrede yapılan değişikliğe tepki göstererek, PİRHA’ya konuştu.

“KÜLTÜR BAKANLIĞI, 1992-95 YILLARINDA HACIBEKTAŞ BELEDİYESİ’NE YARDIMCI OLURDU, DAYATMAZDI”

Aydoğmuş, 1987’den beri Hacıbektaş’a gittiğini, semahçılarla etkinliklerde semah döndüklerini belirterek, Kültür Bakanlığı’nın önceden aldığı tavrı şöyle anlattı:

“1987’den beri devletin yaptığı olumlu ve olumsuz şeyleri yakından biliyorum. 1992-95 yıllarında Kültür Bakanlığı buradaki belediyeye yardımcı olurdu. Bir şey dayatmazdı. Gelirdi insanların ihtiyaçlarını karşılardı. Bunu devlet düşünebilir. Asimilasyon politikalarında kullanmak için bunu yapar. Ağustos’un 12’sinde yaptığı gibi. Ama fiyasko ile sonuçlandı. Amaçlarına ulaşamadılar, diye düşünüyorum.”

“ALEVİLERİN ARTIK ÖRGÜTLERİ DE GÜÇLÜ AMAÇLARINA ULAŞAMAYACAKLAR”

Aydoğmuş, Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile organize ettiği Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri için kullanılan portrede Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ile ceylanın kaldırılmasını asimilasyon çalışması olarak değerlendirdi.

Aydoğmuş, AKP’nin güdümündeki Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı ve Kültür Bakanlığı’nın 2024’te 16 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta anma etkinliği yapma planlarına da sert tepki gösterdi. Aydoğmuş şunları kaydetti:

“Eğer 2024’te Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı 16 Ağustos’u düşünürse Alevi örgütleri çok güçlü, Alevi örgütleri buna taviz vermezler. Yapar ama fiyasko ile sonuçlanır. Tarihsel geçmiş gelişim bunu gösterdi. Başarılı olamadılar. Çünkü devletin görevi değil ki. Alevilerin dünyada görülmemiş kadar kişilik, karakter, tavır, davranış ve yapıları var. Bugün Türkiye’yi ayakta tutan da bana göre bu yapıdır. Öyleyse biz Alevileri başka şeylere benzetmek için çaba göstermeyin. Asimilasyon çalışması yapmayın. Öyle bir düşünceleri varsa şimdiden vazgeçsinler. Alevilerin artık örgütleri de güçlü. Amaçlarına ulaşamayacaklar diye düşünüyorum.”

PİRHA/HACIBEKTAŞ

AKD İskenderun Şubesi konteyner kentte depremzedelerle aşure paylaştı

0

PİRHA -AKD İskenderun Şubesi ve bileşenleri Hatay İskenderun’da konteyner kentte aşurelerini pay etti.

6 Şubat depreminde en çok hasar alan illerden Hatay’da aşureler pay edildi.

Aşurelerin pay edilmesi öncesinde konuşan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) İskenderun Şubesi Cemevi Başkanı Kemal Soysüren, “Sevgili depremzede kardeşlerimiz afişimizde de gördüğünüz gibi gelin canlar bir olalım aşuremizi pay edelim. Biz Avrupa Aşevi Birlikleri Konfederasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak depremin olduğu ilk günden bugüne kadar Hatay’da hizmet veriyoruz. 11 ilimizde Alevi kurumlarımız depremzedelerin yanında oldu. Bizler Muharrem ayını bitirdik. İstedik ki aşuremizi depremzede kardeşlerimizle pay edelim. Türkiye’de en büyük yarayı Hatay aldı. Burada dillerimizi değil, gönüllerimizi tatlandırmak istiyoruz” dedi.

(HABER MERKEZİ)

AKP, Alevi köylerini dolaşarak dedeleri maaşa bağlamayı teklif ediyor

0

PİRHA- Kültür Bakanlığı tarafından görevlendirilen ekiplerinin Alevi köylerini dolaşarak dedeleri maaşa bağlama teklifi tepki topluyor. Bakanlık görevlilerinin gittiği Tokat’ın Kuyucak köyünden Fevzi Gerçek adlı yurttaş, “Alevileri arkalarından hançerliyorlar. Eğer bizim köyde iki insanı örgütleseler, 4 bine yakın insanı devlet imkanıyla köylere gönderecekler. Bu da Alevi köylerinin yüreğinin tam ortasına kazık çakmaktır” dedi.

AKP hükümeti, 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının çemberini genişletiyor.

Kültür Bakanlığı tarafından görevlendirilen kişiler Alevi köylerine giderek, ‘dedeleri maaşa bağlama’ teklifinde bulunuyor.

Bu köylerden biri de Tokat’ın Kuyucak köyü. Buraya giden Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlileri dedelere maaş bağlanması teklifinde bulundu.

Kuyucak köyünden Fevzi Gerçek adlı yurttaşa ulaşarak konuya ilişkin bilgi aldık.

