Ana Sayfa Blog Sayfa 243

Şirnex’te 11 bölgeyi kapsayan yasak uzatıldı

Şirnex’te bulunan 11 bölgeye dair yasak kararı 15 gün daha uzatıldı

Şirnex merkez ve ilçelerinden insanların geçim kaynağını sağladığı geniş bir alanı kapsayan 11 bölgedeki yasak kararı 15 gün süreyle uzatıldı. Valilik, yasağın 30-14 Temmuz tarihleri arasını kapsadığını duyurdu. Valilik açıklamasına göre yasaklanan bölgeler şöyle: “Cudi Dağı, Bestler Dereler bölgesi, Kurt Dağı, Kureşin, Kel Mehmet Dağları, Serin Vadi, Faraşin, Altın Dağ, İncebel Dağı, Oymakaya ve Tanin bölgeleri.”

ŞIRNEX

#Şirnexte #bölgeyi #kapsayan #yasak #uzatıldı

Tahliyeleri engelleyen İdare ve Gözlem Kurulu üyeleri, ‘huzur hakkı’ adı altında ücret alıyor

Tutukluların tahliyesini engelleyen İdare ve Gözlem Kurulları, her toplantı için ‘huzur hakkı’ adı altında ek ücret alıyor. 30 yıllık tutuklu Sinan Sütpak’ın oğlu Özgür Sütpak, kurul kararlarının hukuki olmadığını söyledi

Riha’nın (Urfa) Curnê Reş (Hilvan) ilçesinde gözaltına alınarak 3 Mayıs 1993 tarihinde tutuklanan ve yapılan yargılamalarda müebbet hapis cezası verilen Sinan Sütpak, infazını tamamlamasına rağmen “iyi halli” olmadığı gerekçesi ile tahliye edilmiyor.

Tutuklandıktan sonra Riha, Semsûr (Adıyaman), Bursa, Mereş, Elbistan cezaevlerinde kalan Sütpak, son olarak sevk edildiği Yozgat Cezaevi’nde tutuluyor. Tahliyesine kısa bir süre kala Mereş merkezli depremlerden kaynaklı Elbistan’dan Yozgat’a sevk edilen Sütpak, 3 Mayıs’ta tahliye olması gerekirken, İdare ve Gözlem Kurulu’nun raporu ile infazı 3 ay ertelendi.

Disiplin cezaları gerekçe gösterildi

Aynı koşullarda olan ve infazlarını farklı tarihlerde depremlerden önce tamamlayan 6 tutuklu Elbistan’dan tahliye oldu. Yozgat’a sevk edilen Sütpak için hazırlanan gözlem değerlendirme raporunda, özetle şunlar yer aldı: “Kurumda bulunduğu süre içerisinde tutum ve davranışları olumsuz olarak gözlemlendiği, kurumca konulan kurallara uyum sağlamadığı, haklarını iyi niyetli kullanmadığı, toplum ile bütünleşmeye hazır olmadığı, kaldırılmış 19 adet disiplin cezası olduğu” ileri sürüldü.

‘İtirafçı olmadı’ gerekçesi

Mülakat ve gözlem raporlarında ise şu ifadelere yer verildi: “Cezaevinden çıkması durumunda hayat enerjisinin düşük olduğu, cezaevine girdikten sonra örgüt ile bağlantısını kesmediği, itirafçı olmadığı, radikal düşüncelerinden vazgeçmediği, örgütü açıkça terör örgütü olarak nitelendirmediği, herhangi bir pişmanlık beyanı olmadığı, suç işlemeye meyilli olduğu.”

“İyi halli” olmadığı gerekçesiyle tahliyesi ertelenen Sütpak, avukatı aracılığı ile karara itiraz etti. İtiraz Yozgat 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi.

‘Huzur hakkı ücreti’

Son dönemlerde birçok tutuklunun infazı benzer gerekçelerle erteleniyor. “Hukuki olmayan gerekçeler ile” erteleme kararı veren İdare ve Gözlem Kurulları’nda bulunan üyeler, “Huzur hakkı” adı altında ücret alıyor. Bir tutuklu ile ilgili birden fazla kez toplanıldığında, her toplanma için ayrı ücret veriliyor. Konu ile ilgili Ceza İnfaz Kurumları’nın Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik’le ilgili maddede şunlar yer alıyor: “Cezaevi İkinci Müdürü başkanlığındaki Sekretarya, İdare ve Gözlem Kurulu’na Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ile izleme kuruluna katılan üyelere katıldıkları her bir toplantı günü için memur katsayısının (500) rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda huzur hakkı ödenmesi ile ilgili işlemlerin yapılmasını sağlar.”

‘Huzur hakkı ücreti alıyorlar’

Sütpak tutuklandığında 9 yaşında olan oğlu Özgür Sütpak (40) Mezopotamya Ajansı’ndan Emrullah Acar’a konuştu. Sütpak, kurul kararlarının hukuki olmadığının altını çizerek, 30 yılı aşkındır cezaevinde olan tutukluların infazının ertelenmesinin hem aileler hem de tutuklularda strese neden olduğunu kaydetti. Kurul üyelerinin “huzur hakkı” adı altında ücret aldıklarını söyleyen Sütpak, “Kurullar maddi açıdan yaklaşıyor olabilir, ancak bir de konuya toplumsal açıdan bakmak lazım. Bu konuyu hukuk örgütleri daha fazla gündem yapmalı. Cezaevinde tutulan tutukluların yalnız olmadıklarını hissettirmemiz gerek. Ciddi bir kamuoyu ile bu konuda kurullara geri adım attırılabileceğini düşünüyorum” diye belirtti.

