Cezaevlerinde yaşanan ihlalleri değerlendiren Wan TUHAY-DER Eşbaşkanı Çetin Uyar, ‘cezaevindeki baskıların had safhaya ulaştığını’ belirterek, ‘Hak ihlalleri PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecritten bağımsız olmadığını’ söyledi
İnsan Hakları Derneği (İHD) verilerine göre; 2022 yılında cezaevlerinde en az 83 kişi şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Cezaevlerinde sağlığa erişim hakkından aile görüşüne kadar birçok alanda yaşanan hak ihlalleriyle ilgili İHD’ye başvurularda artış yaşanıyor. Cezaevlerindeki hak ihlallerindeki artışı Mezopotamya Ajansı’ndan Berivan Kutlu’ya değerlendiren Wan Tutuklu ve Hükümlü Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (TUHAY-DER) Eşbaşkanı Çetin Uyar, cezaevlerindeki hak ihlallerinin PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecritten bağımsız olmadığını söyledi.
‘Tecrit kabul edilemez’
Tecridin kabul edilemez olduğunu ifade eden Uyar, bu durumun PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın sağlık ve güvenlik koşullarıyla ilgili endişelere neden olduğunu belirtti. Uyar, Adalet Bakanlığı’nın adım atması gerektiğini dile getirerek, “Seçimler sonrasında hem cezaevleri hem de Kürt halkına saldırılar arttı. AKP-MHP faşist hükümeti kendi bekaları için Kürtlere saldırıyor. Bunu hem KDP ve diğer güçlerle birlikte Federe Kurdistan Bölgesi’nde hem de cezaevlerindeki tutuklular üzerinden yapıyor. AKP, köyleri bombalıyor, suikastlar yapıyor ya da cezaevlerindeki çocuklarımız üzerinde baskı kuruyorlar. Cezaevlerindeki baskılar had safhaya ulaştı. Derneğimize bağlı 2 bine yakın tutuklu var, onlardan çok farklı şikayetler alıyoruz. İktidar Türkiye’deki sorunları perdelemek için her alanda Kürt halkına saldırıyor” diye konuştu.
‘Görüşe giden ailelere baskı uygulanıyor’
Cezaevlerinde iletişimden yaşam hakkı ihlaline kadar birçok alanda hak ihlallerinin yaşandığını aktaran Uyar, “Eskiden cezaevlerine gıda bile gönderebiliyorduk, kitap, dergi gibi iletişim araçları serbestti. Şu anda kitap, gazete ve sohbet bile yasak halde. Görüşe giden ailelere bile baskı uygulanıyor. Cezaevlerindeki baskılar her gün artıyor ve bu kabul edilemez. Aileler ve tutuklular ince aramaya maruz kalıyor. Cezaevindeki tutuklular aileleriyle telefonda bile rahatça görüşemiyor. Baskılarla tutukluları ve aileleri sindirmeye, bezdirmeye çalışıyorlar, fakat başarılı olamayacaklar” dedi.
‘Tutuklulara pişmanlık dayatılıyor’
Tutukluların tahliyelerini engelleyen İdare ve Gözlem Kurulları’nın kararlarına değinen Uyar, “30 yıldır cezaevinde bulunan tutuklulara ‘pişmanlık’ dayatılıyor. Bu insanlar 30 yıldır mücadele ediyor, neden pişman olsunlar? Bu iradeye sahip insanlar 3 ya da 6 ay erken çıkmak için ‘pişmanım’ diyecek kişiler değildirler. Aileleri de arayarak, ‘çocuklarınızla konuşun, 6 ay erken tahliye olsunlar veya infazları yakılmasın’ dayatmasında bulunuyorlar” diye aktardı.