“DEDELERİ MAAŞA BAĞLAMAK ALEVİ KÖYLERİNİN YÜREĞİNİN ORTASINA KAZIK ÇAKMAKTIR”

Fevzi Gerçek, “Buraya gelenlerin dediğine göre 1800 Alevi köyüne devletin önermesiyle memurlar gidiyor. Alevi köylerine gidip ‘Dedeniz var mı? Burada cemevlerini kim organize ediyor? Cemevleri var mı? Cemevlerinin ihtiyaçları varsa karşılayalım’ diyorlar. Ne muhalefet, ne Alevi örgütleri, ne de benzer örgütlenmeler gelip halkı ‘Böyle bir çalışma var, sizi asimile etmeye çalışıyorlar’ diye uyarmadıkları için onlar da kabul ediyor” dedi.

Gerçek, şunları ifade etti:

“İş ilerledikçe yer yer Kültür Bakanlığı’ndan geldiklerinin altını çizerek, Alevi olduklarını söyleyip ‘Bu köyde cemevi varsa buraya maaşlı dede atayalım’ diyorlar. Ama asıl tehlike şurada. 1800 Alevi köyüne gitmişler. Eğer bizim köy gibi bir köyde iki insanı örgütleseler 4 bine yakın insanı devlet imkanıyla köylere gönderecekler. Bu da Alevi köylerinin yüreğinin tam ortasına kazık çakmaktır.”

“ALEVİLERİ ARKALARINDAN HANÇERLEYECEKLER”

Kuyucaklı yurttaş Fevzi Gerçek, iktidarın Alevi köylerini gezmesinin tehlikelerine dikkat çekerek şöyle devam etti:

“Bu örgütlenme modelinin ne denli tehlikeli olduğu anlaşılıyor. Diyanete mi bağlısınız? diyene ısrarla ‘Ankara’dan geliyoruz, Kültür Bakanlığı’ndan görevlendirildik’ diyorlar. Yurttaşın tepkisi de Diyanete bağlı değilse yardımı kabul edebiliriz’ şeklinde oluyor. Kültür Bakanlığı’na bağlanmakla Diyanet’e bağlanmak arasında şekilsel farklar olsa da Alevileri arkalarından hançerleyecekleri gerçeği değişmiyor.

BAKANLIK GÖREVLİLERİ: BURAYA JANDARMAYLA GELMEMİZ LAZIMDI

Gelen görevliler tepki gösterdiğimiz için bize, “Böyle yerlere jandarmayla gelmemiz lazımdı” dedi. Bu gerektiği zaman bize sopayı gösterecekleri anlamına geliyor. Bu Kuyucak köyüne özgü bir uygulama değil. Burada Kültür Bakanlığı tarafından yapılacak uygulamalar öncesinde Alevi kurumları, demokratik kitle örgütleri bu işin ciddiyetini kavramalı ve çalışma yürütmelidir. Yoksa bundan sonra daha zor olacak, bir kısım köylerde kabul edilmiş olacak belki de.”

Dilan ŞİMŞEK/PİRHA

Aşık Veysel, Hakk’a yürümesinin 50. yılında mezarı başında anıld

0

PİRHA-Aşık Veysel, Hakk’a yürüyüşünün 50. yıl dönümü nedeniyle Sivas’ta Emlek Ortaköy’de anıldı. Aşık Veysel’in mezarı başında konuşmalar yapılıp ‘Kara toprak’ deyişi söylendi. 

UNESCO 41. Genel Konferans kararıyla Aşık Veysel’in Hakk’a yürüyüşünün 50. yıl dönümü nedeniyle 2023 Anma ve Kutlama programına alındı. Aşık Veysel Kültür Merkezi, Utrecht Alevi Kültür Merkezi ve Emlek Ortaköy Muhtarlığı ortaklığında yapılan 2 günlük anma yapıldı.

Etkinlik sonunda Aşık Veysel’in mezarı başında konuşmalar yapılıp ‘Kara toprak’ deyişi söylendi.

PİRHA/SİVAS

Hacıbektaş’a gelen Abdal Aleviler dışlanmalarına tepkili: Oysa biz herkesi aşkla seviyoruz

0

PİRHA – Hacı Bektaş Veli’yi anma Törenleri için Hacıbektaş ilçesine gelen Abdal Aleviler, dışarıda çadırda kalmak zorunda kalıyor. Tuvalet ve su bulamadıklarını, marketlerde bile parayla alışveriş yapmalarına izin verilmediğini belirten Abdallar, “Dışlanıyoruz. Bizim paramız da aynı para. Ne için bize kapıları kapatıyorlar, ne için ürünlerini satmak istemiyorlar?” diyerek tepki gösterdiler. 

Video eklenecek

Her sene Ağustos ayının 16’sında Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri ve kültür sanat etkinliklerine Kayseri, Adana, Osmaniye gibi illerden ziyarete ve ibadet etmeye gelen Abdal Aleviler, Hacıbektaş’ta çevredeki insanların, esnafların ve yetkililerin olumsuz söylemlerine maruz kalıyorlar.

