Ana Sayfa Blog Sayfa 160

Kadıncık Ana, Hace Bektaş, Yol’da can olmak

0

Bu yılki Hace Bektaş-ı Veli Anma günleri daha çok AKP / Devlet müdahaleleri ve önümüzdeki döneme ilişkin asimilasyon çabalarını arttıracaklarına ilişkin verdikleri sinyallerle konuşuldu. Siyasal iktidarın ideolojik mücadele yürüttüğü alanların başında Aleviliğin, Alevilerin geldiğini zaten biliyorduk. Ancak belli ki seçimlerden sonra bu mücadelelerine daha da hız verecekler.

Alevilikle, Alevilerle ideolojik mücadelenin en önemli sahası kuşkusuz biz Alevi kadınlarız. Hal böyle olunca, Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Sekreterliğinin Hace Bektaş-ı Veli Anma Programları çerçevesinde düzenlediği “Tarihten Günümüze Alevi Kadınının Yolculuğu” başlıklı panel çok daha büyük bir anlam ve önem taşıyordu.

Öncelikle tüm eksiklerine rağmen bu paneli düzenleyen, Alevi kadınların eşitlik, özgürlük mücadelesine ses olmaya çabalayan, taleplerine kulak veren, etkinliğe katılarak “vardık, varız, var olacağız” diyen tüm kadınlara şükranlarımı sunuyorum.

Gülfer Akkaya kitap çaçlışmaları

Hem erkek egemen sistemin hem siyasal iktidarın hem de Aleviliği erkekleştirmek isteyenlerin çoklu saldırısı karşısında Alevi kadınları güçlendirmek için atılmış her adım, verilmiş her emek kıymetlidir, yol açıcıdır. “Yol Bir, sürek bin bir” felsefimizle, aramızdaki farklılıklara rağmen birlikte yürümeyi başararak kırabiliriz ancak bu kuşatmayı.

Bu önemli panelin ardından Alevi Bektaşi Federasyonu Kadından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Elif Keleş imzasıyla yapılan açıklamada panelin mottosu olarak işaret edilen “Kadın kadının yurdudur” anlayışıyla hareket edersek kamusal alandan evlerimize, özel alanlarımıza kadar uzanan erkek egemenliğiyle, patriyarkayla baş edebiliriz. Feminist hareketin bizlerin eşitlik ve özgürlük mücadelemize kattığı en önemli şiarlardan biridir “Kadın kadının yurdudur” söylemi.

Kadın kadının yurdu oldu mu?

Peki, bakalım bu panel sahiden de kendisine motto olarak seçtiği bu önemli feminist belirlemeyle uyumlu bir çalışma mıydı?  Kadın kadının sahiden yurdu oldu mu bu önemli etkinlikte?

Oturumlardan birinin başlığı “Kadıncık Ana’dan Günümüze Alevi Kadının Yolculuğu” idi. Panelin kurgusu “Kadıncık Ana’dan günümüze” tarihselliğiyle belirlenince insan ister istemez Kadıncık Ana’ya daha yakından bakılmasını ve onun açtığı yoldan günümüzde Alevi kadınların durumuna ışık tutulmasını bekliyor. Tarihsel ve güncel arasındaki bağ arayışı için çok isabetli bir başlangıç noktası belirlemiş paneli planlayanlar. İsabetli bir belirleme olmuş olmasına ama bir eksiği var; Kadıncık Ana üzerine (Rıza Aydın’ın küçük broşürü dışında) ilk ve tek ayrıntılı araştırma olan “Yol Kurucusu Kadıncık Ana” kitabım ve ben yok sayılmışız. Üstelik 17+ Alevi Kadınlar Gurubumuz tarafından etkinlik öncesi yapılan “razı değiliz” açıklamasıyla organizatörler uyarılmalarına rağmen bu “eksiklik” giderilmedi. (Açıklamaya şu linkten ulaşabilirsiniz: Twitter > https://tls.tc/jlt5u Facebook: https://tls.tc/Zi7sG)

Denebilir ki ne var bunda, araştırmayı siz yaptınız diye siz mi çağırılacaksınız? Eğri oturulsa da doğru konuşmak gerekirse öyle olmalıydı. Siz şayet Alevi kadınların görünmeyen emeklerini, varlıklarını konu edinen bir panel düzenliyorsanız, bir de bu panelin ismini “Kadıncık Ana’dan günümüze Alevi Kadının Yolculuğu” koyuyorsanız, 10 yıldan uzun zamandır tüm zamanını, emeğini, aklını, fikrini bu alana ayırarak Alevi kadınları güçlendirmek için dört kitap yazmış bir insanı ve emeklerini yok sayamazsınız, görmezden gelemezsiniz. Kadıncık Ana üzerine tek ayrıntılı araştırma olan kitabım bilinmiyor olabilir mi? İmkansız. Siz bu konuda bir panel hazırlıyorsanız mutlak bir araştırma yapmış olmalısınız. Bu hazırlık için günümüz dünyasında Google’a “Kadıncık Ana” yazdığınızda karşınıza çıkacak olan ilk kitap benim kitabımdır. Şayet “benim bu çalışmadan, bu kitaptan haberim yoktu” diyorsanız o zaman da panele hiç hazırlık yapmamışsınız demektir.

Kaldı ki panelin esas konusu olan “Alevi Kadınların Durumu” üzerine yapılan çalışmalara baktığınızda da benim kitaplarım, makalelerim, röportajlarım, panel kayıtlarımla karşılaşırsınız. Bu konu üzerine ilki 2014 yılında yayınlanan “Sır İçinde Sır Olanlar- Alevi Kadınlar” olmak üzere, “Yol Kadındır”, “Alevi Kadınlar – Vardık, Varız, Var Olacağız”, “Yol Kurucusu Kadıncık Ana” kitaplarını yayımladım. Türkiye’nin pek çok ilinde, Kıbrıs’ta ve Avrupa’da pek çok ülkede derneklerimizin düzenlediği panellere katıldım.