Şüpheli ölümler
Cezaevlerindeki şüpheli ölümlerin de arttığını belirten Uyar, “Bu ölümlerin tek sorumlusu AKP-MHP hükümeti ve Adalet Bakanlığı’dır. Cezaevlerinde onlarca ‘intihar’ yaşandı. Bunları biz intihar olarak kabul etmiyoruz, hepsi şüphelidir. Tüm ölümlerin tek sorumlusu Adalet Bakanlığı’dır. Ölümlerde cezaevinin, bakanlığın parmağı var. Türkiye’nin her alanında katmerleşen bu sorunların en temel nedeni uygulanan tecrit politikalarıdır. Türkiye’deki tüm bu sorunların çözülmesi için Sayın Öcalan ile konuşulması gerekiyor. Hak ihlalleri Sayın Öcalan’a yönelik tecritten bağımsız değil. Çözümün anahtarı İmralı’dır. Bunun dışındaki hiçbir seçeneği kabul etmiyoruz” diye konuştu.
Seçim sonrası halk toplantılarını sürdüren HDP ve Yeşil Sol Parti’nin İstanbul toplantısına katılan yurttaşlar, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın paradigmasına dikkat çektiler
Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), 14-28 Mayıs seçimlerinin ardından yeniden yapılanma sürecine ilişkin başlattığı halk toplantılarına İstanbul’da devam etti. Sancaktepe ilçesinde gerçekleştirilen toplantıya, il, ilçe yöneticileri ve HDP PM üyesi Bülent Uyguner’in yanı sıra yurttaşlar katıldı. Halkın yoğun ilgi gösterdiği toplantı, seçim dönemindeki irtibat bürosunda yapıldı. Toplantıda ilk olarak konuşan HDP Birinci Bölge Sözcüsü Zeki Kılıç, toplantının içeriği ve amacına vurgu yaptı.
Kılıç’ın ardından konuşan HDP PM üyesi Bülent Uyguner de, seçim sürecinde yürütülen kampanyaya dikkat çekerek, yeni dönemde yapılan yanlışlardan ders çıkararak, yola devam edileceğini söyledi. Yanlış politikaların daha iyi tahlil edilerek düzeltilmesinin zorunluluğuna işaret eden Uyguner, “HDP üzerinde 2015 yılından beri uygulanan ‘Çöktürme Planı’nı yok sayarak konumumuzu değerlendiremeyiz. HDP, bu ülkede bütün ezilen ve ötekileştirilen, inanç ve kimliklerinden dolayı baskı altına alınan herkesi birleştiren bir parti olduğu için bu düzenin hışmına uğramıştır. Eğer bu parti, zenginlerin ya da Barzani gibi Kürt kapitalistleri yaratmak üzerinden bir proje olsaydı bugün önü açılırdı. HDP’nin topluma yönelik siyaset yapma imkanları faşist iktidar tarafından ortadan kaldırılmıştır. HDP’nin kapatılmasının da Demokles’in kılıcı gibi üzerimizde durduğu bu eşitsiz koşullarda seçime girebilmek için Yeşil Sol Parti ile seçime girmek zorunda bırakıldık” dedi. Bu anlamda yurttaşlardan gelecek her eleştirinin partinin gelişimine katkı sağlayacağının altını çizen Uyguner, ardından sözü toplantıya katılan yurttaşlara bıraktı.
‘Yeşil Sol Parti yeterince anlatılmadı’
Toplantıda ilk olarak söz alan bir yurttaş, seçim döneminde PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın paradigmasına uygun bir şekilde hareket edilmediğini ve Yeşil Sol Parti’nin halka yeterince anlatılmadığını söyledi. Ayrıca Abdullah Öcalan’ın Kürt halkının tek lideri olduğunu belirten aynı yurttaş, seçim döneminde aksine politik söylemlerde bulunanlara karşı daha net bir tutum sergilenmesi gerektiğinin altını çizdi.
Başka bir yurttaş da seçim sürecinde oluşturulan ittifakın yanlış olmadığını ancak kimi sol partilerin ittifakı manipüle ettiğine dikkati çekerek, “Bugün Botan’ı Serhad’ı, Xerzan’ı ve diğer bölgeleri dahi tanımayan bir kişi bizim içerimizde nasıl çalışma yürütecek” eleştirisinde bulundu.