‘Bir yıldan fazladır cezaevinde’

Kurulun hazırladığı raporlarda öne sürdüğü gerekçelere değinen Sütpak, “Babamla aynı durumda olan Elbistan Cezaevi’nde 6 kişi kalıyordu ve hepsi tahliye oldu. Depremden hemen sonra babam Yozgat’a sevk edildi. Normal şartlarda 3 Mayıs’ta tahliye olması gerekiyordu, ancak kurul kararı ile 3 ay infazı ertelendi. Gerekçe olarak ‘cezaevinden dışarıya çıktığında uyum sağlayamayacağı, PKK ile bağlantılarının devam edebileceği noktasında şüpheler olduğu’ ileri sürüldü” diye aktardı. Kurulun, resmi-yazılı olmamakla birlikte sözlü olarak babasına “Biz sizi buradan bırakmayacağız” dediğini belirten Sütpak, “Cezaevinde tutulan kişiler ve babam bir erteleme olacağını biliyor. Cezaevinde yaşanan hak ihlalleri sürekli basında işleniyor. Tahliye olması gerekirken bir yıldan fazladır cezaevinde tutulan tutuklular var” dedi.

‘Kamuoyu oluşturulmalı’

Babasının 3 Temmuz’da yeniden kurul karşısına çıkacağını belirten Sütpak, şunları söyledi: “Biz 30 yıl önce bu cezanın tamamlanacağını dahi düşünemiyorduk. Bu yönde bile bir umudumuz yoktu. Ancak bitmesi bizde 30 yıl sonra bir umuda dönüştü. Şimdi kurul kararları ile erteleme verilmesi bizde hayal kırıklıkları ve stres yarattı. Devletin mevcut uygulamaları bizim hukuka dair olan güvenirliği zedeliyor. Kimi cezaevlerinde tahliyeler yapılırken kimi cezaevlerinde yapılmaması söz konusu. Aynı yasalar farklı cezaevleri için farklı uygulanıyor. Elbistan’da olsaydı muhtemelen şuan babam dışarıda olurdu. Verilen kararların her hangi bir hukuki karşılığı yok, tamamıyla keyfi kararlar. Biran önce infazı ertelenen kişiler için kamuoyu oluşturmamız gerekiyor.”

RIHA

 

 

#Tahliyeleri #engelleyen #İdare #Gözlem #Kurulu #üyeleri #huzur #hakkı #adı #altında #ücret #alıyor

İlk bayram ziyareti devrimde yaşamını yitirenlere: Rojava halkı mezarlıklara akın etti

Kuzey ve Doğu Suriye’de Kurban Bayramı sabahında binlerce kişi bölgelerindeki mezarlıkları ziyaret ederek Rojava Devrimi’nde yaşamını yitirenleri andı

Kuzey ve Doğu Suriye halkı bayram sabahında mezarlıklara akın etti.

Dêrik kentinde Şehit Xebat Derik, Dugirê’de Şehit Dilşer, Qamişlo’da Şehit Delil Saroxan, Amûdê’de Şehit İsmail, Hesekê’de Şehit Dijwar, Dirbêsiyê’de Şehit Rustem Cudi, Kobanê’de Şehit Dicle şehitliklerin yanı sıra Til Temir, Reqa, Dêrazor, Şedadê, Tebqa ve Şehba’daki mezarlıklar binlerce kişi tarafından ziyaret edildi.

Rojava Devrimi’nde yaşamını yitirenlerin mezarı başına çiçekler bırakan aileler, bir yandan meşale yakarken diğer yandan da birbirinin bayramını kutlayarak çocuklara şeker dağıttı.

19 Temmuz 2012’de Devrim’in başlamasıyla birlikte, Kuzey ve Doğu Suriye’de bayram sabahları halk, devrimde yaşamını yitirenlerin mezarlarına kitlesel bir şekilde ziyaret gerçekleştiriyor.

 

Kaynak: ANHA

#İlk #bayram #ziyareti #devrimde #yaşamını #yitirenlere #Rojava #halkı #mezarlıklara #akın #etti

Vedat Aydın’ın mezarına bayram ziyareti

1991 yılında katledilen HEP Amed İl Başkanı Vedat Aydın’ın mezarı Kurban Bayramı dolayısıyla ziyaret edildi

Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma, Dayanışma, Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER), Kurban Bayramı dolayısıyla 5 Temmuz 1991 yılında evinden alındıktan sonra katledilen Halkın Emek Partisi (HEP) Amed İl Başkanı Vedat Aydın’ın mezarını ziyaret etti.

Aydın’ın Amed’in Sûr (Sur) ilçesi Mardin Kapı Mezarlığı’ndaki mezarını yakınları, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Amed İl Eşbaşkanları Gülistan Atasoy ve Zeyyat Ceylan, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Amed İl Eşbaşkanı Pınar Sakık Tekin, Amed milletvekili Adalet Kaya, Serhat Eren ve sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

Saygı duruşuyla başlayan anmada konuşan HDP Amed İl Eşbaşkanı Zeyyat Ceylan, “Vedat Aydın şahsında bütün ailelerimizin bayramını kutluyoruz. Aydın’lara sözümüzdür, bıraktıkları mücadele devam edecek. Türkiye ve Kurdistan’a diktikleri barış tohumları milyonlara ulaştı. Hayallerini gerçekleştirene kadar direniş devam edecek. Bu mücadeleyi yerde bırakmayacağız. Bayramın barışa ve özgürlüğe vesile olmasını istiyoruz” dedi.

