Ana Sayfa Blog Sayfa 248

Emekçiden yana fahri konsolos!

Kendine özgü karizmasıyla hemen hemen her dostunu, arkadaşını, kitabevine uğrayan her müşterisini etkiliyordu. Eşi Françoise ile birlikte yurttaşlarımız için ellerinden geleni yapıyorlardı. Çoğu kez karşılıksız. “Lafı mı olur!”

M. Şehmus Güzel

Esentepe’den, Dikili’den, Bergama’dan, İzmir’den, İstanbul’dan, Samsun’dan, Kütahya’dan, Muğla’dan, Kütahya’dan, Ankara’dan bir kişi yola çıkar. Cebinde “adres” olarak üç kelime bulunur: Kitapçı Rüstem Paris. Yolcu Paris’e varır. Gare de Lyon’da iner trenden. Türkçe konuşan ilk adama sorar: “Kitapçı Rüstem’i tanıyor musun?” Adam, “Evet”, der, “Ben de zaten ona gidiyorum.” Adam yolcuyu elinden tutar, metro istasyonuna birlikte inerler. Metro biletlerini Adam satın alır. Metroya birlikte binerler. Strasbourg-Saint-Denis veya Bonne-Nouvelle (İyi Haber) durağında metrodan birlikte inerler. Rue Mazagran’a (Mazagran sokağına) girerler ve beş veya on adım atarlar. Sola dönerler. İki-üç adım daha atarlar ve pat diye kendilerini Librairie Özgül-Kitabevi’nde bulurlar: 15 Rue de l’Echiquier. İşte Rüstem, işte Françoise.

Onlarca belki yüzlerce insan Paris’e böyle varmış, Rüstem Gücüyener’i ve eşi Françoise Rastoix’yı böyle bulmuştur.

Kendi yaşamından deneyimli Rüstem gurbete adım atanların dertlerini iyi bilir. Aç olanların karınlarını doyurur. Kuru fasulyeden şaşmaz. Evinin kapı ve pencerelerini onlara açar. Sigara içenlerin cebine sigara paketini sıkıştırır. Cep harçlığı katar. “Kahvede, barda dikilip, cafe içersen, bulunsun” der. Rüstem Paris’teki ilk günlerinde yaşadıklarını anımsar. Evi Esentepe Oteli’ne bile dönüşebilir. Rüstem evinin kapısını hep açık tutar. Yurttaşım, canım kardeşim baş göz üstüne.

Özgül Kitabevi sadece bir kitabevi değildi. Özgül Kitabevi sonuç itibariyle karşılaşma, danışma, buluşma, tartışma, sohbet etme, hasret giderme mekanı ve merkezi olarak da anılarımızdaki yerini koruyacak.

Buraya herkes geliyordu; çünkü kapı bütün vatandaşlarımıza açıktı. Mevlana Kapısı gibi. Kitabevi’nin şaka maka derken 32 yıl süren yaşamı süresince her meslekten, her kuşaktan, her gruptan, her köy, her kasaba ve her kentten insanlarımız geldiler.

Bu aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarımızın, bizim vatandaşlarımızın, Avrupa Birliği’nin «içinde» ve «bağrında», bu işin hiç şakası yok işte bu başa bela ve bu koskocaman Paris nam başkentte bile, olduğunun da gözler önüne serilmesiydi. Gözler önüne serilmesiydi evet: «Biz buradayız ve burada kalacağız!» (belki de kalmayız, o artık bize bağlı) demenin hem Türkçesi hem de Fransızcasıydı.

Fransa’da artık yerleşen, yerleşmiş meslek sahibi, çoluk-çocuk sahibi olan, bizim gibi dede bile olanlarımız var. Dönebilmek ülkeye ve orada da güzel evler inşa etmek. Ve güzel dükkanlar açmak, iyi işler yapmak da.

Sılayı unutmamalıyız. «Gurbette yaşamak daha güzel» ve daha farklı olsa bile. Çünkü sılanın ve orada bıraktıklarımızın bize ihtiyacı var. Unutulmasın sakın.

Rüstem bütün bu sıraladıklarımı da aktaran “unique” bir dosttu. Kendine özgüydü. Evet haklısınız hepimiz kendimize özgünüz ama Rüstem’inki başkaydı. Rüstem “yegâne”ydi. “Biricik”ti. Eşi benzeri olmayanlardandı. Eşi benzeri kalmayanlardandı.

