Amed merkezli soruşturmada tutuklanan 15 gazeteci hakkında açılan davada 13 ay sonra ilk duruşma görülüyor
Amed merkezli yürütülen bir soruşturma kapsamında 8 Haziran 2022’de gözaltına alınan ve 16 Haziran’da tutuklanan gazeteciler hakkında açılan davanın ilk duruşması bugün Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor.
Duruşmayı izlemek için çok sayıda gazeteci ve meslek kuruluşu Amed’e geldi. Öte yandan Amed vekilleri de duruşmayı izlemek için salonda yerlerini aldı. Mahkeme hetyeti salona girişte telefon ve bilgisayarlara izin vermedi.
Aliağa ve Menderes ilçelerinde çıkan orman yangınları 11 saatin ardından kontrol altına alındı
İzmir’in Aliağa ve Menderes ilçelerinde dün öğlen saatlerinde başlayan orman yangınları kontrol altına alındı. Menderes Oğlananası’nda çıkan orman yangını 11 saatin ardından kontrol altına alındı. İki bölgede de soğutma çalışmaları sürüyor.
12 kişi yaralı
Yangınlara ilişkin açıklama yapan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “İzmir Menderes’te gündüz saatlerinde meydana gelen yangından 1’i ağır olmak üzere 12 kişi etkilenmiştir, 11’i orman işçisidir. Durumu ağır olan hastamız helikopter ambulansla, 3 hasta olay yerine görevlendirilen kara ambulansla, 8 hasta ise başka araçlarla hastanelere nakledilmiştir. Halen hastanelerimizde 1’i yoğun bakımda olmak üzere 4 kişinin tedavisine devam ediliyor. Hastalarımıza geçmiş olsun diyor, acil şifalar diliyorum” bilgisi verdi.
Türkiye ve KDP ilişkilerini değerlendiren Siyaset-Demokratik Düşünce Akademisi Başkan Yardımcısı Dr. Kamuran Berwarî, ‘Bugün Kurdistan yönetiminin yaptığı sorumsuzluk, Kürt halkı için kayıptır’ dedi
Federe Kurdistan Bölgesi’ne geçtiğimiz yıl başlayan KDP ve ortaklığı ile devam eden saldırılara tepkiler sürerken, KDP ve Türkiye arasındaki ilişkiler de her geçen gün daha da ilerliyor. Türkiye’nin saldırılarına alan açan Federe Kurdistan Bölgesel Başkanı Neçirvan Barzani ve Başbakan Mesrur Barzani, resmi olmasa da Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kabul görmeye başladı. Ankara’ya son ziyareti ise Mesrur Barzani gerçekleştirdi. Erdoğan, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanlığı’ndan Dışişleri Bakanlığı’na getirilen Hakan Fidan ile birlikte görüştüğü Barzani, seçim sonrası tebrik ziyareti gerçekleştirdiğini belirterek, “Kürdistan Bölgesi ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişimi ile Irak ve bölgedeki son gelişmeleri ele aldık” açıklamasında bulundu.
Kurdistan çıkarlarına saldırı
KDP-Türkiye ilişkilerini, Kürtlere yönelik saldırıları değerlendiren Dûhok Üniversitesi’nden akademisyen ve Siyaset-Demokratik Düşünce Akademisi Başkan Yardımcısı Dr. Kamuran Berwarî, KDP’nin izlediği siyasetin Kurdistan çıkarlarına büyük bir darbe vurduğunu ifade etti.
Şahsi politikalar yürütülüyor
Mesrur Barzani’nin Türkiye’ye yaptığı son ziyaretin kendi çıkarlarını koruma temelinde olduğunu belirten Berwarî, bölgede yaşanan sorunların çözümü için ¬şimdiye kadar siyasi ve diplomatik yolların açılmadığının altını çizdi. Berwarî, Türkiye’nin tarih boyunca Kürtlere dönük çok sert politikalar uyguladığını ifade ederek, “Son 20 yıllık AKP-MHP iktidarı döneminde bu politika zirveye çıkmıştır. Bu soykırım politikasıdır. Ancak şu anda karşımızda duran tabloya baktığımızda, Federe Kurdistan hükümeti tüm kurumlarıyla birlikte Türk devletinin hizmetine girmiştir. Son 30 yılda Federe Kurdistan’ın bütün zenginlikleri, mal varlığı, geliri Türk devletinin hizmetinde olmuştur. Türk şirketleri burada Kurdistan ekonomisini mahvetti. O yüzden bu politika Kürtlerin ve Kurdistan çıkarına değildir. Bu politika şahsi ve partilerin çıkarınadır” dedi.
