Ana Sayfa Blog Sayfa 185

Tutuklu gazetecilerin duruşmasında ikinci gün

Amed’te mesleki faaliyetleri nedeniyle haklarında dava açılan 15’i tutuklu 18 gazetecinin duruşması ikinci günde başladı

Amed merkezli yürütülen soruşturma kapsamında 8 Haziran 2022’de gözaltına alınan ve 16 Haziran’da tutuklanan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan, Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Aziz Oruç, Xwebûn Gazeteci Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ali Ertaş, gazeteciler Zeynel Abidin Bulut, Ömer Çelik, Mazlum Doğan Güler, İbrahim Koyuncu, Neşe Toprak, Elif Üngür, Abdurrahman Öncü, Suat Doğuhan, Remziye Temel, Ramazan Geciken, Lezgin Akdeniz ve Mehmet Şahin ile tutuksuz Esmer Tunç, İbrahim Bayram ve Mehmet Yalçın’ın ilk duruşması başladı.  Mesleki faaliyetleri nedeniyle “örgüt üyesi olmak”la suçlanan gazetecilerin davası Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde ikinci duruşma görüldü.

15’i tutuklu 18 gazetecinin yargılandığı duruşma 4. Ağır Ceza Mahkemesinde başladı. Duruşmaya DİSK Basın-İş, TGS, MLSA ve uluslararası basın kuruluşu temsilcileri katıldı.

Duruşmanın dün yapılan ilk oturumunda Serdar Altan, Ömer Çelik, Zeynel Abidin Bulut, Mehmet Ali Ertaş ve Mehmet Şahin savunma yapmıştı.

Duruşma tutuklu gazeteci Mehmet Şahin’in savunmasıyla başladı.

Ayrıntılar geliyor..

 

#Tutuklu #gazetecilerin #duruşmasında #ikinci #gün

Direhî: Ulusal birliğin önündeki engel Türkiye- KDP işbirliğidir

‘Eğer ulusal birliği sağlayamazsak Lozan tekrarlanabilir’ diyen NRLS üyesi Kurdyar Direhî ‘Ulusal birliğin önündeki en büyük engelin Türkiye- KDP işbirliği’ olduğunu söyledi

İsviçre’nin Lozan şehrinde 24 Temmuz 1923 tarihinde Fransa, İtalya, Yunanistan, Romanya Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya ve Türkiye arasında imzalanan antlaşmayla Ortadoğu’nun sınırları yeniden çizildi; Kurdistan, Türkiye, Irak, İran ve Suriye arasında pay edildi. Yüzyılı geride bırakan Lozan Antlaşması ile ulus devletler arasında örülen sınırlara rağmen Kürtler, soykırım ve asimilasyon politikalarının kıskacında direnerek, varlıklarını korumaya çalıştı. Lozan’ın yüzüncü yılı yaklaşırken, Kürtler Kurdistan ve dünyanın birçok yerinde çalıştay ve konferanslar düzenleyerek, kendilerine çizilen kaderi değiştirmek için tartışmalar yürütüyorlar.

Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi (NRLS) de Kuzey ve Doğu Suriye’nin Hesekê kentinde “Lozan: Bölgesel istikrar ve güvenlik sorunlarının düzeltilmesi ve çözülmesi” konulu çalıştay düzenledi. 6 ve 7 Temmuz tarihlerinde gerçekleşen çalıştayda, Kürtlerin mevcut durumu, kazanımları, sorunları ve bunlara karşı çözüm önerileri tartışıldı. 2 gün süren çalıştayın 9 maddelik sonuç bildirgesi de açıklandı. Çalıştayın temel gündemi ve sonuç bildirgesinin öne çıkan başlığı, Lozan’ın yüzüncü yılında Kürt ulusal birliğinin sağlanması oldu.

Çalıştaya katılan NRLS üyesi Kurdyar Direhî, tartışılan konular ve Lozan’ın yüzüncü yılında Kürt ulusal birliği önemine dair Mezopotamya Ajansı’ndan Mahmut Altıntaş’a değerlendirmelerde bulundu.

Öcalan’ın ‘Demokratik Ulus’ projesi

Kurdyar Direhî, Kürtlerin Lozan Antlaşması’nın üzerinden geçen yüz yılda birçok katliam, soykırım ve asimilasyon politikalarına maruz bırakıldığını ifade etti. Geçen yüzyıllık sürede birçok Kürt isyanının da gerçekleştiğini ancak bu isyanların başarılı olamadığını dile getiren Direhî, “Kurdistan’ın dört bir yanından çalıştaya katılanların üzerinde mutabık olduğu, Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın fikirlerinin Kurdistan ve Ortadoğu’daki sorunları çözeceği ve bölgeye huzur getireceği yönündeydi. Sayın Abdullah Öcalan’ın Demokratik Ulus projesi, Kurdistan ve Ortadoğu için demokratik bir çözümdür” dedi.

‘Temel gündem maddesi ulusal birlik’

Çalıştayda Kürt partileri arasında ulusal birliğin sağlanmasının temel gündem maddesi olduğunu aktaran Direhî, Kürt partilerinin tüm farklılıklarına rağmen ülke dışında stratejik bir birlik oluşturmaları gerektiğini vurguladı. Direhî, sözlerini şöyle sürdürdü: “Amacımız, ülke içerisinde farklı düşüncelerimiz olsa da ülke dışında Kürtlerin çıkarları doğrultusunda stratejik bir birlik oluşturmak. Kürtlerin bir statü elde edebilmesi için ulusal birlik şart. Halkımızın da isteği ulusal birliğin sağlanması. Bu noktada ulusal birlik hayatidir. Kürt kamuoyu, sivil toplum örgütleri, ulusal birliğin sağlanması için Kürt partilerine baskı yaparak, ulusal bir kongrenin düzenlenmesini sağlamaları gerekiyor.”

