Ana Sayfa Blog Sayfa 18

Alevi kadınlarının sesi daha fazla duyulmalı!

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Mercan Gül, Alevi kadınlarının karşılaştığı zorlukları ve asimilasyonun etkilerini PİRHA’ya anlattı. Gül, Alevi toplumu içinde özellikle kadınların yaşadığı sorunların, göç, kentleşme ve kapitalist sistemin getirdiği baskılarla derinleştiğini ifade etti. Alevi kadınlarının tarih boyunca yaşadığı asimilasyon süreci, günümüzde de farklı biçimlerde devam etmekte ve bu mücadelede kadınların sesinin daha fazla duyulması gerektiğini vurguladı.

Gül, göçün sadece bir yer değiştirme değil, aynı zamanda bir halkın dilini, kültürünü ve kimliğini hedef alan bir kırılma olduğunu belirtti. Özellikle kadınların bu süreçte yaşadığı travmaların unutulmaması gerektiğini, geçmişte ailelerinin gizlilik içinde yaşamak zorunda kaldıkları durumları hatırlatarak dile getirdi. Kadınların, inançlarını korumak için başvurdukları yöntemlerin, kendi kimliklerini gizlemek zorunda kalmalarının acı bir göstergesi olduğunu ifade etti.

Alevi kurumlarının kendilerini “eşitlikçi” bir yapı olarak tanımlamasının günümüz gerçekliğiyle çelişkili olduğunu belirten Gül, kadınların bu yapı içinde yalnızca birer vitrin olarak kalmayı reddettiklerini vurguladı. Kadınların, inanç alanında ve toplumsal hayatta özne olma mücadelesinin giderek daha görünür hale geldiğini ifade eden Gül, bu mücadelede kadınların kendilerini ifade etmeleri ve haklarını talep etmeleri gerektiğini belirtti.

Gül, kadın kimliğinin tarih boyunca nasıl nesneleştirildiğini ve bunun sonuçlarını da ele alarak, kaybın yaşandığı yerlerde çözüm arayışlarının önemine dikkat çekti. Kadınların tarihine ve kültürel köklerine dönerek, geçmişteki dayanışma bağlarını yeniden inşa etmenin gerekliliğini vurguladı. Gül, doğa talanı ve kadına yönelik şiddetin aynı sistemin ürünü olduğunu, bu nedenle kadınların ve doğanın korunması için ortak bir mücadele yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

Son olarak, Mercan Gül, kadınların birbirleriyle kuracakları dişil bir akıl ve dayanışma ile daha güçlü bir örgütlenme sürecine girebileceklerini belirtti. Bu sürecin sadece kadınlar için değil, tüm toplum için bir özgürleşme yolu olacağını dile getirerek, geçmişten gelen değerlerin yeniden hatırlanması ve yaşatılması gerektiğini vurguladı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi kadınlarının sesi, toplumumuzun temel dinamiklerinden biridir ve bu sesin daha fazla duyulması, adalet arayışımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Mercan Gülün vurguladığı gibi, asimilasyon ve göç süreçleri Alevi kadınlarını derinden etkilemekte ve bu kadınların yaşadığı travmalar, tarihsel bir yük olarak günümüze taşınmaktadır. Eşitlikçi bir yapı iddiasında bulunan Alevi kurumlarının, kadınları sadece birer vitrin olarak görmekten vazgeçmesi ve onların gerçek sorunlarına duyarlılık göstermesi gerekmektedir. Bu bağlamda, kadınların mücadelelerine destek vermek, toplumumuzun huzur ve birliği için elzemdir.

— Alevi Gazetesi Editörü

DAD İstanbul Şubesi, maden işçilerinin yanındadır!

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi, maaşlarını alamadıkları için Ankara’da açlık grevi başlatan Doruk Madencilik işçilerinin direnişine destek verdi. İşçilerin taleplerinin Alevi inancının özüne dayandığını belirten dernek, dayanışma çağrısında bulundu.

Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki Doruk Madencilik’te çalışan işçiler, ödenmeyen maaşları ve gasp edilen hakları için Eskişehir’den Ankara’ya yürüyüş düzenleyerek, Bakanlık önünde açlık grevine başladı. DAD İstanbul Şubesi, işçilerin mücadelesinin Alevilik inancıyla örtüştüğünü ifade etti.

Açıklamada, Alevi inancının emeği kutsal saydığına ve rızalığı esas aldığına dikkat çekildi. “İşçilerin verdiği mücadele, inancımızın özüyle aynıdır” denilerek, Doruk Madencilik işçilerinin yalnızca yaşamlarını sürdürebilmek için en temel haklarını talep ettikleri vurgulandı.

DAD İstanbul Şubesi, işçilerin taleplerini şöyle sıraladı: Ödenmeyen maaş ve tazminatların yatırılması, işçilerin rızası dışında zorunlu ücretsiz izne çıkarılmasına son verilmesi, iş güvencesinin sağlanması, işten çıkarılanların işe iadesi, sendikalaşma hakkının engellenmemesi ve güvenli çalışma ortamı sağlanması.

Açıklama, kamuoyuna ve tüm Alevilere dayanışma çağrısı yaparak, “Hak ve hakikat yolunda, Hızır direnen işçi canlarımızın yardımcısı olsun” ifadeleriyle sona erdi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

DAD İstanbul Şubesinin Doruk Madencilik işçilerinin yanında yer alması, Alevilik inancının dayanışma ve adalet anlayışını bir kez daha gözler önüne seriyor. İşçilerin temel hakları için verdikleri mücadele, toplumsal eşitliğin sağlanması adına kritik bir adım niteliği taşıyor. Alevi toplumunun, emeğin kutsallığına inanan bir perspektifle, mazlumların yanında durması gerektiği bir kez daha vurgulanıyor.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevilik ve Sünnilik, Karşıtlık mı, Çeşitlilik mi? Ali Qutto

0

— İki Dere, Bir Deniz —

Türkiye’de din meselesi konuşulduğunda, söz mutlaka bir noktada Alevilik ile Sünnilik arasındaki ilişkiye gelir. Ve bu ilişki, çoğunlukla aynı kelimeyle tanımlanır: karşıtlık. Sanki bu iki gelenek, varoluşlarını birbirini dışlamakla sürdüren iki rakip güç gibi kurgulanmıştır. Oysa bu kurgu, hem tarihsel hem de sosyolojik açıdan eksik kalır. Daha da önemlisi, toplumsal bir yara olarak işlev görür.

Bu yazıda o yarayı deşmek değil, iyi hava almış bir yerden bakmak istiyorum.

Tarihsel Arka Plan: Ayrışma Değil, Çatallanma

İslam’ın erken dönemlerinde ortaya çıkan siyasi ve itikadi ayrışmalar, zamanla farklı mezhep ve yorumların doğmasına yol açmıştır. Sünnilik, Hz. Muhammed’in vefatından sonra oluşan ana akım geleneği temsil ederken; Alevilik daha çok Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi etrafında şekillenmiş, tasavvufi ve sembolik yönü güçlü bir inanç sistemi olarak gelişmiştir. Bu süreçte yaşanan olaylar, özellikle Kerbela Olayı, Alevi inanç dünyasında merkezi bir yer edinmiştir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken ince bir ayrım var: “ayrışma” ile “çatallanma” aynı şey değildir. Ayrışma, bir kopuşu; çatallanma ise aynı gövdeden farklı yönlere uzanan dalları imler. Anadolu’nun bin yıllık İslam tecrübesi, ağırlıklı olarak ikinci türdendir. Hacı Bektaş-ı Veli ile Mevlâna’nın aynı çağda, aynı coğrafyada nefes alması; Yunus Emre’nin hem Alevi dergâhlarında hem de Sünni tekkelerde okunması, bu ortak gövdenin somut kanıtlarıdır.