Soykırım yapanlar kaybedecek
Bölgede ve Ortadoğu’da yaşanan sorunların çözümünün PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “Üçüncü Yol” perspektifi ile mümkün olduğunu vurgulayan Berwarî, “Türkiye’nin bu saldırılarının bir amacının olduğuna dair şüphe yok. Temel amaçları özgür Kürt’ü ortadan kaldırmak ve 21’inci yüzyılda Kurdistani kazanımları yok etmektir. Bu nedenle Kürt halkı da kendini bu esas üzerinde hazırlamıştır. Bu saldırıların ana hedeflerinden biri demokratik konfederalizm, demokratik özerkliktir. Çünkü daha önce denenmiş projeler büyük bir başarısızlık getirdi. Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ın bir çözüm projesi yok. Şu anda haklı ve haksız iki taraf var. Hak, hukuk, adalet ve doğru olan taraf Kürt tarafıdır, Kurdistan halklarının olduğu taraftır, diğer taraf savaşan ve Kurdistan’ı işgal etmek isteyen taraftır. Her gün insanları katledenler, soykırımdan geçirenler, kesinlikle başarıya ulaşmayacaktır” diye belirtti.
Sorun diyalog yoluyla çözülmeli
21’inci yüzyılda soykırım politikalarının başarılı olamayacağını ifade eden Berwarî, “Dünyanın her yerinde herkes özgür ve bağımsız olma hakkına sahiptir. Bu hak Kürtlerin de hakkıdır. Onun için bugün istenilen şey özgürleştirilmiş bir Kurdistan ve demokratik bir statüdür. Bu kanın durdurulmasına destek olmak ve yardım etmek için Amerika, Avrupa, Rusya, İsrail, Çin, Arap ve İslam halklarına da sorumluluk düşmektedir. Çünkü bu savaş zihniyeti asırlardan beri halkları yok etmekten başka bir netice getirmemiştir. O yüzden akil insanlar gelip, bu sorunu Sayın Öcalan, KCK ve Kürt güçleriyle diyalog ve barış yoluyla çözmelidir” diye konuştu.
KDP’nin yaptığı Kürt halkı için kayıptır
Kurdistan’a dönük saldırılar sürerken Lozan Antlaşması’nın yüzüncü yılında Kurdistan Ulusal Kongresi (KNK) öncülüğünde gerçekleştirilecek konferansların önemli olduğunun altını çizen Berwarî, “Yüzyıldır Kürt halkı üzerinde tutuklamalar, katliamlar, soykırım, yıkım ve imha politikaları var. Milyonlarca Kürt katledildi, Kurdistan’ın demografisi değiştirildi, sınırları yok edildi. Bu devletlerin Kürtlere borcunu ödemesi gerekiyor. Kurdistan’a sahip çıkmaları ve faturasını ödemesi gerekiyor. Bizler eğer politikaya, stratejimize ve siyasi kararlara halkımızı dahil etmezsek, Kürtlere kaybettiririz. Bugün Kurdistan yönetiminin yaptığı sorumsuzluk, Kürt halkı için kayıptır” dedi.
Mêrdîn’de çiftçilerin mahkemeye yaptığı başvuru üzerine DEDAŞ’ın yaptığı elektrik kesintisinin günlük 3 saati geçemeyeceğine karar verildi.
Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. (DEDAŞ), Mêrdîn’in Qoser (Kızıltepe) ve Dêrik (Derik) ilçelerine bağlı mahalleler başta olmak üzere yüzlerce yerleşim yerinde günlerdir “bakım-onarım” gerekçesiyle 12 saati aşan elektrik kesintisi yapıyor. Çiftçiler, kesintiye karşı DEDAŞ Mardin İl Müdürü Halil Homan hakkında “Kamu kurumlarında veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında verilen ya da kamu makamlarının verdiği izne dayalı olarak sunulan hizmetlerden yararlanılmasına engel olunması” gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Çiftçiler, aynı zamanda Kızıltepe Asliye Hukuk Mahkemesi’ne kesintilerle ilgili ihtiyati tedbir kararı uygulanması yönünde başvuru yaptı.
Mahkeme, çiftçilerin lehine karar verdi. Kararda, kesintilerin 3 saati geçemeyeceğine işaret edilerek, 21 saat boyunca kesintisiz enerji verilmesine dönük karar verdi. Mahkeme kararının ardından DEDAŞ’ın kesintilere son vermesi bekleniyor.