İkinci Lozanı engellemek

Kürtler için yüzyıl önce yaşananların tekrarlanması tehlikesinin olduğunu, buna karşı herkesin sorumluluk alması gerektiğinin altını çizen Direhî, “Ulusal birlik için bize ne düşüyorsa yapmaya hazırız. Yüzyıl önce de Kürtler arasında çatışma vardı. Kürtlerin bir kısmı Türk devletinin yanında yer alıyordu, bir kısmı da ulusal kurtuluş mücadelesi veriyordu. Ancak Kürtler arasında bir birlik olmadığı için verilen mücadeleler başarılı olamadı. Bugün de Türk devleti Misak-ı Milli amaçlarını gerçekleştirmek isterken, bazı Kürt güçleri de onlarla işbirliği yapıyor. Bize düşen bu gerçekleri halkımıza anlatarak, Lozan’ın ikinci defa tekrarlanmasını engellemek” şeklinde konuştu.

‘Öcalan’ın önerisini KDP kabul etmedi’

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın her fırsatta ulusal birliğinin önemine vurgu yaptığını, 27 Nisan 2020’de ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde de bu kapsamda çağrıda bulunduğunu hatırlatan Direhî, “Ancak tüm çabalara rağmen ulusal birlik sağlanamadı. Çünkü Türkiye stratejik anlamda Kürtlerin birlik olmasını istemiyor. Diğer yandan Kurdistan’daki tüm Kürt partileri ulusal birlikten bahsediyor, ancak adım atmaya gelince kişisel çıkarları her şeyin önüne geçiyor. KDP neden Sayın Abdullah Öcalan’ın önerisini kabul etmedi. Bize göre, Türk devleti buna izin vermedi. Eğer Kürt partileri irade sahibi olurlarsa, ulusal birlik için ciddi adımlar atılabilir. Ancak parti ve ailevi çıkarlarla hareket ederlerse, ulusal birliği sağlayamayız” ifadelerini kullandı.

‘Ulusal birliğin önündeki engel Türkiye- KDP işbirliği’

Türkiye ile işbirliğinin ulusal birliğin sağlanması önünde engel olduğunu, KDP ve ENKS’nin de bu nedenle çalıştaya katılmadıklarını dile getiren Direhî, “PDK ve ENKS Türkiye ile olan işbirliğinden ötürü ulusal birliğe sıcak bakmıyor. Güney Kurdistan, Türkiye tarafından işgal edilmiş durumda, fırsat buldukları takdirde Kerkük’ü de kendi topraklarına katmanın hesaplarını yapıyorlar. ENKS, Türkiye’ye bağlı İhvan İtilafının içerisinde yer alıyor. İhvan İtilafı, Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî’de Kürtleri göç ettirdi. PDK ve ENKS Türkiye ile olan işbirliğinden ötürü ulusal tavır alamıyorlar” diye belirtti.

‘Türkiye KDP’yi kullanıyor’

Kuzey ve Doğu Suriye’de birlik için hazır olduklarını ifade eden Direhî, ancak KDP ve ENKS’nin Türkiye ile işbirliği devam ettikçe ulusal birliğin sağlanamayacağını sözlerine ekledi. Türkiye’nin Lozan’ın yüzüncü yılında Misak-ı Milli amaçlarına ulaşmak istediğini vurgulayan Direhî, Kürtler arasında ulusal birlik sağlanmadığı takdirde Kürt kazanımlarının tehlikeye gireceğinin altını çizdi. Direhî, “Kürtlerin saldırılar ve tehlikelere karşı birlik olmalarından başka çareleri yok. Türk devletinin Misak-ı Milli hedeflerinin önündeki en büyük engel, Özerk Yönetim ve Kürt Özgürlük Hareketi, bu nedenle KDP’yi kullanıyor. Kürt Özgürlük Hareketi ve Özerk Yönetimin tasfiye edilmesi durumunda Güney Kurdistan’daki kazanımlarda yok olur. Çünkü Türk devleti hiçbir şekilde Kürtlerin statü sahibi olmasını istemiyor. Eğer ulusal birliği sağlayamazsak, Lozan tekrarlanabilir” dedi.

RIHA

 

#Direhî #Ulusal #birliğin #önündeki #engel #Türkiye #KDP #işbirliğidir

Bir kadın işkenceyle katledildi

Qoser ilçesinde yaşayan Hindirun Aydoğan, eşi Zeki Aydoğan tarafından önce işkenceye maruz kaldı, ardından katledildi

Mêrdîn’in Qoser (Kızıltepe) ilçesinde bulunan Yeni TOKİ Mahallesi’nde yaşayan Hindirin Aydoğan (45) adlı kadın, eşi Zeki Aydoğan tarafından katledildi. Edinilen bilgilere göre Hindirin Aydoğan’ın Kuzey ve Doğu Suriye kenti Qamişlo’da yaşayan ailesinin yanına gitmek istemesi üzerine eşi Zeki Aydoğan tarafından evde önce işkence edildi. Bir süre sonra ise Hindirin Aydoğan’ı ateşli silahla katleden Zeki Aydoğan olay yerinden kaçarak ayrıldı. Silah seslerinin duyulması üzerine polis ve sağlık ekiplerine haber verildi.

Olay yerine giden sağlık ekipleri Aydoğan’ı yaralı olarak bulurken, ambulansla Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırdı. Hastaneye kaldırılan Hindirin Aydoğan yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Hindirin Aydoğan’ın vücudunda işkence izlerinin olduğu belirtildi.

Hindirin Aydoğan’ın cenazesi Artuklu ilçesinde bulunan Kamor Şehir Mezarlığı’nda yakınları tarafından defnedildi.

Olayın ardından kaçan Zeki Aydoğan’ın henüz yakalanamadığı öğrenilirken, Hindirin Aydoğan’ın daha önce de şiddet gördüğü ve şikayetçi olmasına rağmen her defasında ölümle tehdit edilmesi nedeniyle şikayetini geri çekmek zorunda kaldığı ifade edildi.