Tarihi bir çatışma silsilesi olarak okumak kolaydır. Ama tarih, yalnızca çatışmalardan ibaret değildir. Asıl güçlük, birlikte yaşamın izlerini görmek için daha sabırlı bir bakış geliştirmektir.

İnanç ve İbadet Anlayışı: Farklı Kapılar, Aynı Eşik

Sünnilikte ibadetler daha çok cami merkezli ve yazılı kurallara dayalıdır. Namaz, oruç, zekât gibi ibadetler belirli fıkhi çerçeveler içinde yerine getirilir. Buna karşılık Alevilikte ibadet anlayışı daha esnek ve semboliktir. Cem törenleri, nefesler (ilahi deyişler) ve toplumsal dayanışma önemli yer tutar.

Bu farklılıkları dışarıdan gözlemleyen biri için basit bir tablo gibi görünebilir. Ama içeriden bakan biri için bu tablonun renkleri çok daha katmanlıdır.

Alevi geleneğinde “yol”un özü, insanı olgunlaştırmaktır. Cem, yalnızca bir ibadet ritüeli değil; aynı zamanda bir hesaplaşma, bir arınma ve bir toplum sözleşmesidir. Dede, salt bir din önderi değil; toplumsal belleğin taşıyıcısıdır. Sünni geleneğinde ise cami, yalnızca namaz kılınan bir mekân olmanın çok ötesine geçmiş; eğitimin, hukukun ve toplumsal düzenin merkezine yerleşmiştir. Her iki yapı da kendi toplumsal işlevini tarihsel süreç içinde organik biçimde üretmiştir.

Bu farklılıklar, iki geleneğin birbirine karşı olduğu anlamına gelmez; aksine, inancın farklı şekillerde yaşanabileceğini gösterir. Bir dağa farklı patikalardan çıkılabilir. Patikalar birbirini iptal etmez; her biri o dağın farklı bir yüzünü gösterir.

Karşıtlık Meselesi: Kim Kime İhtiyaç Duyuyor?

“Alevilik yoksa Sünniliğin bir anlamı yoktur” ya da “ikisi birbirinin karşıtıdır” gibi ifadeler, meseleyi indirgemeci bir bakış açısına sıkıştırır. Gerçekte her iki gelenek de kendi tarihsel süreçleri, coğrafi yayılımları ve toplumsal dinamikleri içinde bağımsız olarak anlam taşır. Birinin varlığı diğerine bağlı değildir.

Üstelik bu tür karşıtlık kurguları tesadüfi değildir. Onları üreten ve besleyen bir siyasi ekonomi vardır. Toplumsal gerilimlerin, seçim atmosferlerinin ve kimlik siyasetinin gölgesinde bu söylemler hem daha kolay üretilir hem de daha kolay tüketilir. “Öteki”yi sabitlemek, kendi sınırlarını da sabitlemek demektir. Ve sabit sınırlar, mobilize edilmesi en kolay seçmen tabanlarını oluşturur.

Oysa tarih boyunca Aleviler ve Sünniler, aynı toplum içinde birlikte yaşamış, kültürel alışverişte bulunmuş ve ortak bir medeniyetin parçası olmuşlardır. Bir Ege köyünde komşu olan Alevi ve Sünni aileler, birbirlerinin düğününde davul zurna eşliğinde halay çekmiş; birbirlerinin cenazesinde omuz vermişlerdir. Bu sahne, soyut bir hoşgörü anlatısının ürünü değildir. Hayatın kendi mantığının dayattığı bir birlikteliktir.

Batıni ve Zahiri: İslam’ın İki Yüzü

Alevilik, İslam’ın batıni yüzüdür. Bu, küçümseyici değil; tam tersine, derinliği tarif edici bir tespittir.