“SÜRÜNE SÜRÜNE GELDİK”

Abdal Aleviler, Hacıbektaş’ta tuvalet ve su sorununu yaşadıklarını belirterek, “Biz buraya geliyoruz ne tuvalet ne banyo var. Hiçbir şey yok. belediye çadır da vermiyor, hiç yardımcı olmuyorlar. Ortalık çöp dolu. Belediyenin gelenlerle ilgilenmesi lazım. Hepimiz buraya yüz sürmeye geliyoruz. Buraya gelenler de zaten sokakta kalıyorlar. Hiç yeşillik alanı yok. Buraya Kayseri’den sürüne sürüne geldik. Her sene Ağustos ayının 16’sında Hacıbektaş’a geliyoruz.”

“HAYATIMIZ NORMALDE DE ÇOK ZOR”

Abdal Aleviler, günlük yaşamlarında da çadırda kaldıklarını, geçimlerini zor koşullarda sağladıklarını ifade ederek, “Gündelik hayatımızda da hurda ve çöple geçimimizi sağlamaya çalışan insanlarız. Hayatımız normalde de çok zor. Kayseri’de de çadırda kalıyoruz. Orada da tuvalet yok, su yok. Biz genelde de geçimimizi düğünlerde davul zurna çalarak sağlıyoruz. Oralarda paralar kazanıp çocuklarımızı geçindirmeye çalışıyoruz” şeklinde konuştular.

“BİZE KARŞI AYRIM YAPIYORLAR; BİZ İNSANLARI AŞKLA, SEVGİYLE SEVERİZ”

Abdal Aleviler, kendilerine karşı ayrım yapıldığını dile getirerek, maruz kaldıkları davranışları şöyle ifade ettiler:

“Marketlere girmemize izin vermiyorlar. Bizlere karşı bir dışlama var. Bizim paramız da aynı para, üzerinde Atatürk’ün mührü var. Ne için bize kapıları kapatıyorlar? Ne için ürünlerini satmak istemiyorlar? Bizim buraya getirdiğimiz arabalarımız son model değil, öyle şatafatlı hayatımız yok. Arabasının muayenesi olan da olmayan da geliyor. Sigortası olan da olmayan da geliyor. Bizim buradan vazgeçmeyeceğimizi de biliyorlar. Bizlere haksız yere ceza yazıyorlar. Bu doğru bir şey değil. Bize ceza da yazsalar, ellerinden geleni de yapsalar bizim buralardan vazgeçmeyeceğimizi biliyorlar. Biz hiçbir milleti birbirinden ayırmayız aşk ile sevgi ile severiz. Biz en yakınımızı nasıl seviyorsak onları da severiz. Bize karşı ayrım yapıyorlar. Bizim bu durumlar hoşumuza gitmiyor.”

“MEMLEKETTE DE CEMLERİMİZİ KENDİ EVLERİMİZDE YAPIYORUZ”

Abdal Aleviler, memleketlerinde de cemlerini evde yaptıklarını kaydettiler. Abdallar, şöyle devam etti:

“Burada başkanımızın da muhtarlarımızın da devlet yetkililerimizin de seyyar tuvalet ve seyyar çeşme yapmaya gücü yeter. Bizler paramızla alışveriş yapamıyorsak bu kendilerinin ayıbı. Bizim buradan başka uçacak bir dalımız yok. Zaten memlekette de aynıyız. Memlekette de cemevlerimiz yok. Cemlerimizi kendi evlerimizde yapıyoruz. Yol büyüklerimizden ricamız bize de el vermeleri. Başka sığınacak bir dalımız yok. Bizler doğru yolda olduğumuzu çok iyi biliyoruz. İnsanlarımıza hor bakıyorlar.”

Zafer TAŞKIN – Devrim FINDIK/HACIBEKTAŞ

Kemal Bülbül: Kürdün payına düşen; bomba, tehdit, saldırı, katliam

0

PİRHA- 27. dönem HDP Milletvekili Kemal Bülbül, Yeşil Sol Parti Milletvekili Ömer Öcalan’ın jandarma tarafından alıkonulması ve aynı gün içinde HDP binasında gerçekleştirilen saldırıyı protesto ederek “Sayın Ömer Öcalan’a yapılan saldırının sebebi soyadının ‘Öcalan’ olmasıdır. Yeşil Sol Parti vekili olmasıdır. Kürt, yurtsever, devrimci olmasıdır” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi ( Yeşil Sol Parti)’nin ortak kullandığı Adana il binasına gerçekleştirilen saldırıda binaya yanıcı madde bırakılması ve aynı gün Yeşil Sol Parti Urfa Millletvekili Ömer Öcalan‘ın jandarma tarafından alıkonulması yurt genelinden protesto ediliyor. Eş zamanlı eylemlerden birinin adresi Antalya oldu. 27. Dönem HDP Milletvekili Kemal Bülbül‘ün katılımıyla gerçekleşen eylemde  “Kürdün payına düşen; bomba,tehdit,saldırı,katliam. Sayın Ömer Öcalan’a yapılan saldırının sebebi soyadının ‘Öcalan’ olmasıdır. Yeşil Sol Parti vekili olmasıdır. Kürt, yurtsever, devrimci olmasıdır” ifadelerini kullanan Bülbül, “Askerler suç işlemişlerdir. Bunun hesabını mutlaka verecekler” diyerek tepki gösterdi.