Kaynak: MA

#Bir #kadın #işkenceyle #katledildi

Keşke dememek için bugünün işini yarına bırakma

14 Mayıs seçimleri sonrası yaşanan eksikleri ve bunları tamamlamanın yol yöntemlerine ilişkin Gültan Kışanak gazetemize konuştuk: Özeleştiri süreci bir günah keçisi bulup, diğer yanlışları- eksikleri görmeme- göstermeme hali de değildir. Özeleştirinin, amaca hizmet etmesi için; yani yanlışları düzeltebilmek için yapılması gerekir’

Ferhat Çelik

14 Mayıs’ta gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimlerin üzerinden 2 aya yakın bir süre geçti. Seçimlerden sonra muhalefet partileri bir eleştiri-özeleştiri sürecine girerken en radikal ve sert tartışmalar Halkların Demokratik Partisi’nde (HDP) yürütülüyor. Seçimlerin ardından taktik ve stratejisi sıkça eleştirilen HDP, seçimlere listesinden girdiği Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) ile birlikte yeni örgütlenme sürecine girdi. Seçim sonuçları üzerinden kurulları, bileşenleri ve ittifak partileri ile toplantılar gerçekleştiren HDP ve Yeşil Sol Parti, halk buluşmaları ve toplantıları gerçekleştirdi. Eleştiri ve özeleştiri süreci, yürütülecek tartışmalar sonucunda halkın nihai kararıyla önce konferans sonra kongre ile tamamlanacak.

Seçimlerden önce kaleme aldığı “Bir sosyalist olarak” yazısıyla adeta toplumun duygularına hitap eden yerine kayyum atanan ve 7 yıldır tutuklu bulunan Diyarbakır Belediye Eşbaşkanı Gültan Kışanak seçim sonuçlarına ilişkin sorularımızı yanıtladı.

  • Güncel gelişme ve tartışmaları göz önünde bulundurduğunuzda 14 Mayıs’ta muhalefet hangi konularda eksiklikler yaşadı?

Mevcut iktidar iyi olduğu için kazanmadı, muhalefet yetersiz olduğu için kaybetti. Seçim sonuçlarının özeti budur. Görülen o ki, muhalefet iki seçim arasında geçen beş yılı iyi değerlendirmemiş. Halka gitme, toplumsal tabanını genişletme, örgütlenme, iktidarın yanlışlarını teşhir etme gibi en temel politik faaliyetler açısından yetersiz kalmıştır. Dürüst ve adil bir seçim yapılmasını sağlayacak tedbirleri almamış, seçmen listeleri ciddiyetle kontrol edilmemiştir. Son bir ayda müşahit bulma telaşıyla sandık güvenliği sağlanamaz. Ciddi bir partinin-muhalefetin, aylar öncesinden sandık görevlilerinin belli olması ve her görevli birimin gerçekte listede gözüken seçmenin var olup olmadığını yerinde kontrol etmesi gerekir. Sandık esaslı bir örgütlenme yapılmadan, sahte-mükerrer seçmenleri tespit etmek ve sandık güvenliğini sağlamak mümkün değildir Türkiye’de.

Seçim stratejileri doğru kurulmamış, doğru taktiklerle süreç yönetilememiştir. Pozitif güleryüzlü kampanya, halkın gerçek sorunlarından (siyasal-sosyal-ekonomik) uzak durmayı gerektirmez. Ayrıca kazanma algısıyla-kaybetme kaygısının dengesi iyi tutturulamamış, riskler-sorun alanları zamanında görülerek, tedbirleri alınmamıştır. Seçim ittifakları/işbirlikleri ve aday listeleri, halkın moral ve motivasyonunu yükseltecek, oy oranlarını arttıracak şekilde yapılmamıştır. Parçalı, dağınık ve ittifak içi/parti içi tartışmaları son ana kadar devam eden muhalefet, halka güven vermemiştir.

Bu tespitler genel olarak, muhalefetin ortak eksikleridir ve giderilemeyecek konular da değildir. Ancak daha yapısal-köklü bir sorunu var muhalefetin. Türkiye sosyolojisinin, “yüzde 70 sağ, yüzde 30 sol” oya tekabül ettiğine dair bir tespit ve ön kabul var. Bu ezber, siyaseti demokratikleşme iddiasından alıkoyuyor, adeta siyaseti açmaza almış durumda. Sadece seçim strateji ve taktikleri değil, genel olarak siyaset bu ön kabul üzerine yapılıyor. Bu da siyaseti sürekli sağa çekiyor, yani kimlik siyaseti zeminine. Bu ön kabulün nedenleri iyi irdelenirse, siyasetin demokratik, eşitlikçi, çoğul, ortak bir gelecek kurma iddiasının ne kadar zayıf olduğu görülür.

  • Seçimlerden sonra muhalefet partilerinin yaşadığı tartışmaları nasıl görüyorsunuz?

CHP’de değişim tartışmaları ulusalcılar (sol milliyetçiler) ile sağa açılarak büyüme iddiası arasına sıkışmış durumda. İyi Parti, merkeze hitap eden bir parti olma iddiasını kaybetmiş, daha milliyetçi bir söylemle MHP’nin yerine-tabanına göz dikmiş görünüyor. Saadet ve Gelecek Partileri, AKP’nin ilk yıllarına öykünüyor gibi. DEVA henüz rotasını bulamamış, liberalizmin hem ekonomik hem de siyasal yönüne sahip çıkıp çıkmayacağı belli değil, gel-gitler yaşıyor. Sadece Yeşil Sol Parti’nin temsil ettiği siyasi gelenek, kendisini daha demokratik bir çizgide örgütleme derdine düşmüş durumda. Bu gelenek de kimlik siyaseti yapmakla itham ediliyor. Oysa bugün Yeşil Sol Parti’de temsilini bulan bu gelenek, kimlik sorunlarını çözmeyi hedefleyen bir çizgidir. Eğer siyaset, genel olarak kimlik sorunlarını çözerek, bu ülkede yaşayan herkesi, demokratik bir cumhuriyetin eşit, özgür yurttaşları olarak kabul etmezse, yüzde 70 yüzde 30 açmazından kurtulamaz. Bu sorunları çözmeye talip olmayan bir muhalefet başarılı olamaz. Olsa olsa iktidar benzerleri arasında el değiştirir. Bugünkü iktidar blokunun zaten geniş bir toplumsal tabana yaydığı radikal milliyetçilik-dincilik, giderek derinleşir. Toplumsal fay hatlarında enerji birikimi devam eder.