KDP zindanlarında esir tutulan Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er’in, KDP zulmüne karşı başlatmış oldukları açlık grevi eylemleri 55 gündür devam ediyor
Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er, son olarak tek tip elbise dayatmasına karşı 18 Mayıs’ta açlık grevine girdi. Talepleri hala karşılanmadığı için eylemleri 55’inci gününde devam ediyor.
Mazlum Dağ, 23 Haziran’da ailesi ile yaptığı telefon görüşmesinde sağlık durumlarının kötü olduğunu, hastanede doktor ve ilaç olmadığını, 10 gündür kendilerini kimsenin ziyaret etmediğini ve Er’in 20 kilo kendisinin ise 10 kilo kaybettiğini belirtmişti.
Her iki tutuklunun ailesi, çocuklarına yönelik artan baskıları kınayarak Federe Kürdistan aydınlarına ve insan hakları derneklerine çocuklarına sahip çıkma çağrısında bulunmuştu.
Dağ ve Er’e verilen sözler tutulmadı
Her iki tutuklu, verilmeyen sözler, artan baskı ve hak ihlallerine karşı 13 Şubat 2022 tarihinde açlık grevinin bir üst aşaması olan ölüm orucuna girmişti. Kendilerine cezaevi idaresi tarafından koşullarının düzeltileceğine dair verilen sözler sonrası 22 Şubat’ta eylemlerini sonlandırmışlardı.
Ancak Dağ ve Er, Cezaevi idaresi tarafından verilen sözlerin tutulmaması üzerine 28 Mayıs 2022 tarihinde tekrar açlık grevi eylemi başlatmışlardı. Talepleri idare tarafından kabul edilince eylemlerini 14’üncü günde sonlandırmışlardı.
Türkiye’nin Hewlêr Büyükelçiliğinde görevli olan MİT mensubu Osman Köse’ye yönelik 17 Temmuz 2019’da silahlı bir saldırı düzenlendi. Saldırıda MİT mensubu Köse’yle beraber Iraklı Nerîman Osman ve Hewlerli Beşdar Ramazan isimli kişiler öldü. Mazlum Dağ ile Abdurrahman Er bu saldırıların faili olarak tutuklanarak KDP zindanlarında esir alındı. Dağ ve Er, o tarihten bu yana Hewlêr cezaevinde esir tutuluyorlar.
Geçtiğimiz günlerde KCK, KDP’nin teslimiyetçi ve saldırgan politikalarına karşı bugün 55 gündür açlık grevinde olan Mazlum Dağ ve Abdulrahman Er’in yaşadığı duruma ilişkin kritik bir açıklama yayınladı. Açıklamada KCK’nin MİT’in yerel işbirlikçilerine karşı bir operasyon gerçekleştirdiğini, operasyonda Yasin Ali Hıdır isimli bir casusun yakalandığını, bu şahsın KDP ve MİT tarafından Mazlum Dağ ile Abdurrahman Er’in cezaevinde katledilmesi için görevlendirildiği bilgisini paylaşmıştı.
Cezaevlerinde yaşanan ihlalleri değerlendiren Wan TUHAY-DER Eşbaşkanı Çetin Uyar, ‘cezaevindeki baskıların had safhaya ulaştığını’ belirterek, ‘Hak ihlalleri PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecritten bağımsız olmadığını’ söyledi
İnsan Hakları Derneği (İHD) verilerine göre; 2022 yılında cezaevlerinde en az 83 kişi şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Cezaevlerinde sağlığa erişim hakkından aile görüşüne kadar birçok alanda yaşanan hak ihlalleriyle ilgili İHD’ye başvurularda artış yaşanıyor. Cezaevlerindeki hak ihlallerindeki artışı Mezopotamya Ajansı’ndan Berivan Kutlu’ya değerlendiren Wan Tutuklu ve Hükümlü Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (TUHAY-DER) Eşbaşkanı Çetin Uyar, cezaevlerindeki hak ihlallerinin PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecritten bağımsız olmadığını söyledi.