‘Vekil dağıtma merkezi’
Bir başka yurttaş ise, seçim döneminde Yeşil Sol Parti’nin “vekil dağıtma merkezi” pozisyonuna düştüğünü dile getirerek, bu kapsamda aday listelerini belirleme sürecinde kimi hatalara düşüldüğünü ifade etti. Bu tür süreçlerde belirleyici kriterlerin devreye konulması gerektiğine işaret eden yurttaş, şunları belirtti: “Evet diğer partilerle bir ittifak kuralım ama bunu ‘vekil dağıtıma’ şeklinde yürütmeyelim. Seçim sürecinde kimi vekil adayların toplumla temas kurmada zorluk çektiğini gördüm. Bunun tartışılmaya açılması gerekiyor. İl ve ilçe yönetimlerinde genç kadroların arttırılması gerekiyor. Kürt siyasal hareketi, önceki yıllarda yürüttüğü seçim çalışmalarında bireyleri örgütlemeyi esas alıyordu ancak son seçimde bunda yetersiz kalındı.”
Eleştiri ve önerilerin ardından tekrar söz alan Uyguner, Yeşil Sol Parti’nin tüm tartışmaları ortak bir akılla birleştirerek, yeniden güçleneceğinin altını çizdi.
Türkiye’deki DAİŞ yapılanmasından sorumlu olmaktan yargılanan ve kamuoyunda Ebu Hanzala olarak bilinen Halis Bayuncuk tahliye edildi
Türkiye’deki DAİŞ yapılanmasının sorumlulardan biri olmaktan yargılanan ve kamuoyunda Ebu Hanzala olarak bilinen Halis Bayancuk, tahliye edildi. Hanzala, “silahlı örgüt kurma ve yönetme” suçundan 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiş ve aldığı ceza Yargıtay’da 28 Aralık 2022 tarihinde görülen duruşmada bozulmuştu. Son duruşmada ise mahkeme, Hanzala’nın yargılandığı üç dosyayı birleştirme kararı almıştı.
HÜDA PAR baskı yapıyordu
Gerçek Gündem’in haberine göre, Hanzala önceki gün görülen duruşmada tahliye edildi. Haberde, HÜDA PAR’ın uzun süredir Ebu Hanzala’nın tahliyesi için AKP’ye baskı yaptığına işaret edildi.
Babası sorumluydu
Ebu Hanzala’nın babası Hacı Bayancuk, 1992’de Hizbullah’ın askeri kanat sorumluluğunu yaptı. HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcoğlu, Hizbullah’ın Şura üyesi olan ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Hacı Bayancuk’un avukatlığını yapmıştı.
Birçok Hizbullah hükümlüsü HÜDA PAR’ın Cumhur İttifakı’na dahil olması sonrası tahliye edilmişti.
Riha’nın Wêranşar ilçesinde 15 gündür elektrik verilmeyen ve bu nedenle arazilerini sulayamayan çiftçiler lastik yakıp yol kapattı. Bu durum bölgenin tamamında yaşanırken, bölge halkının arazilerini terk etmesi hedefleniyor
Yusuf Gürsucu / İstanbul
Riha’nın (Urfa) Wêranşar (Viranşehir) ilçesinde, Haziran ayı başından itibaren çiftçilerin elektrik borcu olduğu iddiasıyla Amed’den Riha’ya kadar tüm bölgede elektrikler kesik. Wêranşar’da 15 gündür tarımsal sulamada kullandıkları elektrikleri kesik olan çiftçiler eylem yaptı. Wêranşar’ın Mutlu, Yazgüneşi, Talihli, Küçükmutlu, Ceylan, Bağlarbaşı ve Basmaklı köylerinde elektriği kesik olan ve sulama yapamayan çiftçiler DEDAŞ Viranşehir İşletme Şefliği binası önünde toplandı. Yaklaşık 300 kişinin katıldığı protestoda çiftçiler lastik yakıp taşlarla yolu trafiğe kapattı. Riha’da bulunan Atatürk Barajı gibi devasa barajlardan su verilmeyen köylüler yeraltı suyuna mahkum edilerek DEDAŞ’ın soygunuyla yüz yüze bırakılmış durumda. DEDAŞ’ın yüksek faturalarını ödemekte zorlanan çiftçiler suya en çok ihtiyaç duydukları dönemlerde suları kesilerek adeta açlığa mahkum edilmekte.