Ortada onca yıl yapılmış bir araştırma, verilmiş emek ve o emeğin ürünü olarak ortaya çıkmış ve Kadıncık Ana hakkında yazılmış tek kitap olarak Yol Kurucusu Kadıncık Ana kitabı varken bunu görmezden gelmek, yok saymak her şeyden önce emeğe saygısızlıktır.

Bunları kendimi methetmek için yazmıyorum elbette. Derdim Alevi kadınların yok sayılmasına karşı panel örgütlerken bu konuda emek veren, dirsek çürüten başka bir Alevi kadının emeklerinin yok sayıldığını kanıtlarıyla ortaya koyma istediğimdir. Böyle mi güçlendireceğiz birbirimizi? Böyle mi yurt olacağız birbirimize? Kadıncık Ana’dan günümüze Alevi kadını böyle mi var edeceğiz?

Anlıyorum, kimi konularda birbirimizden farklı yaklaşımlarımız var. Ama hani yol bir sürek bin birdi? Siz küçük iktidar alanlarınızda kendinizden farklı olanı böyle yok saymaya, yok etmeye çabalarken nasıl siyasal İslam’ın Aleviliği yok etmesine karşı duracaksınız?

Bir feminist olduğumu her yerde ve her zaman göğsümü gere gere ifade ettim. Çünkü kadınları kurtaracak olanın feminizm olduğuna inanıyorum. Alevi kadınlar üzerine çalışmalar yapmaya başladığımda da feminist metodolojiyi kullandığımı hep belirttim, saklamadım. Bundan dolayı ilk andan itibaren Alevi camia içerisinde hedef durumuna getirildim, dışlandım, ötekileştirildim. Hatta bu paneldeki kimi konuşmacılar tarafından küçümsenmeye çalışıldım. Oysa şimdi sevinçle ve gururla görüyorum ki Alevi kadınlar arasında serpiştirdiğim özgürlük tohumları yeşermeye, on yıllı aşkın emeğim karşılığını bulmaya başlıyor. O zaman “Aleviliğe feminizmi sokuyor” diye eleştirenler ne mutlu ki şimdi feminizmin kadınlar için kurtarıcı bir perspektif sunduğunu yavaş da olsa kabulleniyor.

İlk zamanlar fikirlerimi, feminizmi küçümseyenler bugün panel kürsülerinden isim vermeden, kaynak belirtmeden benim fikirlerimi, benim araştırmalarımı anlatıyorlar. Panelin her iki konuşmacısı da konuşmalarının çok büyük kısmında Yol Kadındır kitabım ve Yol Kurucusu Kadıncık Ana kitaplarımdan alıntılar yaptılar, oradaki örnekleri kullandılar. Ancak sunumlarında tek bir kez bile adımı geçirmemeye özen gösterdiler. Doğrudan Alevi kadınlar üzerine çalışmayan kimi araştırmacıların ismini zikrederken benim adımı ve kitaplarımı zikretmekten itinayla kaçındılar.

Akademik camiada çok mustarip olunan bir durumdur intihal. Başkasının ifade, buluş veya düşüncelerini kaynak göstermeksizin kendisine aitmiş gibi kullanması anlamına gelir “intihal.” Türk Dil Kurumu sözlüğünde “aşırma” kavramıyla daha doğrudan tanımlanır bu sözcük. Konuşmacılardan birinin sosyal medya sayfasında da sabitlenmiş tweet olarak intihali eleştiren bir yazı dururken benim fikirlerimi kaynak göstermeden kullanmasının ne anlama geldiğinin değerlendirmesini ben sizlere bırakıyorum. İntihal sadece akademide olmuyor demek ki, intihale karşı olduklarını söyleyenlerin bizzat kendisi intihalci olabiliyor.

Olsun, varsın kaynak göstermesinler, yeter ki bu fikirler yayılsın kulaktan kulağa. Yeter ki Alevi kadınlar eşitsizliğe karşı verdikleri mücadelede kendilerini güçlendirecek bu tarihsel bağlar ve güncel perspektiflerle buluşabilsinler…

Anti-feminist etkiler sürüyor

Her ne kadar çok yol alınmış olsa da Alevi kadınlar arasında ve genel olarak Alevi kurumlarında anti feminizmin etkisi sürüyor. Eşitsizliğe, baskılara, yok sayılmaya karşı öfke bunu yapan erkeklere ve erkek egemenliğine yöneltileceğine, bu durumu açıkça ortaya koyan Alevi feministlere, feminizme yöneltilmek isteniyor.

Elbette Alevi kadınların tamamı feminist olmak zorunda değil. Ama kadınların eşitliği için mücadele iddianız varsa o zaman anti-feminist olamazsınız. Feminizmi eleştirebilirsiniz, feminist kavramları ve hatta yöntemleri doğru bulmuyor olabilirsiniz ama anti-feministlik yapamazsınız. Çünkü feminizm dil, din, ülke, sınıf fark etmeksizin tüm kadınların eşitliğini ve özgürlüğünü hedefleyen paradigmanın adıdır. Anti-feministlik yaparsanız, feminizmin savunduğu ilkelere karşı duruşu güçlendirirsiniz ancak.

Bunu nereden mi çıkartıyorum, tabi ki Alevi Bektaşi Federasyonu Kadından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Elif Keleş O. imzasıyla kamuoyuna yapılan açıklamadan. Açıklamanın “Amacımız ‘cins’ değil ‘can’ olmaktır” bölümü feminizmin kadınları kadın olarak, kendileri olarak güçlendirmeyi esas alan bakışın tam tersini savunuyor. Kadınların (Alevi de olsa) erkekler tarafından eziliyor, baskı altında tutuluyor, sömürülüyor, şiddete uğruyor olduklarını söylemekten kaçınıyor. Işığı bu eşitsizliğe tutarak gerçek anlamda eşitlik sağlanana kadar erkek egemenliği ile ve bunu uygulayan erkeklerle mücadele etmeye değil, “Can olmanın” mevcut demagojik söylemine teslim olmaya çağırıyor. Elbette hepimiz “Can” olalım, ama “cinsiyet eşitliği” sağlanmadan nasıl olacak bu iş? O yüzden Alevi kadınları güçlendirmek için “Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi” kurma kararını alırken yapmamız gereken cinsiyet kimliğimizi silikleştirip eşitsizliklerin üstünü örterek yeniden üretilmesine katkı sağlamak değil, bunlarla yüzleşerek ve hesaplaşarak eşit cinsiyetler olarak Can’da Bir olmaktır.