“DEMOKRASİ MÜCADELEMİZ DEVAM EDİYOR”

Bülbül, eylemin devamında sözlerini şu ifadeler ile noktaladı; “Hatırlarsanız Deniz Poyraz arkadaşımıza saldıran katile polis sarılarak “Adın ne abicim?” demişti. Dün de Adana’da ilçemize saldırana polis sarılmış diyor ki “Abartmayın”. Daha ne abartacağız. Yani katliamı mı olacaktı? Sen görevini yapmamayı abarttığının farkında mısın? Bu ne rezalet. Nerede savcılar, emniyet müdürleri, valiler? Katil de onurlandırılıyor saldırgan da onurlandırılıyor. Dün ilçemize saldıran da, vekilimize saldıran da, Rojava’ya saldıran da suç işlemiştir. HDP, Yeşil Sol olmazsa Türkiye’de siyaset olmaz. AKP-MHP siyaset yapamaz. Çünkü yaptığı Kürdü, kadını, Aleviyi reddetmek. Esnafı, memurları ekmeğe muhtaç etmek. Demokrasi mücadelemiz devam ediyor yakında kongrelerimizi yapacağız büyüyerek geleceğiz. Türkiye’ye adaleti, demokrasiyi, eşitliği biz getireceğiz. Hapishanedeki arkadaşlarımızı özgürleştireceğiz. Gültan Kışanak, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Selçuk Mızraklı ve vekillerimize yapılanların hesabını yargı ve hukuk önünde soracağız.”

(HABER MERKEZİ)

Tayadlı Aileler CAN TV’yi ziyaret etti

0

PİRHA- Tayadlı Aileler “Tecrit işkencedir, S/R/Y tipi  hapishaneler kapatılsın” taleplerini dile getirerek CAN TV’yi ziyaret etti. 

Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği bilinen adıyla ‘Tayadlı Aileler’ CAN TV’yi ziyaret etti. Tayadlı Aileler adına konuşan Naime Emlik, tecrit işkencesinin yaşatıldığı S/R/Y tipi hapishanelere dikkat çekerek “Hapishaneler sadece bizlerin ya da tutsakların sorunu değil tüm toplumun sorunudur. Onun için herkesi duyarlı olmaya çağırıyoruz. S/R/Y tipi hapishanelerin kapatılması için yapacağımız eylem ve etkinliklerde herkesi yanımızda görmek istiyoruz” dedi.

(HABER MERKEZİ) 

Kadıncık Ana, Hace Bektaş, Yol’da can olmak

0

Bu yılki Hace Bektaş-ı Veli Anma günleri daha çok AKP / Devlet müdahaleleri ve önümüzdeki döneme ilişkin asimilasyon çabalarını arttıracaklarına ilişkin verdikleri sinyallerle konuşuldu. Siyasal iktidarın ideolojik mücadele yürüttüğü alanların başında Aleviliğin, Alevilerin geldiğini zaten biliyorduk. Ancak belli ki seçimlerden sonra bu mücadelelerine daha da hız verecekler.

Alevilikle, Alevilerle ideolojik mücadelenin en önemli sahası kuşkusuz biz Alevi kadınlarız. Hal böyle olunca, Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Sekreterliğinin Hace Bektaş-ı Veli Anma Programları çerçevesinde düzenlediği “Tarihten Günümüze Alevi Kadınının Yolculuğu” başlıklı panel çok daha büyük bir anlam ve önem taşıyordu.

Öncelikle tüm eksiklerine rağmen bu paneli düzenleyen, Alevi kadınların eşitlik, özgürlük mücadelesine ses olmaya çabalayan, taleplerine kulak veren, etkinliğe katılarak “vardık, varız, var olacağız” diyen tüm kadınlara şükranlarımı sunuyorum.

Gülfer Akkaya kitap çaçlışmaları

Hem erkek egemen sistemin hem siyasal iktidarın hem de Aleviliği erkekleştirmek isteyenlerin çoklu saldırısı karşısında Alevi kadınları güçlendirmek için atılmış her adım, verilmiş her emek kıymetlidir, yol açıcıdır. “Yol Bir, sürek bin bir” felsefimizle, aramızdaki farklılıklara rağmen birlikte yürümeyi başararak kırabiliriz ancak bu kuşatmayı.

Bu önemli panelin ardından Alevi Bektaşi Federasyonu Kadından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Elif Keleş imzasıyla yapılan açıklamada panelin mottosu olarak işaret edilen “Kadın kadının yurdudur” anlayışıyla hareket edersek kamusal alandan evlerimize, özel alanlarımıza kadar uzanan erkek egemenliğiyle, patriyarkayla baş edebiliriz. Feminist hareketin bizlerin eşitlik ve özgürlük mücadelemize kattığı en önemli şiarlardan biridir “Kadın kadının yurdudur” söylemi.