Rüstem anadan doğma mütevazi bir insandı. Herhangi bir kişiyle herhangi bir konuda yarışmaya kalkmayan türden. Rüstem az ve öz konuşan cinsdendi. Dinlemeyi bilendi. Hiç beklenmeyen bir noktada ağzından bir laf çıkarır dinleyenleri şaşırtırdı. İlle şaşırtmak istediğinden değil. İnce eleyip sık dokumasından, düşüncelerini damıtmasından. Bir parça bilge yönü vardı Rüstem’in.

Bu kadar mütevazi biri, kendine özgü karizmasıyla hemen hemen her dostunu, arkadaşını, Kitabevi’ne uğrayan her müşterisini etkiliyordu. Eşi Françoise ile birlikte yurttaşlarımız için ellerinden geleni yapıyorlardı. Çoğu kez karşılıksız. “Lafı mı olur!”

“Kitapçı Rüstem, Paris” başlığını taşıyan ve ekitap. ayorum.com’da hediye olarak sunduğumuz ekitap Rüstem ve Françoise unutulmasınlar diye yazıldı. Böyle insanlar da dünyamızdan geçti diyebilmek için. “Belki kıymetlerini bilemedik ama anılarını es geçmemeliyiz”in somut işaretini vermek için. Aklınızda bulunsun. 2 Mayıs 1954’te Bergama’da doğan ve kimi zaman “Bozo” diye isimlendirdiğim Rüstem yaşasaydı bugün 69 yaşında olacaktı.

Rüstem’e ve Françoise’a selam ve sevgiyle. Yaptıklarını yazmaya çalıştım. Sonrası size kalıyor. Rüstem ve Françoise unutulmamalı. Rüstem Güçüyener’i ve Françoise Rastoix’yı anmalı. Sana söylüyorum Naci Rüstem’i unutmamalıyız. İyi adamdı. Hakkımı helal ediyorum. Helal olsun! “Kitapçı Rüstem, Paris”i ekitap.ayorum.com’dan ücretsiz okuyabilirsiniz…

#Emekçiden #yana #fahri #konsolos

İHD: Yanardağ’ın gözaltına alınması hukuk dışı

İHD, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi eleştiren Gazeteci Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınmasına dair ‘Açık hukuka aykırılık hukuk dışıdır’ dedi

İnsan Hakları Derneği (İHD), PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi eleştirdiği için gözaltına alınan Tele1 TV Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ile ilgili açıklama yaptı.

İHD yaptığı yazılı açıklamada, ulusal ve uluslararası hukuk standartlarına göre yasa dışı kabul edilen İmralı’daki tecrit düzenine dair eleştiri ifade etmenin evrensel hukuk normlarına göre suç olmadığı vurgulandı. Açıklamada, “Bu sözlerin ifade edilmesi nedeni ile bir gazetecinin gözaltına alınması açık bir hukuka aykırılık, hukuk dışıdır. Başlatılan soruşturma, düşüncenin ifade edilmesinin yargı makamları eli ile baskı altına alınmasıdır” denildi.

Açıklamanın devamında şunlar yer aldı: “Ülkedeki adaletsizliği ifade eden eleştiriler; ifade özgürlüğü kapsamındadır, temel bir insan hakkıdır. İnsan hakları savunucuları olarak; herkesin ifade özgürlüğünü savunuyor ve Merdan Yanardağ’a yönelik soruşturma ve gözaltı işlemlerinden vazgeçilmesi gerektiğini belirtiyoruz.”

İSTANBUL

#İHD #Yanardağın #gözaltına #alınması #hukuk #dışı

Akbelen savunucularına adli para cezası

Milas’ta yapılmak istenen kömür ocağına karşı köylerini savundukları için yargılanan 2 yurttaşa ‘hakaret’ ve “görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla adli para cezası verildi

Muğla Milas ilçesindeki Akbelen Ormanı’na yapılmak istenen kömür ocağına karşı direnirken gözaltına alınan ve haklarında dava açılan 2 doğa savunucusunun yargılandığı davanın 7’nci duruşması Milas 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmada “Kamu görevlisine mukavemet” suçlamasıyla yargılanan Gülören Demir ve Füsun Kayra ile birlikte avukatları hazır bulundu. Duruşmaya İkizköylüler ve ekolojistler de destek verdi.