Yeşil Sol Parti Amed Milletvekili Adalet Kaya, 32 yıl önce Aydın’ın devletin karanlık güçleri tarafından katledildiğini hatırlattı. Aydın’ın Kurdistan’da bir sembole dönüştüğünü ifade eden Kaya, “Yıllar içinde bu karanlık devlet, Aydın gibi yüzlercesini katletti. Ama bizler de mücadeleyi yükselttik ve direnişi daha örgütlü bir biçimde sürdürmenin sözünü veriyoruz. O dönem hepimiz için bir travmaydı o dönemin yaralarını hala taşıyoruz. Devletin bütün kirli yöntemlerine karşı yoldaşlarımızın mücadelesini daha yükseğe taşımamın sözünü veriyoruz” diye belirtti.

Aydın’ın kardeşi Veysi Aydın, da anmaya katılanlara teşekkür ederek, “Bayramlar tarihlerde kutlu günler olarak görülür. Bugünlerde barış talepleri yükselir. Ben de bu talebi temenni ederek, bu bayramların onurlu barışa vesile olmasını istiyorum” şeklinde konuştu.

Ziyaret, Aydın’ın mezarına karanfil bırakılıp dua okunmasıyla sona erdi.

AMED

#Vedat #Aydının #mezarına #bayram #ziyareti

Avçil: İmralı’daki hukuksuzluk cezaevlerinde ‘işkence metoduna’ dönüştü

Antalya Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yaşanan hak  ihlallerine dikkat çeken ÖHD’li avukat Nagehan Avçil, İmralı Cezaevi’nde tecridin cezaevlerine yansıdığını  tecridin ‘işkence metoduna’ dönüştüğünü ifade etti

Cezaevlerinde ağır insan hakları ihlallerine maruz kalan tutuklular, temel hakları için gerçekleştirdikleri eylemler nedeniyle soruşturmalarla karşı karşıya bırakılıyor. Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde kalan E.N.K., H.E., H.O., M.O., M.E.T., M.D., T.B. ve Z.E. adlı tutuklular hakkında da 12 Aralık 2022’de koğuş penceresine takılan telleri tahrip ettikleri iddiasıyla “kamu malına zarar verme” suçundan hem idari hem de adli soruşturma açıldı. Yaşam alanları kısıtlanan tutuklular hakkında, koğuş pencerelerinin üzerinde bulunan tel örgüleri içeriye hava girmesi için araladıkları için dava açıldı.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Nagehan Avçil, Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutukluların yaşadığı hak ihlallerini Mezopotamya Ajansı’ndan Hamdullah Yağız Kesen’e değerlendirerek, uygulamaların İmralı tecrit sisteminin yansımaları olduğunu söyledi. Av. Avçil, Antalya Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nin keyfi uygulamaların merkezi haline geldiğini, siyasi tutukluların tekli hücreye konulduğunu, tutukluların günlük bir saat havalandırmaya çıkarıldığını anlattı.

‘İmralı’da uygulananlar diğer cezaevlerine sirayet ettirildi’

Avçil, Yüksek Güvenlikli Cezaevlerinin 1-3 kişilik odaları (koğuş) bulunan, “güvenlik” anlamında özel tasarlanmış cezaevleri olduğuna dikkat çekerek, tecrit koşullarının en yoğun uygulandığı yerler olduğunu vurguladı. Avçil, “Dünya üzerinde eşi görülmemiş ağır tecrit koşulları İmralı Hapishanesi’nde uygulanmaktadır. İmralı Hapishanesi’nde uygulanan her hukuksuzluk, sonrasında diğer hapishanelere sirayet ettirilmektedir” dedi.

‘Sessiz kalınırsa koşullar ağırlaşır’

İmralı tecridinin bir işkence metodu olarak tüm cezaevlerinde politika halini aldığını dile getiren Avçil, Antalya Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nin de bunun bir örneği olduğunu söyledi. Avçil, tutuklular hakkında açılan davaya değinerek, “Antalya özellikle yaz aylarında oldukça sıcak ve nemli bir havaya sahip. Mahpuslar günün 23 saatini hücrede geçirmek zorunda bırakılıyor. Buna karşın pencerelere dahi sıkı tel örgüler örülerek, nefes almaları dahi engelleniyor. Bu açıkça işkencedir. Tüm sosyal hakları elinden alınmış mahpuslar, aynı zamanda her açıdan nefessiz bırakılmak isteniyor. Baştan beri ifade ettiğimiz tecridin her defasında ne şekilde ağırlaştığının resmidir. Eğer toplum tecride karşı sessiz kalırsa, daha ağır koşullar dayatılacaktır. Mahpusların yargılama sürecinin takipçisiyiz. Aynı zamanda ÖHD olarak yakın zamanda Antalya Yüksek Güvenlikli Hapishanesine yeni bir ziyaret gerçekleştirerek, mahpuslara dönük bu işkence koşullarının sonlandırılması için hukuki başvurularımızı da yapacağız” ifadelerini kullandı.

