Ana Sayfa Blog Sayfa 179

Tanık ifadeleriyle hakkında dava açılan Budak için mütalaa verilecek

HDP Gençlik Meclisi Üyesi Çekdar Budak hakkında açılan davada iddia makamı mütalaa verecek

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Gençlik Meclisi Eğitim Komisyonu Üyesi Çekdar Budak hakkında açık tanık Kezban Kuday’ın verdiği, sonrasında kabul etmediği iddialar üzerine açılan dava Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Budak, “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla yargılandığı davanın duruşmasına katılmazken, avukat Resul Temur’un hazır bulunduğu duruşmada, iddia makamı mütalaasını hazırlamak üzere dosyanın kendisine verilmesini istedi. Budak’ın avukatı Temur ise, iddia makamının esas hakkındaki mütalaasından sonra esas hakkında savunma yapacaklarını ifade etti.

Mahkeme, mütalaasını hazırlamak üzere dosyanın iddia makamına gönderilmesine karar vererek, duruşmayı 8 Kasım’a erteledi.

AMED

#Tanık #ifadeleriyle #hakkında #dava #açılan #Budak #için #mütalaa #verilecek

Basa’da 2 kişi gözaltına alındı

Basa ilçesine bağlı Bana köyünde, sabah saatlerinde yapılan ev baskınlarında 2 yurttaş gözaltına alındı

Şirnex’in Basa (Güçlükonak) ilçesine bağlı Bana köyündeki bazı evlere sabah saatlerinde askerler tarafından baskın yapıldığı belirtildi. Baskınlarda Resul Kaya ve Abdullah Ekin isimli yurttaşların gözaltına alındığı kaydedildi.

Gözaltı gerekçesi öğrenilemeyen Kaya ve Ekin’in, Şırnak İl Jandarma Komutanlığı’na götürüldüğü belirtildi.

ŞIRNEX

#Basada #kişi #gözaltına #alındı

Erdoğan’ın adaylığına itiraz eden hakim ihraç edildi

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığına itiraz eden hakim Ahmet Çakmak için meslekten ihraç kararı alındı. Karara gerekçe olarak ise birçok absürt şey gösterildi

Mayıs ayında gerçekleşen seçimler öncesi AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığına itiraz ettikten sonra hakkında soruşturma başlatılan hakim Ahmet Çakmak, 6 Temmuz’da meslekten ihraç edildi.

Gerekçe üstüne gerekçe üretildi

Cumhuriyet’in haberine göre, Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığına itiraz etmesinin ardından hakkında soruşturma başlatılmasıyla gündeme gelen Çakmak’a, resmi yazışmalarda “kalın yazı tipi kullanması”, bir dilekçesinde “AİHM’e gideceğim, dosyamın Güldür Güldür şova parodi olacak olaylardan oluştuğunu bahsedeceğim” demesi, 12 yaşındaki çocuğun tutuklanmasını isteyen savcının eğitime alınmasını ve adliyenin boş kısmına spor salonu yapılmasını istemesi gibi gerekçelerle açılan soruşturmalar sonucu iki kez yer değiştirme cezası verildi.

Karar tebliğ edilmedi

Hakimler ve Savcılar Yasası’na göre iki kez yer değiştirme cezası verilen kişi, meslekten çıkarılıyor. Böylece HSK İkinci Dairesi, 6 Temmuz’da Çakmak’ın meslekten ihracına karar verdi. İtiraz sürecinin devam etmesi nedeniyle Çakmak görevden uzaklaştırıldı. Karar ise henüz Çakmak’a tebliğ edilmedi.