Hepimizin ve her şeyin Bir’in parçası olduğu fikrinin temelleri üzerinden yükselen Aleviliğe göre kadın ve erkek diye adlandırdığımız her iki cinsiyet Bir’in parçasıdır. Bir’den gelmiştir. Her iki cinsiyet aynı kaynaktan doğduğu için eşittir, Bir’dir. Aralarında eşitsizlik ya da herhangi bir hiyerarşi bu nedenle olamaz. Kadın ve erkek yani iki cinsiyet kendilerini, varlıklarını inkar ederek değil, Bir’in parçası ve eşit oldukları için Can’dırlar. Can olmak sonuç metnindeki gibi cinsiyetleri yok sayarak değil, kadın ve erkeğin eşit var oluşunu sağlayarak gerçekleştirilebilir. Sonuç metninde söylendiğinin aksine “cinsiyet” eşitliği olmadan Can olunamaz. Can, cinsiyetin alternatifi değil, Bir’liğidir.

“Yok”un içinde yok sayılmak

Biz Aleviler yüzyıllardır bu topraklarda ya yok edilmek ya da yok sayılmak istendik. Hele ki Alevi kadınlar “Sır içinde sır oldu” deyim yerindeyse. Hepimiz buna isyan ediyorken yanı başımızdakini yok saymak neyin nesidir?

“Bu paneli düzenleyen arkadaşlarımızın bu alanda en çok kelamı üreten, hatta varlığını tam olarak bu konu üzerine nakşeden 17+ Alevi Kadınları, bizlerin ürettiklerini görmezden gelmelerini Hakkça, adilce, kızkardeşçe görmüyoruz.” diyerek hatadan dönülmesi çağrımıza verilen cevap bir kez daha “yok sayılmak” oldu ne yazık ki.

17+ Alevi Kadınlar Grubunun eleştiri yazısı sosyal medyada paylaşılınca panelin organizasyonundan olmayan ama panelde görevli olan bir kadın arkadaşımız grubumuz üyelerinden iki kişi ile telefonda görüştü. Her iki kişiye de organizasyonun sorumlusu olan Elif Keleş’in kendilerini arayacağını iletti. Ancak ne arayan oldu bizleri ne de soran.

Yok sayma, ötekileştirme, sansür bu kadarla da sınırlı kalmadı. 17+ Alevi Kadınlar Grubumuz ve ben panele davet edilmediğimiz için o salonda yoktuk. Fikirlerimiz, önerilerimiz kürsüden dile getirildi ama biz yine yok sayıldık paneli organize edenlerce.

Kürsüden yapılan Hace (Hacı değil!) Bektaş-ı Veli Anma Etkinliklerinin isminin bundan böyle “Hace Bektaş ve Kadıncık Ana Anma Etkinlikleri” şeklinde değiştirilmesi önerisi yıllardır 17+ Alevi Kadınlar tarafından dile getirilmekteydi. Sadece festivalin isminin değiştirilmesini değil, Kadıncık Ana evinin restorasyonunu ve Hacebektaş ilçesinde Kadıncık Ana heykeli yapılmasını da önermiştik. Oysa organizasyon sahipleri bu evveliyattan bahsetme gereği duymadan tamamen kendi fikirleriymiş gibi sunuyorlar bütün bunları.

Yeri gelmişken Alevi kadınların acil ve önemli hedefi Kadıncık Ana adıyla kadınlar hakkında yazılan kitapların, deyişlerin, cem kayıtlarının vb yer alacağı kadın kütüphanesi kurmak olmalı. Siyasal İslam’a ve asimilasyona karşı resmi tarihle değil, hakikati bilen ve onun izinden giden hakikatçilerin ürettikleri ile mücadele edilebilir. Türk İslamcı resmi tarihin çizdiği Kadıncık Ana/Hacı Bektaş portresi ile Yol Kurucusu Kadıncık Ana kitabımda ortaya koyduğum Kadıncık Ana/Hace Bektaş arasındaki fark bunun güzel örneklerindendir. Yol kurucusu Alevi erenler isimlerine, eşitlikçi var oluşlarına dek asimilasyon politikalarınca başkalaştırılmış Türk İslam resmi tarihçiliğinde. Böyle büyük tehlikelere karşı mücadele ederken kendimize ait bilgileri üretmek yetmiyor, o bilgilerin aynı yerde toplanması, ulaşılabilir olması acil ihtiyaçlardan.

Rıza şehrine nasıl ulaşacaksınız?

Rıza şehrine ulaşmak için ya da rıza şehrini kurmak için her şeyden evvel canların birbirlerinden razı olmaları gerekiyor. Rızalık almaları gerekiyor. 17+ Alevi Kadınlar Grubu olarak ve ben şahsen bu örgütlü sansür, ötekileştirme ve yok sayma karşısında razı olmadığımızı açıktan söyledik söylüyoruz.

Hemen bir kol mesafenizde duran biz sizden razı değilken rızalık şehrine nasıl ulaşabileceksiniz? Aynı alanda, aynı mekanlarda, aynı toplum için mücadele veriyoruz. Hiç mi karşılaşmayacağız? O zaman da görmezden mi geleceksiniz? Önerilerimizi, fikirlerimizi alıp bizi yok mu sayacaksınız?