DEDAŞ zulmü tüm bölgede
Ekili tarlaları sulama sezonunda elektriksiz kalan çiftçiler DEDAŞ’a yönelik yaptıkları eylemde her zaman olduğu gibi karşılarında çok sayıda jandarma ve polisi buldu. Tüm engellemelere karşın eylemlerini sürdüren çiftçilere jandarma tarafından TOMA’dan tazyikli su ile biber gazı sıkıldı. Saldırı sırasında eyleme katılan 20 çiftçi darp edilerek gözaltına alındı. Benzer bir eylem, Amed’in Çınar ilçesine bağlı Yaprakbaşı (Barê) ve Düzova (Qerhêta) köylerine Haziran ayı başından itibaren elektrik verilmeyem köylüler, Amed-Mêrdîn yolunu trafiğe kapatmıştı. İki köyde yaklaşık 3 bin kişi karanlıkta kalırken, 7 bin küçükbaş ve büyükbaş hayvan, binlerce dönüm pamuk ve mısır tarlası susuz bırakıldı.
‘DEDAŞ kan emici’
Riha’da, halk yeraltı sularını yerin 250 metre derinliğinden çekerek kullanmak zorunda bırakılan çiftçiler, Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.’e (DEDAŞ) mahkum edilmiş durumda. Bölgede iktidarın Kürt düşmanlığında bir manivela işlevi yüklendiği görülen DEDAŞ baş kesen konumunda çiftçileri susuz bırakırken, çiftçi desteklerine ise el konuyor. Mart ayında depremzede olarak tespit edilen 435 bin çiftçilerin hesabına yatan mazot ve gübre desteklerini içeren deprem destek parasına çiftçilerin elektrik borcu iddiasıyla bloke koyulduğu Riha Barosu tarafından duyurulmuştu. Bölgenin tekeli konumunda olan DEDAŞ’ın bu uygulamasını TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Riha Şube Başkanı Abdullah Melik, “DEDAŞ kan emici” sözleriyle tepki göstererek, iktidarı DEDAŞ’ın tahsildarı olarak nitelemişti.
‘Kaçak elektrik kullanımı yok!
Görüşüne başvurduğumuz Yeşil Sol Parti Riha Milletvekili Dilan Kunt Ayan, bölgede sorununu yakından takip ettiğini belirterek, AKP’ye oy vermiş bir çiftçinin “Bekir Bozdağ seçim öncesi elektrik sorununu çözeceklerini söylerek bizi kandırdı, bize yalan söyledi” dediğini aktardı. Dilan Kunt, elektrik dağıtım ve satışının özelleştirilmesinin ardından DEDAŞ’ın bölgede bir tekel konumuna geldiğini belirterek, “Bölgede kaçak elektrik kullanımı yok, faturaların yüksek meblağlarda olması nedeniyle ödenememe sorunu var” dedi. İktidarın tarım desteklerinin ‘hukuk dışı’ yollarla DEDAŞ’a aktarılmasının sağlandığını belirten Dilan Kunt Ayan, “Bölgede 30 bin dekara yakın pamuk tarlası şu an susuz bırakıldı. Acil çözüm çiftçiye barajlardan suyun taşınması ve elektrik faturalarında subvansiyon uygulanmasıdır” dedi.