İSTANBUL

#Erdoğanın #adaylığına #itiraz #eden #hakim #ihraç #edildi

Avukat Yürekli: İngiltere’de sendikalar tecridi tartışırken ülke aydını buna yanaşmıyor

PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan özgürlüğünün hukuken gündeme geldiğini belirten avukatı Cengiz Yürekli: Toplum bu talebi yükseltmeli

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 24 yıldır ağır tecrit koşulları altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan, 28 aydır hiçbir şekilde haber alınamıyor. PKK Lideri, son olarak 25 Mart 2021 tarihinde kardeşi Mehmet Öcalan ile yaptığı “kesintili” telefon görüşmesinde, “Devlet de yanlış oynuyor, siz de. Bu hukuki değil, doğru da değil. Bu asla kabul edilemez. Bu aynı zamanda çok tehlikelidir. Avukatlarımın buraya gelerek benimle görüşme yapmasını istiyorum” diyerek, bu durumun olası tehlikelerine işaret etmişti. Hukuk literatüründe mutlak iletişimsizlik (incommunicado) anlamına gelen bu uygulama, İmralı’da tutuklu bulunan Veysi Aktaş, Hamili Yıldırım ve Ömer Hayri Konar’a dönük de uygulanıyor. Haber alınamama halinin neden olduğu endişeler, son olarak PKK Lideri Öcalan’a tehdit içerikli mektupların verildiği yönünde açıklamalarla arttı.

İmralı’da haber alınamama haline dönük tepkiler yükselirken, Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Cengiz Yürekli, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlük koşullarının hukuki olarak gündeme geldiğini söyledi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Abdullah Öcalan’ın “umut hakkı” ile ilgili verdiği kararıyla ihlalin tespit edildiğini belirten Yürekli, PKK Liderinin umut hakkının 25’inci yıldan sonra gözden geçirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Bununla birlikte PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlük koşullarının hukuken gündeme geldiğini vurgulayan Yürekli, bunun toplumsal taleplerin yükselmesiyle mümkün olduğunu söyledi.

İmralı’nın pozisyonu

İmralı ve Sayın Öcalan’ın statüsüne ve hukuki pozisyonuna dair derinlikli tartışmalar yürütmek ve yeni kavramlar üretmek gerektiğini belirten Yürekli, “Mevcut haliyle İmralı’yı bir cezaevi olarak tanımlamak mümkün değil. 25 Mart 2021’den beri haber alamıyoruz. Daha önce de haber alamama durumları söz konusu olmuştu ancak bu denli şiddetli bir boyutta değildi. 2016-2019 yıllarını kapsayan 3 yıl boyunca haber alamamıştık. Fakat o vakit avukatları olarak biz, kısıtlama gerekçelerine ve engelleme sebebine mahkeme kararları ile ulaşabiliyorduk. Şuan gelinen aşamada bilgi almamızı engellemek adına bu kanallar da kapatıldı. O yüzden orada ne olduğuna dair hiçbir şekilde bilgimiz yok. Güncel olarak da oradaki yaşam koşullarına dair, oradaki tutulma durumuna dair bir bilgi vermemiz de söz konusu değil. Şuanda önümüzdeki bilgilerde CPT’nin 2019 ziyaretine dair yayınladığı raporlarına dair bilgileridir” diye ifade etti.

Başka örneği yok

İmralı’ya bu kadar farklı yaklaşımın nedeninin “Sayın Abdullah Öcalan’ın toplumsal karşılığı ve politik gücüdür” diyen Yürekli, “Elbette dünyanın başka yerlerinde bilmediğimiz uygulamalar söz konusu olabilir. Ancak İmralı’nın bir de şöyle bir farkı söz konusu: İmralı Türkiye sınırlarında, Avrupa hukukuna tabi bir yerde duruyor. Şuanda Avrupa hukukuna baktığımızda, böylesi bir sistemin olamaması gerekiyor. Buna rağmen geldiğimiz an itibari ile Avrupa hukuk sınırları içerisinde, aynı politik kimliğe, aynı etnik kimliğe sahip dört insandan üç yıla yakındır haber alamıyoruz. Bir adada kapalı tutulmuş durumdalar. Bunun örneğinin olmadığını söyleyebiliriz” dedi.

