Ana Sayfa Blog Sayfa 226

Ormanlık alanlar rant merkezine dönüştürülüyor

Türkiye ve Kurdistan’da onlarca ormanlık alanın yok edilmesine dair değerlendirmelerde bulunan Yeşil Sol Parti İklim Adaleti Koalisyonu üyesi Çiğdem Özbaş, söz konusu duruma karşı mücadele edilmesi gerektiğini belirtti

Türkiye’de ulaşım ve benzeri gerekçelerle yok edilen ormanlık alanlar Kurdistan’da ise operasyon gerekçesiyle ya yakılıyor ya da ağaçlar kesiliyor. Sadece 2015 ila 2020 yılları arasında ortalama 11 bin futbol sahası orman alanı yanarken, birçok ormanlık alan da çeşitli izinlerle yok edildi. Yakılan ya da yok edilmesine izin verilen alanların bazılarında ise devasa lüks oteller yükseldi.

Binlerce ağaç kesildi

Şirnex’te (Şırnak) bulunan Cudi, Gabar ve Besta bölgeleri ile Amed, Mûş, Colemêrg (Hakkari) ve Bedlîs (Bitlis) kırsallarında son yıllarda binlerce ağaç kesildi. Korucular, kestikleri ağaçları ise çeşitli kentlere sattı.

Konuyu değerlendiren Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İklim Adaleti Koalisyonu üyesi Çiğdem Özbaş, yaşanan kıyım nedeniyle ormanlık alanların gittikçe yok olduğuna dikkat çekti.

Ormanlık alanlar peşkeş çekildi

Dünya genelinde ormanlık alanların yok oluşunun iklim kriziyle bağlantılı olduğunu vurgulayan Özbaş,iklim krizine karşı yüzden fazla ülkenin bir araya gelerek imzaladığı ve 2016’da yürürlüğe giren Paris Anlaşması sonrası dünya ölçeğinde ormansızlaştırmanın az da olsa düşüş gösterdiğine işaret etti. Özbaş, AKP iktidarının son yıllarda neoliberal politikaları nedeniyle Türkiye’de ormanlık alanların maden, enerji ve turizm gibi sektörlere yeniden peşkeş çekildiğini dile getirdi.

Rant merkezilerine döndürdüler

AKP ve sermaye odaklarının ormanlık alanları “rant merkezi” haline getirdiğini ifade eden Özbaş, “Endüstriyel amaçlarla, kalkınma merkezli yeni orman alanları yaparsanız ya da yaşlı ağaçları kesip yerine endüstriyel ağaçlar ekerseniz, ekolojik ormanlar yok olur. Ormanlara ekilen ağaçların tomruk, keresteleri ulaşım, barınma ve inşaat sektöründe kullanılıyor” diye belirtti.

Ormanlık alanların onarılması lazım

İktidarın ekoloji politikaları nedeniyle ekosistemde ciddi bir yarık oluştuğunu ifade eden Özbaş, bu durumun önüne geçmek için ormanlık alanların yeniden onarılması ve genişletilmesi gerektiğini belirtti. Öztaş, öte yandan biyoçeşitlilik arz eden karbon yutak ağaç türlerinin yaygınlaştırılması gerektiğinin altını çizdi.

Mücadelemiz sürecek

Kurdistan’da “güvenlik” adı altında ormanlık alanların yakıldığını belirten Özbaş, “Kurdistan açısından ormansızlaştırma, hep güvenlik tartışmasıyla birlikte geliyor. Kalekol kurmak için ağaç kesiyorlar” diye konuştu. Yeşil Sol Parti olarak iktidar ve sermaye gruplarının ekolojik tahribatına karşı mücadele etmeyi sürdürdüklerini dile getiren Özbaş, “Bakanlık yetkilileri, maden ocağı ya da santral kurma projeleri kapsamında halkla toplantı yapıp, bu projelerin halka faydalı olacağı yönünde bilgi veriyordu. Biz bu toplantıların birçoğunu bastık. Örnek verecek olursak, Akbelen’de ilk davaları kazanmıştık. Fakat yeniden döndüler ve bilirkişi raporlarında o alanı termik santraline uygun bir yer haline getirerek, saldırı sürecine girdiler. Orada 2 yıldır köylülerle birlikte nöbet tutuyoruz. Geçtiğimiz günlere arkadaşlarımız nöbet tutarken jandarma gelip tehdit etmiş” diyerek buna rağmen mücadelelerinin süreceğini belirtti.

