Ana Sayfa Blog Sayfa 221

Suruç ailelerinden Şenyaşar ailesine dayanışma ziyareti

Suruç katliamında yaşamını yitirenlerin aileleri, Şenyaşar ailesine yaptığı dayanışma ziyaretinde, ‘Adaleti aramaya devam edeceğiz’ mesajı verdi

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP eski Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti 834’üncü gününe girdi. Pirsûs’taki evlerinden Urfa Adliyesi önüne gelen Emine Şenyaşar, “Şenyaşar Ailesi Adalet Köşesi” olarak adlandırılan alanda nöbete başladı.

Adliye önünde bulunan beton bariyerlere “Şenyaşar ailesi için adalet” yazılı pankartı asan Şenyaşar, yolu adliyeye düşen yurttaşlara maruz kaldıkları katliam ve devamında sürdürdükleri adalet mücadelesine dair bilgi verdi. Aileye destek ziyaretleri de devam ediyor.

Pirsûs ilçesi Amara Kültür Merkezi’nde 20 Temmuz 2015 tarihinde DAİŞ’in gerçekleştirdiği bombalı saldırıda yaşamını yitirenlerin aileleri, katliamda yaralı olarak kurtulanlar, Suruç İçin Adalet Platformu üyesi avukatlar, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Riha Milletvekili Dilan Kunt Ayan, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin de yer aldığı heyet, anne Emine Şenyaşar’ı ziyaret etti.

‘Adalet isteyen ailelerin yanındayız’

Ziyarette konuşan Suruç katliamında yaşamını yitiren İsmet Şeker’in kızı Dilek Şeker, Suruç ailelerinin 8 yıldır adalet aradıklarını belirterek, “8 yıldır ‘Suruç için adalet, herkes için adalet’ dedik. Bugün tekrar bunu söylüyoruz. Şenyaşar ailesi de bizim gibi çocuklarını kaybetti. Çocukları tutsak kalmış ailelerdendir. Biz bugün İstanbul’dan 15 saat yol alarak geldik. Adalet var mı? Hayır. Ama biz adalet arıyoruz. Biz her zaman adalet isteyen ailelerin yanındayız. Korkmuyoruz” şeklinde konuştu.

‘Dayanışma sürecek’

Yeşil Sol Parti Riha Milletvekili Ferit Şenyaşar, Suruç katliamında yaşananları hatırlatarak, “Suruç’a gelenler bizim misafirlerimizdi. Biz misafirlerimizi koruyamadığımız, önlerine siper olmadığımız için helallik istiyoruz ve buradan söz veriyoruz. Adalet sağlanana kadar, gerçek failler yargılanana kadar, aileler ile dayanışmamızı sürdüreceğiz” dedi.

 ‘Bizi bir araya getiren adalet’

Suruç katliamında annesi Nazegül Bahar Boyraz’ı kaybeden Yasemin Boyraz, şunları söyledi: “Türkiye’nin en ağır katliamlarından birine maruz kaldık. Ben Kürtçe bilmiyorum, Emine teyze de Türkçe bilmiyor. Bizi bir araya getiren adalet. Biz bu mahkemelerde o adaleti aramaya devam edeceğiz. Hep dayanışma içinde olacağız. Asıl biz aileden helallik istiyoruz. Çok fazla ailenin yanında duramadık. Hep ailenin yanında olacağız.”

Heyet bir süre aile ile birlikte nöbet tuttuktan sonra Pirsûs’ta DAİŞ’in gerçekleştirdiği canlı bomba saldırısında 33 kişinin katledilmesine ilişkin firari sanıklar Deniz Büyükçelebi ve İlhami Balı yönünden devam eden davanın 4’üncü duruşmasına katılmak için adliye binasına geçti.

RIHA

#Suruç #ailelerinden #Şenyaşar #ailesine #dayanışma #ziyareti

Türkiye ile Mısır 10 yıl sonra karşılıklı büyükelçi atadı

Türkiye ve Mısır arasındaki diplomatik ilişkiler büyükelçilik seviyesine çıkarıldı

Türkiye ve Mısır, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin büyükelçilik seviyesine çıkarıldığını duyurdu. Türkiye, Kahire Büyükelçisi olarak Büyükelçi Salih Mutlu Şen’i, Mısır ise Ankara Büyükelçisi olarak Amr Elhamamy’i aday gösterdi.

Dışişlerinden yapılan açıklamada söz konusu adımla iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden normalleşmesinin hedeflendiği, Türkiye ve Mısır halklarının çıkarları doğrultusunda ikili ilişkilerin geliştirilmesi amacına yönelik karşılıklı iradeyi yansıttığı ifade edildi.

Ne olmuştu

İki ülke arasında 10 yıldır süren kriz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır’da yönetime gelen Abdülfettah Sisi’yi darbeci ilan etmesi ile başlamıştı. Zamanla Erdoğan, destekledi Müslüman kardeşlerden desteğini çekerek Sisi’den yana pozisyon alarak normalleşme süreci başlatılmıştı.

DIŞ HABERLER

 

#Türkiye #ile #Mısır #yıl #sonra #karşılıklı #büyükelçi #atadı

Fransa’da bilanço ağır

Fransa’da 17 yaşındaki bir çocuğun polis tarafından öldürülmesi ardından başlayan olaylar sekizinci gece etkisini düşürerek devam etti. Patronlar sendikası MEDEF Başkanı Geoffroy Roux de Bezieux, protestoların 1 milyar Euro’dan fazla hasara yol açtığını belirtti

İçişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamaya göre sekizinci gece ülke genelinde 72 kişi gözaltına alındı. 157 kişinin gözaltına alındığı bir önceki geceye göre güçlü bir düşüş var.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bugün ülke genelinde olayların çıktığı yaklaşık 220 yerleşim biriminin belediye başkanı ile yapacağı görüşme öncesi, pazartesi gecesi olaylarının daha önceki gecelere kıyasla azaldı.

Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamada Macron’un yerel yönetim temsilcileriyle yapacağı toplantıda, “Bu olaylara yol açan nedenleri derinlemesine ele almak için uzun vadeli bir süreç başlatmak istediği” vurgulandı.

Yakılan araç ve binalar

İçişleri Bakanlığı’nın verdiği genel bilançoya göre ise; 12 bine yakın çöp konteynırı yakıldı, yaklaşık 6 bin otomobil imha edildi, 1.100’ü aşkın bina hasar gördü ya da yıkıldı.