Çiftçi kendi elektriğini üretmeli
Yeşil Sol Parti Riha Milletvekili Dilan Kunt Ayan
Yeşil Sol Parti ihaMilletvekilli Dilan Kunt Ayan, iktidarın tarım politikalarını eleştirerek, “Çiftçilere barajlardan su taşınmadığı gibi, DEDAŞ’ın yüksek elektrik faturalarına mahkum ediliyorlar. Bütün bunlar bölgeye özgü uygulamalar ve bu uygulamalarla çiftçiye topraklarınızı bırakın gidin diyorlar” dedi. Diğer yandan mevsimlik işçi olarak Türkiye’nin dört bir yanına gitmek zorunda bırakılan Kürt tarım işçisinin TİGEM Ceylanpınar’da bulunan devasa büyüklükteki tarım arazilerinde neden iş verilmediğini soran Dilan Kunt Ayan, “Yaşananların tek sorumlusu AKP iktidarıdır” dedi. Dilan Kunt, bölgede çiftçinin kendi elektriğini üretebileceği olanakların ve desteklerin sağlanması gerektiğini belirtti.
DEDAŞ AKP’nin manivelası
Kürt coğrafyasında iktidarın bir sopası işlevini gören DEDAŞ’ın zulmü çiftçiyi toprağından koparacak bir uygulama olarak sürüyor. Bölgede bir yandan kuraklığın giderek artması diğer yandan suya olan ihtiyacın kamusal yolla ve ücretsiz çözmek yerine yüksek su bedelleri ile çiftçinin yüz yüze kalması üretimleri yapılamaz hale getirdi. İnşa edilmiş devasa büyüklükteki barajlara rağmen bölgenin büyük bir bölümüne suların taşınmamış olması çiftçiyi yeraltı suyuna mahkum ederken, DEDAŞ’ın çok yüksek elektrik faturaları ödenemez boyutlara ulaşmış ve ödenmediği iddia edilen faturalar nedeniyle çiftçiler ve köyler susuz bırakılırken, çiftçi destekleri DEDAŞ’a aktarılıyor.
Türkiye’de DEDAŞ örneği tek
2022 yılı başından bu yana suya ve elektriğe gelen anormal zamlardan sonra bölgede özellikle küçük çiftçinin üretim yapması tamamen yasaklanıyor. İktidarın sınırsız desteğine sahip DEDAŞ, halkın zaten ödeyemediği elektrik fiyatını sürekli arttırıp bölgede baş kesen edasıyla faturaları halka yollarken, üretimin önünde büyük bir engel olarak duruyor. Su ve enerji sorunu sadece bölge halkının sorunu değil ancak DEDAŞ’ın uygulamalarına diğer bölgelerde karşılaşılmıyor olması manidar. Ziraat odaları sulama ücretlerinin dolayısıyla elektriğin sübvanse edilmemesi halinde üretimin yapılamayacağını ve bu nedenle gıdaya ulaşımda sıkıntıların yaşanarak enflasyonunun daha da artacağını söylüyorlar.
50’den fazla baraj var, su yok
Devasa büyüklükteki barajlar inşa edilen Riha’nın büyük çoğunluğuna kanaletler bile döşenmezken, döşenen kanallara ise 10 yıldır su verilmiyor.
Düne kadar su zengini olan Kürt coğrafyasında nerede akarsu, nehir, dere varsa önüne bentler kurup inşa edilen 50’yi aşkın barajın ardına hapsedilen suya halkın erişimi engellenirken, halk ise kuraklık ve susuzlukla yüz yüze bırakılmış durumda. Burnunun dibindeki barajlardan su alamayan halk suya ulaşmak için yeraltına sondaj yaparak enerji ile çalışan pompalar aracılığıyla hem susuzluğunu hem de tarımsal suyu elde etmeye çalışıyor. Ancak bu pahalı yol DEDAŞ eliyle çok daha pahalı hale getirilirken, su ve elektrik sorunu halkın öfkesini her geçen gün arttırıyor.