Kaynak: MA

 

 

 

#Ormanlık #alanlar #rant #merkezine #dönüştürülüyor

Xwebûn ‘Azadî parastinê dixwaze’ manşetiyle çıktı

Kürtçe haftalık yayın yapan Xwebûn gazetesinin 185’inci sayısı ‘Azadî parastinê dixwaze’ manşetiyle çıktı. Manşette tutuklular ve cezaevlerindeki hak ihlallerine dikkat çekildi

Gazetenin sürmanşetinde ise, Bismil ilçesinde 9 kişinin hayatını kaybettiği kavgaya dair Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Amed Şubesi Başkanı Abdussamed Ucaman ile yapılan röportaja yer verildi.

Madımak Katliamı, Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları, Amed’te faaliyet yürüten KASED ve Dicle Fırat Kültür ve Sanat Derneği’nin çalışmalarına dair haberler de bu sayıda yer verildi.

HABER MERKEZİ

#Xwebûn #Azadî #parastinê #dixwaze #manşetiyle #çıktı

Açlık grevi 47’inci güne girdi: Dağ ve Er’in sağlık durumu kötüleşiyor

Hewlêr cezaevinde tutuklu bulunan Mazlum Dağ ile Abdurrahman Er’in, KDP’nin dayattığı tek tipleştirme politikaları ile kötü muameleye karşı 47 gündür devam eden açlık grevi eylemi aralıksız devam ediyor

Türkiye’nin Hewlêr Büyükelçiliği diplomatlarından Osman Köse’ye yönelik 17 Temmuz 2019’da silahlı bir saldırı düzenlendi. Saldırıda Köse, Irak yurttaşı Nerîman Osman ve Hewler’den Beşdar Ramazan hayatını kaybetti. Mazlum Dağ ile Abdurrahman Er bu saldırıların faili olarak tutuklanmıştı. Dağ ve Er, o tarihten bu yana Hewlêr cezaevinde tutuklu bulunuyor.

Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er, son olarak tek tip elbise dayatmasına karşı 18 Mayıs’ta açlık grevine girdi. Talepleri hala karşılanmadığı için eylemleri 47’inci gününde devam ediyor.

Mazlum Dağ, 23 Haziran’da ailesi ile yaptığı telefon görüşmesinde; durumlarının kötü olduğunu, hastanede doktor ve ilaç olmadığını, 10 gündür kendilerini kimsenin ziyaret etmediğini ve Er’in 20 kilo kendisinin ise 10 kilo kaybettiğini belirtmişti.

Her iki tutuklunun ailesi, çocuklarına yönelik artan baskıları kınayarak Güney Kürdistan aydınlarına ve insan hakları derneklerine çocuklarına sahip çıkma çağrısında bulunmuştu.

KNK, 46 gündür açlık grevinde olan Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er’e ilişkin Hewlêr yönetimine çağrıda bulunmuştu. KNK, tutuklu hakları konusunda Hewlêr yönetimi başta olmak üzere parti, örgüt, kurum ve bu konuda yetki ve söz sahibi olanlara çağrıda bulunarak her iki gencin de cezaevindeki diğer tutuklularla eşit haklara sahip olması gerektiğini ifade etmişti.

‘Dağ ve Er’e verilen söz tutulmadı’

Her iki tutuklu, verilmeyen sözler, artan baskı ve hak ihlallerine karşı 13 Şubat 2022 tarihinde açlık grevinin bir üst aşaması olan ölüm orucuna girmişti. Kendilerine cezaevi idaresi tarafından koşullarının düzeltileceğine dair verilen sözden sonra 22 Şubat’ta eylemlerini sonlandırmışlardı.

Ancak Dağ ve Er, Cezaevi idaresi tarafından verilen sözlerin tutulmaması üzerine 28 Mayıs 2022 tarihinde tekrar açlık grevi eylemi başlatmışlardı. Talepleri idare tarafından kabul edilince eylemlerini 14’üncü günde sonlandırmışlardı.