‘Tecrit kabul edilemez’
Tecridin kabul edilemez olduğunu ifade eden Uyar, bu durumun PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın sağlık ve güvenlik koşullarıyla ilgili endişelere neden olduğunu belirtti. Uyar, Adalet Bakanlığı’nın adım atması gerektiğini dile getirerek, “Seçimler sonrasında hem cezaevleri hem de Kürt halkına saldırılar arttı. AKP-MHP faşist hükümeti kendi bekaları için Kürtlere saldırıyor. Bunu hem KDP ve diğer güçlerle birlikte Federe Kurdistan Bölgesi’nde hem de cezaevlerindeki tutuklular üzerinden yapıyor. AKP, köyleri bombalıyor, suikastlar yapıyor ya da cezaevlerindeki çocuklarımız üzerinde baskı kuruyorlar. Cezaevlerindeki baskılar had safhaya ulaştı. Derneğimize bağlı 2 bine yakın tutuklu var, onlardan çok farklı şikayetler alıyoruz. İktidar Türkiye’deki sorunları perdelemek için her alanda Kürt halkına saldırıyor” diye konuştu.
‘Görüşe giden ailelere baskı uygulanıyor’
Cezaevlerinde iletişimden yaşam hakkı ihlaline kadar birçok alanda hak ihlallerinin yaşandığını aktaran Uyar, “Eskiden cezaevlerine gıda bile gönderebiliyorduk, kitap, dergi gibi iletişim araçları serbestti. Şu anda kitap, gazete ve sohbet bile yasak halde. Görüşe giden ailelere bile baskı uygulanıyor. Cezaevlerindeki baskılar her gün artıyor ve bu kabul edilemez. Aileler ve tutuklular ince aramaya maruz kalıyor. Cezaevindeki tutuklular aileleriyle telefonda bile rahatça görüşemiyor. Baskılarla tutukluları ve aileleri sindirmeye, bezdirmeye çalışıyorlar, fakat başarılı olamayacaklar” dedi.
‘Tutuklulara pişmanlık dayatılıyor’
Tutukluların tahliyelerini engelleyen İdare ve Gözlem Kurulları’nın kararlarına değinen Uyar, “30 yıldır cezaevinde bulunan tutuklulara ‘pişmanlık’ dayatılıyor. Bu insanlar 30 yıldır mücadele ediyor, neden pişman olsunlar? Bu iradeye sahip insanlar 3 ya da 6 ay erken çıkmak için ‘pişmanım’ diyecek kişiler değildirler. Aileleri de arayarak, ‘çocuklarınızla konuşun, 6 ay erken tahliye olsunlar veya infazları yakılmasın’ dayatmasında bulunuyorlar” diye aktardı.
Şüpheli ölümler
Cezaevlerindeki şüpheli ölümlerin de arttığını belirten Uyar, “Bu ölümlerin tek sorumlusu AKP-MHP hükümeti ve Adalet Bakanlığı’dır. Cezaevlerinde onlarca ‘intihar’ yaşandı. Bunları biz intihar olarak kabul etmiyoruz, hepsi şüphelidir. Tüm ölümlerin tek sorumlusu Adalet Bakanlığı’dır. Ölümlerde cezaevinin, bakanlığın parmağı var. Türkiye’nin her alanında katmerleşen bu sorunların en temel nedeni uygulanan tecrit politikalarıdır. Türkiye’deki tüm bu sorunların çözülmesi için Sayın Öcalan ile konuşulması gerekiyor. Hak ihlalleri Sayın Öcalan’a yönelik tecritten bağımsız değil. Çözümün anahtarı İmralı’dır. Bunun dışındaki hiçbir seçeneği kabul etmiyoruz” diye konuştu.
Seçim sonrası halk toplantılarını sürdüren HDP ve Yeşil Sol Parti’nin İstanbul toplantısına katılan yurttaşlar, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın paradigmasına dikkat çektiler
Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), 14-28 Mayıs seçimlerinin ardından yeniden yapılanma sürecine ilişkin başlattığı halk toplantılarına İstanbul’da devam etti. Sancaktepe ilçesinde gerçekleştirilen toplantıya, il, ilçe yöneticileri ve HDP PM üyesi Bülent Uyguner’in yanı sıra yurttaşlar katıldı. Halkın yoğun ilgi gösterdiği toplantı, seçim dönemindeki irtibat bürosunda yapıldı. Toplantıda ilk olarak konuşan HDP Birinci Bölge Sözcüsü Zeki Kılıç, toplantının içeriği ve amacına vurgu yaptı.