Mesafe koymanın sonuçları

Tecridin neden bu kadar yoğun bir şekilde uygulandığı, neden bu kadar ısrarla dayatıldığını, bununla ne gibi sonuçlar hedeflendiğinin anlaşılması gerektiğini aktaran Yürekli sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Bunun en net örneğini 2023 seçimlerinde görebiliriz. Ben mevcut seçimi asla bir başarısızlık olarak değerlendirmiyorum. Kürt halkı kazanımlarının zirve noktasındadır. İnanıyorum ki bunu, Türkiye halkları ile beraber Türkiye’nin demokratikleşmesi ve insan haklarına duyarlı olması noktasında daha da ileri safhaya götürecektir. Halkın her yerde sloganlaştırdığı ve kendi özgürlük değerinin temsili olarak gördüğü Abdullah Öcalan’a mesafe koymanın getirdiği sonuçlardan biri olarak bunu ele almamız mümkündür.

Objektif veriler

Ancak kısır tartışmalara girmeden şunu da görmek gerekiyor. Eğer ki bir başarısızlık olarak değerlendiriliyorsa, yahut yapısal bir sorun olarak ele alınıyorsa, şu hususların görülmesi gerekiyor: Birincisi, Sayın Abdullah Öcalan’ın politikaya dahiliyeti, ikincisi Kürt sorunu ve Türkiye siyasetinde ki belirleyiciliğini görmemiz gerekiyor. Özellikle 7 Haziran 2015 sürecine çok çok atıf yapılıyor. Bir başarı olarak değerlendiriliyor. Ama orada görülmesi gereken şudur: Sayın Abdullah Öcalan’ın doğrudan siyasete müdahalesi olan bir süreçti. Sayın Öcalan yeni bir dönem olarak kurguladı o süreci. O süreçte izlenmesi gereken siyasetin çerçevesini çizdi, gereken araç ve yöntemleri oluşturdu. Doğrudan topluma seslendi. Bu başarının bunun sonucu olduğunun görünmesi gerekiyor. Bu sübjektif bir değerlendirme değil, bu objektif verilerin sonucudur.”

Mutlak iletişimsizlik hali

Mutlak iletişimsizlik halinin yeterince gündeme alınmadığını aktaran Yürekli, “Başta da Sayın Abdullah Öcalan’ın hukuki sorunlarının muhatabı olarak, hukuki temsilcileri olarak, buna çözüm arayan kişiler olarak kendimizi de sorumlu olarak görüyoruz. Kimseyi bundan muaf tutmuyoruz. Öncelikle bu hakikatlerle barışılması gerekiyor. Sistemin iktidarın çizdiği sınırların dışına taşınması gerekiyor. Ancak bu şekilde bir mücadele söz konusu olabilir. Umut hakkı kapsamında Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü talep edebilmek hukuki bir taleptir. Bunun ötesinde dünyanın her yerinde bu tarz oluşumların, bu tarz tecrit ve işkence uygulamalarına karşı çıkılır. Guantanamo’ya dair dünya kadar bir külliyat var. Oradaki önde gelen yargı mercileri farklı muhalif şartları oluşturdular. Aydınlar, yazarlar kampanyalar düzenlediler. Buna dair doktrinlerde tartışmalar gerçekleşti. Ancak İmralı’ya dair böyle bir şey göremiyorsunuz. Ülke aydını buna yanaşmıyor. İngiltere’de sendikacılar Almanya’da enternasyonel gençler, İtalya’da belediyeler Sayın Abdullah Öcalan’ın fikirlerini ve özgürlüğünü tartışırken, burada iktidarın dayatmalarını mazeret olarak sunup Abdullah Öcalan gerçekliğini tartışmamak, kabul edilebilir bir durum değildir” diye belirtti.