‘Tam izolasyon uygulanıyor’

Yeni cezaevleri ile tutuklulara dönük hak ihlallerinin arttığını dile getiren Avçil, İdare ve Gözlem Kurulu’nun aldığı kararlarla bu durumun derinleştiğini kaydetti. Avçil, “Bununla birlikte ağırlaşan tecrit koşulları ile mahpuslar üzerinde tam izolasyon uygulanmak isteniyor. Özellikle siyasi mahpuslara keyfi disiplin soruşturmaları açılarak, koşulları hukuk kılıfı ile ağırlaştırılıyor. Kürtçe yayınların yasaklanması, içerisinde Kürt dili ve kültürüne dair anlatım bulunan kitaplara hapishane idareleri tarafından el konuluyor. Siyasi ve adli mahpusların koşulları dahi tamamen farklı. Bir süre önce Bandırma 2 Nolu Hapishanesi’ne gerçekleştirdiğimiz ziyarette, siyasi mahpusların yemek miktarında dahi adli mahpuslarla aynı koşullara sahip olmadığını ilettiler. Hapishanelerin tamamında keyfi uygulamalar mevcutken, siyasi mahpuslara dönük düşman hukuku uygulandığı açıkça görülüyor” diye belirtti.

ANTALYA

#Avçil #İmralıdaki #hukuksuzluk #cezaevlerinde #işkence #metoduna #dönüştü

Mêrdinik’te ağaç kıyımı bölgeyi çoraklaştırıyor

Ormanlıkları ile bilinen Erdexan’ın Mêrdinik ilçesinde ‘gençleştirme’ adı altında her yıl binlerce ağaç kesilirken, bölge giderek çoraklaşıyor

AKP iktidarı döneminde “güvenlik” gerekçesiyle inşa edilen barajlar ve “enerji ihtiyacı” adı altında inşa edilen elektrik ve termik santrallerle birçok yeşil alan yok edildi. Yeşil alanları ve doğasıyla bilinen Erdexan’da da 60 bin hektardan fazla olan ormanlık alan, kontrolsüz, gençleştirme ve kaçak kesimler nedeniyle 43 bin hektara kadar düştü. Özellikle ormanlarıyla bilinen Mêrdinik (Göle) ilçesinde her yıl binlerce ağaç kesiliyor.

Geçen yıl Canîbeg ve Çalpenek bölgesinde ormanlık alanlarda bulunan ağaçları kesmeye başlayan Orman İşletme Müdürlüğü, köylüler karşı çıkmasıyla durduruldu. Geçen yıl “gençleştirme” adı altında 60 bin ağacın kesildiği Mêrdinik’in birçok köyünde, bu yıl 15 bin ağacın kesileceği öğrenildi. “Gençleştirme” projesi olmasına rağmen kesilen ağaçların yerine şimdiye kadar tek bir fidan dikilmedi. Ormanlarıyla yeşile bürünen Mêrdinik, gün geçtikçe çorak bir alana dönüştürülüyor.

Kaçak ağaç kesimi

Mêrdinik’in Mihkerek köyünde de “gençleştirme” projesi adı altında ağaçlar kesiliyor. Proje öncesi ormanlar içinde kaybolan köy, şuan çorak bir alan görüntüsü veriyor. Ormanların kesilmemesi için mücadele eden ve yok olan ormanlar için şiirler yazarak devlet yetkililerine gönderen köylülerden Şinasi Haydaroğlu, kesilen ağaçların kamyonlarla kent dışına götürüldüğünü söyledi. Köyde binlerce ağacın kesim için damgalandığını aktaran Haydaroğlu, “Biz buna izin vermeyeceğiz ve davacıyız. Köyden yaylaya kadar kaçak ağaç kesilmiş ve bunların tamamını kamerayla kayda aldım. Kaçakçıların kestiğini biliyoruz ama buradaki Orman Müdürlüğü memurlarının bilgisi dahilinde bunları yapmışlar” dedi.

‘Kimse ormana sahip çıkmıyor’

Bir yanda devletin, bir yanda kaçakçıların ormanları yok ettiğini dile getiren Haydaroğlu, “Burada kesilmek için 200 ağaç damgalanmışsa, bunun yerine 500 ağaç kesiliyor. Kimse artık ormana sahip çıkmıyor. Ben, bu durumu üst yetkililere ilettim ama çözüm olmadı. Bir daha buradan çağrı yapıyorum; gelecek nesillere bu değeri bırakmamız için ormanı korusunlar. Bu orman benim ruhumdur ve yapılanlardan dolayı vicdan azabı duyuyorum. Bu köyde herkes orman kesimine karşı ve buna itiraz ediyorlar. Orman artık bitti, daha neyini kesiyorsunuz? Gençleştirme dediler, 40 bin fidan dikileceği söylendi ama bu yerine getirilmedi” diyerek tepki gösterdi.

‘Orman katliamına karşı çıkmaya çağrı’

“O, küçük bebekler büyüyünce nasıl bir yer, nasıl bir dünya görecekler?” diye soran Haydaroğlu, “Bu orman herkese lazım. Herkesin bunu koruması gerekiyor. Bunca yıldır kesilmemesi için mücadele ettim ama başaramadım. Binlerce dilekçe verdim ama bir memur bana ‘başını taşa da vursan, bir şey değişmez’ dedi. Ben ormana sahip çıktığım için 3 kez ifadeye çağırdılar. 24 yıldır ormanlık alanlarla ilgili ne olup bittiğini biliyorum ama beni ifadeye çağırıyorlar. Bu genç fidanlara yazık değil mi?” ifadelerini kullandı. Haydaroğlu, herkesi orman katliamına karşı çıkmaya çağırdı.