Batınilik, dinin görünür katmanının arkasındaki anlam katmanlarına yönelmektir. Ayetin metnini değil, ruhunu aramaktır. Ritüelin biçimini değil, işaret ettiği hakikati görmektir. Bu anlayış, İslam düşünce geleneğinin en köklü damarlarından birini oluşturur ve yalnızca Alevilikle sınırlı değildir. Sufi gelenekten İbn Arabi’ye, Hallac-ı Mansur’dan Mevlana’ya uzanan geniş bir yelpazeyi kapsar.

Nasıl ki Hristiyanlık içerisinde farklı anlayışlar, Musevilik içerisinde farklı anlayışlar varsa, İslam içerisinde de böyle olması kaçınılmazdır. Bir inancın gelişip olgunlaşmasının en önemli göstergelerinden biri, kendi içinde çeşitlilik üretebilmesidir. Çeşitlilikten korkan bir gelenek, büyümekten de korkar.

İki Dere, Bir Deniz

Alevilik ve Sünnilik, İslam içindeki zengin yorum çeşitliliğinin iki önemli örneğidir. Aralarındaki farklar bir “karşıtlık” değil, çok katmanlı bir inanç dünyasının yansımasıdır.

Bu nedenle, bu iki geleneği anlamaya çalışırken onları birbirine zıt kutuplar olarak değil, aynı bütünün farklı parçaları olarak değerlendirmek daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.

İki dere düşünün. Biri dağın kuzey yamacından, biri güneyinden akar. Yatakları farklıdır, hızları farklıdır, kıyılarındaki taşlar bile farklıdır. Ama ikisi de aynı denize ulaşır. Ve o deniz, yalnızca bir derenin suyu ile dolmaz.

Asıl mesele, bu iki derenin birbirine karıştığı yerlerde ne yapacağımızdır. Baraj mı kuracağız, yoksa köprü mü?

Cevap, her zaman olduğu gibi, siyasetçilerin değil; birbirinin cenazesine omuz veren komşuların elindedir.

Ercan Geçmez, Colaninin forumda ağırlanmasını kınadı!

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, HTŞ Lideri ve Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Colani’nin Antalya Diplomasi Formu’na katılmasına sert tepki gösterdi. Geçmez, 17-19 Nisan 2026 tarihleri arasında düzenlenen forumda, Colani’nin Türkiye’de ağırlanmasının demokrasi ve insan hakları açısından kabul edilemez olduğunu belirtti.

Geçmez, “Diplomasinin olabilmesi için her şeyden önce bir demokrasinin olması gerekiyor,” diyerek, demokratik normların sağlanmadığı bir ortamda, Colani gibi birinin davet edilmesinin inandırıcı olmadığını vurguladı. “Daha önce gerçekleştirdiği katliamların bilinmesine rağmen, uluslararası alanda terörist olarak ilan edilen birinin burada ağırlanması, forumun meşruiyetini zedeler,” ifadelerini kullandı.

Antalya Diplomasi Formu’nun, katılımcıların hak ve özgürlüklerinin korunduğu bir ortamda gerçekleşmesi gerektiğini savunan Geçmez, “Colani’nin Suriye’de Alevilere, Türkmenlere ve Hristiyanlara zulüm uyguladığı herkes tarafından biliniyor. Böyle birinin Türkiye’de demokrasi teranesi altında konuşması kabul edilemez,” dedi. Geçmez, bu durumun Türkiye’deki çoğulculuğa yönelik bir tehdit oluşturduğunu da ekledi.

Son olarak, Geçmez, diplomatik ilişkilerin yalnızca ticari unsurlar üzerinden yürütülmemesi gerektiğini, aksi halde bunun ciddi sorunlara yol açabileceğini belirtti. “Antalya’daki diplomasi, çoğulculuğun ve hakların korunmasına dayalı olmalı,” diyerek, bu tür forumların daha anlamlı hale gelmesi için temel hakların gözetilmesi gerektiğini ifade etti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Ercan Geçmez’in Colani’nin Antalya Diplomasi Formu’nda ağırlanmasına yönelik sert eleştirisi, Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları konusundaki duruşunu bir kez daha sorgulatıyor. Alevilik değerleri, zulüm ve ayrımcılığa karşı durmayı gerektirirken, Colani gibi bir şahsiyetin davet edilmesi, toplumsal barış ve çoğulculuğa tehdit oluşturmaktadır. Bu tür katılımlar, Alevi inancının özündeki adalet ve eşitlik anlayışına tamamen aykırıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevi kurumları net bir tutum sergilemelidir!

Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yürüttüğü “davet” trafiğine karşı çıkan PSAKD Altınova Şube Başkanı Adnan Arslan, Alevi kurumlarına net bir tutum sergilemeleri çağrısında bulundu. 2 Nisan’da Çankaya Köşkü’nde gerçekleştirilecek bir resepsiyon için Alevi temsilcilerin arandığını belirten Arslan, iktidarın Alevi toplumunu kendi kurduğu yapı üzerinden dizayn etmeye çalıştığını ifade etti.

Arslan, Alevi inancının özüne, sözüne, yoluna ve erkanına sahip olunması gerektiğini vurgulayarak, tanımadıkları bir kurumun temsilcileriyle görüşmeyi reddettiklerini açıkladı. Antalya’da kendilerine ulaşan bir temsilcinin, “Ben de Varto’lu bir Alevi canınızım” demesine karşılık, tanımadıkları bir kurumun yöneticileriyle sohbet etmeyeceklerini belirtti. Bu durumun, Alevilik inancına bir saldırı olduğunu dile getirdi.

Bazı Alevi kurumlarının sergilediği “esnek” tutumu eleştiren Arslan, “Müsait değilim” gibi geçiştirme cümlelerinin kabul edilemez olduğunu ifade etti. Alevi kurumlarının, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın meşruiyetini tanımaması gerektiğinin altını çizen Arslan, samimiyet çağrısında bulundu. Cemevlerinin yasal statüsünün belirlenmesi gerektiğini savundu.

Arslan, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, PSAKD örgütlülüğü içinde hiç bağlı şubesinin bulunmadığını vurgulayarak, bu durumu eleştirdi. Önceki başkanın paylaştığı cemevi listelerinin gerçeği yansıtmadığını belirtti ve Alevi inancının özüne aykırı olan bu tür yaklaşımların kabul edilemeyeceğini ifade etti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi kurumlarının tutumları, toplumun birliğini ve inancın özünü korumak adına kritik bir öneme sahiptir. PSAKD Altınova Şube Başkanı Adnan Arslanın çağrısı, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının meşruiyetine dair sorgulamalar içermekte ve bu durum, Alevilik inancına yönelik bir tehdit olarak değerlendirilmektedir. Alevi kurumları, tarihsel köklerine sahip çıkarak, toplumu bölen ve manipüle eden yaklaşımlara karşı durmalı ve samimiyetle harekete geçmelidir. Cemevlerinin yasal statüsünün belirlenmesi, bu sürecin önemli bir parçasıdır ve bu bağlamda herkesin ortak bir duruş sergilemesi elzemdir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Ercan Geçmez, Colaninin forum davetini kınadı!

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, HTŞ Lideri ve Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Colani’nin Antalya Diplomasi Formu’na katılmasına tepki gösterdi. Geçmez, Antalya’da 17-19 Nisan tarihleri arasında düzenlenen forumda, Colani’nin davet edilmesini eleştirerek, “Diplomasinin olabilmesi için her şeyden önce bir demokrasinin olması gerekiyor. Colani, Suriye’de Alevilere, Türkmenlere, Hristiyanlara ve kendisi gibi düşünmeyen Sünnilere zulüm uyguluyor. Böyle birinin Türkiye’de demokrasi üzerinden konuşturulması kabul edilemez” dedi.

Geçmez, diplomasi normlarının temel hak ve özgürlüklerin sağlandığı ülkelerde geçerli olduğunu vurguladı. Colani’nin uluslararası alanda terörist olarak ilan edildiğine dikkat çeken Geçmez, “Colani’nin devlet başkanı statüsüyle ağırlanması inandırıcı değil. Bu tür davetler, diplomasiye olan güveni sarsıyor” ifadelerini kullandı.