  • Seçimlerde Emek ve Özgürlük İttifakı yüzde 10,56 oy oranında kaldı. Fakat seçimlerden önce birçok kesim bu oranın yüzde 15’lerde olacağını düşünüyordu. Elde edilen bu sonucu başarısızlık olarak ele alabilir miyiz?

Yeşil Sol Parti, HDP ve toplumsal alanı örgütleme sorumluluğunu üstlenen DTK ve HDK yönetimleri de alınan sonuçları başarısızlık olarak değerlendirdiler. Sanırım şimdi toplantılar yaparak hem başarısızlığın nedenlerini irdeliyorlar hem de halka özeleştiri veriyorlar. Bu tespit ve özeleştiri çok kıymetli. Toplantılarda derinlikli tartışmaların yapılacağını ve güçlü bir çıkış yapılarak, asıl özeleştirinin pratikte verileceğini umuyorum. Bir önceki soruya verdiğim yanıtta da belirttiğim gibi; Türkiye’de büyük bir demokratik muhalefet boşluğu var. Yeşil Sol Parti çizgisinin güç kazanması, siyasi yelpazede ibrenin demokratikleşmeden yana dönmesi anlamına gelir. Bunu yapabilecek başka bir siyasi çizgi yok. Bu nedenle Yeşil Sol Parti’nin başarısı tarihsel bir sorumluluktur. Bu siyasi gelenek, “demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü” bir paradigmaya sahip. Bu çok büyük bir iddiadır. Yine Kürt sorununun siyasi çözümü ve toplumsal barışı inşa etme misyonu var. Demokratik toplum ve demokratik cumhuriyeti inşa etme iddiası taşıyor. Toplumdaki tüm farklılıkları, kendi kimlikleriyle temsili siyasete taşıyarak, demokratik-çoğul ortak bir gelecek kurma politikasının fotoğrafını somut olarak gösterebilen tek siyasi partidir. Bütün bunları düşündükçe, siyasi iddiaları ile sandıktan çıkan sonuç arasında büyük bir fark olduğu görülüyor. Mesele burada.

Bir de mevcut iktidar blokunun yarattığı büyük tahribat, zulüm, acılar, derin yoksulluk, adaletsizlik nedeniyle aslında toplumsal atmosfer, genel olarak muhalefetin lehineydi. 7 Haziran benzeri bir atmosfer vardı. Ama iyi değerlendirilemedi. Hayal kırıklığının ve iç tartışmaların bir nedeni de bu.

  • Yeşil ve Sol Parti ile TİP’in seçimlere farklı olarak girmesinin sonuçlara bir etkisi var mıydı? Ortak listeyle seçime girilseydi sonuç farklı olur muydu?

Seçim sonuçlarında beklenen başarı düzeyine ulaşamamanın tek nedeni, TİP’in seçimlere ayrı listeyle girmesi değil tabi. Ancak bu da önemli bir faktör olmuştur. TİP’in ittifak çatısı altına girmeden ayrı olarak seçimlere girmesi en demokratik hakkıdır. Fakat durum bu değil. Hem mücadele hem de seçim ittifakı yapan ve aynı toplumsal tabana hitap eden iki partinin bir birine rakip olması anlaşılır bir durum değildi. Mücadele ittifakı içerisinden bir partinin ayrı listeyle girme ısrarı olmasına rağmen, mücadele ittifakının seçim ittifakına çevrilmesi yanlış olmuştur. Bu durum Emek ve Özgürlük ittifakının mücadele iddiasını küçültmüş, halkın moral ve motivasyonunu olumsuz etkilemiş, ortak mücadele duygusunu zedelemiştir. Daha da yanlış olanı, ayrı liste kararı, Yeşil sol Parti’nin demokratik-sol çizgisinin görünmez olmasına hizmet etmiş olmasıdır. 7 Haziran 2015 örnek gösteriliyor. O dönem yaşanan siyasi atmosfere herkesin dönüp bir bakmasında fayda var. Yaşanan coşku, moral ve motivasyonun en önemli nedeni ortaklık ruhuydu. Yeni yaşamı hep beraber kurma iddiasıydı. Bütün bunlar düşünüldüğünde, ayrı liste kararının neleri kaybettirdiği daha iyi anlaşılacaktır.

  • Seçimden önce gazetemize yazdığınız bir yazıyı “Keşke dememek için…” başlığıyla manşetten vermiştik. Bu açıdan 14 Mayıs’ta seçim sonuçları netleşmeye başladığında ne hissettiniz?

İletişim imkanlarımız kısıtlı olsa da yaşanan eksiklikleri az çok biliyordum. İmkanlarım ölçüsünde gerek yazarak gerekse ziyarete gelenlere anlatarak katkı yapmaya da çalıştım. Bu nedenle sonuçlar sürpriz olmadı diyebilirim. Yine de sonuçları üzüntü ve kızgınlıkla karşıladım. O yazıda da ifade ettiğim gibi “keşke demek” zamanı tersine çevirmiyor. Artık geçmişi değiştiremeyiz ama dersler çıkararak geleceğin daha iyi olması için çalışabiliriz.