Toplumsal talepler yükseltilmeli

AİHM’in Abdullah Öcalan’ın umut hakkına dair vermiş olduğu bir kararı olduğunu ifade eden Yürekli, “Bu anlamda ihlali tespit etti. Buna dönük başvurular var. 25’inci yıldan sonra Sayın Öcalan’ın umut hakkının gözden geçirilmesi gerekiyor. Şuan Türkiye’de buna dair bir mekanizma oluşturulmuş değil. Ancak bunun anlamı şudur Sayın Öcalan’ın özgürlüğü hukuken gündeme gelmiştir. Bunun zemini oluşmuştur ve kapısı aralanmıştır. Ancak bunu hayata geçirecek olan politik ve toplumsal güç olabilmek ile ilgilidir. Yoksa bu hukuka ayak diremek söz konusudur. Bunu sürece yaymak ve zamanla anlamsızlaştırma ihtimali söz konusudur. Bunu hayata geçirecek olan toplumsal talepleri yükselmektir. Politik olarak güç olmaktır” dedi.

Haber: Diren Yurtsever – İbrahim Irmak / MA

#Avukat #Yürekli #İngilterede #sendikalar #tecridi #tartışırken #ülke #aydını #buna #yanaşmıyor

IPPNW Direktörü: Tecrit bir işkence

IPPNW Direktörü Gisela Penteker, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecride ve uluslararası kurumların sessizliğine değindi: Tecrit bir işkence

İmralı Adası’nda ağırlaştırılmış tecrit koşulları altında tutulan ve yaklaşık 28 aydan bu yana da PKK Lideri Abdullah Öcalan ile diğer tutsaklar Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’tan hiç bir haber alınamıyor. Sayısız aile ve avukat başvurusu yapılırken diğer yandan da uluslararası çağrılar ve başvurular yapılıyor. Abdullah Öcalan üzerindeki mutlak tecridin kırılması ve fiziki özgürlüğü için yapılan başvuru ve çağrılar ise Adalet Bakanlığı tarafından görmezden geliniyor. Nükleer Savaşın Önlenmesi için Uluslararası Hekimler (International Physicians for the Prevention of Nuclear War-IPPNW) Direktörü Gisela Penteker, yıllardır sürdürülen ağırlaştırılmış tecride dair JİNNEWS’ten Melek Avcı’ya değerlendirmelerde bulundu.

Hukuka aykırı

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik 28 aydır sürdürülen mutlak tecridi ve haber alamama halini bir işkence olarak nitelendiren Gisela, Türkiye’nin bu tecrit ile halka olan kibrini de gösterdiğini söyledi. Gisela, “Bence bu zalimce ve Türk yetkililerin tutukluya, ailesine, avukatlarına ve halka karşı olan kibrini ve hafife alma halini gösteriyor. Sayın Öcalan’ın ve diğer tutsakların İmralı’da öncesinde ve son 28 aydır bu şekilde tecrit edilmesi işkenceden başka bir şey değildir. İnsan haklarına ve uluslararası hukuka aykırıdır. Bu tecrit hiçbir anlam ifade etmiyor, çünkü Sayın Öcalan’ın destekçileri arasında spekülasyonlara ve endişelere yol açmaya çalışmak dışında bir işe yaramıyor” diye belirti.

Fikrinden korkuyorlar

Binlerce başvuruya rağmen görüşlerin engellenmesi ve sessizliğin iktidarın farklı bir toplum tahayyüllünü tehdit olarak görmesinden kaynaklandığını söyleyen Gisela, “Türkiye’de ve uluslararası arenada kimileri Sayın Öcalan’ı bir ‘suçlu’ ve ‘terörle bağlantılı’ olarak görüyor. Türkiye kendisini ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Çünkü kendisini bir tehdit olarak görüyorlar. Gerçek anlamda onun kitaplarını okuyan ve temelde eşitlikçi, ekolojik ve katılım anlayışı üzerinden bir toplum tahayyülü fikrini anlayan çok az kişi mevcut. İktidardakiler için bu fikir ve sistem sahip oldukları ayrıcalıklara, koltuklarına ve birçok şeye yönelik bir tehdit. İkincisi ise batılı ülkeler doğuya ve Rusya’ya karşı NATO’nun siperi olarak Türkiye’ye ihtiyaç duyuyorlar. Ortada bir çıkar var ve sürekli olarak Türk hükümetinin şantajına açık haldeler. Uluslararası adım atılmaması bundan kaynaklanıyor diye ifade edebilirim” dedi.