4 bine yakın gözaltı

Adalet Bakanlığı’nın verdiği bilgilere göre; 3.915 kişi gözaltına alındı, bunlardan 1244’ü çocuk, 374 kişi hemen yargı önüne çıkarıldı.

Banka ve işyerleri yakıldı

İşyerleri ve kamu ulaşımına yakma ve yağma olaylarına ilişkin ilk mali bilanço da oluşturuldu. Patronlar sendikası Fransız İş Adamı ve Sanayiciler Derneği’nin (MEDEF) Başkanı Geoffroy Roux de Bézieux’ye göre, 200’ü aşkın işyeri tamamen yağmalandı, 300 banka şubesi imha edildi, 250 tütüncü dükkanı etkilendi.

Paris bölgesi ulaşım olanaklarını yöneten kamu kurumu IDFM, isyanın kamu ulaşımına maliyeti ilk tahminlerine göre en az 20 milyon euro olduğunu belirtti.

‘Okullar hasar gördü’

Eğitim Bakanı Pap Ndiaye, RTL radyosuna yaptığı açıklamada isyanda 243 okul ve eğitim kurumunun zarar gördüğünü ifade etti. Bunlardan 60’ının önemli ölçüde zarar gördüğü belirtildi. Bakan Ndiaye, “Bu binalar arasında 10 kadar yıkıldı ya da kısmen yıkıldı” dedi ve ekledi: “Okullara saldırmak, cumhuriyetin en canlı sembollerine saldırmaktır.” Sözkonusu mahallelerde “ayrımcılık, küme düşme”, aynı zamanda “işsizlik” ve “polisle zorlu ilişkiler” gibi sorunları kabul etmek gerektiğini ifade eden Bakan, ailelerin çocuklarla ilgilenmesini istemenin de meşru olduğunu söyledi. Bakan, “Hesap verebilirlik çağrımız var, bu aileleri cezalandırmak anlamına gelmiyor” dedi.

Genci öldüren polis için toplanan para 1 milyon Euro’yu geçti

Fransa’da 17 yaşındaki Cezayir asıllı Nahel’in ölümüne neden olan polise destek amacıyla internet üzerinden başlatılan yardım kampanyasında toplanan para şu ana kadar 1 milyon euroyu geçti.

DIŞ HABERLER

 

 

#Fransada #bilanço #ağır

Mereş’te devrilen minibüsteki 9 tarım işçisi yaralandı

Mereş’ın Göksun ilçesinde tarım işçilerini taşıyan minibüsün devrilmesi sonucu 9 kişi yaralandı

Mereş’ın Göksun ilçesindeki otogar yakınlarında tarım işçileri taşıyan minibüs sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu devrildi. Minibüsün devrilmesi sonucu 9 kişi yaralandı.

Yaralılar, sağlık ekiplerince ilçedeki hastanelere kaldırıldı.

HABER MERKEZİ

 

#Mereşte #devrilen #minibüsteki #tarım #işçisi #yaralandı

Dağ ve Er 48 gündür açlık grevinde, KDP sessiz

Hewlêr cezaevinde tutuklu bulunan Mazlum Dağ ile Abdurrahman Er’in, KDP’nin dayattığı tek tipleştirme politikaları ile kötü muameleye karşı başlattıkları açlık grevi eylemi 48 gündür devam ediyor

Türkiye’nin Hewlêr Büyükelçiliği diplomatlarından Osman Köse’ye yönelik 17 Temmuz 2019’da silahlı bir saldırı düzenlendi. Saldırıda Köse, Irak yurttaşı Nerîman Osman ve Hewler’den Beşdar Ramazan hayatını kaybetti. Mazlum Dağ ile Abdurrahman Er bu saldırıların faili olarak tutuklanmıştı. Dağ ve Er, o tarihten bu yana Hewlêr cezaevinde tutuklu bulunuyor.

Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er, son olarak tek tip elbise dayatmasına karşı 18 Mayıs’ta açlık grevine girdi. Talepleri hala karşılanmadığı için eylemleri 48’inci gününde devam ediyor.

Mazlum Dağ, 23 Haziran’da ailesi ile yaptığı telefon görüşmesinde; durumlarının kötü olduğunu, hastanede doktor ve ilaç olmadığını, 10 gündür kendilerini kimsenin ziyaret etmediğini ve Er’in 20 kilo kendisinin ise 10 kilo kaybettiğini belirtmişti.

Her iki tutuklunun ailesi, çocuklarına yönelik artan baskıları kınayarak Güney Kürdistan aydınlarına ve insan hakları derneklerine çocuklarına sahip çıkma çağrısında bulunmuştu.

KNK’den çağrı

KNK, 46 gündür açlık grevinde olan Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er’e ilişkin Hewlêr yönetimine çağrıda bulunmuştu. KNK, tutuklu hakları konusunda Hewlêr yönetimi başta olmak üzere parti, örgüt, kurum ve bu konuda yetki ve söz sahibi olanlara çağrıda bulunarak her iki gencin de cezaevindeki diğer tutuklularla eşit haklara sahip olması gerektiğini ifade etmişti.

‘Sağlık ve güvenliklerinden KDP sorumludur’

KCK Dış İlişkiler Komitesi de bir açıklama yaparak, Hewlêr cezaevindeki insanlık dışı koşullara tepki olarak açlık grevinde bulunan siyasi tutsaklar Mazlum Dağ ve Abdurrrahman Er’in sağlığı ve güvenliğinden KDP’nin sorumlu olduğunu belirtmişti.

İdama Karşı Dayanışma İnisiyatifi ise Hewlêr Cezaevi’nde açlık grevini sürdüren Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er’in durumuna dikkat çekerek taleplerinin karşılanması çağrısı yapmıştı.

Dağ ve Er’e verilen sözler tutulmadı

Her iki tutuklu, verilmeyen sözler, artan baskı ve hak ihlallerine karşı 13 Şubat 2022 tarihinde açlık grevinin bir üst aşaması olan ölüm orucuna girmişti. Kendilerine cezaevi idaresi tarafından koşullarının düzeltileceğine dair verilen sözden sonra 22 Şubat’ta eylemlerini sonlandırmışlardı.