Halkın malına çökülüyor
Çiftçiler suya erişmek için yeraltına sondaj vurdurarak enerji elde ettikleri suyu kullanmaya mahkum edilmiş durumda. Sondaj kuyularından su çekmek için DEDAŞ’tan elektrik talebinde bulunduklarında ise DEDAŞ elektrik vermiyor. DEDAŞ, elektrik talep eden çiftçiye elektriği kendisinin inşa edeceği direkleri temin edip dikmesi gerektiğini ve kendi trafo tesisi ile enerji nakil hattını kendisinin yaptırmasını istiyor. DEDAŞ bu şekilde çiftçilerin enerjiyi kilometrelerce uzaktan getirmeleri halinde elektrik abonesi yapmayı taahhüt ediyor. Çok büyük masraflara katlanarak enerjiye ve suya ulaşan çiftçiler ise DEDAŞ’ın anormal faturalarıyla yüz yüze kalırken, elektrik parasını ödeyemeyen çiftçilerin kendi imkanlarıyla yaptıklar elektrik hattına ve trafolarına el koyulurken çiftçilere verilmesi gereken destekler ise hükümet eliyle DEDAŞ’a aktarılıyor.
Bu zulüm neden?
İktidarın bölgeye dair uyguladığı politikalarrın bir manivelası olan DEDAŞ, bölge halkını canından bezdirirken, halk DEDAŞ ve AKP’ye isyan noktasına geldi.
AKP’nin bölgeye yönelik uyguladığı tarım politikalarıyla halka üretimden el çektirip arazilerini terk etmelerini sağlamaya çalıştığı izlenirken, DEDAŞ zulmü bu amacın en önemli kaldıraçlarından biri olarak öne çıkıyor. Diğer taraftan ilk adımları 2017 yılında atılan bölgenin Körfez ülkelerine pazarlanma sürecinin yaşanan ekonomik krizle birlikte ilerlemesi bekleniyor. Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı (TYDTA) ile Karacadağ Kalkınma Ajansı’nın (KKA) ortak organizasyonuyla Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt ve Bahreyn’den 50 iş insanı, tarım ve hayvancılık alanında yatırım yapmaları amacıyla 2017 yılında Riha’ya davet edilmişlerdi. Dönemin Ş.Urfa Valisi olan Güngör Azim Tuna, görüşmenin ardından açıklamada, “Burada geniş bir topluluğu besleyen potansiyel var, burada gelecekte hem tarımda hem hayvancılıkta, ticarette çok önemli fırsatlar var, iş gücü sıkıntısı yok. Burada yatırım yapmak isteyenlerle ilgili devletimizin sunduğu çok önemli destekler var. Biz de kentte koordineli çalışarak burada yatırım yapmak isteyen insanlara da yardımcı oluyoruz” sözleri iktidarın bölgeye dair politikalarının bir özetini işaret ediyor.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, üçlü zirvede Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini kabul ettiğini Erdoğan’ın kararı meclise götüreceğini açıkladı
Litvanya’da düzenlenen NATO Liderler Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve İsveç Başbakanı Ulf Kristersson üçlü görüşme gerçekleştirdi. Kritik toplantının ardından açıklama yapan Stoltenberg, İsveç’in NATO üyeliğinde mutabakata varıldığını belirterek, AKP’li cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararı Meclis’e götüreceğini açıkladı.
Stoltenberg’in uzlaşmayı şu sözlerle açıkladı:
“Sayın Erdoğan, İsveç’in üyeliği konusunda kararını verdi. Bu bizim ortak açıklamamızda var. Bu aslında bir müzakere değil. İsveç’in yapmış olduğu kanun değişikliklerinin hayata geçirilmesi, Madrid’deki taahhütlerin hayata geçirilmesi ile alakalı. Türkiye İsveç’in katılım protokolünü TBMM’ye sunmaya karar vermiştir deniliyor. Neticede baktığımız zaman, daha önce mutabık kaldığımız farklı unsurların hayata geçirilmesi söz konusu.”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tutuklu TİP Mersin Milletvekili Can Atalay’ı cezaevinde ziyaret edecek
KRT yayınına katılan CHP Genel Başkan Yardımcısı Zeynel Emre, Kılıçdaroğlu’nun Atalay’ı Çarşamba günü ziyaret etmek için Adalet Bakanlığı’na başvuru yaptığını açıkladı.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü tahminlerine göre Amed’de hava sıcaklığının 2 ile 6 derece artmasının beklendiği bildirildi
Meteoroloji 15. Bölge Müdürlüğü Diyarbakır Bölge Tahmin ve Uyarı Merkezi, yapılan son değerlendirmelere göre Amed’te hafta ortasından itibaren sıcaklıkların mevsim normallerinin 2-6 derece üzerine çıkmasının beklendiğini açıkladı. S
ıcak hava dalgası nedeniyle kronik rahatsızlığı olanlar, yaşlılar ve çocuklar başta olmak üzere vatandaşların günün en sıcak saatleri olan 11.00 ile 16.00 saatleri arasında dikkatli ve tedbirli olmaları uyarısında bulunuldu.