DIŞ HABERLER

#Açlık #grevi #47inci #güne #girdi #Dağ #Erin #sağlık #durumu #kötüleşiyor

Sıcaklığın 40 dereceyi bulduğu köye haftada sadece 4 saat su veriliyor

Şırnex’te hava sıcaklığının 40 dereceyi bulduğu Hezex’in Hespist köyüne, haftada sadece 4 saat su veriliyor

Şirnex’in (Şırnak) Hezex (İdil) ilçesine bağlı Hespist köyünde her yıl havaların ısınmasıyla birlikte su kesintileri yaşanıyor. Köy sakinlerine göre, yaz aylarında köye gelen suyun büyük bir bölümü ilçe merkezine veriliyor ve kesintiler bu nedenle yaşanıyor. Haftada sadece 4 saat su verildiğini aktaran köy sakinleri, sorunun çözümü için İlçe Kaymakamlığı’na başvuru yaptıklarını ancak sorunun çözülmediğini ifade etti.

Suyun bir bölümünün Cehennem Deresi’ne akıtıldığı da görülürken, hava sıcaklığının 40 dereceyi bulduğu köyde kesintiler nedeniyle birçok zorluk yaşanıyor, geçiminin tarım ve hayvancılıkla sağlayan köy sakinlerinin bağ ve bahçeleri kuruyor, hayvanları susuz kalıyor.

Haftada sadece 4 saat su verilmesine tepki gösteren kadınlar, kayyum yönetimindeki belediye ve kaymakamlığa yaptıkları başvurulardan sonuç alamadıklarını belirterek, suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi.

Bize verecekleri su boşa akıyor

Son iki yıldır yaz mevsiminde su kesintisi yaşadıklarını aktaran Hayal Oruç, “Bize verilmeyen su, Cehennem Deresi’ne akıyor. Haftada bir sadece dört saatliğine su veriyorlar. Belediyenin köy hizmeti birimini arıyoruz, o da ilgilenmiyor. Belediyeye gidiyoruz, bir şey yapmıyorlar. Belediye bize, ‘Böyleydi, böyle kalacak’ diyor. Bu sorunun çözülmesini istiyoruz. Bize verecekleri su boş boş dereye akıyor” diyerek tepki gösterdi.

Hakkımız olanı istiyoruz

Su kesintilerinin cezalandırmaya dönüştüğünü dile getiren Emine Ersoy, “2 yıldır bu rezaleti yaşıyoruz. Hafta da bir kaç saatliğine su veriyorlar. Onu bile tam vermiyorlar. Biz mağduruz. Her ev 3-4 nüfusu var ve susuz. Traktörü olmayanın evine hiç su girmiyor. Biz hakkımız olanı istiyoruz. Bu gördüğünüz su Cehennem Deresi’ne akıyor. Oraya akacağına bize verseler, biz bu kadar mağdur olmayız” dedi.

Hayvanlarımız susuz, bahçemiz susuz

Su kesintisinden en çok kadınların mağdur olduğunu ifade eden Ayfer Oruç, “Hayvanlarımız susuz, bahçemiz susuz. Hiç bir şey yapamıyoruz. Susuz hayat olmuyor, her şey su ile hal oluyor. Bu su bizim ama bize verilmiyor. Suyu ilçe merkezine veriyorlar. Bize haksızlık yapıyorlar. Biz nereye gidelim? Suya ihtiyacımız var” diye seslendi.

Haber: Zeynep Durgut / MA

#Sıcaklığın #dereceyi #bulduğu #köye #haftada #sadece #saat #veriliyor

Bursa’da kadın ve erkeklerin birlikte eğlenmesi ‘dinen uygun’ değil denilerek yasaklandı

Bursa’nın Büyükorhan ilçesine bağlı bir mahallede eğlencelerde kadın ve erkeklerin bir arada eğlenmesi yasaklandı

Bursa’nın Büyükorhan ilçesine bağlı kırsal Karaağız Mahallesi’nde düğün, kına ve asker uğurlama eğlencesinde, kadın ve erkeklerin karışık oynanması “dinen uygun değil” denilerek yasaklandı.