Öyle de yapsanız biz Alevi kadınları güçlendirmek eşit ve özgür canlar yapmak için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Doğru yaptıklarınızın yanında (Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi kurma kararınız gibi) yanlış yaptığınızda karşınızda olacağız. Çünkü çok iyi biliyoruz ki bir kadın dahi özgür değilse hiçbirimiz özgür olamayız. Erkek egemenliği hayatın bütün alanlarından sökülüp atılmadan cinsiyet eşitliğine ulaşamayız. Sitemimiz de, isyanımız da, eleştirilerimiz de bundandır!

17+ Alevi Kadınlar olarak şöyle demiştik açıklamamızda: “Hace Bektaş-ı Veli ‘Yolumuz; ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur’ der. Biz 17+ Alevi kadınlar olarak, yola ikrar vermiş, toplumumuza önderlik etmeye soyunarak bu paneli hazırlamaya soyunmuş canlarımızın ilime, irfana ve insanlık sevgisine sahip çıkma konusunda eksik davrandığını düşünüyor ve bu hizmetlerinden razı olmadığımızı tüm Alevi Kadınlara duyurmak istiyoruz. Biliyoruz ki ‘Yol Cümleden Uludur’ ve Yol aşkına verilen hizmetlerimiz zayi olmaz, bugün olmazsa yarın mutlaka Hakk yerini bulur.”

Ne kadar kaynağından koparılmaya, inkar edilmeye, yok sayılmaya çalışılsa da söz ağızdan çıktı, fikir kağıtlara döküldü, o kitaplar yazıldı. Hakikat kimseye minnet etmeden gök kubbenin altında hak ettiği yeri alacaktır.

Kadıncıl aşk ile…

21.08.2023

 

 

Buca Belediyesi işçileri ek zam talebiyle iş bıraktı

0

Buca Belediyesi işçileri açlık sınırı seviyesindeki ücretlerine ek zam yapılması, ücretlerinin ve sosyal haklarının zamanında ödenmesi talebiyle iş bıraktı.

Kenan ÇETİN
İzmir

İzmir’in en büyük ilçesi olan Buca’da Belediye işçileri açlık sınırı düzeyindeki ücretlerinin arttırılması talebine karşı duyarsız kalan Buca Belediyesi yönetimini uyarmak için bugün iş bıraktı. İşçiler ücretlerinin her ay gecikmeyle yatırıldığını, haziranda ödenmesi gereken gıda yardımının ise halen ödenmediğini belirtti.

Sabah saatlerinde belediye önünde toplanan DİSK/Genel-İş İzmir 5 No’lu Şube üyesi işçiler, belediye binası önüne “Geçinemiyoruz” pankartı astı. “İş ekmek yoksa hizmette yok”, “İnsanca yaşamak istiyoruz”, “Buca işçisi köle değildir”, “Birleşen işçiler asla yenilmez” sloganları atan işçiler, iş bırakma eylemini belediye başkanı taleplerini kabul edinceye kadar sürdüreceklerini ifade etti.

“ÜCRETLERİ GÜNCELLE, MASAYA GEL”

Eylemde konuşan Genel-İş İzmir 5 No’lu Şube Başkanı Savaş Aras, önceki haftalarda basın açıklaması ve çeşitli eylemler yaptıklarını belirterek, “Buca halkı duysun. Buca işçisi maaşını alamadı. Geçen aydan ve bu aydan kalma gıda kartını alamadı. Ek protokol talebinden cevap gelmiyor. İnsanca yaşamak isteğine yanıt bulamıyor. Buradan haykırıyoruz, ücretleri güncelle, masaya tekrar gel diyoruz. Eğer ücretleri güncellemezsen, masaya gelmezsen Buca işçisi üretimden gelen gücünü kullanarak iş bırakmaya devam edecektir” dedi.

“TAŞ MI YİYECEK BU İŞÇİLER?”

Ev kirasının 12 bin lira olduğu Buca’da ortalama işçi ücretinin 13 bin 800 lira olduğunu belirten işçiler ise, “Bu ücretle nasıl geçineceğiz?” diye soruyor. Çocuklarının okul ihtiyaçlarını dahi alamadıklarını, ailelerinin geçimini sağlayabilmek için her ay 20 gün mesaiye kaldıklarını anlatan işçiler, “Geçimimizi sağlayabilmek için eşimize, çocuklarımıza ayıracağımız zamandan feragat ediyoruz. Ücretlerimiz zamanında yatırılmıyor. Taş mı yiyecek bu işçiler” diyerek tepkilerini dile getird

İzmir Barosundan GGM’deki keyfi uygulamalara tepki: Hukuksuzluğa derhal son verin

0

İzmir Geri Gönderme Merkezinde mesleğini ifa etmek isteyen avukatların keyfi uygulamalarla engellendiğini söyleyen İzmir Barosu, “Hukuksuzluğa derhal son verin” dedi.

İzmir Barosu, İzmir Geri Gönderme Merkezinde (GGM) tutulan müvekkilleriyle görüşmek veya dosya incelemek üzere giden avukatlara yönelik keyfi uygulamalara ilişkin GGM önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.

“Avukatlığı engelleyen keyfi uygulamalarınıza ve hukuksuzluğa derhal son verin” yazılı pankartın açıldığı açıklamada basın metnini İzmir Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Kaymak okudu.

Kaymak, GGM’ye gelen avukatlara keyfi ve hukuk dışı bir şekilde işlem yaptırmama, uzun saatler bekletme, nezaketsiz ve kaba tutumlara ilişkin yaptıkları başvurulara rağmen sorunların hâlâ devam ettiğini söyledi.

“AVUKATLARIN MESLEĞİNİ İFA ETMESİNİ ENGELLEYEMEZSİNİZ”

Kaymak, “İzmir GGM yetkililerine Avukatlık Kanunu ve ilgili yasa hükümlerini hatırlatmak ve hukuka aykırı uygulamalarına derhal son vermeleri gerektiği uyarısında bulunmak üzere buradayız. Keyfi ve kanuna aykırı uygulamalar ve yönergelerle avukatların mesleğini ifa etmesini engelleyemezsiniz” dedi.