Özeleştiri, hakiki bir muhasebe sonucunda, önce bilincine varmak, sonra bunu muhataplarına açıklamak aynı şeylerin bir daha yaşanmaması için gerekli tedbirleri almak ve pratikte yanlışları düzeltmektir. Özeleştiri bir “gönül alma” işi değildir. Özeleştiri süreci, herkesin eteğindeki taşları dökme süreci de değildir. Özeleştiri süreci bir günah keçisi bulup, diğer yanlışları- eksikleri görmeme- göstermeme hali de değildir. Özeleştirinin, amaca hizmet etmesi için; yani yanlışları düzeltebilmek için yapılması gerekir. Ortaya çıkan sonucu, bizi bu sonuca götüren pratikleri, nedenlerini büyük bir sorumluluk duygusuyla ele almak gerekir. Kişilerden bağımsız demiyorum, ancak kişilerden kaynaklanan eksikleri de aşan, işleyiş ve anlayış sorunları da ele alınmalı, bütünlüklü bir değerlendirme, çözümleriyle birlikte ele alınmalı. Bu siyasi hareket güçlü bir özeleştiri yapabilecek birikime ve olgunluğa sahiptir.

  • Bu süreçten nasıl bir ders çıkarılması gerekiyor? İttifak politikası, 3. yol, aday belirleme süreci, örgütlenme….

Belirttiğiniz ittifak politikası, aday belirme süreci gibi konularda yapılan hatalar-eksikler, birer sonuçtur. Bunları düzeltmek de kolaydır. Asıl önemli olan bu hatalara yol açan nedenleri bulmaktır. Öyle görülüyor ki bu nedenlerin başında, partinin ideolojik-politik hattında yaşanan eksikler geliyor. Bu siyasi parti niye var, ne için mücadele ediyor, hedefi ne? Kürt sorununun barışçıl siyasi çözümü, demokratik toplumu, demokratik cumhuriyeti inşa etmek, tüm ezilenlerin, emeği sömürülenlerin, yoksulların, tüm ötekilerin temsilcisi olmak iddiaları çok büyük iddialardır. Bu iddialara denk bir duruş var mı? Parti temsilcileri, parti yönetimi ve bir bütün olarak parti örgütü, bu ortak hedefe bütün gücüyle kenetleniyor mu? Partinin misyonu, ideolojik hattı, politik programı örgütün işleyişine ne kadar yön veriyor?

3 yol, iki blok arasında pasif bir tarafsızlık politikası değildir; kendi politik kulvarını inşa etmek, yeni bir yol açmaktır. 3. yol iddiasının altını niye dolduramıyoruz. Partinin il-ilçe örgütlerinden yetişmiş kadroları yok mu? Bu parti aşağıdan yukarıya doğru örgütlenmeyi neden daha güçlü bir şekilde hayata geçiremiyor. Tek neden baskılar, tutuklamalar mı? Parti toplumla nasıl bir bağ kuruyor, mahalle, köy, iş yeri komisyonları- meclisleri var mı, toplumsal örgütlenme nasıl sağlanıyor? Örgütlenme sorunları, kadro sorunları baskılarla izah edilemez. Siyasi baskılar, doğal afet gibi değildir. Fırtına geçinceye kadar beklemenin bir faydası yoktur. Baskıları durdurmak için mücadele etmezsen, giderek köşeye sıkışırsın, daha fazla baskı altında kalırsın. Kaldı ki bu siyasi gelenek, yaşadığı sorunların sadece mevcut iktidardan ibaret olmadığını bilecek tarihsel bir belleğe sahiptir. Şu soruyu sormak gerekiyor; gelenekten, tarihsel ve toplumsal bellekten kopma sorunları mı var?

En temel sorulardan biri de “gençlik ve kadın örgütlenmesi yeterli mi?” değilse de “neden”? Gençlik, geçmişle gelecek arasındaki köprüdür. Bu köprü kurulamazsa, parti dinamizmini, yenilenme enerjisini koruyamaz, kendi kadrolarını yetiştiremez. Gelecek kaygısı en yüksek, ancak en örgütsüz toplumsal kesim gençliktir. Bu siyasi hareketin neden “genç işsizler meclisi” olmasın? Neden “işçi gençlik meclisi” olmasın? Özgün alanlarda örgütlenen gençlik meclislerinin neden federal ya da konfederal bir birliği olmasın? Üniversite gençliği, ilgi alanlarına göre bu siyasal çalışmalara dahil olarak, toplumla neden buluşmasın? Neden bütün bu çalışmalar, aşağıdan yukarıya doğru örgütlenmesin? Siyasetin görevi, ihtiyaç tespit etmek, sorunun gerçek sahiplerinin örgütlenmesi için bir yol açmak, çalışmaları kolaylaştırmaktır. Demokratik toplum ancak “yerelden ve yerinde” inşa edilebilir. Siyasi parti gençlik çalışması, geçici ara bir durak değildir. Demokratik bir gelecek kurmanın temel dinamiklerinden biridir gençlik.

Bütün bu yazdıklarım kadın çalışmaları açısından da geçerli. Hayatın her alanında kadın gücünü ve iradesini açığa çıkarmayı hedefleyen bir çalışma hayati öneme sahiptir. Kadına yönelik saldırıların bu kadar yoğunlaştığı bir dönemde, yaygın, özgün ve kitlesel kadın örgütleri yaratmak, tarihsel bir sorumluluk olduğu gibi siyasi başarının da olmazsa olmaz koşuludur. Cinsiyet eşitsizliği sorunun önemli bir ayağı temsiliyet sorunudur. Ancak kadın özgürlük sorunu temsiliyete indirgenemez. Temsiliyet ile örgütlü kadın gücü ve cinsiyet eşitliği bilincine dayalı toplumsal dönüşüm, karşılıklı olarak bir birini yeniden üreten bir döngü kazanmalı. Bilinç ve örgüt büyüdükçe Temsiliyet büyümeli, Temsiliyet büyüdükçe bilinç ve örgüt büyümeli.