Ancak Dağ ve Er, Cezaevi idaresi tarafından verilen sözlerin tutulmaması üzerine 28 Mayıs 2022 tarihinde tekrar açlık grevi eylemi başlatmışlardı. Talepleri idare tarafından kabul edilince eylemlerini 14’üncü günde sonlandırmışlardı.

Kaynak: RojNews

#Dağ #gündür #açlık #grevinde #KDP #sessiz

Gazeteci Kadir Bayram gözaltına alındı

Gazeteci Kadir Bayram, evine yapılan baskınla gözaltına alındı

Gazeteci Kadir Bayram, Amed’de evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alındı. Gözaltı gerekçesi öğrenilemeyen Bayram’ın, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü belirtildi.

AMED

#Gazeteci #Kadir #Bayram #gözaltına #alındı

Kayyum yandaşa ihale verdi, belediyeyi 450 milyon borçlandırdı

‘Îdir Belediyesi kayyumunun tüm ihaleleri AKP’li isimlere verdiğini’ belirten belediye Meclis üyesi Musa Eterci, kayyumun belediyeyi 3 yılda 450 milyon lira borçlandırdığını aktardı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) yüzde 50,1 oy oranıyla yönetime geldiği Îdir (Iğdır) Belediyesi, 15 Mayıs 2020’de kayyum atanması sonrası borç batağına sokuldu. 450 milyon TL borcu olan belediyede, tüm ihaleler AKP’nin kentte 6 yıl boyunca il başkanlığını yapan Abdulcabbar Baştemur’un ailesine ait firmaya verildi. Baştemur’un ailesine ait firmaya, şimdiye kadar toplam 58 milyon 796 bin TL bedelle 15 ihale verildiği ortaya çıktı.

‘İhaleler yandaş şirkete’

Kayyum Vali Engin Sarıibrahim’in yönetimindeki belediye, 13 Mayıs’ta “Yeşil Kuşak Yolu 2 Etap Yapım İşi” ihalesi yaptı. Yaklaşık maliyetin 7 milyon 102 bin TL olarak gösterildiği ihaleye iki teklif verildi. İhale, 6 milyonluk 847 bin TL’lik telifle Baştemur ailesine ait Başyol Yapı şirketine verildi. Aynı şirkete 23 Temmuz 2022’de de 6 milyon 847 bin TL’lik yol yapım ihalesi verildi. Baştemur’un şirketleri, son 11 yılda kamu kurumlarından 75 milyon 662 bin TL’lik tam 31 ihale aldı. Bu ihalelerin 58 milyon 796 bin TL’lik kısmını, Iğdır Belediyesi’nden alınan işler oluşturdu.

Tüm ihaleler Baştemur ailesine

Baştemur ailesine ait Başyol Yapı, ayrıca Iğdır İl Özel İdaresi’nden 6 milyon 554 bin TL’lik 8 ihale, kentin Halfeli Belediyesi’nden 739 bin TL’lik ihale ve Doğubayazıt Belediyesi’nden 6 milyon 745 bin TL’lik ihale aldı.

Abdulcabar Baştemur’un kardeşi Reşit Baştemur’e ait Hakra İnşaat da son 11 yılda kamu kurumlarından 35 ihale aldı. Söz konusu ihalelerin toplam bedeli ise 36 milyon 933 bin TL oldu. Hakra İnşaatın, Iğdır Belediyesi’nden 26 milyon 513 bin TL’lik 16 ihale, Halfeli Belediyesi’nden 5 milyon 683 bin TL tutarında 5 ihale, Melekli Belediyesi’nden 2 milyon 736 bin TL’lik 3 ihale, Hoşhaber Belediyesi’nden 813 bin TL’lik 3 ihale aldığı ortaya çıktı.

Belediyenin kayyum tarafından borç batağına sürüklenmesi ve tüm ihalelerin AKP’lilere verilmesini Mezopotamya Ajansı’dan Berivan Kutlu’ya değerlendiren HDP Îdir Belediyesi Meclis üyesi ve Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu Îdir Eşsözcüsü Musa Eterci, HDP yönetiminde kasalarında 7 milyon TL olduğunu ancak kayyum atandıktan sonra belediyenin 450 milyon TL’yi borcu olduğunu aktardı.

‘Kayyum iktidara kaynak aktarmak için atandı’

Halkın büyük bir desteği ile belediyeyi aldıklarını ifade eden Eterci, “Biz, belediyeyi borçsuz bir şekilde aldık. Kayyum atanmadan öncede kasamızda yaklaşık 7 milyon TL vardı. Herhangi bir proje yapılmadığı halde belediye şuan 400-450 milyon TL civarı borçlanmış durumda. Bütün halkımız biliyor ki kayyumların atanmasının temel nedeni belediyelerden rant devşirmektir. Rant kapısı açılması için atamalar yapıldı, belediyelerimize atanan kayyumların temel nedeni budur. Hiçbir arkadaşımızın ne rantla ne de başka bir şeyle suçlanmadığını herkes biliyor. AKP rant alanı oluşturmak ve iktidara kaynak aktarmak için kayyumları atadı” dedi.

‘Projelerimiz üzerinden rant devşiriyor’

Kayyumun HDP’nin projelerini kendi projeleri olarak lanse ettiğini söyleyen Eterci, “Billboardlara astığı projeler bizim projelerimiz ve bunun üzerinden rant devşiriyor. Seçimlerde halka vaat ettiğimiz, temelini attığımız projelerimizi kendi projeleri olarak yansıttı. Otogar, taziye evi ve sebze hali projelerimizi devam ettirdi. Sebze halini kentin dışına götürmeyi planlıyorduk, fakat o tam tersi merkez yerlere taşıdı. Biz seçildiğimizde hizmetin daha az gittiği 6 mahalleyi kapsayan bir proje başlattık. Bunu yaparken önceki belediyemizin fonlardan aldığı bir miktar para vardı. Biz projemizi başlatamadan kayyum atandı. O 33 milyonluk proje AKP’li bir müteahhitte verildi. Projeyi; tek tek tüm mahallelerde alt ve üst yapı bitecek şekilde tasarladık. Biri bitmeden diğer mahallede çalışmalar başlatmama kararı aldık, fakat onlar tüm mahallelerde aynı anda bu çalışmaları başlattı. Ama 3 yıldır mahallelerin projeleri hala bitmedi ve büyük sorunlar oluştu” diye aktardı.