Uygulamanın kanun ve yasalara aykırı olduğunu dile getiren Kaymak, “İzmir GGM yetkililerine bir kez daha hatırlatıyoruz. Mesleki faaliyetleri kapsamında GGM’ye giden avukatların saatlerce bekletilmesi, keyfi bir şekilde müvekkilleriyle görüşmelerinin engellenmesi, müvekkillerinin dosyalarının tamamına erişimin engellenmesi, görevli memurlar ve özel güvenlik ve jandarma tarafından avukatlara yönelik nezaketsiz ve kaba tutumlar ‘kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek’ suçunu oluşturacağından bu uygulamalardan derhal vazgeçilmesi gerekmektedir” diye konuştu.

“Bu uygulama ve tutumlar hukuka aykırı olduğu gibi kamu yararı gözetmeyen ve kurumlar arası nezaket kurallarına da aykırıdır” diyen Kaymak, son olarak şunları söyledi; “İzmir Barosu olarak mesleğimize yönelik fiili engellemelere karşı mesleğimizi savunmaktan ve mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Avukatız, buradayız! mesleğimizi savunuyoruz.”

“AVUKATIZ, BURADAYIZ! MESLEĞİMİZİ SAVUNUYORUZ”

Açıklamada söz alan İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz ise GGM’de uzun zamandır keyfi uygulamaların yaşandığını söyleyerek, “Türkiye’nin hukuk devleti olmaktan çıktığını her defasında söylüyoruz. Bunun bir örneğini de İzmir GGM’de yaşıyoruz. Kişiye göre değişen yönetmelikler, yasa tanımaz anlayış, hukukla ilgisi olmayan bir bakış açısının bugün İzmir’de Harmanlı GGM’de yaşandığını bir kez daha paylaşmak istiyorum. Hukuk devletin çok uzaklaştık. Avukatlara, barolara karşı işlenen bu hukuksuzluğun İzmir Barosu her zaman karşısında olmuş ve bu hukuksuzluklara karşı mücadelesini yükselterek devam etmiştir. Hukuk tanımaz, yargı tanımaz, baroları ve avukatları itibarsızlaştırmak isteyen siyasi iktidarın temsilcilerinin söylemleri bugün bizi buraya getirdi. Bu hukuksuzluklara karşı İzmir Barosu şunu söylüyor; avukatız buradayız ve biz bu mücadeleyi kazanacağız” dedi.

(İzmir/EVRENSEL)

Yerel seçimİHD, Mazlum İçli için kampanya başlatıyor hesapları mı, halkın dertlerine çözüm aramak mı?

0

İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, suçsuz olduğuna ilişkin somut deliller bulunmasına rağmen Yargıtayın cezasını onadığı Mazlum İçli için imza kampanyası başlatacaklarını duyurdu.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, suçsuz olduğuna ilişkin somut deliller olmasına rağmen Yargıtayın cezasını onadığı Mazlum İçli için imza kampanyası başlatacaklarını söyledi. Keskin “Mazlum’a demokrasi isteyen herkesin sahip çıkması gerekiyor” dedi.

Keskin, 6-8 Ekim 2014’teki Kobane eylemlerinde Yasin Börü dahil 4 kişiyi öldürmekle suçlanan İçli’nin olay sırasında orada olmadığı kanıtlanmasına rağmen cezasının onanmasının dosyaya “üstten bir müdahale” olduğu anlamı taşıdığını belirtti. Keskin, İçli’nin olayın olduğu yerden 140 kilometre uzakta olduğunun HTS kayıtlarıyla saptandığını hatırlattı.

Iğdır’da HDP binasına saldırı: Tabelayı söküp çöpe attı

0

Iğdır’da bir saldırgan, gece saatlerinde HDP il binasının bulunduğu iş merkezine gelip parti tabelasını sökerek çöpe attı.

HDP Iğdır il binasına gece saatlerinde saldırı düzenlendi.

Söğütlü Mahallesi, Rıza Yalçın Caddesi’ndeki Yoncalı İş Merkezinde bulunan HDP il binasının tabelasına yönelik saldırı, bir işyerinin güvenlik kamerasıyla kaydedildi.

Görüntüde, gece saat 02.48’de iş merkezinin girişine gelen saldırganın, elindeki bıçakla HDP tabelasını kesmeye çalıştığı görülüyor. Tabelanın bir kısmını kesen saldırgan bir yandan da çevresini kontrol ediyor. Bıçakla kestiği tabelayı indiremeyen saldırgan saat 02.49’da kamera kadrajından çıkıyor, ancak hemen dönüp tabelayı kesmeye davam ediyor. Daha sonra kesme işlemini bırakıp tabelayı yerinden sökerek indiren saldırgan, tabelayı alarak iş merkezinin girişinden ayrılıyor.

Saldırganın, yerinden söktüğü tabelayı Rıza Yalçın Caddesi üzerindeki çöp konteynerine attığı belirtildi. Yurttaşlar tarafından çöpte fark edilen tabela, HDP binasına getirilerek yetkililere teslim edildi.

Fotoğraf: MA

Saldırganın kimliği hakkında bilgi alınmazken, HDP’nin konuya ilişkin suç duyurusunda bulunacağı öğrenildi. (Iğdır/MA)

HDP ve Yeşil Sol Parti binalarına saldırı girişiminin faili serbest bırakıldı

0

Adana’da Yeşil Sol Parti ve HDP il binalarının önüne yanıcı madde bırakan kadın adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakıldı.

Yeşil Sol Parti ve HDP Adana il binalarına saldırı girişiminde bulunan A.C. adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakıldı.

AA’nın haberine göre, 26 yaşındaki A.C.’nin akli dengesinin yerinde olmadığı belirtildi.

Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi gördüğü açıklanan A.C., Asayiş Şube Müdürlüğü Gasp Büro Amirliğindeki işlemlerinin ardından adliyeye gönderildi.

Nöbetçi sulh ceza hakimliği, şüpheliyi adli kontrol şartıyla serbest bıraktı.