CPT görevini yapmıyor

Avrupa Konseyi İşkencenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) Eylül ayında İmralı’ya yaptığı ziyaret raporlarını açıklamamasını ilişkin tutumunu eleştiren Gisela, “Bu, Birleşmiş Milletler’in organlarının kurallarına göre işletiliyor. Bu kurumlar için ulusal egemenlik çok yüksek bir önceliktir ve uluslararası antlaşmaların ve anlaşmaların bir ön koşuludur. Bu nedenle, çok açık ve net Türk hükümetinin izni olmadan rapor hakkında bilgilendirme yapmıyorlar. İmralı Cezaevi’nde yaşanan hak ihlali ortada. Tecrit, uluslararası düzeyde işkence olarak sınıflandırılmaktadır. Ancak farklı siyasi koşullarda uluslararası hukukun iktidardakilerin çıkarlarına göre göreceleştirildiğini görüyoruz. Yine de tutsaklara ve onların insan haklarına saygı gösterilmesini tekrar tekrar istemek zorundayız. Her fırsatta dile getirmek durumundayız” sözlerini kullandı.

Mesajlar umut oldu

Abdullah Öcalan’ın çözüm sürecinde ve Kürt halkı üzerindeki büyük etkisine değinen Gisela, iktidarın bu süreci kendi eliyle sonlandırdığını belirterek şöyle konuştu: “Sayın Öcalan’ın birçok Kürt üzerinde hâlâ sahip olduğu etkiye dair örnekler mevcut. 2013/14’teki kısa süreli barış sürecinden, Dolmabahçe anlaşmasına kadar o ve PKK liderleri barış görüşmelerinin tarafıydı. Görüşmeler oldukça başarılı geçti ve birçok kişiye umut verdi. Ama cumhurbaşkanı ve iktidar partisinin istediklerini vermedi ve bu yüzden barış süreci iktidar tarafından durduruldu. İki kez ölümcül açlık grevini durduran da Sayın Öcalan’ın İmralı’dan verdiği mesajlar olmuştur.”

Savaş çözüm değil

“Savaşların ve çatışmaların şiddet ve baskıyla çözülemeyeceği bir gerçektir” diyen Gisela, son olarak şunları belirtti: “Tüm taraflar aynı masada oturmalıdır. Bu davadaki tüm taraflar, Sayın Öcalan, Türk hükümeti, farklı Kürt grupları ve onların temsilcileri anlamına geliyor. Bu süreç Birleşmiş Milletler kontrolünde olmalıdır. Sayın Öcalan’ı ve destekçilerini tecritte bırakmak işkencedir. Uluslararası toplum, Türkiye cumhurbaşkanını kendisine muhalif olanları hapse atmak ve susturmak yerine reformlara, barış sürecine ve demokratik kurallara geri dönmeye çağırmalıdır.”

HABER MERKEZİ

#IPPNW #Direktörü #Tecrit #bir #işkence

Zeyneb Murad: Kürt sorununun kilidi İmralı’da

Demokratik güçlerin İmralı tecridini kırmak için mücadeleyi büyütmesi gerektiğini belirten KNK Eşbaşkanı Zeyneb Murad, ‘Kürt sorununun kilidinin İmralı’da olduğunu herkes biliyor. Kürtler de bulundukları her yerde eylemleriyle İmralı tecridine ‘artık yeter’ demelidir’ dedi

Uluslararası komployla getirildiği İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 24 yıldır ağır tecrit koşullarında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın aile ve avukat görüşüne dönük engellemeler sürüyor. Kurdistan Ulusal Kongresi (KNK) Eşbaşkanı Zeyneb Murad, İmralı tecrit sistemini, Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) yanı sıra uluslararası kurumların sessizliğini değerlendirdi.