Sözcü’de yer alan habere göre, Büyükorhan ilçesine bağlı köylerden olan Karaağız Mahallesi Muhtarlığı ve Karaağız Yardımlaşma Derneği, kadın ve erkeklerin bir arada eğlenmesini yasaklayan karara imza attı.

2024’e kadar yasak

Karaağız Yardımlaşma Derneği Başkanı Hayri Sönmez’in sosyal medyadan paylaştığı kararda şöyle denildi: “Köy düğünlerimizde, sünnet cemiyetlerimizde, davetiye kartı haricinde yazma, çorap, gömlek gibi davetiyeler yasaklanmıştır. Düğünlerimizde, kınalarımızda, sünnet cemiyetlerinde, asker eğlencelerinde, erkek-kadın karışık oynanması dinimiz açısından ve köy halkından gelen şikayetler üzerine uygun olmadığı görüşüne varılmıştır.

Kadınlarımızın, cumartesi günleri düğün sahibinin belirlediği bir saatte kadınlara özel eğlence düzenlemesi uygun görülmüştür. Köy halkının uyması önemle rica olunur. Alınan kararlar 1 Ocak 2024 tarihinden itibaren geçerlidir.”

BURSA

#Bursada #kadın #erkeklerin #birlikte #eğlenmesi #dinen #uygun #değil #denilerek #yasaklandı

Çatalca’da 200 dönümlük buğday tarlası yandı

İstanbul Çatalca’da çıkan yangında 200 dönümlük buğday tarlası zarar gördü

İstanbul Çatalca’da Muratbey Mahallesi’nde bulunan buğday tarlasında yangın çıktı. Yangında 200 dönümlük buğday tarlası zarar gördü.

İhbar üzerine araziye birçok ilçeden itfaiye ekibi sevk edildi. Yangına bölgedeki çiftçiler de traktörleriyle müdahale etti. Yangın söndürülürken, nedeni henüz belirlenemedi.

HABER MERKEZİ

#Çatalcada #dönümlük #buğday #tarlası #yandı

Fransa’da protestolar: 45 bin polis ve jandarma görevlenlendirildi

Fransa’da 17 yaşındaki Nahel M’in polis tarafından öldürmesinin ardından başlayan protestolar nedeniyle bu akşam da ülke genelinde 45 bin polis ve jandarmanın görev alacağı belirtildi

Paris’in Nanterre banliyösünde 27 Haziran’da 17 yaşındaki Nahel M’nin polis tarafından yakın mesafeden ateş açılarak öldürülmesine yönelik protestolar ülke çapında sürüyor.

Fransız basınındaki haberlere göre, İçişleri Bakanı Gerald Darmanin öğleden sonra yönettiği güvenlik toplantısında gösteriler kapsamında bu akşam da ülke genelinde 45 bin kolluk kuvvetini görevlendirme kararı aldı.

Darmanin, bu toplantı sırasında talimatlarını kesin bir şekilde yineleyerek, mümkünse yeni gözaltılar yapılmasını talep etti.

Fransa genelinde 30 Haziran ve 1 Temmuz’da da 45 bin polis ve jandarma görevlendirilmişti.

Belediye başklanlarına çağrı

L’Hay-les-Rose Belediye Başkanı Vincent Jeanbrun’ın evine gece yapılan saldırı sonrası, Fransa Belediye Başkanları Derneği Başkanı David Lisnard, yarın tüm belediye başkanlarını ve vatandaşları belediye binalarının önünde toplanmaya çağırdı.

Lisnard, son saatlerde 147 belediye binasının veya belediyeye ait binaların saldırıya uğradığını belirterek, bunun ülke tarihinde bir ilki teşkil ettiğini vurguladı.

Marsilya’da gösteri düzenlemek yasaklandı

Bu arada, dün gece gösterilerin en sıcak geçtiği kentlerden olan Marsilya’da gösteri düzenlemek yasaklandı. Marsilya’da toplu taşıma seferleri yerel saatle 18.00’den itibaren iptal edildi.