(HABER MERKEZİ)

ABF Kadın sekreteryası sonuç bildirgesini yayınladı

0

Alevi Bektaşi Federasyonu 60. Ulusal 34. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında düzenlediği Tarihten Günümüze Alevi Kadınının Yolculuğu panelinin sonuç bildirgesini yayınladı.

Sonuç bildirgesi şu şekilde oldu:

 

        YOL CÜMLEDEN ULUDUR,

​ Alevi kadınlar olarak YOL’umuza sahip çıkıyoruz !..

        Biz Kadınlar, 17 Ağustos 2023 tarihinde Pirimizin diyarında, Kadıncık Anamızın huzurunda ‘Kadın Kadının Yurdudur’ şiarıyla gerçekleştirdiğimiz ‘Tarihten Bugüne Alevi Kadının Yolculuğu’ panelinde gönüllerimizi birlemenin mutluluğunu yaşadık.

​       Öncelikle dört bir yana saldığımız peykleri duyup bize mihman olan cümle canlara aşk-ı niyazlarımızı sunuyoruz.

​       Bir araya gelmemizin nedeni genç bir Kadın Hak Aşığımızın söylediği gibi ‘Aslında Alevilerin bugün bunu konuşmamalıydı” cümlesi ile daha açık beyan edilebilir…

​       Yolumuzda erkek-dişi sorulmaz iken, geldiğimiz süreçte neden sorulduğunu kendi içimizde tartışmaktı amacımız. Felsefesi kadın-erkek eşitliği üzerine kurulmuş olan inancımızın neden bu günlere kadar taşınamadığını irdeledik ve geldiğimiz süreçte Alevi kadınların karşılaştığı engellerin aslında bize ait olmadığını, bu şekilde davranan herkesin Alevi inancının düsturunu değil, Emevi iştiha tını örnek aldığını hatırlatmak istedik.

​       Panelimizde 3 farklı misyondaki canlarımızı dinledik. Kadın akademisyenlerimizin belirttiği gibi ‘Elbette ki bulunduğumuz coğrafyadaki diğer ataerkil kültürlerden izole değiliz ancak bu, bizim dilimize pelesenk olan kadın-erkek eşitliğinin gündelik yaşama yansımaması için bir bahane olamaz!

        Kurum temsilcilerimiz, Alevi kurumlarında yöneticiliğe niyet eden kadınların nasıl önce kendi evinde erkekler tarafından veto edildiğinden, bunu aşanların ise kurumlarda nasıl duygusal ve psikolojik taktiklerle caydırılmaya çalışıldığından bahsettiler.

        İnanç temsilcilerimiz ise Yol erkânlarındaki hizmetlerde karşılaştıkları eşitsizlikleri ve bu eşitsizliklerle mücadelenin ne kadar elzem olduğunu belirttiler.

​       Bu buluşma vesilesiyle olanı olduğu gibi şeffaf bir şekilde tartışıp analiz etme fırsatı bulduk ve yapılan hataları düzeltmek, eksiklerimizi gidermek, geleceğimizi yolumuza uygun kurmak için bundan sonra neler yapacağımıza dair bir yol haritası belirlemeye karar verdik. Bunu bir başlangıç olarak kabul edip güçlü bir Alevi Kadın örgütlülüğü ile toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelemizi sürdürmek ve büyütmek konusunda kararlı olduğumuzu gördük.

​       Bu kararlılığımızın bir göstergesi olarak tüm bileşenlerimizle Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi oluşturmaya karar verdik.

​       Ayrıca Hacı Bektaşi Veli anma etkinliklerinin önümüzdeki yıldan itibaren ‘Hacı Bektaş Veli ve Kadıncık Ana’yı Anma etkinlikleri’ adı ile yapılması için gereken görüşmelerin yapılması kararını aldık.

        Biz Alevi Kadınlar, giderek daha da baskıcı hale gelen İslamcı iktidarın dayattığı rollere, evlere ve karanlığa hapsolmayı reddediyoruz. Yol’umuzu, siyasal İslamcın asimilasyon politikalarına teslim etmeyeceğiz. Bize asırlardır zulmedenlere benzemeyeceğiz. Bir yandan inancımızın tanınması için eşit yurttaşlık mücadelemiz sürerken diğer yandan kendi içimizde de eşitliği tekrar kurmanın, uygulamanın ve yaşamanın imkânlarını arayacağız. Bunu da yitik geçmişimizi ortaya çıkartarak başaracağız. Zira “Alevilikte kadının” geçmişini ortaya çıkarmak gibi tarihi bir sorumluluğumuz olduğunun bilincindeyiz.

​       Amacımız erkeklerden bir adım öne geçmek değildir. Amacımız öğretimizde olduğu gibi yaşamın her alanında yan yana olmaktır. Her şeyden önemlisi kendi içimizdeki ve dışımızdaki problemleri erkekler ile birlikte çözmek; yol ve erkânı birlikte yürütmektir. Amacımız cins değil Can olmaktır…

​       Amacımız dili, dini, rengi, cinsi ne olursa olsun her canlıya ortak nazarla bakılacak Rıza Şehri’ne ulaşmaktır. Böyle bir dünya mümkündür ve bu dünya daha çok kadınların vereceği mücadele ile gerçekleşecektir.

​       Sonuç olarak;

​       Yol ‘Can’dır ve kadının yolun dışına itilmesi yolumuzda yaşanan savrulmaların en büyük nedenlerinden biridir. Bu durum üzerimizde oynanan asimilasyon politikalarını başarıya ulaşmasını hızlandıracaktır.

​       Alevi kadının kuşatılmışlığı hem içimizde, hem de dışımızda yaşanmaktadır.

​       Bir yandan dışarıdaki baskı, asimilasyon, toplumsal cinsiyetçilik, diğer yandan kendi içimizdeki Erkan hizmetlerindeki eşitsizliğe karşı tüm bileşenlerimizi ve Alevi kadınları omuz omuza mücadele etmeye davet ediyoruz.

       Cümle Canlara aşk olsun !