Kılıç’ın ardından konuşan HDP PM üyesi Bülent Uyguner de, seçim sürecinde yürütülen kampanyaya dikkat çekerek, yeni dönemde yapılan yanlışlardan ders çıkararak, yola devam edileceğini söyledi. Yanlış politikaların daha iyi tahlil edilerek düzeltilmesinin zorunluluğuna işaret eden Uyguner, “HDP üzerinde 2015 yılından beri uygulanan ‘Çöktürme Planı’nı yok sayarak konumumuzu değerlendiremeyiz. HDP, bu ülkede bütün ezilen ve ötekileştirilen, inanç ve kimliklerinden dolayı baskı altına alınan herkesi birleştiren bir parti olduğu için bu düzenin hışmına uğramıştır. Eğer bu parti, zenginlerin ya da Barzani gibi Kürt kapitalistleri yaratmak üzerinden bir proje olsaydı bugün önü açılırdı. HDP’nin topluma yönelik siyaset yapma imkanları faşist iktidar tarafından ortadan kaldırılmıştır. HDP’nin kapatılmasının da Demokles’in kılıcı gibi üzerimizde durduğu bu eşitsiz koşullarda seçime girebilmek için Yeşil Sol Parti ile seçime girmek zorunda bırakıldık” dedi. Bu anlamda yurttaşlardan gelecek her eleştirinin partinin gelişimine katkı sağlayacağının altını çizen Uyguner, ardından sözü toplantıya katılan yurttaşlara bıraktı.
‘Yeşil Sol Parti yeterince anlatılmadı’
Toplantıda ilk olarak söz alan bir yurttaş, seçim döneminde PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın paradigmasına uygun bir şekilde hareket edilmediğini ve Yeşil Sol Parti’nin halka yeterince anlatılmadığını söyledi. Ayrıca Abdullah Öcalan’ın Kürt halkının tek lideri olduğunu belirten aynı yurttaş, seçim döneminde aksine politik söylemlerde bulunanlara karşı daha net bir tutum sergilenmesi gerektiğinin altını çizdi.
Başka bir yurttaş da seçim sürecinde oluşturulan ittifakın yanlış olmadığını ancak kimi sol partilerin ittifakı manipüle ettiğine dikkati çekerek, “Bugün Botan’ı Serhad’ı, Xerzan’ı ve diğer bölgeleri dahi tanımayan bir kişi bizim içerimizde nasıl çalışma yürütecek” eleştirisinde bulundu.
‘Vekil dağıtma merkezi’
Bir başka yurttaş ise, seçim döneminde Yeşil Sol Parti’nin “vekil dağıtma merkezi” pozisyonuna düştüğünü dile getirerek, bu kapsamda aday listelerini belirleme sürecinde kimi hatalara düşüldüğünü ifade etti. Bu tür süreçlerde belirleyici kriterlerin devreye konulması gerektiğine işaret eden yurttaş, şunları belirtti: “Evet diğer partilerle bir ittifak kuralım ama bunu ‘vekil dağıtıma’ şeklinde yürütmeyelim. Seçim sürecinde kimi vekil adayların toplumla temas kurmada zorluk çektiğini gördüm. Bunun tartışılmaya açılması gerekiyor. İl ve ilçe yönetimlerinde genç kadroların arttırılması gerekiyor. Kürt siyasal hareketi, önceki yıllarda yürüttüğü seçim çalışmalarında bireyleri örgütlemeyi esas alıyordu ancak son seçimde bunda yetersiz kalındı.”
Eleştiri ve önerilerin ardından tekrar söz alan Uyguner, Yeşil Sol Parti’nin tüm tartışmaları ortak bir akılla birleştirerek, yeniden güçleneceğinin altını çizdi.
Türkiye’deki DAİŞ yapılanmasından sorumlu olmaktan yargılanan ve kamuoyunda Ebu Hanzala olarak bilinen Halis Bayuncuk tahliye edildi
Türkiye’deki DAİŞ yapılanmasının sorumlulardan biri olmaktan yargılanan ve kamuoyunda Ebu Hanzala olarak bilinen Halis Bayancuk, tahliye edildi. Hanzala, “silahlı örgüt kurma ve yönetme” suçundan 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiş ve aldığı ceza Yargıtay’da 28 Aralık 2022 tarihinde görülen duruşmada bozulmuştu. Son duruşmada ise mahkeme, Hanzala’nın yargılandığı üç dosyayı birleştirme kararı almıştı.
HÜDA PAR baskı yapıyordu
Gerçek Gündem’in haberine göre, Hanzala önceki gün görülen duruşmada tahliye edildi. Haberde, HÜDA PAR’ın uzun süredir Ebu Hanzala’nın tahliyesi için AKP’ye baskı yaptığına işaret edildi.