Colani’nin Suriye’deki insan hakları ihlallerine dair bilgi veren Geçmez, “Böyle birinin davet edilip Türkiye’de demokrasi teranesi üzerinden konuşturulması, ülkemizdeki çoğulculuğa yönelik bir tehdit oluşturuyor. Diplomasi, azınlık haklarının korunduğu kişilere dayanabilmeli. Aksi takdirde bu tür formlar anlamsız hale gelir” diye belirtti.

Geçmez, Antalya Diplomasi Formu’nun amacının sorgulanır hale geldiğini ve bu tür diplomasi yaklaşımlarının yalnızca ticari unsurlar üzerinden yürütülmesinin bir felaket olduğunu vurguladı. “Biz bu diplomasi anlayışını kıymetli bulmuyoruz” dedi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Ercan Geçmezin Colaninin forum davetini kınaması, Alevilik değerlerinin ve insan haklarının savunulması açısından son derece anlamlıdır. Demokrasi ve eşitlik temelinde bir arada yaşama kültürünü benimsemeyenlerin, Türkiyede ağırlanması kabul edilemez. Bu tür davetler, yalnızca diplomasiye değil, aynı zamanda toplumsal barışa da zarar vermekte, Alevi toplumunun haklı mücadelelerini gölgede bırakmaktadır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Engin Yücerin ifadeleri savcılığı ikna etmedi!

Gülistan Doku dosyasında, olayın baş faillerinden biri olan Zainal Abakarov’un babası Engin Yücer’in savcılık ifadeleri gün yüzüne çıktı. 5 Ocak 2020’de kaybolan Gülistan Doku ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında, 13 Nisan’da gözaltına alınan 13 kişiden 10’u tutuklandı. Tutuklananlar arasında Engin Yücer de bulunuyor.

Yücer, Gülistan Doku’yu, üvey oğlu Zainal Abakarov’un arkadaşı olması nedeniyle tanıdığını belirtti. Olayın yaşandığı günden bir gün önce, 4 Ocak’ta Gülistan’ı kendi evlerinde gördüğünü ifade eden Yücer, akşamüzeri Zainal’a aracının anahtarını vererek Gülistan’ı yurda bırakmasını istedi. Ancak, Zainal’ın kimliği olmadan polis tarafından arandığını öğrenmesi üzerine olaylar gelişti.

Olaydan sonra Yücer, Zainal’ın yurt dışına gönderilmesi gerektiğini düşündü ve amirine danışarak onu Rusya’ya gönderdi. Daha sonra, asayiş müdürünün talimatıyla Zainal’ın yurt dışından getirilmesi istendi. Yücer, Vali’nin talimatıyla güvenlik önlemleri altında Antalya’ya götürüldüklerini ve burada yaklaşık 3 ay konakladıklarını aktardı.

Ancak, savcılık Yücer’in ifadelerini çelişkili buldu ve MOBESE kayıtlarına dayanarak aracın çamura saplanmadığını, aksine aracın temiz olduğunu belirtti. Yücer’in, Antalya’da konaklaması ve elden para alması, onun suçlardan haberdar olduğu izlenimini yarattı. Bu nedenle, Yücer hakkında “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”, “Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” ve “Kasten öldürme” suçlarından tutuklanma talep edildi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Engin Yücerin ifadelerinin savcılık tarafından çelişkili bulunması, adaletin sağlanması adına önemli bir gelişmedir. Alevilik değerleri, hakikatin peşinde koşmayı ve adaletsizliğe karşı durmayı öğütler. Gülistan Dokunun kayboluşu, sadece bir bireyin dramı değil, toplumun vicdanını yaralayan bir olaydır ve bu tür durumlarda, adaletin sağlanması için tüm gerçeklerin açığa çıkması şarttır. Bu süreçte, mazlumun sesi olmak ve zulme karşı durmak, Alevi toplumunun sorumluluğudur.