HABER MERKEZİ

#Fransada #protestolar #bin #polis #jandarma #görevlenlendirildi

Bedlîs’in Xîzan ilçesinde sokağa çıkma yasağı

Bedlîs’in Xîzan (Hizan) ilçesinde 10 köy ve bağlı mezralarında sokağa çıkma yasağı ilan edildi

Bedlîs’in Xîzan (Hizan) ilçesinde Bilgili, Akunus (Yaylacık), Govan (Sarıbal), Lanilan (Yeniçay), Xulepur (Yolbilen), Kekulan (Çalışkanlar), Sureh (Gedik), Pertavan (Akyazı), Kuran (Erencik) ve Ureh (Otluk) köyleri ve mezralarında sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Bitlis Valilği’nden yapılan açıklamada, “Bugün saat 21.00’den itibaren ikinci emre kadar sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir” denildi.

HABER MERKEZİ

#Bedlîsin #Xîzan #ilçesinde #sokağa #çıkma #yasağı

İsrail’de yapılan su zirvesi kimin için?

İsrail’de düzenlenen ve su bağlamında fırsatların değerlendirildiği su zirvesine Türkiye’den de katılım oldu. Türkiye ile İsrail’in su politikalarındaki paralellik dikkat çekerken, Filistin, Irak ve Suriye ile Kürt halkı üzerinde uygulanan su politikaları da paralellik gösteriyor

Yusuf Gürsucu / İstanbul

Kent Konseyleri Birliği Başkanı Halil İbrahim Yılmaz da katılırken, ayrıca DeserTech İsrail İnovasyon Enstitüsü Uluslararası Ekosistem Geliştirme Başkanı Sinai Gohar Barak, Su ve Atık Bilgi ve Eğitim Kamu Baş Yetkilisi Uri Schor, IDE Assets Şirketi Teknik Direktörü Miriam Brusilovsky de konuşmacı olarak yer aldı. Zirvede, Dünya Bankası Su ve İklim Danışmanı Hila Cohen Mizrav moderatörlüğünde düzenlenen, “Kuraklığa Direnç- Değişen İklimde Riskler ve Fırsatlar” başlıklı oturumda konuşan Yılmaz, “Su konusundaki teknolojileri kullanmadığımız fikri kuraklık ve duyarsızlık küresel kuraklıktan çok daha tehlikelidir” dedi.

‘Potansiyel iş fırsatları’

Yılmaz, su konusunda geliştirilen bilgi ve teknolojinin tüm dünyaya yayılmasının önemine değinerek, “Suyu her alanda doğru kullanmak için en ileri teknolojilere ortak akılla erişmeliyiz. İnsanlığın hizmetine sunulan teknolojiye direnmemeliyiz. İnsanlık olarak dünya barışını su üzerinden gerçekleştirmemiz gerekiyor” diye konuştu. ATO Başkan Yardımcısı Halil İbrahim Yılmaz, Ankara Ticaret Odası’nın 8 No’lu Bilişim Teknolojileri Meslek Komitesi Meclis Üyesi Ömer Faruk Kayaaslan ile birlikte sektördeki iş insanlarının tanışmalarını sağlamak ve potansiyel iş fırsatlarını değerlendirmek üzere zirve kapsamında gerçekleştirilen B2B görüşmeleri ve istişare toplantılarına katıldı.

Kapitalizmin suyla dansı

Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fouchon, 2009 yılında yaptığı bir konuşmada, “Su faturasına, cep telefonu kadar ödeme yapmaya razı olursak hiçbir sıkıntı kalmayacak. Tüm insanlık olarak bir tercih yapmamız lazım. Yani arabaların benzini için harcadığımız paranın yüzde 5’ini suya harcarsak dünyada su sorunu yaşanmaz” sözleri dikkat çekicidir. Bir diğer dikkat çekici yaklaşım ise Nestlé Yönetim Kurulu Başkanı Peter Brabeck’den gelmiş ve suyun bir insan hakkı olmadığını ifade edebilmiştir. Dünyanın en büyük şişelenmiş su şirketi olan Nestle’nin başı olan Brabeck, suyun özelleştirme yoluyla en adil biçimde dağıtılabileceğini ve suyun diğer gıda maddeleri gibi alınıp satılabilinecek bir gıda maddesi olduğunu belirterek, bu nedenle suyun bir pazar değeri olması gerektiğini söyledi. Brabeck’in söyledikleri aslında açık bir bir insanlık suçu ve bunun dışında doğada yaşayan tüm canlılar için bir soykırım girişimi olduğu gerçeği ise görünmez kılındı.