‘Projeler, MHP bölgesine kaydırıldı’

Kayyumdan önce yeni bir imar planı hazırladıklarını ifade eden Eterci, “İmar planını kapsayan mahallelerdeki yurttaşlar, imar planına uygun evler yaptılar. Fakat kayyum rant alanı sağlamak için bazı evleri yıktı. Bu durum toplumda büyük bir huzursuzluk oluşturdu. Yine 2 yıldır 18’inci maddenin uygulandığı projeler bitmedi. 2009 yılında belediyeyi aldığımızda, ‘Yeşil Kuşak’ diye bir proje başlatmak istemiştik ve bu 7 tane mahalleyi kapsayan bir projeydi. Ama maalesef kayyum projeyi iptal ederek asfalt döktü. Yeşil Kuşak projesini ise hiç ihtiyaç olmayan başka bir bölgeye kaydırdı. Kaydırılan bölge daha çok MHP’nin tabanının olduğu yer ve orada arsa fiyatları 3-5 milyona çıktı” şeklinde konuştu.

  ‘Tarafsız belediyecilik yapılmıyor’

Kayyumun tarafsız belediyecilik yapmadığını vurgulayan Eterci, “Maalesef tüm valiler, kaymakamlar iktidar partisinin birer temsilcisi gibi çalışıyor. Halkın idarecisidir ama bölgede iktidar partisinin temsilcisi gibi çalıştı. Kayyum yaklaşık 3 yıldır belediyede tüm ihaleleri AKP İl Başkanı Ali Kemal Ayaz’ın kardeşine veriyor. Söz konusu firma önceden il başkanın adınaydı, fakat il başkanı seçilince kardeşine devretti. Yapılan ihalelerinin yüzde 90’ı AKP’li ya da MHP’li iş insanları alıyor. Kürt esnaflar ise yıllardır iş yapamaz halde” dedi.

 Deprem önlemleri alınmıyor

Îdir’in ikinci derece deprem bölgesi olduğunu hatırlatan Eterci, şunları söyledi: “Deprem çok da umurlarında değil. Îdir’de biz gelir gelmez uzmanlarla birlikte zemin ve bina stoku kontrolü yaptık. Kentte 380 binden fazla binanın kentsel dönüşüme girmesi gerektiğini tespit ettik. Bunun raporlarını dönemin bakanlarına ve müfettişlerine verdik. Kent bataklıkta inşa edildiği için 5 kat bina yapımı bile riskli iken, son dönemlerde 9 kata bile izin verildi. Bu da olası bir depremde 5 ve üzeri katlarının yüzde 80’inin yıkılması demektir.”

ÎDİR

 

#Kayyum #yandaşa #ihale #verdi #belediyeyi #milyon #borçlandırdı

Madımak Oteli Hafıza Merkezi kuruldu

Madımak katliamının unutulmaması ve gelecek nesillere yaşananların aktarılması amacıyla Madımak Oteli Hafıza Merkezi kuruldu. Yıl sonuna kadar tamamlanması planlanan çalışmada, Sanal Müze, Dijital Kütüphane, belgesel ve sözlü tarih çalışmaları yer alacak

Sêwas’ta (Sivas) 2 Temmuz 1993 tarihinde yaşanan Madımak Oteli katliamında yaşamını yitirenler anısına oluşturulan Madımak Katliamı Hafıza Merkezi projesi çalışmalarına devam ediyor. Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu tarafından organize edilen proje çalışmalarına, 2022 Nisan ayında başlandı. 5 bölümden oluşan projenin ilk adımı olan Dijital Kütüphane 10 Haziran’da açılırken, sırada Sanal Müze, belgesel, wep belgesel ve sözlü tarih projeleri var. Hafıza Merkezi tasarımcılar, yaratıcılar, grafiker, yazılımcıdan oluşan yaklaşık 30 kişilik bir ekipten oluşuyor.

Çalışmalar sırasında hem katliamın canlı tanıkları hem de katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerinden oluşan yaklaşık 120 kişi ile görüşmeler yapıldı. Yapılan görüşmeler hem sözlü tarih hem de belgesel çalışmalarında kullanılacak. Aynı zamanda oluşturulan Sanal Müze ile oluşturulan 3 boyutlu çalışma ile de katliamda yaşamını yitirenlerin anılarının canlı tutulması amaçlanıyor.

Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Koordinatörü Eylem Şen ve Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi, Halk Ozanı Ali Çağan, projenin ayrıntılarını ve amaçlarını Mezopotamya Ajansı’na anlattı.

‘Proje parça parça sunulacak’

Hafıza Merkezi Koordinatörü Eylem Şen, 5 bölümden oluşan projenin parça parça sunulacağını söyledi. İlk olarak 10 Haziran’da Dijital Kütüphane’nin yayınlandığını aktaran Şen, “Eylül ayında Sanal Müze açılacak. Bu kütüphaneye dayanarak ve sözlü tarih çalışmalarından yola çıkarak bir belgesel ve wep belgesel çalışması yapılıyor. 2D tasarımların olduğu ve tüm yaşananları bir kaç metin üzerinden anlattığımız bir çalışma gerçekleştiriyoruz. Kasım ayında belgesel gösterilebilir bir durumda olacak. Benzer zamanlarda wep belgeselde hazır olacak. Son olarak ise Sözlü Tarih Görüşmeleri yayınlanmış olacak” dedi.

‘Hatıra müzesi’

Projenin detaylarına değinen Şen, şunları söyledi: “Sanal Müze çalışması wep portal üzerinden Madımak Oteli’ni referansla oluşturuldu. Otelin mutfak giriş kapısı üzerinden oluşturulan bu projede, katliamda hayatını kaybeden her bir can için ayrı ayrı oda tasarımları yaptık. Bunları yaparken ailelerden aldığımız nesnelerin 3D modellemesini yaparak odalara yerleştirdik. Onların tutkuları, hayalleri, hayatta gerçekleştirdikleri, onları mutlu eden ne varsa bu odalara taşımaya çalıştık. Bu aslında aynı zamanda bir hatıra müzesi. Sanal müzenin kendisi de Madımak Oteli’nin 30 yıldır bir utanç müzesi yapılmasını isteyen ailelerin talebine dikkat çekmek için yapıldı. Madem Madımak’ta bizim istediğimiz şekilde orada yaşanan acıyı, Alevilere yönelik soykırımı görünür kılan, bütün toplumun utanması gereken bir müze yapılmıyor. O zaman dünyanın her yerinden bakan herkesin görebileceği ve bu büyük acıyı gösterebileceğimiz bir wep portal yapalım dedik.”