— Alevi Gazetesi Editörü

FEDA, Zürihte Alevi dayanışmasını güçlendirdi

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), 19 Nisan 2026 tarihinde İsviçre’nin Zürih kentinde bir dayanışma etkinliği düzenledi. Etkinlikte, “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” temasıyla dayanışmanın önemi vurgulandı. FEDA’nın ilk etkinliğinde, Alevi toplumu ve diğer katılımcılar bir araya gelerek birlik mesajı verdiler.

Etkinliğe Siyasetçi Musa Farislioğulları, CHP İsviçre temsilcisi Ersoy Orak ve çeşitli kurumların temsilcileri katıldı. Program, Pir Mahmut Utebay’ın okuduğu gulbang ve çerağ uyandırmasıyla başladı. FEDA İsviçre Eşbaşkanları Ulaş Yıldız ve Songül Aslan, örgütlülüğün önemine dikkat çekerek Alevi toplumunun birlikte hareket etmesi gerektiğini ifade ettiler.

Musa Farislioğulları, Türkiye’deki barış sürecine dair gelişmelere dikkat çekerek, bu sürecin toplumsal örgütlülükle başarılabileceğini belirtti. FEDA Eşgenel Başkanı Şahin Polat ise Alevi toplumunun karşılaştığı sorunlara değinerek, “Barışın öznesi, demokratik toplumun güvencesiyiz” mesajını verdi.

Etkinlik, Lale Koçgün, Doğan Çağatay, Şahin Dersim ve Garip Dost’un sahne almasıyla devam etti. Katılımcılar, ezgiler eşliğinde halay çekerek etkinliği sonlandırdılar. Bu etkinlik, Alevilik ve dayanışma kültürünün güçlendirilmesi adına önemli bir adım olarak değerlendirildi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

FEDAnın Zürihte düzenlediği dayanışma etkinliği, Alevi toplumunun bir araya gelerek birlik ve beraberlik mesajı vermesi açısından son derece önemlidir. Bu tür etkinlikler, Alevilik inancının ve kültürünün toplumda daha görünür hale gelmesine katkı sağlarken, aynı zamanda dayanışma ruhunu pekiştirmektedir. Unutulmamalıdır ki, barışın sağlanması ve demokratik bir toplumun inşası, ancak toplumsal örgütlülükle mümkün olacaktır. Alevi toplumu, birlik içinde hareket ederek, karşılaştığı zorlukların üstesinden gelebilir.

— Alevi Gazetesi Editörü

DAD Kadın Meclisi, Gülistan Dokunun ailesini destekledi

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, 19 Nisan 2026 tarihinde Dersim Adliyesi önünde adalet bekleyen Gülistan Doku’nun ailesini ziyaret etti. Ziyaret, Doku ailesinin 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana kayıp olan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun akıbetini öğrenme çabası kapsamında gerçekleştirildi. Doku ailesi, adliye önünde adalet nöbeti tutarak, kızlarının kayboluşuyla ilgili gelişmeleri takip ediyor.

DAD Kadın Meclisi Eş Genel Başkanı Mercan Gül, burada yaptığı konuşmada, “Doku ailesi burada haklarını arıyor, kızlarının akıbetini soruyor. Biz de Alevi kadınları olarak Doku ailesinin yanındayız. Gülistan Doku’nun akıbeti öğrenilinceye kadar bu davanın takipçisi olacağız” dedi. Gül, Gülistan Doku olayının bir katliam olduğunu vurgulayarak, ülkede kadın cinayetlerine karşı durduklarını ifade etti.

Gül, devlet kurumları tarafından yürütülen soruşturmaların etkili bir şekilde yürütülmediğini belirterek, “Devletin imkanlarını kullanarak organize kötülüğün bir parçası olmuşlar. Bu cinayetlerin arkasındaki faillerin cezalandırılması gerekiyor” diye konuştu. DAD adına konuşan Pir İnanç Dolu da, Gülistan Doku’nun katledilişinin toplumda derin yaralar açtığını, bu tür olayların bir daha yaşanmaması için çaba gösterilmesi gerektiğini dile getirdi.