 

                                                                           ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU

                                                                          KADINDAN SORUMLU GNL BŞK YRD

                                                                           ELİF KELEŞ.O

ALEVİNET / HABERMERKEZİ

AKP, okullarda imamların cirit attığı bir dönemi olgunlaştırmaya çalışıyor’

0

PİRHA- Eğitim-Sen İstanbul 1 Nolu Şube Başkanı Mesut Mike, AKP’nin okullara imam atayarak, okullarda imamların cirit attığı bir dönemi olgunlaştırmaya çalıştığını söyledi. Mike, “Çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmak için bu gerici yapılanmayı püskürtmemiz gerekiyor” diyerek, 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak mitinge herkesi davet etti.

Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) projesi Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasında bir protokol olarak imzalandı. Bu protokol ile özellikle seküler yaşamın hakim olduğu illerden İzmir, Tekirdağ ve Eskişehir’deki okullar hedef alınarak imam ve din görevlileri okullara atandı. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının eğitimde her geçen gün dincileştirme politikasının dozunu arttırdığı günlerde son olarak ‘ÇEDES’  projesiyle okullara imam atanmasına tepkiler sürüyor.

“DİNDAR NESİL YETİŞTİRME HAMLESİ”

Alevi kurumları, öğrenci veli dernekleri ve eğitim kurumları okullara imam atanmasını protesto etmek amacıyla 16 Eylül’de İzmir Gündoğdu Meydanı’nda buluşacak. 16 Eylül’de yapılacak miting öncesi PİRHA mikrofonuna konuşan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İstanbul 1 Nolu Şube Başkanı Mesut Mike, “Eğitim bilimsel bir alan. Bu alanda özellikle pedagoji bilimi öne çıkar. Pedagoji bilimine göre çocukların sağlıklı bir gelecek için bilimsel bir eğitime ihtiyaçları var. Bilimsel eğitim, onların yeteneklerini, zeka düzeylerini geliştirecek algılarını güçlendirecek bir hale getirmektir. Her bakımdan tam donanımlı hale getirme işidir. Devletler, eğitimi genel olarak kendi politik hatlarına göre dizayn etmek istiyorlar. Çocuğun üstün yararı dediğimiz kriteri es geçiyorlar. Bizde de ne yazık ki son yıllarda AKP iktidarıyla birlikte dindar nesil yetiştirme hamlesiyle şekillenmiş durumda”dedi.

ÖNCE İMAM HATİPLER ŞİMDİ DE OKULLARA İMAM ATAMASI

Mike, AKP iktidarı boyunca eğitimde dinci politikaların öne çıktığını ifade ederek, “Önce imam hatiplerin yaygınlaştırılması daha sonra tüm okullarda dini içerikli ders programlarının yoğunlaştırılması yetmedi, bazı dernek ve cemaatlerle Milli Eğitim Bakanlığı protokol yaparak çeşitli dersleri müfredata sokmaya çalıştı. Biz Eğitim Sen olarak dönem dönem davalar açtık. Çünkü bunlar anayasaya ve pedagoji bilimine uygun olmayan şeyler. Anayasada da eğitim için laik, demokratik ve bilimsel vurgusu var. Bununla birlikte açtığımız davaları kazandık. Birçok protokol iptal edildi. Fakat Milli Eğitim Bakanlığı yeni protokoller yapmaya devam ediyor. En son Diyanet İşleri Başkanlığı ile yaptıkları ÇEDES projesi var. Bu projeyle birlikte Diyanetin görevli kıldığı kişilerin okullarda eğitim vermesi sağlanıyor. Diyanetin okullara görevlendireceği kişiler herkesin bildiği gibi imamlar. Okula imam sokulma meselesi buradan ortaya çıkıyor” dedi.

ÇOCUĞUN ÜSTÜN YARARI İÇİN 16 EYLÜL’DE MİTİNGE

“Okullarda imamların cirit attığı bir dönemi olgunlaştırmaya çalışıyorlar” diyen Eğitim Sen) İstanbul 1 Nolu Şube Başkanı Mesut Mike, şöyle devam etti:

“Bunu önce tartışmaya açtılar, toplum içerisinde tepkisizliği görünce de pratiğe geçirdiler. Biz Eğitim Sen olarak buna karşı sesimizi yükseltiyoruz. Eylem ve etkinlikler düzenliyoruz. Özellikle son yıllarda Alevi kurumlarının laik eğitimi sahiplendiğini biliyoruz. Sadece Alevi kurumları değil, dindar kesimlerden de bize destek veren aileler var. Onlar da dini eğitimin okullarda çocuklara verilmeye çalışmasını doğru bulmuyor. Zaten eğitimin ve devletin laiklik ilkesine aykırı olan bir durum. Bu aykırılığı dile getirmek ve çocuğun üstün yararını gözeten laik, bilimsel eğitim yapısının oluşturulması adına tüm aileleri, velileri, öğrencileri, eğitim emekçisi arkadaşlarımızı 16 Eylül’de yapılacak olan İzmir mitingine bekliyoruz. Çocuklarımız geleceğine sahip çıkmak için bu gerici yapılanmayı püskürtmemiz gerekiyor.”

Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL

Erdoğan’dan AKP’ye: Alternatif etkinlik değil, Alevilerin taleplerini yerine getirin

0

PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan Kültür Bakanlığı ile Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı tarafından Hacı Bektaş Veli portresi üzerinde dezenformasyon yapılmasına tepki gösterdi. Erdoğan, “Geçmişten günümüze kadar Aleviliğin yaşam felsefesindeki ritüelleri, görselleri belli, önemli ve kutsaldır. Bunlar üzerinde oynanmasını asla kabul etmeyiz” dedi.

Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı ile organize ettiği Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri için kullanılan görselde Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ile ceylanın kaldırılması, Alevi toplumu tarafından tepki ile karşılandı.

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan yapılan bu değişime tepki gösterdi.