‘Madımak ile yüzleşilseydi Roboski , Suruç olmazdı’

Hafıza Merkezi ile tüm yaşananları görünür kılmak, 33 canı sonsuzluğa taşımak ve katliamla ilgili hakikatlere işaret etmeyi amaçladıklarını vurgulayan Şen, Madımak katliamının hala yaşayan bir katliam olduğunu ve bununla ilgili bir yüzleşme olmadığını belirtti. “Madımak ile yüzleşilseydi, Roboski, Suruç olmazdı” diyen Şen, “Bütün bunlarla yüzleşmek ve toplumsal hafıza yaratmak hepimizin sorumluluğu. Bu merkezi toplumun tüm unsurlarıyla birlikte tamamlayabiliriz. Madımak katliamı ve burada hayatını kaybedenlerle ilgili elinizde belge, bilgi, görsel, video olan herkes hafıza merkezi ile paylaşırsa seviniriz. Ancak böylelikle güçleniriz ve toplumsal hafıza yaratabiliriz. Bütün bu süreçlerde yaşanan suçlarla yüzleşmeye bir katkınız olabilir” diye seslendi.

 ‘Katliama inanmıyorlar, film kesiti sanıyorlar’

Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Ali Çağan ise, katliamın canlı tanıklarından olduğunu aktardı. Aradan 30 yıl geçmesine rağmen adalet arayışının da yüreklerindeki ateşin de sönmediğini dile getiren Çağan, “Ben hep 2 Temmuz 1993’te ve Madımak Otelinin içerisindeyim. İsveç’te insanlara bu katliamı anlattığımızda, inanamıyorlar, film kesiti sanıyorlar. Normal bir insanın algılayamayacağı bir olaya tanık olduk. Böylesi bir durumda bizim hala yüreğimiz yanıyor, acımız büyük. Bu çalışmayla 500 yıl sonra da bu topraklarda, insanların dini, ırkı, inancı yüzünden egemenler tarafından katledilmesinin önünü kesecek bir şey bırakmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Canlı tanıkların da artık hayatını kaybetmeye başladığını dile getiren Çağan, onların tanık olduğu her şeyin de kendileriyle birlikte yok olduğunu belirtti. Çağan, “Yaşananların bizden sonraki kuşaklara da aktarılması gerektiğini düşündük. Kaybettiğimiz canların anlatılması gerekiyordu. Orada katledilenler sadece 33 rakamından ibaret değildi. İnanıyorum ki bu topraklara, sevginin üzerine kurulmuş bir yapı getirilecek. Hep birlikte bunlardan hesap soracağız” dedi.

İZMİR

#Madımak #Oteli #Hafıza #Merkezi #kuruldu

Cilo’da çok yönlü saldırı

Kutup bölgelerinde ortaya çıkan buzul erimeleri Cilo Dağları’nda da kendisini gösteriyor. Cilo Sat Buzulları maden sahası olarak işaretlenirken, diğer yandan turizm adı altında bölgede yağmalama adımları festivalle büyüyor

Yusuf Gürsucu / İstanbul

Colomêrg’de (Hakkari) 3 bin 400 rakıma sahip Cilo Dağları ve Sat Buzul Gölleri’nde düzenlenen festival bölgenin doğal yapısının yağmaya açılmasını genişletirken, devlet eliyle düzenlenen festivalle halk üzerinde algı yaratılıp yağma da rıza üretilmeye çalışılıyor. Dağ kriyosferi yani buzul göller, insanlığın yarısına tatlı su ve diğer yaşamsal ekosistem hizmetleri sağlayan çok değerli ve mutlak korunması gereken alanlar olarak niteleniyor. Dağ buzullarındaki erime ve olası kirlilikler, bölgede yaşayan insanlar üzerinde doğrudan, buzulların beslendiği nehir havzalarında yaşayanlar üzerinde ise dolaylı etkileri vardır. Gerçekleştirilen festival alanı buzul gölünün kıyısında olması bölge ekosistemi açısından büyük bir tehdit olarak ortaya çıkarken düzenleyici devlet organlarının aynı bölgeyi maden sahası olarak belirlemiş olması, birçok yağma planının festival ardına gizlendiğini gösteriyor.

Halk bölgeden sürülür!

Turizm sermaye çıkarını besleyen özelliğe sahiptir. Ülkelerin sahillerinin yağmalanması, bitki örtüsünün yok edilmesi, doğasının bir daha geri kazanılamayacak şekilde kirletilip bozulması turizmin yıkıcı yüzünün gözlerden gizlenmesi işlevi görmektedir. Cilo buzullarını turizm adı altında sermaye hizmetine koşmak ise doğal yaşama vurulan en büyük darbelerden birisidir. Cilo Dağları ve buzullarına dönük süren çok yönlü saldırı bölge halkının yaşadığı alanlardan sürülmesiyle devam edeceği bugüne kadar dünyada yaşanan birçok örnekte yaşanmıştır. Afrika’da Batılı turistlere “safari turizmi” yaptırmak için bütün bir bölge boşaltılıp kabilelerin silah zoruyla göç ettirildiği bilinen bir gerçektir.

Cilo buzullarının yarısı eridi

Madenlerle kuşatılmaya devam edilen Cilo Dağları’nın eteklerinde büyük vadi buzulunun son 31 yılda yüzde 48 eridiği tespit edilirken en büyük erime ise son 10 yılda yaşandı. 2021 yılında “kesin korunacak hassas alan” kapsamına alındığı ilan edilen buzullarla ilgili çalışma yürüten bilim insanları, buzullarda yaşanan felaketi gözler önüne sermişti. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onur Şatır, buzullardaki erimeyi uydu verileri üzerinden hazırladıkları bir bilimsel makalesi Hollanda’daki bilimsel bir dergide yayımlandı.