Duruşmada söz alan sanık avukatlarından Arif Ali Cangı, müştekilerin dinlenilmesi sırasında kendilerine haber verilmesini istedikleri halde talimat mahkemesinin soru sorma haklarını engellediğini söyledi. Müştekiye soruşturma evrakı ve ifadeleri arasında çelişki olduğu için soru sormak istediklerini belirten Cangı, talimat mahkemesinin müştekiye hiçbir soru sormadığını, bu durumum da müşteki ifadesinin delil olarak toplanamayacağını vurguladı.

Olay yerinde keşif talepleri olduğunu da anımsatan Cangı, tanıklarının dinlenilmesi, sanıklar hakkında hazırlanan sağlık raporunun dosyaya konulması ve görüntü kayıtlarından bilirkişi raporu alınmasını talep etti.

Duruşmanın sürdüğü sırada sanık Gülören Demir’in baygınlık geçirmesi üzerine duruşmaya 10 dakika ara verildi. Bu sırada mahkeme hakiminin Demir’e, “Bu kadar üzülmeyin bunun bir üst mahkemesi var” demesi dikkat çekti. Demir adliyeye çağrılan ambulans ile hastaneye kaldırılırken duruşma devam etti.

Reddi hakim talebi

Verilen aranın ardından tekrar söz alan Avukat Arif Ali Cangı, hakimin bu sözlerini hatırlatarak, “Hakimler görüşlerini kararlarıyla açıklarlar, bunun sonucunda ıslahı rey yasağı vardır. Mahkeme yargıcının yatıştırmak amacıyla da olsa henüz karar verilmemiş bir dosyada üst mahkeme yolunu göstermesi ihlas-ı rey niteliğindedir. Bu nedenle müvekkillerimizin adil yargılanma hakkı gereği olarak mahkemenin yargıçlık görevinden çekilmenizi, bu talebimiz yerine getirilmezse reddi hakim talebinde bulunacağımızdan başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın duruşmanın ertelenmesini talep ediyoruz” dedi.

Mahkeme hakimi bu talebin daha öncede yapıldığını Bodrum Ağır Ceza ve Muğla Ağır Ceza Mahkemeleri’nin bu talebi reddetmesi gerekçesiyle reddi hakim talebini reddetti.

Bunun üzerine avukatlar reddi hakim talebinin reddine ilişkin dilekçe hazırlamak için süre istedi. Savcı bu talebi de reddetti.

Ardından söz alan Avukat Nehir Bilece de savcının daha önce açıklamış olduğu mütalaanın ardından dosyaya yeni evraklar girdiğini ve savcıdan tekrar mütalaa alınmasını talep etti.

Mütalaasını açıklayan savcı ise sanık avukatlarının yaptığı bütün tevsii tahkikat taleplerinin ayrı ayrı reddedilmesini talep ederek, sanıkların, “Birden fazla kişi tarafından birlikte görevi yaptırmamak için direnme” suçundan ayrı ayrı cezalandırılmasını, ayrıca Gülören Demir’in askerlere hakaret suçundan cezalandırılmasını talep etti.

Adli para cezası

Son sözü sorulan Avukat Arif Ali Cangı, reddi hakim talebi, itiraz ve talebi ilişkin sürenin tamamlanması için kendilerine süre verilmesini talep etti. Cangı’nın ek süre talebini reddeden mahkeme hakimi kararını açıkladı. Hakim, Gölören Demir’e “hakaret” suçundan 445 gün adli para cezasında arttırmaya giderek 551 gün adli para cezası verilmesine, bu cezanın 11 bin 20 liraya çevrilmesine karar verdi. Ayrıca Gülören Demir ve Füsun Ergün’ün “görevi yaptırmamak için direnme” suçundan 6 ay 20 gün hapis cezası verilmesine, bu cezanın da 4 bin lira para cezasına çevrilmesine karar verdi.

MUĞLA

#Akbelen #savunucularına #adli #para #cezası

Prigojin duyurdu: Wagner’in varlığına son verilecek

Paralı asker grubu Wagner’in kurucusu Yevgeniy Prigojin, Wagner Grubu’nun 1 Temmuz itibarıyla varlığına son vereceğini duyurdu

Paralı asker grubu Wagner’in kurucusu Yevgeniy Prigojin, Wagner Grubu’nun 1 Temmuz itibarıyla varlığına son vereceğini duyurdu. Prigojin, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Kimse Rusya Savunma Bakanlığı ile sözleşme imzalamayı kabul etmedi. Hiç saldırganlık göstermedik ama füzelerle ve helikopterlerle vurulduk. Wagner, 1 Temmuz itibariyle varlığına son verecek.”