Babası sorumluydu
Ebu Hanzala’nın babası Hacı Bayancuk, 1992’de Hizbullah’ın askeri kanat sorumluluğunu yaptı. HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcoğlu, Hizbullah’ın Şura üyesi olan ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Hacı Bayancuk’un avukatlığını yapmıştı.
Birçok Hizbullah hükümlüsü HÜDA PAR’ın Cumhur İttifakı’na dahil olması sonrası tahliye edilmişti.
Riha’nın Wêranşar ilçesinde 15 gündür elektrik verilmeyen ve bu nedenle arazilerini sulayamayan çiftçiler lastik yakıp yol kapattı. Bu durum bölgenin tamamında yaşanırken, bölge halkının arazilerini terk etmesi hedefleniyor
Yusuf Gürsucu / İstanbul
Riha’nın (Urfa) Wêranşar (Viranşehir) ilçesinde, Haziran ayı başından itibaren çiftçilerin elektrik borcu olduğu iddiasıyla Amed’den Riha’ya kadar tüm bölgede elektrikler kesik. Wêranşar’da 15 gündür tarımsal sulamada kullandıkları elektrikleri kesik olan çiftçiler eylem yaptı. Wêranşar’ın Mutlu, Yazgüneşi, Talihli, Küçükmutlu, Ceylan, Bağlarbaşı ve Basmaklı köylerinde elektriği kesik olan ve sulama yapamayan çiftçiler DEDAŞ Viranşehir İşletme Şefliği binası önünde toplandı. Yaklaşık 300 kişinin katıldığı protestoda çiftçiler lastik yakıp taşlarla yolu trafiğe kapattı. Riha’da bulunan Atatürk Barajı gibi devasa barajlardan su verilmeyen köylüler yeraltı suyuna mahkum edilerek DEDAŞ’ın soygunuyla yüz yüze bırakılmış durumda. DEDAŞ’ın yüksek faturalarını ödemekte zorlanan çiftçiler suya en çok ihtiyaç duydukları dönemlerde suları kesilerek adeta açlığa mahkum edilmekte.
DEDAŞ zulmü tüm bölgede
Ekili tarlaları sulama sezonunda elektriksiz kalan çiftçiler DEDAŞ’a yönelik yaptıkları eylemde her zaman olduğu gibi karşılarında çok sayıda jandarma ve polisi buldu. Tüm engellemelere karşın eylemlerini sürdüren çiftçilere jandarma tarafından TOMA’dan tazyikli su ile biber gazı sıkıldı. Saldırı sırasında eyleme katılan 20 çiftçi darp edilerek gözaltına alındı. Benzer bir eylem, Amed’in Çınar ilçesine bağlı Yaprakbaşı (Barê) ve Düzova (Qerhêta) köylerine Haziran ayı başından itibaren elektrik verilmeyem köylüler, Amed-Mêrdîn yolunu trafiğe kapatmıştı. İki köyde yaklaşık 3 bin kişi karanlıkta kalırken, 7 bin küçükbaş ve büyükbaş hayvan, binlerce dönüm pamuk ve mısır tarlası susuz bırakıldı.
‘DEDAŞ kan emici’
Riha’da, halk yeraltı sularını yerin 250 metre derinliğinden çekerek kullanmak zorunda bırakılan çiftçiler, Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.’e (DEDAŞ) mahkum edilmiş durumda. Bölgede iktidarın Kürt düşmanlığında bir manivela işlevi yüklendiği görülen DEDAŞ baş kesen konumunda çiftçileri susuz bırakırken, çiftçi desteklerine ise el konuyor. Mart ayında depremzede olarak tespit edilen 435 bin çiftçilerin hesabına yatan mazot ve gübre desteklerini içeren deprem destek parasına çiftçilerin elektrik borcu iddiasıyla bloke koyulduğu Riha Barosu tarafından duyurulmuştu. Bölgenin tekeli konumunda olan DEDAŞ’ın bu uygulamasını TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Riha Şube Başkanı Abdullah Melik, “DEDAŞ kan emici” sözleriyle tepki göstererek, iktidarı DEDAŞ’ın tahsildarı olarak nitelemişti.
‘Kaçak elektrik kullanımı yok!