Kadın kadının yurdu oldu mu?

Peki, bakalım bu panel sahiden de kendisine motto olarak seçtiği bu önemli feminist belirlemeyle uyumlu bir çalışma mıydı?  Kadın kadının sahiden yurdu oldu mu bu önemli etkinlikte?

Oturumlardan birinin başlığı “Kadıncık Ana’dan Günümüze Alevi Kadının Yolculuğu” idi. Panelin kurgusu “Kadıncık Ana’dan günümüze” tarihselliğiyle belirlenince insan ister istemez Kadıncık Ana’ya daha yakından bakılmasını ve onun açtığı yoldan günümüzde Alevi kadınların durumuna ışık tutulmasını bekliyor. Tarihsel ve güncel arasındaki bağ arayışı için çok isabetli bir başlangıç noktası belirlemiş paneli planlayanlar. İsabetli bir belirleme olmuş olmasına ama bir eksiği var; Kadıncık Ana üzerine (Rıza Aydın’ın küçük broşürü dışında) ilk ve tek ayrıntılı araştırma olan “Yol Kurucusu Kadıncık Ana” kitabım ve ben yok sayılmışız. Üstelik 17+ Alevi Kadınlar Gurubumuz tarafından etkinlik öncesi yapılan “razı değiliz” açıklamasıyla organizatörler uyarılmalarına rağmen bu “eksiklik” giderilmedi. (Açıklamaya şu linkten ulaşabilirsiniz: Twitter > https://tls.tc/jlt5u Facebook: https://tls.tc/Zi7sG)

Denebilir ki ne var bunda, araştırmayı siz yaptınız diye siz mi çağırılacaksınız? Eğri oturulsa da doğru konuşmak gerekirse öyle olmalıydı. Siz şayet Alevi kadınların görünmeyen emeklerini, varlıklarını konu edinen bir panel düzenliyorsanız, bir de bu panelin ismini “Kadıncık Ana’dan günümüze Alevi Kadının Yolculuğu” koyuyorsanız, 10 yıldan uzun zamandır tüm zamanını, emeğini, aklını, fikrini bu alana ayırarak Alevi kadınları güçlendirmek için dört kitap yazmış bir insanı ve emeklerini yok sayamazsınız, görmezden gelemezsiniz. Kadıncık Ana üzerine tek ayrıntılı araştırma olan kitabım bilinmiyor olabilir mi? İmkansız. Siz bu konuda bir panel hazırlıyorsanız mutlak bir araştırma yapmış olmalısınız. Bu hazırlık için günümüz dünyasında Google’a “Kadıncık Ana” yazdığınızda karşınıza çıkacak olan ilk kitap benim kitabımdır. Şayet “benim bu çalışmadan, bu kitaptan haberim yoktu” diyorsanız o zaman da panele hiç hazırlık yapmamışsınız demektir.

Kaldı ki panelin esas konusu olan “Alevi Kadınların Durumu” üzerine yapılan çalışmalara baktığınızda da benim kitaplarım, makalelerim, röportajlarım, panel kayıtlarımla karşılaşırsınız. Bu konu üzerine ilki 2014 yılında yayınlanan “Sır İçinde Sır Olanlar- Alevi Kadınlar” olmak üzere, “Yol Kadındır”, “Alevi Kadınlar – Vardık, Varız, Var Olacağız”, “Yol Kurucusu Kadıncık Ana” kitaplarını yayımladım. Türkiye’nin pek çok ilinde, Kıbrıs’ta ve Avrupa’da pek çok ülkede derneklerimizin düzenlediği panellere katıldım.

Ortada onca yıl yapılmış bir araştırma, verilmiş emek ve o emeğin ürünü olarak ortaya çıkmış ve Kadıncık Ana hakkında yazılmış tek kitap olarak Yol Kurucusu Kadıncık Ana kitabı varken bunu görmezden gelmek, yok saymak her şeyden önce emeğe saygısızlıktır.

Bunları kendimi methetmek için yazmıyorum elbette. Derdim Alevi kadınların yok sayılmasına karşı panel örgütlerken bu konuda emek veren, dirsek çürüten başka bir Alevi kadının emeklerinin yok sayıldığını kanıtlarıyla ortaya koyma istediğimdir. Böyle mi güçlendireceğiz birbirimizi? Böyle mi yurt olacağız birbirimize? Kadıncık Ana’dan günümüze Alevi kadını böyle mi var edeceğiz?

Anlıyorum, kimi konularda birbirimizden farklı yaklaşımlarımız var. Ama hani yol bir sürek bin birdi? Siz küçük iktidar alanlarınızda kendinizden farklı olanı böyle yok saymaya, yok etmeye çabalarken nasıl siyasal İslam’ın Aleviliği yok etmesine karşı duracaksınız?