Çok uzun yazdığımın farkındayım ancak çözümü de tartışmak zorundayız. Doğru sorular sorabilirsek doğru çözümler de bulabiliriz. Dünyayı, ülkeyi düzletmenin ve yaşanacak bir yer haline getirmek istiyorsak işe kendimizi değiştirmekten başlamalıyız. Dünyayı düzeltmenin yeri, ilk olarak kendi yüreğimiz, bilincimiz, emeğimiz ve ortaya çıkarttığımız iştir. Dünyanın en iyi politik programına da sahip olsak, emek vermeden, ter dökmeden, doğru yol ve yöntemle çalışmadan, kararlı ve ısrarcı olmadan sonuç alamayız. Bu genel bir kuraldır. Bir sonraki seçimi bekleyerek zaman kaybedemeyiz. Demokratik değerleri, hak bilincini, barışı, toplumsal tabanda yaygınlaştırmadan başarı elde edemeyiz. Seçim sonuçları 5 yıl boyunca yaptıklarımızın ve yapmadıklarımızın faturasıdır.

  • Son olarak “Keşke dememek için…” bundan sonra nasıl bir yol izlenmeli?

“Keşke dememek için” bugünün işini yarına bırakmamalıyız. Önümüzde bir yerel seçim var. Bir gün bile geçirmeden eksiklerimizi telafi etmek için çalışmaya başlamalıyız. Unutmamak gerekir ki iki büyük rakibimiz var. Biri “kayyum atama kaygısı” , diğeri de toplumsal tabanımızın beklentilerini zamanında ve doğru anlayıp, beklentili siyaset yapmaya son vermek.

 

#Keşke #dememek #için #bugünün #işini #yarına #bırakma

Vilnius Zirvesi Bildirisi yayımlandı

NATO’nun Vilnius Zirvesi Bildirisi’nde ittifakın Rusya’yla karşı karşıya gelme niyetinde olmadığı belirtilerek, ‘NATO, Rusya’ya karşı bir tehdit oluşturmuyor’ denildi

Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta gerçekleştirilen NATO Zirvesi ardından Vilnius Zirvesi Bildirisi yayımlandı. Bildiride, “NATO, Rusya’yla karşı karşıya gelme niyetinde değil ve Rusya’ya karşı bir tehdit oluşturmuyor. Saldırgan tutumları karşısında Rusya’yı bir partner olarak göremiyoruz” denildi.

Bildiride Çin’e yönelik değerlendirmeler de yapılarak, Çin’in iddialı ve cebri politikalarının NATO’nun çıkarlarına, güvenliğine ve değerlerine karşı zorluk oluşturduğu belirtildi. “Çin ile karşılıklı şeffaflığı da içerecek şekilde yapıcı çalışmaya açık olmayı sürdüreceğiz” denilen bildiride, Rusya ile Çin arasındaki stratejik ortaklığın derinleşmesine dikkat çekildi. Çin’e Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olarak Rusya’nın savaşını kınama çağrısı yapıldı, Çin’in Rusya’ya silah desteği vermemesi istendi.

Bildiride, Finlandiya’nın ittifakın en yeni üyesi olarak memnuniyetle karşılandığı, NATO’nun açık kapı politikasının teyit edildiği belirtilerek, “Her ulusun kendi güvenlik düzenlemelerini seçme hakkı vardır” diye belirtildi.

Rusya’nın Kırım dahil olmak üzere yasa dışı ilhaklarının tanınmayacağı ve Rusya’nın savaş suçları için hesap sorulacağı vurgulanan bildiride, Rusya’ya savaşı derhal sonlandırma ve kuvvetlerini Ukrayna’dan çekme çağrısı yapıldı. İttifakın Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin barış formülünü desteklediği aktarılan bildiride, Ukrayna’ya askeri ve siyasi desteğin süreceği tekrarlandı. Bildiride Ukrayna’ya 2008’deki Bükreş Zirvesi’nde yapılan NATO üyeliği taahhüdü yinelenerek, “Bugün Ukrayna’nın Avrupa-Atlantik entegrasyonuna giden yolunun Üyelik Eylem Planı ihtiyacının ötesine geçtiğini kabul ediyoruz” denildi.

İttifak ve müttefikler için Ukrayna’nın güvenliğinin önemine vurgu yapılan bildiride, şunlar kaydedildi: “Ukrayna’nın NATO ile daha fazla bütünleşmesini desteklemek için genişletilmiş bir destek paketi üzerinde anlaştık. Siyasi diyalog, angajman, işbirliği ve Ukrayna’nın Avrupa-Atlantik’teki NATO üyeliği hedeflerini ilerletmek için müttefikler ve Ukrayna’nın eşit üyeler olarak oturduğu yeni bir ortak organ olan NATO-Ukrayna Konseyi’ni kurmaya karar verdik.” Bildiride, mekanizmanın NATO ile Ukrayna arasında bir kriz danışma mekanizması olarak hizmet edeceğine de işaret edildi.

Savaşa yatırım arttı

Galler’de 2014’te düzenlenen zirveden bu yana müttefiklerin savunma harcamalarını artırdığına işaret edilen bildiride, Soğuk Savaş’tan bu yana en büyük güvenlik endişelerinin yaşandığı ifade edildi. Milli gelirin yüzde 2’sini savunma harcamalarına ayırma taahhütlerine değinilen bildiride, “Teknolojik üstünlüğümüzü korumamız ve yenilikçi teknolojilerin entegrasyonu yoluyla güçlerimizi ve yeteneklerimizi modernize etmeye ve reform yapmaya devam etmemiz gerekiyor.” değerlendirmesi yapıldı. Var olan planların üzerine bölgesel savunma planlarının da yapıldığına işaret edilen bildiride, “NATO, nükleer caydırıcı misyonun güvenilirliği, etkinliği, emniyetini ve güvenliğini sağlamak için gereken tüm adımları atacaktır.” ifadeleri kullanıldı.

Bildiride, ittifakın nükleer silahsız bir dünya hedefi olduğuna işaret edilerek, “İran’ın asla nükleer silah geliştirmemesi konusundaki kararlılık” yinelendi.