ERDEXAN

 

#Mêrdinikte #ağaç #kıyımı #bölgeyi #çoraklaştırıyor

HDK: Yanardağ’ın tutuklanması kabul edilemez

HDK, İmralı tecridine dair konuşmaları nedeniyle Merdan Yanardağ’ın tutuklanmasının kabul edilemez olduğu vurgulanarak ‘Merdan Yanardağ gazetecilik sorumluluğuyla tecride dikkat çeken ifadeler kullanmıştır’ dedi

Halkların Demokratik Kongresi (HDK), PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride ilişkin sarf ettiği sözleri nedeniyle tutuklanan TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’a ilişkin yazılı açıklama yaptı. Abdullah Öcalan üzerinde devam eden 28 yıllık mutlak tecride ses çıkarmanın evrensel insan haklarını kabul eden her kişi ve kurumun sorumluluğunda olduğunun vurgulandı.

Açıklamanın devamında, tecridin hukuk dışı olmakla birlikte siyasi olduğu belirtilerek, “Türkiye halkları arasında ekilen düşmanca tohumların yarattığı savaş politikaları, bu politikaların yarattığı ekonomik yıkım devlet iktidarının varoluşu için vazgeçilmez görünmektedir. Sayın Öcalan şahsında tecrit edilen, Türkiye halklarının özgürlüğü ve demokratik siyasettir” ifadelerine yer verildi. Açıklamanın devamında, “Sayın Merdan Yanardağ gazetecilik sorumluluğuyla buna dikkat çeken ifadeler kullanmıştır” sözleriyle Yanardağ’ın tutuklanmasının kabul edilemez olduğu vurgulandı.

HABER MERKEZİ

#HDK #Yanardağın #tutuklanması #kabul #edilemez

Çocuklarla yüz yüze Kürtçe atölye

MED-DER yaz ayları boyunca anadilde eğitim alamayan çocuklara atölyelerle Kürtçe’yi öğretecek

Selman Çiçek

Kürtçe’ye dönük asimilasyon politikaları ve yasaklayıcı tedbirler devam ederken Mezopotamya Dil ve Kültür Araştırmaları Derneği, yaşamın her alanında Kürtçe mottosu ile çalışmalarına devam ediyor. Kürtçe öğrenme atölyelerini yıl boyunca devam ettiren MED-DER, yaz tatilinde ise 7-10 ve 11-14 yaş aralığındaki çocuklara yüz yüze atölyelerle Kürtçe öğretecek.

Atölye hakkında bilgi veren derneğin yönetici Dilan Güvenç, bu atölyelerle anadilde eğitim alamayan çocuklar için bir alan açtıklarını söyledi.

Yüz yüze Kürtçe atölye

Güvenç, MED-DER olarak 10 Temmuz’da başlayacak olan ve 8 hafta sürecek atölye ile çocuklara Kürtçe’yi yüz yüze öğreteceklerini söyledi. Atölye çalışmalarının içeriği hakkında bilgi veren Güvenç, “Hem Kurmanci hem de Kirmancki lehçelerinde atölyelerimizde anadil becerisini sanat ve kültür atölyeleri ile destekleyerek haftada iki gün ve toplamda 6 saat olmak üzere, 7-10 ve 11-14 yaş gruplarına dönük atölye çalışması yapacağız” dedi.

Anadil eğitimi alamayanlara

Güvenç, anadilinde eğitim alamayan, anadilini kullanmakta zorlanan çocukların, kendi kültürlerini öğrenme ve yaşama konusunda da zorluklar yaşadığını, bu zorluğu aşmak için atölye ile bir alan açmak istediklerini söyledi. Kürtçe’nin anadil olduğu bölgelerde çocukların kendi dillerindeki ezgileri, hikayeleri, masalları, efsaneleri, oyunları öğrenmelerinin ve yaşamalarının mümkün olmadığının altını çizen Güvenç, “Bu durum, çocukların yabancılaşmasına, kendi kültürel değerlerinden uzaklaşmalarına neden olmakta, çocukların sosyal ve psikolojik gelişimini olumsuz etkilemektedir. Çocukların kültürel araçlara kendi anadillerine erişimi, öğrenmesi, kullanım düzeyini artırmak amacıyla atölyeler açarak var olan sisteme karşı anadil bilincini geliştirmek istiyoruz” dedi.

‘Aileler sistemi zorlamalı’

Asimilasyon politikalarının yüz yıldır sistematik olarak uygulandığına vurgu yapan Güvenç, “Son yüz yıla baktığımızda yasaklayıcı, engelleyici asimilasyon politikaları ile ve son zamanlarda teknolojinin gelişmesi ile birlikte daha çok hız kazandı. Son 20 yılda asimilasyon giderek derinleşmeye başladı. Buna karşı ailelere büyük bir sorumluluk düşmektedir. Çocuklarının anadil bilincini geliştirmek ve temel hak olan anadilde eğitim talebini daha çok dile getirmeleri gerekmektedir. Var olan sistemi zorlamalı ve mücadele etmelidir” diye konuştu.
Çocukların anadil eğitimin önemini kavraması için her şeyden önce ailelerin bu konunun önemini kavraması gerektiğine de dikkat çeken Güvenç, ailelerin iki dillilik konusunda yaşanan zorluklar karşı duyarlılık kazanması ve bilgilenmesi gerektiğini, yaşamın her alanında Kürtçe konuşarak, okuyarak, yazarak çocuklara örnek olmaları gerektiğini söyledi.