Susuzluğa neden olanların susuzluğa çare bulma iddialarıyla gerçekleştirdikleri zirvelerde, sermaye yararından başkaca bir sonuç üretilmesi mümkün değildir.

Filistinliler susuzluğa mahkum

1947’de Birleşmiş Milletler kararı ile Filistin toprakları Filistinliler ve Yahudiler olarak yüzde 44 ve yüzde 56 oranında paylaştırılmıştı. İsrail’e ayrılan topraklarda bölgenin en önemli su kaynaklarından olan Ürdün nehrinin bir kısmı ile Tiberias Gölü İsrail’in kullanımına verilmişti. İsrail, çıkardığı yasalarla su kaynaklarının çok büyük bölümünü Yahudi nüfusa tahsisini sağladı. O dönem 750 bin Filistinlinin zorla göç ettirilmesinin temel nedeni suyu Filistinlilerle paylaşmak istememeleriydi.

Filistinlilerin kuyu açması yasak

Filistin halkının hapsedildiği bölge ile İsraillilerin arasında inşa edilen duvar, Filistin halkının suya erişimini imkansızlaştıran bir duvar özelliği taşır. Yeraltı su kaynaklarının tamamını kontrol eden İsrail, Filistin halkının duvarla ayrılan ve yaşamaya zorlandığı bölgede su kaynağı bırakmadı. Arap Birliği’nin hazırladığı bir raporda İsrail’in Filistin’in su kaynaklarının yüzde 85’ini kontrol ettiğini tespit etmişti. Yeraltı suyu çıkarmak ise izne tabii ve bu nedenle de Filistinlilerin kuyu açması ‘yasak’. İsrail kontrol ettiği suları da Yahudilerin yaşadığı bölgelere ve ‘medeniyetin’ göstergesi sayılan yeşil çim alanlara aktarırken, el koyduğu Filistin topraklarındaki suyu ticarileştirerek Batı Şeria’daki belediyelere satıyor.

Filistin halkı suya erişemiyor

Filistin İstatistik Kurumu’nun verilerinden alınıp hazırlanan bir raporda yer alan en çarpıcı şey; Filistinliye her türden ihtiyacı için (içme, tarım, temizlik vb.) günlük  100 litre su verilirken, Yahudi yerleşkelerinde yaşayanlara ise 900 litre su verilmektedir. Bu rakamlar Şeria bölgesi için geçerliyken, Gazze’de ise insanlar susuzluk nedeniyle böbrek vb. birçok hastalıkla boğuşmakta, temizlik ve tarım amaçlı suya ise erişememektedir. İşgal altındaki Filistin, Suriye, Ürdün, İsrail ve Lübnan’ı içine alan bölgenin 2000’li yılların başındaki su varlığı 2.400 milyon M3 iken ihtiyaç duyulan su miktarı ise minumum 3.000 milyon M3’tü. Bugün ise böyle bir su varlığından söz etmek mümkün değil.

Rojava’ya su şantajı

Suriye’de Rojava özerk bölgesine dönük Türkiye’nin uyguladığı su politikalarıyla Fırat Nehri bir silah ve baskı aracı olarak kullanıldığı ifade ediliyor. Türkiye’nin Fırat suyunu bölgeye karşı silah olarak kullandığını ANHA’ya değerlendiren Raqa Çiftçiler Birliği üyesi Ebdulhemîd El Elî, su kesintisinin devam etmesi nedeniyle bölgede yaz mevsiminde sulanabilir ekili arazilerinde yüzde 30, kış mevsiminde ise yüzde 70 oranında azalma olacağını söyledi.