İran’a çağrı

Rusya’nın Ukrayna’ya karşı tutumunun NATO-Avrupa Birliği (AB) işbirliğini de daha önemli hale getirdiği kaydedilen bildiride, NATO ve AB’nin Ukrayna’ya desteğinin süreceği vurgulandı. Bildiride Moldova’nın toprak bütünlüğüne de destek verildi ve Rusya, Transdinyester’deki güçlerini çekmeye çağrıldı. İran’ın Rusya’ya Ukrayna savaşında verdiği desteğin Avrupa-Atlantik güvenliğine de etki ettiği belirtilen bildiride, NATO, İran’ı Rusya’ya askeri yardımda bulunmamaya çağırdı.

Bildiri, 2024 yılındaki zirvenin NATO’nun kuruluşunun 75. yılında Washington’da, 2025 yılında ise Hollanda’da yapılacağı bilgisiyle sona erdi.

DIŞ HABERLER

#Vilnius #Zirvesi #Bildirisi #yayımlandı

İnsansızlaştırılmak istenen Kürdistan’da ekolojik yıkım

Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı kentlerde halkın kültürel değerleri (Hasankeyf), hafızası (Zilan deresi), doğal yapıları (Van Gölü, Bendimahi Çayı ), ormanlık alanları (Cudi, Besta vb.) sistematik bir şekilde tahrip ediliyor. Bölgede devam eden baskı ve savaş iklimi, en fazla sorumluluk alması gereken belediyelerin kayyumlar eliyle yönetilmesi ekolojik yıkımı daha da derinleştiriyor

Mesut Bor

Van ili ve çevresi doğal yapısı, jeolojik ve jeomorfolojik şekilleri bakımından dünyanın en zengin coğrafyalarından biridir. Bölgenin güneyinde Alp-Himalaya kıvrım kuşağının uzantısı olan İhtiyarşahap Dağları (Bitlis Dağları), batısında dünyanın en büyük ikinci krater gölünü barındıran Nemrut Dağı, kuzeybatısında ise bölgenin en yüksek üçüncü dağı olan ve stratovolkan özelliğe sahip olan Süphan Dağı bulunur.

Günümüzden yaklaşık 600 bin yıl önce Nemrut Dağı’nda meydana gelen volkanik faaliyetler sonucu volkanik malzemelerin gölün bulunduğu çöküntü alanının önünde set oluşturmasıyla kapalı bir havzaya dönüşerek bölgenin en büyük gölünü oluşturmuştur. Aynı zamanda içerisinde barındırdığı minerallerden kaynaklı dünyanın en büyük sodalı gölü olma özelliğine de sahiptir. Gölün sodalı oluşu biyolojik çeşitliliği sınırlandırmışsa da gölde 103 tür fitoplankton (deniz otu), 36 tür zooplankton (tek hücreli canlılar) ve endemik bir tür olan İnci Kefali yaşamaktadır.

Sanayi Devrimi ile birlikte atmosfere salınan zehirli gazların neden olduğu küresel iklim krizi, dünya sıcaklık ortalamasının 1 derece artmasına ve çağımızın en büyük sorunlarından birinin oluşmasına neden olmuştur. Atmosfere insan faaliyetleri nedeniyle salınan zararlı gazlar, güneşten gelen ışınların tekrar uzaya yansımasını engelleyerek gezegenimizin ısınmasına ve dolayısıyla mevsimler arasında dengesizliklerin oluşmasına neden olmuştur.

Karasal iklimin hakim olduğu Kuzey Kürdistan coğrafyasında karasal iklim şartları gereği kış aylarında kar şeklinde yağması gereken yağışın yağmura dönüşmesi, yeraltı sularının azalmasına, akarsuların, derelerin kurumasına ve hidrografik yapıda onarılması güç sorunlara neden olmaktadır.

Küresel iklim değişiminden en fazla orta enlemler ve karaların iç kesimleri etkilenir. Dünya sıcaklık ortalamasında yaşanan artış özellikle nem oranı düşük ve az yağışlı yerlerde buharlaşma çok daha belirgin bir şekilde kendini gösterir. Nitekim Orta Asya’da Özbekistan-Kazakistan sınırları içerisinde yer alan ve bir zamanlar dünyanın en büyük dördüncü gölü olan Aral Gölü ve İran sınırlarında bulunan Urmiye Gölü tamamen kurudu.

Göllerin ve ekosistemlerin yok edilmesinde küresel iklim değişimi tek başına bir etken değildir. Aral ve Urmiye göllerinde olduğu gibi insan faaliyetleri göllerin kurulma sürecini ivmeleyerek hızlandırır. Bilinçsiz sulama, tarımsal faaliyetlerde kullanılan ilaçlar, gölü besleyen suların kirletilmesi, göl havzasının ranta açılması, gölü besleyen akarsulara barajlar ve maden ocaklarının kurulması, arıtma tesislerinin olmaması ya da kapasitesinin yerleşim yerinin nüfus oranıyla örtüşmemesi, doğal arıtma işlevi gören ve birçok canlıya ev sahipliği yapan sazlık ve bataklık alanlarının yok edilmesi, göl gibi kapalı havzalarda biriken suların kendini temizleme ve yenileme süreci oldukça zordur. Bu yüzden milyonlarca yıllık bir oluşum sürecinden geçen ekosistemlerin insan eliyle kirletilmesi ve tahrip edilmesine karşı acil önlemler alınması ve bunun zamanında hayata geçilmesi son derece önemlidir.

Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı kentlerde halkın kültürel değerleri (Hasankeyf), hafızası (Zilan deresi), doğal yapıları (Van Gölü, Bendimahi Çayı ), ormanlık alanları (Cudi, Besta vb.) sistematik bir şekilde tahrip ediliyor. Bölgede devam eden baskı ve savaş iklimi, en fazla sorumluluk alması gereken belediyelerin kayyumlar eliyle yönetilmesi ekolojik yıkımı daha da derinleştiriyor.

Kırsal bölgeler insansızlaştırılırken kentlere de yoğun bir göç dalgası devam ediyor. Kentlerin yaşadığı bu yoğun göç birçok sorunu da beraberinde getirmiştir: Çarpık kentleşme, gecekondulaşma, işsizlik, kontrolden çıkmış nüfus artışı, eğitim, sağlık, hava kirliliği, trafik, altyapı sorunları, kent yaşamına adapte olamama, kent yaşamına karşı yabancılaşma gibi sorunların da yaşanmasına neden olmuştur.