Kürt dili kriminalize ediliyor

Mezopotamya Kültür Merkezi’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı bir kültür merkezinde 17 Haziran’da düzenleyeceği “Horesan Masalları” adlı etkinliğin, yönetim tarafından gerekçe gösterilmeden yasaklandığını hatırlatan Güvenç, “Bu yasaktan iki gün sonra 19 Haziran’da “Haylo Disa Tevlihev Bû” adlı tiyatro Tetwan Valiliği tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeden yasaklandı. Bu kısıtlamalara rağmen 21 Haziran’da bazı kişiler Trabzon’da Kürtçe şarkı dinledikleri için Kürt işçilere saldırdı. Valiler eliyle Kürtçeye saldırıp, mevcut Kürt alanını daraltıyorlar. Kürtçeye yönelik bu saldırılar, asimilasyon politikalarının ve Kürt dilinin kriminalize edilmesinin bir parçasıdır. Bu tür politikalara uluslararası düzeyde, dilsel ve kültürel soykırım denir. Bu tür politikalar Kürt diline karşı sürekli uygulanmaktadır. Bu tür politikalar hiçbir ülkede başarılı olmadı, Kürt dili karşısında da başarılı olamayacak. Bir dilin yasaklanması ve kriminalize edilmesi toplumdaki huzuru yok eder, demokrasinin varlığını ve karşılıklı kabul kültürünü yok eder. Bu politikalardan vazgeçilmelidir” dedi.

Mücadelemiz devam edecek

“Yaşam da Kürtçenin hâkim olması için ne yapmalıyız” sorusunu sorduğumuz Güvenç, başta Kürt dili ve kültürüne sahip çıkmak, sosyal ilişkilerimizde, yaşamın tüm alanlarında anadilimizi konuşmak, okumak, yazmak, yaşamak ve yaşatmak gerektiğinin altını özellikle çizerek “Ve de en önemlisi anadilde eğitim ve Kürtçenin resmî dil olabilmesi için mücadele edilmelidir” dedi.

Güvenç son olarak “7-10 / 11-14 yaşları arasında kayıt alıyoruz. Aileler kayıtlar için hem dernek binamıza gelebilir, aynı zamanda sanal medya hesaplarımızdan paylaştığımız başvuru formu üzerinden kayıt oluşturabilirler” sözleri ile ailelerden çocuklarının Kürtçe öğrenmeleri için MED-DER’e davet etti.

#Çocuklarla #yüz #yüze #Kürtçe #atölye

Bir bahar geçti üstümüzden, hatırladınız mı?

Mezarlarda bizi ağıtlardan ve sayılardan farklı bir şey karşılıyor. Bir baharın üzerinden geçtiği mezarların hepsinde çiçek açmış. O gün toplu gömülüp üzerlerine kepçelerle toprak atılan mezarlar geride kalanların ziyaretleri ile çiçek açmış

Medine Mamedoğlu

“Önce düşler terk etti bu kenti, sonra anılar birer birer” der bir şarkısında İlkay Akkaya. Depremden sonra nice düşlerin, anıların ve hikâyelerin yok olduğu bir kentten dinliyorum ben de bu şarkıyı. Düşlerin ve anıların yerini büyük bir hafıza ve acıya dönüştürdüğü bir kentten…

6 Şubat depremlerinin üzerinden 5 ay geçti. Seçimle birlikte unutulmaya başlayan, şimdilerde ise normallik telaşımızla unuttuğumuz deprem bölgelerinden kaç kişi haberdar. Kaçımız orada halen içme suyu olmadığını, havanın 40 dereceye vardığı kentlerde insanların çadırlarda yaşamak zorunda kaldığını biliyor. Normallikle birlikte tatil ve bayram telaşınıza bir sayfa ara verdireceğim.  Biliyorum hayat devam ediyor, biliyorum zamanın akıp geçmesi gerekiyor, biliyorum dünü unutmalıyız. Ama biz unutmaya çalışırken, unutamayanları ne yapacağız? Onlarla dayanışmak, yaralarını sarmak yerine onları da mı unutmaya çalışacağız?

Geçen 5 aya rağmen deprem kentlerinde temel yaşam ihtiyaçları ve barınma sorunu hâlâ çözülmüş değil. Enkaz kaldırma çalışmalarının devam ettiği kentlerde dağılan toz havanın ısınmasıyla birlikte günleri daha boğucu kılıyor. Tozun tadını boğazınıza kadar hissettiğiniz Semsûr’da kaldırılan enkazlar için alınan tek önlem (ki bu bütün enkazlar içinde geçerli değil) musluk suyu ile enkazı sulamak. Enkazın kaldırıldığı alanda herhangi bir tahliye çalışması ya da maske dağıtımı da yapılmıyor. Dört bir yanı enkaza dönen kentte yurttaşların camını ya da kaldıkları yerin kapısını kapatması onları hastalıklardan korumuyor.

Tozla birlikte kentte solunum yolu hastalıkları da artarken, artan hava sıcaklığı nedeniyle maske takamayan yurttaşlarda öksürük, astım ve nefes alamama şikâyetleri başladı. Tabi sadece bu da değil, şebeke suyunun hâlâ iyileştirilmediği kentte aileler temiz içme suyuna da ulaşamıyor. İçme suyu bulamadıkları için şebeke suyu içen insanlarda ishal ve mide ağrısı sorunu yaşıyor. 5 aydır özellikle seçimden sonra unuttuğumuz deprem kentlerinde genel durum biraz bunlar. Hatırlatmak için söylüyorum depremi yaşayıp 3 gün aç susuz kalan, yakınlarını kaybeden ve kışı bir nevi dışarıda geçiren insanlar içme suyu bulamıyor. Dağıtılan içme suyunu almak için ise sıraya giriyor. Sene 2023 21. yüzyılda, “Deprem bölgesinde her şeyden haberimiz var” diyenlerin yönettiği ülkede insanlar içme suyu için sıraya giriyor. İleride kansere neden olacak tozdan korunmak için camını kapatıyor, kepçelerin yıktığı evlerin önünden akşam yiyecekleri yemekler ellerinde geçiyor.