Bir feminist olduğumu her yerde ve her zaman göğsümü gere gere ifade ettim. Çünkü kadınları kurtaracak olanın feminizm olduğuna inanıyorum. Alevi kadınlar üzerine çalışmalar yapmaya başladığımda da feminist metodolojiyi kullandığımı hep belirttim, saklamadım. Bundan dolayı ilk andan itibaren Alevi camia içerisinde hedef durumuna getirildim, dışlandım, ötekileştirildim. Hatta bu paneldeki kimi konuşmacılar tarafından küçümsenmeye çalışıldım. Oysa şimdi sevinçle ve gururla görüyorum ki Alevi kadınlar arasında serpiştirdiğim özgürlük tohumları yeşermeye, on yıllı aşkın emeğim karşılığını bulmaya başlıyor. O zaman “Aleviliğe feminizmi sokuyor” diye eleştirenler ne mutlu ki şimdi feminizmin kadınlar için kurtarıcı bir perspektif sunduğunu yavaş da olsa kabulleniyor.

İlk zamanlar fikirlerimi, feminizmi küçümseyenler bugün panel kürsülerinden isim vermeden, kaynak belirtmeden benim fikirlerimi, benim araştırmalarımı anlatıyorlar. Panelin her iki konuşmacısı da konuşmalarının çok büyük kısmında Yol Kadındır kitabım ve Yol Kurucusu Kadıncık Ana kitaplarımdan alıntılar yaptılar, oradaki örnekleri kullandılar. Ancak sunumlarında tek bir kez bile adımı geçirmemeye özen gösterdiler. Doğrudan Alevi kadınlar üzerine çalışmayan kimi araştırmacıların ismini zikrederken benim adımı ve kitaplarımı zikretmekten itinayla kaçındılar.

Akademik camiada çok mustarip olunan bir durumdur intihal. Başkasının ifade, buluş veya düşüncelerini kaynak göstermeksizin kendisine aitmiş gibi kullanması anlamına gelir “intihal.” Türk Dil Kurumu sözlüğünde “aşırma” kavramıyla daha doğrudan tanımlanır bu sözcük. Konuşmacılardan birinin sosyal medya sayfasında da sabitlenmiş tweet olarak intihali eleştiren bir yazı dururken benim fikirlerimi kaynak göstermeden kullanmasının ne anlama geldiğinin değerlendirmesini ben sizlere bırakıyorum. İntihal sadece akademide olmuyor demek ki, intihale karşı olduklarını söyleyenlerin bizzat kendisi intihalci olabiliyor.

Olsun, varsın kaynak göstermesinler, yeter ki bu fikirler yayılsın kulaktan kulağa. Yeter ki Alevi kadınlar eşitsizliğe karşı verdikleri mücadelede kendilerini güçlendirecek bu tarihsel bağlar ve güncel perspektiflerle buluşabilsinler…

Anti-feminist etkiler sürüyor

Her ne kadar çok yol alınmış olsa da Alevi kadınlar arasında ve genel olarak Alevi kurumlarında anti feminizmin etkisi sürüyor. Eşitsizliğe, baskılara, yok sayılmaya karşı öfke bunu yapan erkeklere ve erkek egemenliğine yöneltileceğine, bu durumu açıkça ortaya koyan Alevi feministlere, feminizme yöneltilmek isteniyor.

Elbette Alevi kadınların tamamı feminist olmak zorunda değil. Ama kadınların eşitliği için mücadele iddianız varsa o zaman anti-feminist olamazsınız. Feminizmi eleştirebilirsiniz, feminist kavramları ve hatta yöntemleri doğru bulmuyor olabilirsiniz ama anti-feministlik yapamazsınız. Çünkü feminizm dil, din, ülke, sınıf fark etmeksizin tüm kadınların eşitliğini ve özgürlüğünü hedefleyen paradigmanın adıdır. Anti-feministlik yaparsanız, feminizmin savunduğu ilkelere karşı duruşu güçlendirirsiniz ancak.

Bunu nereden mi çıkartıyorum, tabi ki Alevi Bektaşi Federasyonu Kadından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Elif Keleş O. imzasıyla kamuoyuna yapılan açıklamadan. Açıklamanın “Amacımız ‘cins’ değil ‘can’ olmaktır” bölümü feminizmin kadınları kadın olarak, kendileri olarak güçlendirmeyi esas alan bakışın tam tersini savunuyor. Kadınların (Alevi de olsa) erkekler tarafından eziliyor, baskı altında tutuluyor, sömürülüyor, şiddete uğruyor olduklarını söylemekten kaçınıyor. Işığı bu eşitsizliğe tutarak gerçek anlamda eşitlik sağlanana kadar erkek egemenliği ile ve bunu uygulayan erkeklerle mücadele etmeye değil, “Can olmanın” mevcut demagojik söylemine teslim olmaya çağırıyor. Elbette hepimiz “Can” olalım, ama “cinsiyet eşitliği” sağlanmadan nasıl olacak bu iş? O yüzden Alevi kadınları güçlendirmek için “Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi” kurma kararını alırken yapmamız gereken cinsiyet kimliğimizi silikleştirip eşitsizliklerin üstünü örterek yeniden üretilmesine katkı sağlamak değil, bunlarla yüzleşerek ve hesaplaşarak eşit cinsiyetler olarak Can’da Bir olmaktır.