İkiyüzlülük

Tecridin temel amacının PKK Lideri Öcalan’ın demokratik ulus projesini ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu ifade eden Murad, uluslararası güçlerin sessizliğinin de “ikiyüzlülük” olduğunu söyledi. Sessizliğin aynı zamanda tecride onay vermek olduğunu dile getiren Murad, “Batı devletlerinin desteği ve rızası olmadan, Türk devleti bir şey yapamaz. Sayın Öcalan’ın tecrit altında tutulmasındaki en büyük aktör, uluslararası devletlerdir” dedi.

Kaostan besleniyorlar

Dünyada kriz halinin her geçen gün derinleştiğini belirten Murad, “Dünyada ve Ortadoğu’da mevcut sorunların çözümü için Sayın Öcalan demokratik bir çözüm projesi ortaya koydu. Bu proje tüm halklar ve inançlar için barış ve özgürlüğün anahtarıdır. Barışı destekleyenlerin bu projeye büyük bir ilgi ve alakası var. Bu proje hegemonik güçlerin çıkarlarına göre değil. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan ulus-devlet sistemi bu yüzyılda yıkılmış bir şekilde kendini sürdürüyor. Ama Sayın Öcalan’ın ortaya koyduğu Demokratik Ulus projesi, halk örgütlemesiyle büyüyor. Tecridi derinleştirerek, bu büyümeyi engellemek istiyorlar. Bu projede halkların bir arada yaşama, kadın hakları, doğayı savunma ve kendi kimliğini tanıma var. Bunlar da bu güçlerin yönetim şekli için tehlike arz ediyor. Hegemonik güçler savaşla, kaosla kendini besler. Bununla yüzyıllık ulus-devlet sistemini devam etmek istiyorlar” şeklinde konuştu.

Kürtleri inkar etmektir

Tecrit ve savaşın derinleştirilmesinin aynı zamanda Kürt inkarı olduğunu vurgulayan Murad, “Kürtler artık eski Kürtler değil, proje sahibidir ve bu kaosa alternatif olan bir halktır. Artık eskisi gibi Kürtleri inkar edemezler. Çünkü Kürtlerin uluslararası düzeyde bir diplomasisi var. Bugün kim bölgede ittifak yapmak isterse ya da adım adım atmak isterse, Kürtlere danışmak zorundadır. Bu da Sayın Öcalan’ın fikirleri ve projesiyle oldu. Bu nedenle İmralı’da yapılanlar aslında yüzyıl önceden Kürtlere ‘siz statü sahibi olamazsınız’ ısrarıdır” dedi.

Artık yeter diyelim

Abdullah Öcalan’ın çözüm projesiyle uluslararası diyalogun önünü açtığını belirten Murad, bu noktada Kürtler arasında parçalı halin olumsuz etkileri üzerinde durdu. Kürtler arası parçalı durumun son bulması için Abdullah Öcalan’ın daha önce yaptığı ulusal birlik çağrılarının önemine vurgu yapana Murad, “Eğer bir birlik sağlanmazsa, Kürtler büyük zarar görecektir. Bu nedenle Sayın Öcalan’ın fikirleri ulusal birlik için önemlidir. Bu sebeple tüm demokratik güçler İmralı tecridini kırmak için mücadeleyi büyütmelidir. Kürt sorununun kilidinin İmralı’da olduğunu herkes biliyor. Kürtler de bulundukları her yerde eylemleriyle İmralı tecridine ‘artık yeter’ demelidir. Ulusal kongre için diplomasiyi geliştirmeliyiz. Öcalan’ı fiziki özgürlüğü için mücadele etmeliyiz. Sesimizi dünyaya ulaştıracak kitlesel eylem ve etkinlikler yapmalıyız” diye seslendi.