Yaşamsal olarak insanların yaşadıkları temel sorunlar bunlar. Bunları size henüz şehrin mezarlığını görmeden yazıyorum. İçme suyu ve toz dışında söylüyorum burada tarihler hala 6 Şubat, şehir meydanında ki saat kulesinde saat halen 04.17. Diğer bayram gibi bu bayramı da mezarlıkta karşılayacak olan insanlar mezarlığa gitmeden önce şekerlerini alıyor. Aldıkları şekerlerin ardından yolunu ezbere bildikleri, her gün gittikleri mezarın yolunu tutan insanları 5 ay önce olduğu gibi mezar numaraları yazılı tahtalar karşılıyor. Aldıkları şekerleri mezarların üzerine bırakan kadınların oturduktan sonra yaptıkları ilk iş ağıt yakmak oluyor. “Li ku yî..(neredesin)” sözüyle başlayan ağıtlar 6 bin kişinin gömüldüğü mezarlıkta herkese söyleniyor.

Mezarlarımızda çiçekler açtı, unuttunuz mu?

Mezarlarda bizi ağıtlardan ve sayılardan farklı bir şey karşılıyor. Bir baharın üzerinden geçtiği mezarların hepsinde çiçek açmış. O gün toplu gömülüp üzerlerine kepçelerle toprak atılan mezarlar geride kalanların ziyaretleri ile çiçek açmış. Yaklaşan bayramı mezarlıkta geçirecek olan kayıp yakınları, “Bu kadar acı da insan bayramı hisseder mi?” sözüyle hepimize o günleri tekrar hatırlatırken, onların unutamadığı o günleri bizler unuttuğumuz için utanır mıyız bilemem. “Bize bayram yeri de düğün yeri de kutlama yeri de bu mezarlık” diyerek kaybettikleri yakınlarına olan özlemini dile getiren bir kadını dinlerken arkamda ki mezarda bir genç bir mezara duvak bağladı. Neden diye sorduğumda mezarda yatan Nesibe Doğan’ın bugün düğün günü olduğunu öğreniyorum. Tek bir hikâye bile bize değil 5 ay 5 yıl geçse dahi o günlerin geçmeyeceğini tekrar tekrar gösteriyor.

Buralarda bayram böyle geçecek dediğim mezarlıkta bir kadının, “Neden” sözlerini duyuyorum. “Neden gittiniz, neden bıraktınız bizleri…” diyen Sevgi Kılınç yaşanan depremde annesi, babası ve bir kardeşini kaybetmiş. “Üzgün ama en çok da öfkeliyiz” diyerek o günlerde yaşadıklarını anlatan Kılınç, “6. günün sonunda çıkıp geldiler. Sonra da gelip bizden helallik istediler. Ben bu pişkinliğe dayanamıyorum. O günden sonra bize değil bayram, doğum günü bile kutlanmaz. Bize her gün 6 Şubat, ben her sabah aynı güne uyanıyorum” diyor. “İyi ki ölüm var” diyerek kaybettikleri yakınlarının yanına gideceği günü beklediklerini söyleyen Kılınç konuşmasının ardından gideceği mezarın yolunu tutuyor.

Dedim ya siz unuttunuz belki ama her gün aynı enkazları, aynı mezarları ve aynı günü yaşayan insanlar hiçbir şey unutmuyor. Belki Sevgi’nin bir sözüyle siz de o günlerde yaşananları tekrar hatırlarsınız, çünkü bu insanların hatırlanmaya ve unutulmamaya ihtiyaçları var. Her şeyden önce acılarını paylaşmaya ve dayanışmaya… Ne zaman bilemem ama yeniden inşanın temelleri bu şehre atıldığında insanların hatırlayacağı ilk şey de bu dayanışma olacak. “Gitmediler, buradaydılar” diyecekleri o dayanışmaya.

Bırakın bir bayramınız da böyle geçsin.

#Bir #bahar #geçti #üstümüzden #hatırladınız #mı

12 Eylül zihniyeti devrede!

Bakırköy Cezaevi’nde tutulan Sevgi Yıldız’ın tahliyesi Cezaevi Kurulu tarafından ‘temizliğine dikkat etmediği’ gerekçesiyle ertelendi. Tutuklular 12 Eylül zihniyetinin cezaevlerinde hala hüküm sürdüğünü söylüyor

Meltem İnci

Cezaevlerinde tutuklulara dönük hak ihlalleri her geçen gün artıyor. Ya Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “tahliye edilebilir” raporu dikkate alınmadan hasta tutuklular ölüme sürükleniyor ya da insanlık dışı uygulamalarla tutuklulara psikolojik ve fiziksel işkence uygulanıyor. Tutuklular aynı zamanda yaşadıkları hak ihlallerine karşı ses çıkardıklarında cezaevi yönetimi tarafından cezalandırılıyor, hak arama talepleri gasp ediliyor. Öte yandan tutuklular çoğu zaman talepleri olmadan başka cezaevlerine sürgün ediliyor ve tutuklu yakınlarıyla iletişimleri koparılıyor. Başta Kürtçe mektuplar olmak üzere birçok mektuba da el koyuluyor.

Bu ihallerin yaşandığı cezaevlerinden biri de Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi. Gazetemize ulaşan mektupta ismini gizli tutan tutuklu yaşadıkları hak ihallerini yazarak cezaevlerinde uygulanan politikalara ses olunması gerektiğini söylüyor.