Hepimizin ve her şeyin Bir’in parçası olduğu fikrinin temelleri üzerinden yükselen Aleviliğe göre kadın ve erkek diye adlandırdığımız her iki cinsiyet Bir’in parçasıdır. Bir’den gelmiştir. Her iki cinsiyet aynı kaynaktan doğduğu için eşittir, Bir’dir. Aralarında eşitsizlik ya da herhangi bir hiyerarşi bu nedenle olamaz. Kadın ve erkek yani iki cinsiyet kendilerini, varlıklarını inkar ederek değil, Bir’in parçası ve eşit oldukları için Can’dırlar. Can olmak sonuç metnindeki gibi cinsiyetleri yok sayarak değil, kadın ve erkeğin eşit var oluşunu sağlayarak gerçekleştirilebilir. Sonuç metninde söylendiğinin aksine “cinsiyet” eşitliği olmadan Can olunamaz. Can, cinsiyetin alternatifi değil, Bir’liğidir.

“Yok”un içinde yok sayılmak

Biz Aleviler yüzyıllardır bu topraklarda ya yok edilmek ya da yok sayılmak istendik. Hele ki Alevi kadınlar “Sır içinde sır oldu” deyim yerindeyse. Hepimiz buna isyan ediyorken yanı başımızdakini yok saymak neyin nesidir?

“Bu paneli düzenleyen arkadaşlarımızın bu alanda en çok kelamı üreten, hatta varlığını tam olarak bu konu üzerine nakşeden 17+ Alevi Kadınları, bizlerin ürettiklerini görmezden gelmelerini Hakkça, adilce, kızkardeşçe görmüyoruz.” diyerek hatadan dönülmesi çağrımıza verilen cevap bir kez daha “yok sayılmak” oldu ne yazık ki.

17+ Alevi Kadınlar Grubunun eleştiri yazısı sosyal medyada paylaşılınca panelin organizasyonundan olmayan ama panelde görevli olan bir kadın arkadaşımız grubumuz üyelerinden iki kişi ile telefonda görüştü. Her iki kişiye de organizasyonun sorumlusu olan Elif Keleş’in kendilerini arayacağını iletti. Ancak ne arayan oldu bizleri ne de soran.

Yok sayma, ötekileştirme, sansür bu kadarla da sınırlı kalmadı. 17+ Alevi Kadınlar Grubumuz ve ben panele davet edilmediğimiz için o salonda yoktuk. Fikirlerimiz, önerilerimiz kürsüden dile getirildi ama biz yine yok sayıldık paneli organize edenlerce.

Kürsüden yapılan Hace (Hacı değil!) Bektaş-ı Veli Anma Etkinliklerinin isminin bundan böyle “Hace Bektaş ve Kadıncık Ana Anma Etkinlikleri” şeklinde değiştirilmesi önerisi yıllardır 17+ Alevi Kadınlar tarafından dile getirilmekteydi. Sadece festivalin isminin değiştirilmesini değil, Kadıncık Ana evinin restorasyonunu ve Hacebektaş ilçesinde Kadıncık Ana heykeli yapılmasını da önermiştik. Oysa organizasyon sahipleri bu evveliyattan bahsetme gereği duymadan tamamen kendi fikirleriymiş gibi sunuyorlar bütün bunları.

Yeri gelmişken Alevi kadınların acil ve önemli hedefi Kadıncık Ana adıyla kadınlar hakkında yazılan kitapların, deyişlerin, cem kayıtlarının vb yer alacağı kadın kütüphanesi kurmak olmalı. Siyasal İslam’a ve asimilasyona karşı resmi tarihle değil, hakikati bilen ve onun izinden giden hakikatçilerin ürettikleri ile mücadele edilebilir. Türk İslamcı resmi tarihin çizdiği Kadıncık Ana/Hacı Bektaş portresi ile Yol Kurucusu Kadıncık Ana kitabımda ortaya koyduğum Kadıncık Ana/Hace Bektaş arasındaki fark bunun güzel örneklerindendir. Yol kurucusu Alevi erenler isimlerine, eşitlikçi var oluşlarına dek asimilasyon politikalarınca başkalaştırılmış Türk İslam resmi tarihçiliğinde. Böyle büyük tehlikelere karşı mücadele ederken kendimize ait bilgileri üretmek yetmiyor, o bilgilerin aynı yerde toplanması, ulaşılabilir olması acil ihtiyaçlardan.

Rıza şehrine nasıl ulaşacaksınız?

Rıza şehrine ulaşmak için ya da rıza şehrini kurmak için her şeyden evvel canların birbirlerinden razı olmaları gerekiyor. Rızalık almaları gerekiyor. 17+ Alevi Kadınlar Grubu olarak ve ben şahsen bu örgütlü sansür, ötekileştirme ve yok sayma karşısında razı olmadığımızı açıktan söyledik söylüyoruz.