Ne olmuştu?

Prigojin, Rus ordusunu Wagner’e saldırı düzenlemekle suçlayıp karşılık vermekle tehdit etmiş, Wagner askerleri Ukrayna’yı terk ederek sınırdaki Rostov bölgesine 24 Haziran’da girmişti. Bu durum üzerine Federal Güvenlik Servisi (FSB), “silahlı isyan” suçlamasıyla ceza davası açmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Wagner’in isyanını “vatana ihanet” olarak nitelendirmişti. Prigojin, Moskova’ya gideceklerini açıklamış, Kremlin yönetimi ise ülkenin pek çok bölgesinde sıkı güvenlik önlemlerini artırmıştı.

Moskova ve Moskova bölgesi başta olmak üzere Ukrayna sınırına yakın Rus bölgelerinde “terörle mücadele operasyon” durumu ilan edilmişti.

Yevgeniy Prigojin’in, Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko’nun Rusya’da gerilimi azaltma önerisini kabul ettiği bildirilmişti. Prigojin, konvoylarını geri çevirerek plana göre saha kamplarına geri döneceklerini açıklamıştı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Prigojin’e yönelik açılan ceza davasının kapanacağını belirterek, “Prigojin, Belarus’a gidecek” ifadesini kullanmıştı.

DIŞ HABERLER

#Prigojin #duyurdu #Wagnerin #varlığına #son #verilecek

DBP ve DTK’den tecrit açıklaması: Bu mesele artık görmezden gelinemez

DTK ve DBP İmralı’da PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecride ilişkin açıklama yaptı. DTK açıklamasında Türkiye kamuoyuna ‘tavır alın’ çağrısı yaparken, DBP ise ‘Bu mesele artık görmezden gelinemez’ vurgusu yaptı

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde mutlak tecrit altında tutulan ve 27 ayı aşkın bir süredir kendisinden haber alınamayan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a dair açıklama yaptı.

DTK, açıklamasında, “Türkiye tecrit uygulayarak bir yandan kendi yasalarını, diğer yandan uluslararası hukuku ihlal ediyor. Sayın Öcalan’a yönelik bu özel sistem, Sayın Öcalan’ın toplum üzerindeki etkisinin önemini de göstermektedir” ifadelerine yer verdi.

Öcalan’ın Ortadoğu üzerindeki etkisi ve Kürt sorununun çözümündeki önemine dikkat çekilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Politikasını Kürt düşmanlığı üzerine inşa eden faşist iktidar, çözüm ve barış çabalarını tecrit yoluyla engellemek istiyor, tecridi artırıyor. Faşist iktidarın amacı fiziki tecrit değil, amacı Sayın Öcalan’ın sesinin topluma ulaşmasını engellemektir. Son zamanlarda bu gerçeği dile getiren gazeteciler ve aydınlar soruşturmalarla karşılaşıyor. Bu aynı zamanda tecridin anlamını da öne çıkarıyor ve çözüm ve barışın yolunun açılabilmesi için İmralı’nın kapılarının aralanması gerekiyor.

‘Tavır alın’ çağrısı

Bugüne kadar Sayın Öcalan’la 416 görüşme talep edildi, ancak bunlar cevapsız kaldı. Görüşme talepleri, akıl ermez disiplin cezaları gerekçe gösterilerek, reddediliyor. Bu suç, Birleşmiş Milletler ve CPT gibi uluslararası insan hakları örgütlerinin gözlerinin önünde işleniyor. Ama bu örgütler ya bunu görmüyor ya da tepki göstermekte zayıf kalıyor. Bu amaçla DTK olarak uluslararası insan hakları kuruluşlarına tecride karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri, net ve kararlı tavır göstermeleri çağrısında bulunuyoruz. Tecridin siyasette, ekonomi ve toplumsal alanda etkileri gözler önündedir ve saldırılara yol açan bu durum Kurdistan’ı, Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu kaosa sürüklüyor. Bu nedenle halkımız, siyasi partiler, sivil örgütler ve demokrasi güçleri tecride karşı tepki göstermeli ve tavır almalıdır.”

DBP: Çözüm isteyen herkes için kaygı verici

DBP ise sanal medya hesabından, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride dair söz söylemenin kriminalize edilmesine ilişkin açıklama yaptı.