Hiç şüphesiz bölge için oldukça önem arz eden doğa harikası Van Gölü, önlem alınmaz ise milyonlarca canlı türünün yerinden edilmesine ve birçok canlı çeşidinin de yok edilmesiyle sonuçlanacaktır. Gölü besleyen akarsuların debilerinde meydana gelen azalma ve artan kirlilik önümüzdeki süreçte göl havzasının giderek daralacağını gösteriyor. Su kaybını tamamen önleyemezsek de gölün kurumasında etkili olan faktörleri bilimsel ve teknolojik metotlar kullanarak önlemler alabiliriz. Aksi taktirde Aral ve Urmiye gölleri ile aynı kaderi paylaşacaktır.

#İnsansızlaştırılmak #istenen #Kürdistanda #ekolojik #yıkım

JinNews muhabiri Rozerin Gültekin’in duruşması ertelendi

Bursa’da haber takip ederken gözaltına alınan ve hakkında dava açılan JinNews muhabiri Rozerin Gültekin’in duruşması 18 Ocak 2024 tarihine ertelendi

Bursa’da, 12 Haziran 2022 tarihinde “Tecrit Siyasetine Karşı Özgürlüğü Savunmak İçin Gemlik’e Yürüyoruz” eylemini takip eden JinNews muhabiri Rozerin Gültekin hakkında “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” suçlamasıyla açılan davanın 2’nci duruşması Bursa 18’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Mahkeme heyeti, duruşmayı 18 Ocak 2024 tarihine ertelendi.

Ne olmuştu?

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a dönük 24 yıllık ağırlaştırılmış tecride dikkat çekmek ve özgürlüğünü talep etmek amacıyla 6 kurum ve siyasi parti öncülüğünde, “Tecrit Siyasetine Karşı Özgürlüğü Savunmak İçin Gemlik’e Yürüyoruz” şiarıyla geçekleştirilen Gemlik Yürüyüşü’nün Bursa ayağını takip eden JinNews muhabiri Rozerin Gültekin, 12 Haziran 2022 tarihinde 2911 sayılı “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmek” suçlamasıyla Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ergin Çağlar ile birlikte gözaltına alınmıştı.

Bursa Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen Gültekin, 13 Haziran’da emniyet ifadesi ardından serbest bırakılmıştı.

Daha sonra Gültekin hakkında 31 Ağustos 2022 tarihinde, “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” iddiasıyla dava açılmıştı.

Kaynak: JinNews

#JinNews #muhabiri #Rozerin #Gültekinin #duruşması #ertelendi

Tahliyesi ertelenen Fidan cezaevinden çıktı

Tahliyesi keyfî gerekçelerle 6 ay ertelenen Zelal Fidan, cezaevinden çıktı. Fidan, ‘Umut ediyorum ki en yakın zamanda tüm arkadaşlarımızla dışarda coşkuyla kucaklaşırız’ dedi

Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde kalan ve 13 Temmuz 2016 yılından bu yana tutuklu olan Zelal Fidan tahliye edildi. Fidan’ı cezaevi çıkışında Bismil Belediye meclis üyeleri, Bismil Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (MEBYA-DER), Tutuklu Ailelerle Yardımlaşma Derneği (TUAY-DER), Tevgera Jinên Azad (TJA), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Bismil ilçe yönetimi Diyarbakır Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü önünde karşıladı.

Burada konuşan Fidan, “Böyle günlerde ne söylesem eksik kalacak. Evet bugün çıktım ama yıllardır içerde olan arkadaşlarımız var günlümüzde aklımızda hep onlarda umut ediyorum ki en yakın zamanda tüm arkadaşlarımızla dışarda coşkuyla kucaklaşırız. Umudumda tek isteğimde budur” dedi.

Fidan’ın tahliyesi keyfî gerekçelerle 6 ay ertelenerek tahliye edilmemişti.

Kaynak: MA

#Tahliyesi #ertelenen #Fidan #cezaevinden #çıktı

Efrîn’de bir köye saldırı

Türkiye ve bağlı gruplar, Efrîn’in Şêrawa ilçesine bağlı Bênê köyüne saldırdı

Türkiye ve bağlı gruplar, Kuzey ve Doğu Suriye’de Efrîn’in Şêrawa ilçesine bağlı Bênê köyüne saldırdı. Hawar Haber Ajansı’nda (ANHA) yer alan habere göre, saldırı sonucuna dair henüz bir bilgi edinilemedi.

DIŞ HABERLER

#Efrînde #bir #köye #saldırı

İran, Doğu Kürdistan güçleri konusunda Irak’ı uyardı

İran Silahlı Güçleri Komutanı, Irak’ın Doğu Kürdistan güçleri konusunda verdiği sözleri yerine getirmemesi durumunda Kürt güçlerine yönelik yeniden saldırı başlatacakları tehdidinde bulundu

İran Silahlı Güçler Komutanı Muhammed Bakıri, Doğu Kürdistan güçlerine yönelik saldırı tehdidinde bulunarak, “Irak, İslam Cumhuriyeti karşıtı güçlere ilişkin verdiği sözleri yerine getirmezse çok daha şiddetli ve güçlü bir saldırıyı bu güçlere karşı başlatacağız” dedi.

Bakıri, Irak’ın Eylül ayı sonuna kadar Federe Kürdistan’da bulunan Doğu Kürdistan güçlerine ilişkin verdiği sözleri yerine getirmemesi durumunda büyük bir operasyon başlatacaklarını belirtti.

Bakıri, Irak’la varılan anlaşmalara göre Doğu Kürdistan güçlerinin Eylül ayı sonuna kadar Federe Kürdistan topraklarından tamamen çıkması gerektiğini sözlerine ekledi.

Kaynak: RojNews

#İran #Doğu #Kürdistan #güçleri #konusunda #Irakı #uyardı