12 Eylül zihniyeti

Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde 1. ve 2. müdürlerin iki yıl önce değişmesiyle birlikte hak ihlalleri ve baskıların yoğunlaştığını özellikle politik Kürt kimlikli tutukluların ayrımcı ve baskıcı uygulamalara maruz bırakıldığını aktaran kadın tutuklu, “Bizlere yönelik sindirme, irade kırma ve teslim alma politikaları uygulanıyor. Bugün tüm cezaevlerinde olduğu gibi bulunduğumuz Bakırköy Cezaevinde’de 12 Eylül zihniyeti devrede. Sergilenen yaklaşım ve uygulamaların 12 Eylül döneminde yapılan uygulamalardan hiçbir farkı yok. Sadece yöntem farkı var. O zaman fiziki işkenceyle yapılanlar bugün psikolojik işkence ve özel savaş yöntemleriyle yapılıyor. Pandemi sürecinde çıkarılan infaz yasası tam bir özel savaş yönetmeliğidir. Hiçbir hukuk ve ahlakta yeri olmayan bu özel savaş yönetmeliği ve disiplin soruşturmaları AKP ve MHP zihniyetinde olan müdür ve personeller eliyle siyasi tutuklular üzerinde sınırsız bir yetkiyle uygulanıyor” ifadelerini kullandı.

Keyfi uygulamalar karşısında yaptıkları her itirazın kendilerine ceza ve soruşturma olarak geri döndüğünü belirten tutuklu, verilen cezalarla haklarının elinden alındığı gibi tahliyeleri de engellediğini vurguluyor.

Revir için aylarca bekliyorlar

Yaşadıkları en önemli sıkıntılardan birinin tedavi konusunda yaşanılanlar olduğunu söyleyen tutuklu, hasta tutukluların aylarca revire çıkarılmadığını ya da hastane sevklerinin yapılmadığını belirterek, “Dolasıyla erken müdahaleyle kısa sürede tedavi olabilecek rahatsızlıklarımız ilerliyor, sağlığımız ciddi boyutta etkileyecek ve bünyede ciddi hasarlara yol açacak düzeye varıyor. Revire çıkmak için aylarca dilekçe yazdığımız halde ya hiç karşılık verilmiyor ya da bir görevli gelip kapıda ‘Neyin var?’ diye soruyor. Ancak sedye ile taşınabilecek duruma gelince revire çıkabilir mantığı hâkim” ifadelerini kullandı.

Doktorluk etiği nerde?

Cezaevi doktoru olan Nermin Aydıner’in keyfi ve doktorluk etiğiyle bağdaşmayan yaklarımlarına dair her yere başvurduklarını ancak yaklaşımının hala devam ettiğini vurgulayan tutuklu, “Göz rahatsızlığı yaşayan ve gözlerini kaybetmekle karşı karşıya olan Emine Kaya arkadaşın bir yıldır hastane sevki yapılmıyor. Arkadaşımızın her gün görme yetisi biraz daha azalıyor. Kronik hepatit B rahatsızlığı olan arkadaşımız üç yıldır kontrole götürülmediği ve bu rahatsızlığın aktifleşme ihtimali olduğu halde bir türlü sevki çıkarılmıyor” dedi.

Bin tutukluya bir doktor

Ayrıca bin kişiye yakın tutuklunun olduğu cezaevinde dahiliye ve kadın doğum doktoru görüşü de ayda bire çıkarıldığını aktaran tutuklu, görüş saatlerinin de mevzuatta belirlenen sürenin en alt sınırı olan yarım saatle sınırlı olduğunu vurguladı.

Cezaevlerine mahkeme kurulmuş!

Cezaevi personellerinden oluşturulan ve sınırsız bir yetkiyle donatılan idare ve gözlem kurallarıyla her cezaevinde adeta bir mahkeme kurulduğunu aktaran tutuklu, “Hukuktan ve yargıdan zerre kadar anlamayan bu yapılanma çok komik ve akla ziyan gerekçeler ileri sürerek son derece keyfi bir şekilde tutukluların tahliyelerini engelliyor. Son iki yıl içinde tahliye olan arkadaşlarımızdan hiçbiri müdetnamelerinde belirtilen tahliye tarihlerinde tahliye olamadılar. İdare ve gözlem kurulunun keyfi kararlarıyla tahliyeleri defalarca ertelendi ve anca aylar sonra çıkabildiler” ifadelerini kullandı.

‘Temizlik’ bahanesiyle tahliyeye engel!

Tahliye zamanı gelen ancak türlü bahanelerle birçok tutuklunun da infazının yakıldığını belirten tutuklu, 09.04.2023 tarihinde tahliye olması gereken Sevgi Yıldız isimli tutuklunun “temizliğine dikkat etmediği” ve “sağlığına ve çevresindekilerin sağlığına dikkat etmediği” gibi asılsız beyanlarla tahliyesinin üç ay engellendiğini söyledi.

83 şüpheli ölüm

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği(İHD) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) İnsan Hakları Kolu, 26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü’ne dair yaptığı ortak yazılı açıklamada “Tüm ülke adeta işkence mekânı haline geldi” değerlendirmesi yaparak veriler paylaştı. Paylaşılan verilerde, 2022 yılında cezaevlerinde 83 şüpheli ölümün yaşandığı belirtildi. Aynı yılda resmi ve resmi olmayan gözaltı yerlerinde 4 bin 275 kişinin işkence ve kötü muamele maruz kaldığı aktarıldı.

#Eylül #zihniyeti #devrede