Suyun 5/3’ü salınmıyor

Suriye coğrafyasına Fırat Nehri’nden bırakması gereken suyun 5’te 2’sini bırakan Türkiye’nin bölgede büyük bir insani krize neden olduğu belirtiliyor.

Türkiye, Irak ve Suriye arasında 1987’de imzalanan su antlaşması gereği Fırat suyundan Irak ve Suriye’nin payına düşen saniyede 500 metreküp su bırakması gerekirken, bu yıl sadece 200 metreküp suyu bıraktı. Su kesintisi Kuzey ve Doğu Suriye’nin Fırat kıyılarına yakın bölgelerde özellikle yaz mevsiminde yapılan sulu tarım ve hayvancılığı bitirme noktasına getirdi. Çiftçiler Birliği’nin Ziraat ve Sulama Komitesi ve Baraj Yönetimleri ile mevcut su miktarına göre ekilebilir alanların oranlarını belirlemeye çalıştığını ifade eden El Elî, su sıkıntısı nedeniyle çiftçilerin ekinlerini sulamak amacıyla kuyu açmak zorunda kalacağını vurgulayarak, “Ancak bu maliyeti arttıracağı için çiftçilerin zarar etmelerine neden olacak” dedi.

Rojava’ya su şantajı

Suriye’de Rojava özerk bölgesine dönük Türkiye’nin uyguladığı su politikalarıyla Fırat Nehri bir silah ve baskı aracı olarak kullanıldığı ifade ediliyor. Türkiye’nin Fırat suyunu bölgeye karşı silah olarak kullandığını ANHA’ya değerlendiren Raqa Çiftçiler Birliği üyesi Ebdulhemîd El Elî, su kesintisinin devam etmesi nedeniyle bölgede yaz mevsiminde sulanabilir ekili arazilerinde yüzde 30, kış mevsiminde ise yüzde 70 oranında azalma olacağını söyledi.

Suyun 5/3’ü salınmıyor

Türkiye, Irak ve Suriye arasında 1987’de imzalanan su antlaşması gereği Fırat suyundan Irak ve Suriye’nin payına düşen saniyede 500 metreküp su bırakması gerekirken, bu yıl sadece 200 metreküp suyu bıraktı. Su kesintisi Kuzey ve Doğu Suriye’nin Fırat kıyılarına yakın bölgelerde özellikle yaz mevsiminde yapılan sulu tarım ve hayvancılığı bitirme noktasına getirdi. Çiftçiler Birliği’nin Ziraat ve Sulama Komitesi ve Baraj Yönetimleri ile mevcut su miktarına göre ekilebilir alanların oranlarını belirlemeye çalıştığını ifade eden El Elî, su sıkıntısı nedeniyle çiftçilerin ekinlerini sulamak amacıyla kuyu açmak zorunda kalacağını vurgulayarak, “Ancak bu maliyeti arttıracağı için çiftçilerin zarar etmelerine neden olacak” dedi.

Nehir suları silaha dönüştü

Yeryüzünde sınırları aşan su havzalarının sayısı 200’den fazladır ve kıta alanlarının yarıya yakın kısmını kaplamaktadır. Bu havzalarla ilgili ülkeler arasında imzalanmış 300 civarında anlaşma bulunmaktadır. Bu sularla ilgili olarak devletlerin görüşü ‘su, kıyısında olanın hakkıdır’ biçimindedir. Su üzerindeki kullanım hakkını toprağa bağlayan bu yaklaşım özellikle ‘su fakiri’ olarak tanımlanan ülkeler için büyük bir sorundur. Bu bağlamda dünya nüfusunun yüzde 40’ı komşu ülkeden salıverilen suya bağımlıdır ve 200’den fazla büyük nehir iki ya da daha fazla sayıda ülke tarafından paylaşılmaktadır.