‘Büyük bir çözülme var’

Doçent Satır, “Çok net bir kayıp var. Bu kayıp buzulun bütünlüğünü de bozmuş. Dolayısıyla ilerleyen zamanda bu erime devam edecek. Son 30 yılda beklenenin üzerinde bir çözülme söz konusu” dedi. Erimedeki en büyük etkenlerden birinin küresel ısınma olduğunu vurgulayan Şatır, fiziki ve coğrafi koşulların da buz tabakalarını etkilediğini aktarırken buzulların tamamen erimesine yol açan ve açmaya devam edecek olan maden girişimlerine makalede yer vermemesi dikkat çekiciydi.

Erime hızlanacak Kentteki buzullara yönelik çalışma yapan Hakkari Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Nuri Bodur ise “Türkiye’de buzulların yaşının yaklaşık 1-2 milyon yıl olduğunu yapılan incelemelerden biliyoruz. Yaptığımız son gözlemler sonucunda buzullardaki erime sürecinin hızlandığını görüyoruz. Bunun da bölgesel olarak mikro iklim, ekosistem, bitki örtüsü ile tarım ve hayvancılık açısından büyük etkilerinin olduğunu söyleyebiliriz” diye belirtti.

Çok yönlü talan

Kutuplarda buzulların erime sürecinin inanılmaz bir hızla sürdüğü ve yakın gelecekte dünyanın birçok bölgesinde kentlerin sular altında kalacağı ve milyonlarca insanın bu nedenle göç etmek zorunda kalacağı tespitleri yapılıyor. Bununla birlikte milyonlarca hektar tarım arazisi deniz sularıyla kaplanacağı ve bu durumun dünyada gıda krizini büyüterek yine milyonlarca insanın açlıktan öleceği gerçeği ile yüz yüzeyiz. Bu süreç hızla gelişirken doğal alanların mutlak korunması gerekirken Cilo Sat Gölleri’nin de içinde bulunduğu bölge hem milli park hem turizm alanı hem de maden sahası olarak işaretlenmiş olması Türkiye’de ikiyüzlülüğün önemli bir parçası olarak öne çıkıyor.

72 bin dekar alan maden sahası

Colemêrg’de 2020 Ağustos ayında 7 bin 186 hektar (71 bin 186 dekar) doğal alan içinde bulunan 5 bölge için ihale yapılmıştı. İhaleye çıkan 5 bölgenin tamamı şirketlerin yaptığı noktasal taleplerdi. Cilo Sat Gölleri ve Korgan köyü, Derecik’teki Govend Dağı ile kent merkezine bağlı Ördekli (Kotranis) köyü vadisi ve Nebirnav Yaylası maden bölgesi olarak belirlenirken, bu bölgelerde madencilik başlaması halinde neler yaşanacağını düşünmemiz gerekiyor. Colemêrg için hazırlanan MTA raporlarında; krom, kurşun, çinko, bakır, titanyum vd. madenler bulunduğu belirtilirken çinko ve kurşun rezervinin 40 milyon ton olduğu iddia edilmişti.

Cilo kuşatma altında

Hakkari Valiliği, Türkiye Kurşun ve Çinko Çalışma Grubu, Sanayi ve Teknoloji İl Müdürlüğü, İl Özel İdaresi, Hakkari Üniversitesi ile Ticaret ve Sanayi Odası’nın (TSO) desteğiyle “Kurşun-Çinko Çalıştayı” düzenlenmişti. Çalıştayın hedefi Colemêrg coğrafyasını yerle bir edecek özellik barındırıyor. Çalıştay için Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı’nın (DAKA) hazırladığı fizibilite raporunda, “Hakkari-Şırnak bölgesi, Türkiye’nin en büyük çinko-kurşun provensi (aynı türden birden fazla yatak) ve 100 milyon ton düzeyinde kurşun-çinko potansiyeli içermektedir” denilirken Türkiye Kurşun, Çinko Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Öztürk çalıştayda yaptığı vurgular yağmanın birçok koldan ilerlediğini ortaya koydu. Öztürk, “Burada büyük yataklar var. Potansiyel var” sözleriyle bölgeye dair sermayenin ilgisini uyandırmaya çalışıyordu.

 

 

#Ciloda #çok #yönlü #saldırı

AKP iktidarının sırrı

Sağcı partilerden bazıları uzun süreler iktidarda kalabildi. Uzun süreli iktidarda kalan Demokrat Parti, Adalet Partisi ve Anavatan Partisi’ne şimdi de Adalet ve Kalkınma Partisi katılmış durumda. Dahası 21 yıldır devam eden iktidar süresiyle AKP, bu konuda bir rekor kırmış bulunuyor. Peki ama AKP, bunu nasıl başardı?

Hüseyin Aykol

Ülkemizde II. Dünya Savaşı sonrasında çok partili sisteme geçildi. İşte o günden bu yana sağcı iktidarlar tarafından yönetiliyoruz. 1946 seçimlerini aslında Demokrat Parti (DP) kazanmıştı; ancak sayım sonuçlarıyla oynandı ve iktidar kendilerine verilmedi. 1950 seçimlerinde ise DP’nin iktidara gelmesine izin verilmek zorunda kalındı.
Daha sonraki dönemde parlamenter sistem zaman zaman ordunun darbeleriyle sekteye uğratıldı. Darbe dönemlerinde kurulan teknokrat hükümetler de dahil olmak üzere, o günden bu yana sol partilerin kısa süreli koalisyon hükümetlerini saymazsak, hep sağ partiler tarafından yönetiliyoruz.

Sağcı partilerden bazıları uzun süreler iktidarda kalabildi. Uzun süreli iktidarda kalan Demokrat Parti, Adalet Partisi ve Anavatan Partisi’ne şimdi de Adalet ve Kalkınma Partisi katılmış durumda. Dahası 21 yıldır devam eden iktidar süresiyle AKP, bu konuda bir rekor kırmış bulunuyor. Peki ama AKP, bunu nasıl başardı?
İçeride bunca yıldır iktidarda kalabilmelerinin iki temel nedeni, algı yönetimi konusunu ciddiye alıp, medyanın neredeyse tamamını ele geçirmeleriyse, diğeri kendilerine alternatif olabilecek sağcı partilere yaşama şansı vermemeleri olsa gerek. Bu arada, tüm sağ partiler gibi tarikat ve cemaatlerle ilişkilerini sıkı tuttular. Neredeyse tüm cemaatlerin desteğini kendilerinde toplamakla kalmadılar; kendi cemaatlerini de kurmaya başladılar.
Milli Görüş kaynaklı ve esasen İslami tarikatlara-cemaatlere dayanan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin girdiği parlamento seçimlerde elde ettiği sonuçları birlikte gözden geçirelim:

2002 Seçimleri

Bu seçimlere yasal zorunluluğunu yerine getirmiş (illerin en az yarısında örgütlenmiş ve seçimlerden en az 6 ay önce genel kurulunu yapmış) 20 parti girebildi. Bunlardan 12’si sağ partilerdi: Anavatan Partisi, Aydınlık Türkiye Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi, Büyük Birlik Partisi, Demokrat Parti, Demokrat Türkiye Partisi, Doğru Yol Partisi, Liberal Demokrat Parti, Millet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Yeniden Doğuş Partisi, Yurt Partisi. Bu özellikleri taşımayan; ancak mecliste grubu olduğu için seçimlere girebilen sağcı partiler ise şunlardı: Adalet ve Kalkınma Partisi, Saadet Partisi…

2002 seçimlerinde tüm sağ partiler barajı geçemezken yeni kurulan ve mecliste grubu olmasa seçimlere katılamayacak olan Adalet ve Kalkınma Partisi, barajı geçen tek sağ parti oldu ve meclise 363 milletvekili ile girdi. Sol partilerden de sadece CHP barajı aşan parti olarak meclise 178 milletvekili gönderdi. AKP, 363 vekilliği yüzde 35 oy oranı ile kazanırken, CHP’nin oy oranı da sadece yüzde 19 idi.
2002 yılında baraj altında kalan sağ partilerin oy oranları ise şöyle oldu: Doğruyol Partisi-yüzde 9.9, MHP-yüzde 8, Genç Parti-yüzde 7, ANAP-yüzde 5…

2007 Seçimleri

2007 seçimlerinde AKP, meclise gönderdiği tek başına 341 vekil ile tek başına iktidar olmayı sürdürürken, meclise bir sağ parti daha girdi. MHP 70 vekil ile meclise girerken, CHP’nin vekil sayısı 112’ye düştü. AKP’nin oy oranı yüzde 46.5’a yükselirken, vekil sayısı 363’ten 341’e düşse de tek başına iktidar olmayı sürdürdü.
CHP aldığı oy oranı yüzde 19’dan yüzde 21’e yükselse de, vekil sayısı 178’den 112’ye düştü. Bunun nedeni ise yüzde 14 oy alan MHP’nin 70 vekille meclise girmesiydi. Barajı geçemeyen üç sağ partinin oy oranları ise şöyle oldu: Demokrat Parti-yüzde 5.4, Genç Parti-yüzde 3 ve Saadet Partisi-yüzde 2.3

2011 Seçimleri

2011 seçimlerinde AKP, aldığı yüzde 49 oy oranı ve meclise gönderdiği 327 vekille tek başına iktidarını sürdürdü. Bu seçimlerde oy oranını yüzde 26’ya yükselten CHP, 135 vekillik kazanırken; oy oranı yüzde 13’e düşen MHP’nin vekil sayısı 53’te kaldı. Bağımsızlar ise 35 vekillik kazandı.
Bu seçimde seçime girme hakkı olan 8 partiden sadece Saadet Partisi’nin oy oranı yüzde 1’i geçebildi. Sağda alternatif olma girişiminde bulunan Halkın Sesi Partisi (Has Parti) bu seçimlerde yüzde 0.77 oy olarak büyük hayalkırıklığı yarattı. Eskilerden Doğru Yol Partisi’nin oy oranı ise yüzde 0.15 ile yerlerde sürünüyordu.

2015 Seçimleri

HDP’nin parti olarak seçimlere girip, 80 vekillik kazanması, meclisteki AKP’nin tek başına iktidar ve CHP ve MHP’li muhalefet denklemini bozdu. Haziran ayında yapılan seçimler, Kasım ayında tekrarlandı ve AKP yeniden tek başına iktidarı sürdürebilir hale geldi.
2015 yılı Haziran ayında yapılan seçimlere 13 sağ parti katılabilirken, bunlardan sadece Saadet Partisi, yüzde 2’lik oy oranına ulaştı. AKP ve MHP dışındaki 10 sağ partinin oy oranları yüzde 1’in altındaydı.

Aynı yılın Kasım ayında tekrarlanan seçimlere ise 9 sağ parti katılırken; AKP ve MHP dışındaki 7 partiden en yüksek oyu alan Saadet Partisi’nin oy oranı sadece yüzde 0.66 olabildi. Haziran ayında yüzde 41’lik oy oranıyla 258 vekillik kazanabilen AKP, Kasım seçimlerinde oy oranını yüzde 49.5’a, milletvekili sayısını ise 317’ye yükseltmeyi başardı.

2018 Seçimleri

Bu seçimlerde de yüzde 42.5 oy oranıyla 295 milletvekili kazanan AKP, tek başına iktidarını korurken, 4 partili meclise beşinci bir parti daha girmeyi başardı. CHP’nin seçime girmesi için 15 vekilini gönderip, grup kurmasını sağladığı İYİ Parti, iktidarın engellemelerini aşarak 43 vekille mecliste temsil hakkı kazandı.
2018 milletvekili seçimlerinde yüzde 23 oy oranıyla CHP 146 vekilini meclise gönderdi. HDP’nin 67 vekille temsil edildiği mecliste, MHP’nin 49 vekili oldu. Bu seçimlere sadece 5 sağcı parti katılabildi. AKP, MHP ve İYİ Parti mecliste temsil edilirken; meclise vekil gönderemeyen Saadet Partisi yüzde 1.3 oranında, ilk kez seçimlere girebilen Hür Dava Partisi (Hüda-Par) ise yüzde 0.3 oy alabildi.