Görüşüne başvurduğumuz Yeşil Sol Parti Riha Milletvekili Dilan Kunt Ayan, bölgede sorununu yakından takip ettiğini belirterek, AKP’ye oy vermiş bir çiftçinin “Bekir Bozdağ seçim öncesi elektrik sorununu çözeceklerini söylerek bizi kandırdı, bize yalan söyledi” dediğini aktardı. Dilan Kunt, elektrik dağıtım ve satışının özelleştirilmesinin ardından DEDAŞ’ın bölgede bir tekel konumuna geldiğini belirterek, “Bölgede kaçak elektrik kullanımı yok, faturaların yüksek meblağlarda olması nedeniyle ödenememe sorunu var” dedi. İktidarın tarım desteklerinin ‘hukuk dışı’ yollarla DEDAŞ’a aktarılmasının sağlandığını belirten Dilan Kunt Ayan, “Bölgede 30 bin dekara yakın pamuk tarlası şu an susuz bırakıldı. Acil çözüm çiftçiye barajlardan suyun taşınması ve elektrik faturalarında subvansiyon uygulanmasıdır” dedi.
Çiftçi kendi elektriğini üretmeli
Yeşil Sol Parti Riha Milletvekili Dilan Kunt Ayan
Yeşil Sol Parti ihaMilletvekilli Dilan Kunt Ayan, iktidarın tarım politikalarını eleştirerek, “Çiftçilere barajlardan su taşınmadığı gibi, DEDAŞ’ın yüksek elektrik faturalarına mahkum ediliyorlar. Bütün bunlar bölgeye özgü uygulamalar ve bu uygulamalarla çiftçiye topraklarınızı bırakın gidin diyorlar” dedi. Diğer yandan mevsimlik işçi olarak Türkiye’nin dört bir yanına gitmek zorunda bırakılan Kürt tarım işçisinin TİGEM Ceylanpınar’da bulunan devasa büyüklükteki tarım arazilerinde neden iş verilmediğini soran Dilan Kunt Ayan, “Yaşananların tek sorumlusu AKP iktidarıdır” dedi. Dilan Kunt, bölgede çiftçinin kendi elektriğini üretebileceği olanakların ve desteklerin sağlanması gerektiğini belirtti.
DEDAŞ AKP’nin manivelası
Kürt coğrafyasında iktidarın bir sopası işlevini gören DEDAŞ’ın zulmü çiftçiyi toprağından koparacak bir uygulama olarak sürüyor. Bölgede bir yandan kuraklığın giderek artması diğer yandan suya olan ihtiyacın kamusal yolla ve ücretsiz çözmek yerine yüksek su bedelleri ile çiftçinin yüz yüze kalması üretimleri yapılamaz hale getirdi. İnşa edilmiş devasa büyüklükteki barajlara rağmen bölgenin büyük bir bölümüne suların taşınmamış olması çiftçiyi yeraltı suyuna mahkum ederken, DEDAŞ’ın çok yüksek elektrik faturaları ödenemez boyutlara ulaşmış ve ödenmediği iddia edilen faturalar nedeniyle çiftçiler ve köyler susuz bırakılırken, çiftçi destekleri DEDAŞ’a aktarılıyor.
Türkiye’de DEDAŞ örneği tek
2022 yılı başından bu yana suya ve elektriğe gelen anormal zamlardan sonra bölgede özellikle küçük çiftçinin üretim yapması tamamen yasaklanıyor. İktidarın sınırsız desteğine sahip DEDAŞ, halkın zaten ödeyemediği elektrik fiyatını sürekli arttırıp bölgede baş kesen edasıyla faturaları halka yollarken, üretimin önünde büyük bir engel olarak duruyor. Su ve enerji sorunu sadece bölge halkının sorunu değil ancak DEDAŞ’ın uygulamalarına diğer bölgelerde karşılaşılmıyor olması manidar. Ziraat odaları sulama ücretlerinin dolayısıyla elektriğin sübvanse edilmemesi halinde üretimin yapılamayacağını ve bu nedenle gıdaya ulaşımda sıkıntıların yaşanarak enflasyonunun daha da artacağını söylüyorlar.
50’den fazla baraj var, su yok
Devasa büyüklükteki barajlar inşa edilen Riha’nın büyük çoğunluğuna kanaletler bile döşenmezken, döşenen kanallara ise 10 yıldır su verilmiyor.