Haber: Zeynep Durgut / MA

#Zeyneb #Murad #Kürt #sorununun #kilidi #İmralıda

31 yıldır cezaevinde olan hasta tutuklu Öztürk için imza kampanyası

31 yılı aşkın süredir cezaevinde olan ve tahliyesi engellenen hasta tutuklu Nevzat Öztürk’ün serbest kalması için imza kampanyası başlatıldı

Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan ve tahliyesi yakın zamanda ertelenen hasta tutuklu Nevzat Öztürk’ün serbest bırakılması için Almanya’da yaşayan ailesi tarafından imza kampanyası başlatıldı.

31 yılı aşkın bir süredir cezaevinde bulunan ve kalp rahatsızlığı olan Öztürk, İstanbul’da 1992’de gözaltına alındı. Öztürk, Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’nde 14 gün gözaltında tutulduktan sonra çıkarıldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce (DGM) tutuklandı. Açılan davada Öztürk’e “Devletin birlik ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla müebbet hapis cezası verildi.

31 yıldır tutuklu

Son olarak Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edilen ve 31 yıl 4 aydır tutuklu bulunan Öztürk, 23 Haziran’da infazını tamamlamasına rağmen Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu’nun verdiği rapor nedeniyle tahliye edilmiyor. Öztürk’ün tahliyesi, “Elektriği tasarruflu kullanmama” ve “Cezaevi kütüphanesinde yeterince kitap okumadığı” gibi gerekçelerle 3 ay daha ertelendi.

İSTANBUL

#yıldır #cezaevinde #olan #hasta #tutuklu #Öztürk #için #imza #kampanyası

Yargıtay Başsavcılığı Hrant Dink anmalarını suç saydı

Yargıtay Başsavcılığı Gezi tebliğnamesinde Mücella Yapıcı dışındaki tutuklular için cezalarda onama talep etti. Hrant Dink anmaları için yapılan görüşmeler de suç unsuru iddiasıyla yer aldı

Yargıtay Başsavcılığı’nın Gezi davasıyla ilgili hazırladığı tebliğnamede Osman Kavala’ya verilen müebbet hapis cezasıyla Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Mine Özerden ve Hakan Altınay’a verilen 18’er yıl hapis cezasının onanması istendi.

Mücella Yapıcı hakkında ‘kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden’ mahkumiyetin bozulması talep edildi.

Gezi davasında İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Nisan 2022’de hükmü açıklamış, ‘hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçlamasıyla Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet, diğer sanıklara 18’er yıl hapis cezası vermişti.

Agos gazetesinde yer alan habere göre, mahkemenin hükmüne yapılan itirazları önce istinaf mahkemesi inceledi. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3’üncü Ceza Dairesi, kararı yerinde bulduktan sonra dosya Yargıtay’a taşındı. Nihai karardan önce Yargıtay başsavcılığı, tebliğnamesini 7 Temmuz’da hazırladı. Tebliğnamede iddianamede yer alan suçlamaların yinelendiği ve duruşmalardaki beyanların dikkate alınmadığı görüldü.

Tebliğnamede Gezi tutuklularından Çiğdem Mater’in 19 Ocak Hrant Dink anmalarını organize etmek için yaptığı telefon görüşmelerinin kayıtları da suç unsuru iddiasıyla yer aldı.

İSTANBUL

#Yargıtay #Başsavcılığı #Hrant #Dink #anmalarını #suç #saydı

Dağ ve Er’in açlık grevi eylemi 57’nci güne girdi

Hewler Cezaevi’nde tutuklu bulunan Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er’in yaşadıkları baskılara karşı başlattığı açlık grevi eylemleri 57 güne girdi

KDP tarafından tutuklanan ve idam cezası verilen Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er’in yaşadıları hak ihlalleri ve baskılara karşı 18 Mayıs’ta başlattıkları açlık grevi 57’inci güne girdi.

Mazlum Dağ, 23 Haziran’da ailesi ile yaptığı telefon görüşmesinde sağlık durumlarının kötü olduğunu, hastanede doktor ve ilaç olmadığını, 10 gündür kendilerini kimsenin ziyaret etmediğini ve Er’in 20 kilo kendisinin ise 10 kilo kaybettiğini belirtmişti.