2023 Seçimleri

Bu seçimlere hem soldan hem de sağdan katılan parti sayısı çok yüksek oldu. 2023 seçimlerine katılabilen 24 partinin 14’ü sağ eğilimliydi. Ancak yüzde 35.6 oy almasına rağmen tek başına iktidarını koruyabilen AKP’nin yanı sıra sağcı partilerden MHP, İYİP kendi listeleriyle; Yeniden Refah Partisi AKP’nin baraj desteğiyle, Hüda-Par AKP listesinden; DEVA, Gelecek, Saadet ve Demokrat Parti ise CHP listelerinden meclise girdiler.
Bugün mecliste AKP’nin 263 milletvekili bulunuyor. Bu milletvekili sayısıyla AKP aslında tek başına iktidar olamıyor; ancak bu sayıya MHP’nin 50, Yeniden Refah Partisi’nin 5 ve Hüda-Par’ın 4 milletvekili de eklendiğinde toplam sayı 322 ediyor. Dahası bu sayıya İYİ Parti’nin 44, DEVA’nın 15, Gelecek Partisi’nin 10, Saadet Partisi’nin 10 ve Demokrat Parti’nin 3 milletvekilini de eklerseniz; mecliste 404 kişilik sağ bir blok bulunuyor.

Başka sağcı partileri yaşatmadı

AKP, kendine alternatif olabilecek sağcı partileri yaşatmadı. 2002 seçimlerinde baraj altı kalan sağcı eski iktidar partilerinden ANAP ve Doğru Yol Partisi birleşme operasyonları esnasında birbirini bitirirken; 2002’nin sürpriz partisi Genç Parti ise AKP’nin yolsuzluk operasyonlarına maruz kaldı ve liderleri yurtdışına kaçan Parti, giderek küçüldü.
AKP’ye alternatif olarak Numan Kurtulmuş liderliğinde kurulan Halkın Sesi Partisi, girdiği ilk seçimde yüzde 1 bile oy alamayarak hayalkırıklığı yaşadıktan sonra AKP katıldı. Abdüllatif Şener liderliğindeki Türkiye Partisi, seçime girebilecek örgütlenmeye bile ulaşamadı. Şener ise bağımsız olarak girdiği seçimi kazanamayınca, parti kapatılmak zorunda kalındı.

Doğru Yol Partisi

Doğru Yol Partisi (DYP) 1983 yılında kuruldu. Siyasi yasağı kalktıktan sonra partinin başına Süleyman Demirel geçti. 1987 seçimlerinde DYP, kazandığı 59 milletvekili ile dönemin Başbakanı Turgut Özal’a muhalefet yapmaya başladı. Demirel liderliğindeki Doğru Yol Partisi, 1991 seçimlerinde 178 vekillik kazandı ve koalisyon hükümetine katıldı.
Demirel’in cumhurbaşkanı seçilmesi ardından partinin genel başkanlığına Tansu Çiller seçildi. Çiller’in başkanlığındaki DYP, 1995 ve 1999 seçimlerinde düşüşe geçti ve 2002 seçimlerinde yüzde 9.9 oy almasına rağmen baraj altı kaldı. Doğru Yol Partisi ile ANAP’ı Demokrat Parti adı altında birleştirme çabaları sonrasında DYP fiilen tarihe karıştı.

Anavatan Partisi

Turgut Özal liderliğinde 1983 yılında kurulan Anavatan Partisi (ANAP) 1983 ve 1987 seçimlerini birinci parti olarak bitirdi ve iki dönem tek başına iktidar olmayı başardı. İki dönem boyunca başbakanlık yapan Turgut Özal’ın 1989 yılında cumhurbaşkanı seçilmesini sağladı. Daha sonra kurulan birçok koalisyon hükümetinde yer alan ANAP, 2002 seçimlerinde sadece yüzde 5 oy alarak meclis dışında kaldı. Doğru Yol Partisi ile birleşme çabaları sonrasında iyice eriyen parti, siyasi mirasını şimdi Demokrat Parti içinde devam ettirmeye çalışıyor.

Genç Parti

Hasan Celal Güzel liderliğindeki Yeniden Doğuş Partisi’nin 26 Kasım 1992 günü isim değiştirmesiyle kurulan Genç Parti, beklenmedik bir şekilde 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde yüzde 7.25 oy aldı. Genç Parti’ye gösterilen bu ilgi, MHP’nin oylarını düşürdü ve onun baraj altında kalmasına neden oldu.
Genç Parti, 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde, sadece yüzde 3 oy alarak girdiği ikinci seçimde de seçim barajını aşamadı ve bu yüzden meclise girmeyi başaramadı. Genç Parti, 2023 seçimlerinde sadece yüzde 0.21 oy aldı. Partinin kapanacağı konuşuluyor.

Halkın Sesi Partisi

Halkın Sesi Partisi (HAS Parti), 1 Kasım 2010 tarihinde kuruldu. Partinin ilk olağan büyük kongresi kuruluşunun 28’inci gününde “Halkın Sesi İktidara” sloganı ile 28 Kasım 2010 günü gerçekleştirildi ve Numan Kurtulmuş genel başkanlığa seçildi. Kurucular kurulunda HAS Parti ile ilk defa siyasete girecek isimlerin yanı sıra, daha önce bakanlık yapmış 6, milletvekilliği yapmış 37 ve il belediye başkanlığı yapmış 4 isim yer aldı.
Has Parti, 2011 yılında girdiği ilk genel seçimlerde, sadece 0.77 oy alarak büyük hayal kırıklığı yaşadı. Gelen teklif üzerine Numan Kurtulmuş, partisini feshederek 22 Eylül 2012 günü AKP’ye katıldı. AKP’de birçok üst düzey görevde bulunan Kurtulmuş, son olarak AKP ve MHP adayı olarak Meclis Başkanlığı’na seçilmiş bulunuyor.

Türkiye Partisi

Türkiye Partisi, 25 Mayıs 2009 tarihinde, Refah Partisi, Fazilet Partisi ve AKP’den milletvekili seçilen ve bu partilerde bakanlık da yapmış olan Abdüllatif Şener liderliğinde kuruldu. Parti 2011 seçimlerine girme hakkı kazanamayınca, Şener, Sivas’tan bağımsız olarak seçimlere katıldı. Ancak aldığı 19 bin oy milletvekili seçilmesine yetmedi.
Bunun üzerine, Parti 27 Ağustos 2012 tarihinde kapandı. 2011 yılına kadar Adalet ve Kalkınma Partisi’nden istifa eden Yozgat milletvekili Mehmet Yaşar Öztürk ile TBMM’de 1 sandalyeyle temsil edilmekteydi. Abdüllatif Şener, 27 Ağustos 2012 tarihinde finansal nedenlerden dolayı partiyi kapattığını açıkladı.

#AKP #iktidarının #sırrı