Ziyarette, Rojin Kabaiş’in ailesi de Gülistan Doku’nun ailesinin yanında olduklarını belirtti. Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş, Munzur Üniversitesi öğrencilerine seslenerek, Doku ailesinin mücadelesine destek vermeleri gerektiğini ifade etti. Kabaiş, “Doku ailesinin yanında olmaları lazım. Rojin kaybedildiğinde herkes bizim yanımızda oldu, şimdi de bu desteği göstermelidirler” dedi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

DAD Kadın Meclisinin Gülistan Dokunun ailesine verdiği destek, adalet arayışının ve toplumsal dayanışmanın önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Alevi kadınları, kaybolmuş bir hayatın peşinde adalet talep ederken, devletin soruşturmaları etkisiz kılmasına karşı durmakta kararlıdır. Gülistan Dokunun kayboluşu, sadece bir bireyin trajedisi değil, Alevi toplumunun derin yaralarını açan bir katliamdır ve bu durum karşısında sessiz kalmak, zulme ortak olmaktır.

— Alevi Gazetesi Editörü

FUAF: Alevilere Yönelik Saldırılar Unutulmayacak!

Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF), 1978 yılında Malatya’da başlayan ve Çorum’a kadar uzanan katliamlar zincirine dair yazılı bir basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, Malatya’daki olayların, Sivas, Kahramanmaraş ve Çorum’da devam eden organize saldırılarla bir bütünlük oluşturduğu vurgulandı.

FUAF, Malatya’da Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na gönderilen bombalı paketle başlayan sürecin, Alevi yurttaşlara yönelik sistematik saldırılara dönüştüğünü belirtti. Bu süreçte, evlerin ve işyerlerinin hedef alındığı, yağma ve linç girişimleri ile toplumda korku ortamı yaratıldığı ifade edildi.

Açıklamada, Malatya’daki olayların münferit olmadığı, aynı yıl Sivas ve Maraş’ta, 1980’de ise Çorum’da benzer yöntemlerle saldırıların gerçekleştirildiği kaydedildi. FUAF, bu dönemdeki provokasyonlarla Alevi toplumunun hedef haline getirildiğine ve devletin yetersiz müdahalesinin saldırıların büyümesine yol açtığına dikkat çekti.

Federasyon, katliamların yaşandığı şehirlerin sadece olayların mekânları olmadığını, aynı zamanda Alevi toplumunun köklü yaşam alanları olduğuna vurgu yaptı. Bu süreçte yaşanan zorunlu göçler sonucunda bölgedeki Alevi nüfusunun ciddi oranda azaldığı belirtildi.

Açıklamanın sonunda, katliamlarda yaşamını yitirenlerin saygıyla anıldığı ve sorumluların tarih önünde hesap vermesi gerektiği ifade edildi. FUAF, toplumsal barışın ancak hakikatle yüzleşme ve adaletin sağlanmasıyla mümkün olacağına dikkat çekerek, tüm kesimleri nefret ve ayrımcılığa karşı ortak mücadele etmeye davet etti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

FUAFın yaptığı açıklama, Alevi toplumuna yönelik saldırıların unutulmayacağına dair güçlü bir hatırlatmadır. Tarih boyunca yaşanan bu acıların, sadece bireysel olaylar değil, sistematik bir ayrımcılığın ve zulmün parçası olduğu gerçeği bir kez daha ortaya konmuştur. Alevilik, köklü yaşam alanlarıyla birlikte varlığını sürdürmeli ve bu tür provokasyonlara karşı her daim dayanışma içinde olmalıdır. Bu bağlamda, devletin yetersiz müdahaleleri, Alevi toplumunun güvenliğini tehdit etmekte ve geçmişte yaşananların yeniden yaşanmasına zemin hazırlamaktadır.

— Alevi Gazetesi Editörü