“ALEVİLER KENDİ DEĞERLERİYLE OYNANMASINI ASLA KABUL ETMEZ”

Erdoğan, “Geçmişten günümüze kadar Aleviliğin yaşam felsefesindeki önemli değerleri, ritüelleri, görselleri Aleviler nezdinde bellidir, kutsaldır. Bunlar üzerinde oynanmasını hiçbir Alevi toplumu kabullenmez ve kabul de etmez” dedi.

“Kendi akıllarınca alternatif bir etkinlik yapıp toplumun gözüne şirin görünmek ve hoş tutmak gibi bir girişimleri var” diyen Erdoğan, “Hiç ummadığınız bir biçimde farklı girişimlerde bulunan iktidar yetkilileri, Hacı Bektaş Veli’nin 752 ölüm yıl dönümünde yaşanan bu değişim ve girişimler olumlu şeyler değil” diye belirtti.

“ALTERNATİF ETKİNLİK DEĞİL, ALEVİLERİN TALEPLERİNİ YERİNE GETİRİN”

Nurettin Erdoğan, “Alternatif bir etkinlik yapıyorsunuz, bu etkinliğin içerisini yine Alevi canlarımızla doldurmaya çalışıyorsunuz. Alevilerle gerçekten kardeşçe yaşamak istiyorsanız öncelikle Alevilerin taleplerini yerine getirmeniz gerekiyor” dedi.

“Doğada iki düşman olarak görsel olan aslan ile ceylan Hünkarım kucağında dost oluyor “şeklinde ifade eden Erdoğan, “Aslanla ceylanın Hünkarımızın kucağında kardeşçe bir arada yaşayabildiği gibi dönemimizde de insanlar ayrıştırmadan ötekileştirmeden kardeşçe bir arada yaşayamaya sahip olabilir” ifadelerini kullandı.

“TEK BİR İNANCI DAYATAMAZSINIZ”

Nurettin Erdoğan, konuşmasını şu cümlelerle sürdürdü:

“İktidarların kendi konumlarını, kendi koltuklarını koruma amacına yönelik yapmış oldukları bu gibi girişimler bizim toplumu rahatsız etmektedir. Buna ilişkin biz de Hacıbektaş’ta gereken mesajı gerekli yerlere basın açıklaması ve deklarasyon yayınlayarak Alevi toplumunun neler istediğini, neler istemediğini tek tek açıkladık. Orada genel başkanlarımız da dile getirdi ve ifade ettiler. Elbette ki Anadolu coğrafyasında toplumsal bir yaşam biçimi her türlü etnik yapılanma ve bir inanç biçimi vardır. Bunların özgürce yaşaması gerekir. Yani tek tip bir din anlayışı ile bu ülkeyi yönetemezsiniz, bu ülkede tek bir dini dayatamazsınız. Herkesin inancı kendinedir. İnanç Allah’la kul arasındaki bireysel bir düşünce yapısıdır, bunu kalıplaştırıp dayatamazsınız.”

Cebrail ARSLAN/ANTALYA

Ateşoğulları: İktidar kendi Aleviliğini oturtmaya çalışıyor, Aleviler tepkisiz kalmamalı

0

PİRHA- Yazar Kamil Ateşoğulları, Hacı Bektaş Veli’nin portresinden aslan ve ceylanın kaldırılmasına tepki göstererek, “İktidar kendi kafasındaki Aleviliği oturtmaya, kendi düşüncelerini egemen kılmak istiyorlar. Aleviler buna tepkisiz kalmamalı” dedi. Ateşoğulları ayrıca okullara imam atanmasına karşı İzmir’de 16 Eylül’de yapılacak mitinge katılım çağrısı yaptı. 

Yazar Kamil Ateşoğulları, Hacı Bektaş Veli anma etkinliklerini ve Alevi gündemlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

“SÜNNİ GENÇLERİN BU ETKİNLİKLERE GETİRİLMELERİ YARARLI OLUR”

Etkinliklerde ulaşım ve konaklama sorunlarının çözülmesi gerektiğini ve programların içeriğinin daha derinlikli bir çerçevede hazırlanması gerektiğini belirten Ateşoğulları, bu etkinliklere Aleviliği tanımaları açısından Sünni gençlerin getirilmesinin de yararlı olacağına değindi.

“ALEVİLİĞİ ORTADAN KALDIRMAK İSTİYORLAR”

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Hacı Bektaş Veli Anma Etkinliklerinde, Hacı Bektaş Veli portresinden aslan ve ceylanın kaldırılmasını yorumlayan Ateşoğulları, “Onlar kendi kafalarındaki Aleviliği oturtmaya çalışıyorlar. Osmanlıdan beri çok can verilmiş ama ne Osmanlı ne Selçuklu ne de Cumhuriyet o noktaya gelemedi. Aleviliği ortadan kaldırarak kendi düşüncelerini egemen kılmak istiyorlar. Her türlü olanakları olduğu için bu cüreti bulabiliyorlar. Bütün suç devletin ama Alevilerin bu gibi durumlara biraz tepkisiz kalmasından da kaynaklanıyor” sözlerini kullandı.

16 EYLÜL’DEKİ MİTİNGE ÇAĞRI

Kamil Ateşoğulları, ÇEDES protokolü kapsamında okullara din görevlilerinin atanmasına toplumun tüm kesimlerinin tepki göstermesi gerektiğinin altını çizdi. Konuya ilişkin 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak olan büyük mitinge katılma çağrısı yapan Ateşoğulları, şu sözleri dile getirdi:

“Pek de demokratik olmayan cumhuriyeti İslam cumhuriyetine döndürme hesabı içindeler. Bunu çok iyi görüp ona göre tavır almak gerekiyor. Burada Alevi derneklerine büyük görev düşüyor. Genel politikalar çizip, o politikalar içerisinde belli programları gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bu sadece Alevilerin sorunu değil, demokrat tüm kesimlerin bir arada olması gerekir. Bu sebeple herkesin İzmir’deki mitinge katılmasını, Alevilerin Aleviliğe demokratik kesimlerin demokrasiye sahip çıkmaları gerekiyor.”

Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/PİRHA