BM’nin hazırladığı rapora göre Suriye’de Türkiye’ye bağlı gruplar Kürtlere yönelik sistematik işkence ve insanlığa karşı suç kapsamına giren suçlar işliyor
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin 53. İnsan Hakları Oturumları İsviçre’nin Cenevre kentinde devam ediyor. Oturumda bugün, Birleşmiş Milletler’in Suriye Arap Cumhuriyeti Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu, “Sonu Yok: Suriye Arap Cumhuriyeti’nde İşkence ve Kötü Muamele 2020-2023” başlıklı raporunu sundu. Rapor, 1 Ocak 2020 ve 30 Nisan 2023 tarihleri arasında Suriye’deki gözaltı tesislerinde devam eden sistematik işkence, zalimane, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleler ile zorla kaybetmelere dair durumları ele alıyor.
Bağımsız Uluslararası Suriye Araştırma Komisyonu tarafından 2020 ve 2023 yılları arasında gerçekleştirilen 254 röportaja dayanan rapor, özellikle Suriye hükümetine ait tutukevlerinde ve silahlı gruplar tarafından kontrol edilen bölgelerde yaşanan işkence ve kötü muamele vakalarını ele alıyor.
İşkence ve kötü muamele riski
Rapor, Suriye hükümeti kontrolündeki bölgelerde yaşayan ve son yıllarda geri alınan bölgelerdeki kişiler için, ayrıca yurtdışındaki Suriye vatandaşları için işkence ve kötü muamele riskinin önemli olduğunu belirtiliyor. Bu risk, özellikle komşu ülkelerden ve diğer yerlerden Suriye’ye geri dönmeye zorlanan Suriyeli mülteciler ve sığınmacılar için endişe verici olduğu kaydediliyor.
Savaş suçu işlendi
Suriye Ulusal Ordusu’nun (SNA) ve ondan evrilmiş silahlı grupların, Türkiye liderliğindeki operasyonların ardından 2016’dan bu yana Kuzey ve Doğu Suriye’nin bazı bölgelerinde, Efrin’de 2018’den bu yana ve Fırat Nehri’nin doğusunda, Rakka ve Hasakah dahil olmak üzere 2019’dan bu yana faaliyet gösterdiği belirtildi.
Rapora göre SNA, işkence ve zalimane muamele, rehine alma, cinsel şiddet ve zorla kaybolma eylemleri dahil olmak üzere savaş suçları işledi. Bu tür ihlallerin 2020’den bu yana belgelendiği tesisler arasında SNA’nın bireysel fraksiyonları (Suleiman Shah, Hamza, Sultan Murad, Ahrar al-Sham, Ahrar al-Sharqiyah, Faylaq al-Sham ve Muhammad al-Fatih dahil) tarafından işletilen hapishaneler ve geçici tesisler de bulunuyor.
Cinsel şiddet vakaları
Gözaltı merkezlerindeki cinsel şiddet vakalarına dikkat çekilen raporda, özellikle erkek tutukluların cinsel şiddete maruz kaldığına dair önemli bir alt raporlama olduğu belirtiliyor. Raporda ayrıca, Suriye hükümeti gözaltı tesislerindeki erkeklerin çoğunun cinsel şiddete maruz kaldığı belirtildi. Raporun devamında çok sayıda kadının cinsel şiddete, tecavüze, tecavüz tehdidine, cinsel işkenceye, tacize ve aşağılamaya maruz kaldığı ifade edildi.