Her iki tutuklunun ailesi, çocuklarına yönelik artan baskıları kınayarak Federe Kurdistan aydınlarına ve insan hakları derneklerine çocuklarına sahip çıkma çağrısında bulunmuştu.

MİT öldürmek istedi

KCK ise geçtiğimiz günlerde, KDP’nin teslimiyetçi ve saldırgan politikalarına karşı Dağ ve Er’in yaşadığı duruma ilişkin bir açıklama yayınlayarak, MİT’in yerel işbirlikçilerine karşı bir operasyon gerçekleştirdiğini, operasyonda Yasin Ali Hıdır isimli bir casusun yakalandığını, bu şahsın KDP ve MİT tarafından Mazlum Dağ ile Abdurrahman Er’in cezaevinde katledilmesi için görevlendirildiği bilgisini paylaşmıştı.

DIŞ HABERLER

#Dağ #Erin #açlık #grevi #eylemi #57nci #güne #girdi

Kaymakamın çarptığı ve hayatını kaybeden Çelik kusurluymuş

Bismil’de trafikte 13 yaşındaki Muhammet Çelik’i katleden eski Gercüş Kaymakamı Server Sinanoğlu’na tüm delil ve raporlara rağmen ödül gibi ceza verildi

Amed’in Bismil ilçesinde eski Gercüş Kaymakamı Server Sinanoğlu, 15 Temmuz 2022 tarihinde trafik ışıklarında 13 yaşındaki Muhammet Çelik’e çarparak katletmiş, ışıklarda bekleyen Mustafa Oral’ı da yaralamıştı.

Fail Server Sinanoğlu hakkında açılan dava Diyarbakır 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkemeden Sinanoğlu’na ödül gibi ceza kaldı. Sinanoğlu’na“taksirle ölüme neden olmak” suçundan 2 yıl 2 ay 28 gün hapis cezası verildi.

Katledilen Çelik kusurlu görüldü

Dava kapsamında hazırlanan bilirkişi raporunda, yaya ve okul geçitlerinin bulunduğu alanlarda yayalar için ışıklı işaretlerin ve uyarı levhalarının bulunduğu, bu işaretlere uyulması kuralının katledilen Muhammet Çelik tarafından ihlal edildiği için “asli kusurlu” olduğu, fail kaymakamın ise alkolünde etkisiyle “tali kusurlu” olduğu belirtildi. Raporda, araç kullanan sürücülerin kavşak ve trafik ışıklarının bulunduğu veya yaya geçitlerinin olduğu alanlardan geçiş yaparken yaya geçitlerine dikkat edip kontrollü bir şekilde geçiş yaparak hızını yavaşlatması gerekirken failin hızını düşürmediği yer aldı.

Kameralar görmüyormuş

Yine raporda, kazanın yaşandığı kavşakta olay yerini gören kameralar olmasına rağmen fail kaymakamın hız limitinin tespit edilmesinin mümkün olmadığı savunuldu. Failin kavşağa giriş yaptığı andan itibaren hız limitini düşürmeyerek şehir içindeki kullanım için öngörülen hız limitinin üzerinde seyrederek gerekli özen ve yükümlülüğü yerine getirmediği kaydedildi.

Delillere rağmen az ceza

Mahkemenin ikinci kez istediği bilirkişi raporunda kazanın yaşandığı kavşakta hız limitinin azami 50 olduğu, ancak kaymakamın hızının 103 olduğu ifade edildi. Mahkeme bilirkişi raporu ve toplanan delillere karşı failin, “taksirle ölüme neden olmak” suçunun sabit olduğuna kanaat getirip önce 2 yıl hapisle cezalandırdı, ardından cezada artırım yaparak 2 yıl 8 aya çıkardı. Mahkeme sanığın olayda “tali kusurlu” bulunması gerekçesiyle cezayı 2 yıl 2 ay 28 güne indirip cezayı ertelemedi.

AMED

#Kaymakamın #çarptığı #hayatını #kaybeden #Çelik #kusurluymuş