Düne kadar su zengini olan Kürt coğrafyasında nerede akarsu, nehir, dere varsa önüne bentler kurup inşa edilen 50’yi aşkın barajın ardına hapsedilen suya halkın erişimi engellenirken, halk ise kuraklık ve susuzlukla yüz yüze bırakılmış durumda. Burnunun dibindeki barajlardan su alamayan halk suya ulaşmak için yeraltına sondaj yaparak enerji ile çalışan pompalar aracılığıyla hem susuzluğunu hem de tarımsal suyu elde etmeye çalışıyor. Ancak bu pahalı yol DEDAŞ eliyle çok daha pahalı hale getirilirken, su ve elektrik sorunu halkın öfkesini her geçen gün arttırıyor.
Halkın malına çökülüyor
Çiftçiler suya erişmek için yeraltına sondaj vurdurarak enerji elde ettikleri suyu kullanmaya mahkum edilmiş durumda. Sondaj kuyularından su çekmek için DEDAŞ’tan elektrik talebinde bulunduklarında ise DEDAŞ elektrik vermiyor. DEDAŞ, elektrik talep eden çiftçiye elektriği kendisinin inşa edeceği direkleri temin edip dikmesi gerektiğini ve kendi trafo tesisi ile enerji nakil hattını kendisinin yaptırmasını istiyor. DEDAŞ bu şekilde çiftçilerin enerjiyi kilometrelerce uzaktan getirmeleri halinde elektrik abonesi yapmayı taahhüt ediyor. Çok büyük masraflara katlanarak enerjiye ve suya ulaşan çiftçiler ise DEDAŞ’ın anormal faturalarıyla yüz yüze kalırken, elektrik parasını ödeyemeyen çiftçilerin kendi imkanlarıyla yaptıklar elektrik hattına ve trafolarına el koyulurken çiftçilere verilmesi gereken destekler ise hükümet eliyle DEDAŞ’a aktarılıyor.
Bu zulüm neden?
İktidarın bölgeye dair uyguladığı politikalarrın bir manivelası olan DEDAŞ, bölge halkını canından bezdirirken, halk DEDAŞ ve AKP’ye isyan noktasına geldi.
AKP’nin bölgeye yönelik uyguladığı tarım politikalarıyla halka üretimden el çektirip arazilerini terk etmelerini sağlamaya çalıştığı izlenirken, DEDAŞ zulmü bu amacın en önemli kaldıraçlarından biri olarak öne çıkıyor. Diğer taraftan ilk adımları 2017 yılında atılan bölgenin Körfez ülkelerine pazarlanma sürecinin yaşanan ekonomik krizle birlikte ilerlemesi bekleniyor. Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı (TYDTA) ile Karacadağ Kalkınma Ajansı’nın (KKA) ortak organizasyonuyla Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt ve Bahreyn’den 50 iş insanı, tarım ve hayvancılık alanında yatırım yapmaları amacıyla 2017 yılında Riha’ya davet edilmişlerdi. Dönemin Ş.Urfa Valisi olan Güngör Azim Tuna, görüşmenin ardından açıklamada, “Burada geniş bir topluluğu besleyen potansiyel var, burada gelecekte hem tarımda hem hayvancılıkta, ticarette çok önemli fırsatlar var, iş gücü sıkıntısı yok. Burada yatırım yapmak isteyenlerle ilgili devletimizin sunduğu çok önemli destekler var. Biz de kentte koordineli çalışarak burada yatırım yapmak isteyen insanlara da yardımcı oluyoruz” sözleri iktidarın bölgeye dair politikalarının bir özetini işaret ediyor.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, üçlü zirvede Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini kabul ettiğini Erdoğan’ın kararı meclise götüreceğini açıkladı
Litvanya’da düzenlenen NATO Liderler Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve İsveç Başbakanı Ulf Kristersson üçlü görüşme gerçekleştirdi. Kritik toplantının ardından açıklama yapan Stoltenberg, İsveç’in NATO üyeliğinde mutabakata varıldığını belirterek, AKP’li cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararı Meclis’e götüreceğini açıkladı.
Stoltenberg’in uzlaşmayı şu sözlerle açıkladı:
“Sayın Erdoğan, İsveç’in üyeliği konusunda kararını verdi. Bu bizim ortak açıklamamızda var. Bu aslında bir müzakere değil. İsveç’in yapmış olduğu kanun değişikliklerinin hayata geçirilmesi, Madrid’deki taahhütlerin hayata geçirilmesi ile alakalı. Türkiye İsveç’in katılım protokolünü TBMM’ye sunmaya karar vermiştir deniliyor. Neticede baktığımız zaman, daha önce mutabık kaldığımız farklı unsurların hayata geçirilmesi söz konusu.”