Suyu diğer ülkelerle paylaşmayız

Türkiye, Suriye ve Irak coğrafyasına doğu akan Fırat ve Dicle suları üzerinde, ‘mutlak egemenlik’ iddiasıyla hareket etmektedir. Eski Başbakan Süleyman Demirel’in Türkiye sularının diğer ülkelerle paylaşılmasının mümkün olmadığı görüşü günümüzde AKP tarafından da savunulurken, uygulanan görüş yine Demirel’in ifadesiyle, ‘taksimat değil, ancak tahsisat söz konusu olabilir’ yaklaşımıdır. Bu yaklaşım suyun hem ticari bir meta olarak değerlendirildiğini hem de gerektiğinde silaha dönüşebileceğini göstermektedir. Dicle ve Fırat üzerine kurulmuş olan onlarca baraj bugün bir silah özelliği taşımaktadır.

86 barajla su hapsedildi

Rojava coğrafyasına akan sular barajlar marifetiyle kesilerek bölge halkı susuzluğa mahkum edilmektedir. Bu politikalar özellikle tarımsal ekim sürecinde sulama zamanlarını kapsayacak tarzda işletilmektedir. Diğer yandan Dicle Nehri ve Dicle’yi besleyen akarsular üzerinde 36 adet dev baraj inşa edilirken, ekosistem yerle bir edilmiştir. Fırat Nehri ve kolları üzerindeki baraj sayısı ise 50’dir. Toplam 86 barajla Kürt coğrafyasını susuzluğa mahkum eden politikalar hem Türkiye hem de İran tarafından uygulamaya konulmuştur.

Nehirler kurudu

Irak Kurdistanı’nın, İran ve Türkiye tarafından kıskaca alınıp susuzluğa mahkum edilme politikaları hızla sürüyor. İran, Süleymaniye’yi besleyen Sirvan Nehri’nin akış yönünü değiştirerek barajlar kurmaktadır. Irak Kurdistanı Zagros Dağları’nda toplanan sularla ihtiyacı olan suyun yaklaşık yarısını yakın zamana kadar karşılarken, İran tarafından Sirvan Nehri üzerine inşa edilen baraj ve en son inşa ettiği Davran Barajı ile birlikte bölgeye akan nehirler uzun süredir kurak bir dereye dönüşmüş durumda.

#İsrailde #yapılan #zirvesi #kimin #için

Sarıgazi’deki Sivas Katliamı anmasına polis saldırısı: Çok sayıda gözaltı var

İstanbul Sarıgazi’deki Sivas Katliamı anması polis tarafından engellendi. Çok sayıda kişinin gözaltına alındığı anmada polis amiri Hanifi Zengin’in eylemcileri ‘Var mı bize laf söyleyecek bir delikanlı’ sözleriyle tehdit etti

İstanbul’un Sancaktepe ilçesine bağlı Sarıgazi Demokrasi Caddesi’nde Sivas katliamının 30’uncu yıl dönümü nedeniyle yapılmak istenen yürüyüş engellendi.

Sarıgazi Demokrasi Meydanı’ndaki anmaya katılanlar yürümek istedi. Polis daha sonra Partizan flamasında bulunan İbrahim Kaypakkaya silüetini gerekçe göstererek yürüyüşe izin vermedi ve anmaya katılanları ablukaya aldı. Bu sırada anmaya katılanlar “Sivas’ın hesabı sorulacak”, “Katil polis Sarıgazi’den defol”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Bedel ödedik bedel ödeteceğiz”, “Direne direne kazanacağız”, “Yaşasın devrimci dayanışma”, “Sivas’ın hesabı sorulacak” sloganıyla eylemi sürdürdü.

Polis yürümek isteyen katılımcılara biber gazıyla müdahale ederek çok sayıda kişiyi gözaltına aldı.

Hanifi Zengin’den tehdit: Var mı bize laf söyleyecek bir delikanlı!

Protesto ve eylemlerde başta gazeteciler olmak üzere eylemcilere şiddet uygulamasıyla birçok kez gündeme gelen İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürü Hanifi Zengin, Sarıgazi’deki tavırlarıyla yine gündem oldu. Gazeteci Zeynep Kuray’ın sosyal medya hesabından paylaştığı görüntülerde Hanifi Zengin’in “Var mı bize laf söyleyecek bir delikanlı” diyerek bölge halkını tehdit etmesi dikkat çekti.

HABER MERKEZİ

#Sarıgazideki #Sivas #Katliamı #anmasına #polis #saldırısı #Çok #sayıda #gözaltı #var