Hemen bir kol mesafenizde duran biz sizden razı değilken rızalık şehrine nasıl ulaşabileceksiniz? Aynı alanda, aynı mekanlarda, aynı toplum için mücadele veriyoruz. Hiç mi karşılaşmayacağız? O zaman da görmezden mi geleceksiniz? Önerilerimizi, fikirlerimizi alıp bizi yok mu sayacaksınız?

Öyle de yapsanız biz Alevi kadınları güçlendirmek eşit ve özgür canlar yapmak için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Doğru yaptıklarınızın yanında (Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi kurma kararınız gibi) yanlış yaptığınızda karşınızda olacağız. Çünkü çok iyi biliyoruz ki bir kadın dahi özgür değilse hiçbirimiz özgür olamayız. Erkek egemenliği hayatın bütün alanlarından sökülüp atılmadan cinsiyet eşitliğine ulaşamayız. Sitemimiz de, isyanımız da, eleştirilerimiz de bundandır!

17+ Alevi Kadınlar olarak şöyle demiştik açıklamamızda: “Hace Bektaş-ı Veli ‘Yolumuz; ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur’ der. Biz 17+ Alevi kadınlar olarak, yola ikrar vermiş, toplumumuza önderlik etmeye soyunarak bu paneli hazırlamaya soyunmuş canlarımızın ilime, irfana ve insanlık sevgisine sahip çıkma konusunda eksik davrandığını düşünüyor ve bu hizmetlerinden razı olmadığımızı tüm Alevi Kadınlara duyurmak istiyoruz. Biliyoruz ki ‘Yol Cümleden Uludur’ ve Yol aşkına verilen hizmetlerimiz zayi olmaz, bugün olmazsa yarın mutlaka Hakk yerini bulur.”

Ne kadar kaynağından koparılmaya, inkar edilmeye, yok sayılmaya çalışılsa da söz ağızdan çıktı, fikir kağıtlara döküldü, o kitaplar yazıldı. Hakikat kimseye minnet etmeden gök kubbenin altında hak ettiği yeri alacaktır.

Kadıncıl aşk ile…

21.08.2023

 

 

Buca Belediyesi işçileri ek zam talebiyle iş bıraktı

0

Buca Belediyesi işçileri açlık sınırı seviyesindeki ücretlerine ek zam yapılması, ücretlerinin ve sosyal haklarının zamanında ödenmesi talebiyle iş bıraktı.

Kenan ÇETİN
İzmir

İzmir’in en büyük ilçesi olan Buca’da Belediye işçileri açlık sınırı düzeyindeki ücretlerinin arttırılması talebine karşı duyarsız kalan Buca Belediyesi yönetimini uyarmak için bugün iş bıraktı. İşçiler ücretlerinin her ay gecikmeyle yatırıldığını, haziranda ödenmesi gereken gıda yardımının ise halen ödenmediğini belirtti.

Sabah saatlerinde belediye önünde toplanan DİSK/Genel-İş İzmir 5 No’lu Şube üyesi işçiler, belediye binası önüne “Geçinemiyoruz” pankartı astı. “İş ekmek yoksa hizmette yok”, “İnsanca yaşamak istiyoruz”, “Buca işçisi köle değildir”, “Birleşen işçiler asla yenilmez” sloganları atan işçiler, iş bırakma eylemini belediye başkanı taleplerini kabul edinceye kadar sürdüreceklerini ifade etti.

“ÜCRETLERİ GÜNCELLE, MASAYA GEL”

Eylemde konuşan Genel-İş İzmir 5 No’lu Şube Başkanı Savaş Aras, önceki haftalarda basın açıklaması ve çeşitli eylemler yaptıklarını belirterek, “Buca halkı duysun. Buca işçisi maaşını alamadı. Geçen aydan ve bu aydan kalma gıda kartını alamadı. Ek protokol talebinden cevap gelmiyor. İnsanca yaşamak isteğine yanıt bulamıyor. Buradan haykırıyoruz, ücretleri güncelle, masaya tekrar gel diyoruz. Eğer ücretleri güncellemezsen, masaya gelmezsen Buca işçisi üretimden gelen gücünü kullanarak iş bırakmaya devam edecektir” dedi.

“TAŞ MI YİYECEK BU İŞÇİLER?”

Ev kirasının 12 bin lira olduğu Buca’da ortalama işçi ücretinin 13 bin 800 lira olduğunu belirten işçiler ise, “Bu ücretle nasıl geçineceğiz?” diye soruyor. Çocuklarının okul ihtiyaçlarını dahi alamadıklarını, ailelerinin geçimini sağlayabilmek için her ay 20 gün mesaiye kaldıklarını anlatan işçiler, “Geçimimizi sağlayabilmek için eşimize, çocuklarımıza ayıracağımız zamandan feragat ediyoruz. Ücretlerimiz zamanında yatırılmıyor. Taş mı yiyecek bu işçiler” diyerek tepkilerini dile getird