Gözaltındaki ölümler
Raporda, gözaltında ölümlerin belgelendiği ve bu durumun insanlığa karşı suç niteliği taşıdığı belirtilen raporda, gözaltı tesislerindeki koşulların insanlık dışı olduğuna yer verildi. Gözaltında ölümlerin, yetersiz gıda, içme suyu veya tıbbi bakım nedeniyle, hatta COVID-19 nedeniyle olabileceğine de vurgu yapılıyor. Ayrıca, bazı tutukluların kötü dövüldüğü ve bir daha asla görülmediği, muhtemelen öldürüldüğü de raporda vurgulanıyor.
Zorla kaybettirmeler devam ediyor
Rapor, Suriye’deki zorla kaybedilme vakalarının devam ettiğine dikkat çekilen raporda, SNA’nın kontrol ettiği tesislerde tutulan bazı kişilerin işkence sonucu öldüğünü belirtildi. Raporda Özellikle, 2022’nin Aralık ayında SNA sivil polis gözetiminde ölen Kürt avukat ve 2022’nin Ekim ayında Ahrar al-Sham’ın gözetiminde ölen bir başka kişiye yer verildi. SNA’nın kontrol ettiği tesislerde tutulan kişilerin genellikle gıda ve ilaçlara sınırlı eriştiği, 2 kişinin de doktor veya hijyen ürünleri talep ettiklerinde dövüldükleri kaydedildi.
Ayrıca SNA’nın kontrol ettiği tesislerde cinsel şiddet vakalarının da yoğun olarak belgelendiği ifade edildi.
İzmir Adnan Menderes Havalimanı’nda uçaklar, Menderes ve Aliağa ilçelerindeki orman yangınları nedeniyle oluşan yoğun dumandan kaynaklı iniş ve kalkış yapamıyor
İzmir’in Menderes ve Aliağa ilçelerindeki orman yangınları nedeniyle Adnan Menderes Havalimanı’ndaki uçuşlar iptal edildi. Yangın sonucu oluşan yoğun duman nedeniyle İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na uçaklar iniş ve kalkış yapamıyor.
Çeşitli illerden gelen uçakların Milas-Bodrum Havalimanı’na yönlendirildiği öğrenildi.
Aliağa ve Menderes ilçelerinde çıkan orman yangınlarında alevlerin yerleşim yerlerine yaklaşması nedeniyle güvenlik tedbirleri çerçevesinde tahliyeler başlatılmış, bölgede yaşayan yurttaşlar kara ve deniz yollarıyla tahliye edilmişti.
AB Komisyonu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Önce gelin Türkiye’nin Avrupa Birliği’nde (AB) önünü açın, biz de İsveç’in önünü açalım” teklifini reddetti
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsveç’in NATO üyeliğini Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine bağlamasına Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’ndan cevap geldi. Komisyon, AB üyeliği ile NATO üyeliğinin iç içe geçtiği fikrini kabul etmeyerek iki sürecin “ayrı” olduğunu ve “paralel” ilerlediğini vurguladı.
Euronews Türkçe’nin aktardığı habere göre; “İki süreci birbirine bağlayamazsınız.” diyen Avrupa Komisyonu Baş Sözcü Yardımcısı Dana Spinant yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’nin, tüm aday ülkeler ve hatta aday ülke olmak isteyen ülkeler tarafından atılması gereken çok ama çok net adımları olan, son derece yapılandırılmış bir genişleme süreci bulunuyor.” dedi.
Almanya Başbakanı Olaf Scholz da reddetti
Almanya Başbakanı Olaf Scholz da Komisyon’dan kısa süre önce yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecinin, İsveç’in NATO üyeliği ile bağlantılı olmadığını söylemişti. Erdoğan’ın açıklaması hakkındaki soruyu yanıtlayan Scholz, “Bu konu bağlantılı bir mesele olarak görülmemeli” dedi