DBP’nin resmi Twitter hesabından yapılan açıklamada, tecridin insanlık suçu olduğuna dikkat çekilerek, “Sayın Abdullah Öcalan, 24 yıldır dünyanın hiçbir yerinde emsali bulunmayan, hukuk dışı ve keyfi uygulamalarla İmralı sisteminde ağır tecrit koşullarında tutulmaktadır. Özellikle, 2014 yılından sonra daha da derinleştirilen mutlak tecrit koşullarında tutulması ve sağlık durumuna ilişkin herhangi bir bilgiye ulaşılmaması Kürt toplumu basta olmak üzere, çözüm isteyen herkes için kaygı vericidir” denildi.

Yasal haklarından yararlanamıyor

AKP’nin barış sürecine Öcalan’a yönelik tecritle son verdiği hatırlatılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Sayın Öcalan’ın 2013 Newrozu’ndaki tarihi çağrısıyla başlayan ‘Barış ve Demokratik Çözüm’ süreci, Erdoğan-AKP iktidarı tarafından, tekçi, cinsiyetçi, imha ve inkara dayalı ‘Tek Adam’ rejiminin tahkimi uğruna, 5 Nisan 2015 tarihinde tecridin derinleştirilmesi ile sona erdirilmiştir. 27 Temmuz 2011 tarihinden itibaren Sayın Öcalan’ın avukatlarının yaptıkları haftalık başvuru talepleri reddedilirken, ilkin açlık grevleri sürecinde 22 Nisan 2019’da Sayın Öcalan ile bir görüşme yapılmış, bu görüşmeyi 2 Mayıs 2019, 22 mayıs 2019, 12 Haziran 2019, 18 Haziran 2019 tarihli görüşmeler izlemiş, ardından ise görüşmeler yeniden kesilmiştir. Son altı yılda ise 11 Eylül 2016, 12 Ocak 2019, 5 Haziran 2019 olmak üzere üç aile görüsü sağlanmıştır. Bunun haricinde İmralı Cezaevi’nde tutulan mahpuslar da aileleri ile haftalık telefonla görüşme, mektuplaşma, ziyaret basta olmak üzere aralarında sohbet hakkı, cezaevinde başkaca kitap vs. yasal haklarından da yararlanamamaktadır.

AİHM ihlali

Mevcut durum Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 6. maddesindeki adil yargılanma hakkinin da ihlali anlamına gelmektedir. Zira Sayın Öcalan’ın düzenli olarak takip edilmesi gereken hukuki süreçleri ile disiplin yargılamaları sürdüğünden avukat görüsüne izin verilmemesi adil yargılanma hakkinin açık ihlalidir. Cezaevinde bulunduğu 24 yılı aşkın zaman zarfında sadece 2 kez telefon görüşmesine olanak tanınmıştır. Mektup ve benzeri haberleşme olanakları ise tümden ihlal edilmiştir. 2023 yılı boyunca aile, avukat görüşlerine herhangi bir cevap verilmemiştir. Bugüne kadar verilen disiplin cezalarının gerekçeleri avukatlara bildirilmemiş ve itiraz süresi dolduktan sonra avukatlara yanıt verilmiştir.

‘Sayın Öcalan çözüm iradesidir’

Kürt sorununun çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve toplumsal barışın tesisinde temel aktörlerden biri olan Sayın Öcalan’ın sağlık ve güvenlik durumu ciddiyetle açıklığa kavuşturulmalıdır. Bu mesele artık savsaklanamaz, görmezden gelinemez bir noktaya varmıştır. Çünkü tecrit edilen Sayın Öcalan, bu ülkenin çözüm iradesidir, Kürt halkının barış umududur, demokratik Türkiye’nin geleceğidir. Kürt halkı basta olmak üzere tüm demokrasi ve barış güçlerinde endişe yaratan tecrit derhal kaldırılmalıdır. İmralı adası aile ve avukat görüsüne açılmalı ve derhal siyasi bir heyet görüşme gerçekleştirmelidir.”

HABER MERKEZİ

#DBP #DTKden #tecrit #açıklaması #mesele #artık #görmezden #gelinemez

Gazeteciler Cemiyeti: Yanardağ’ın gözaltına alınması demokrasi ile bağdaşmaz

Gazeteci Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınmasına tepki gösteren Gazeteciler Cemiyeti, ‘İfade özgürlüğü önündeki engelleri hep beraber kaldıracağız’ dedi

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi eleştirdiği gerekçesiyle hakkında soruşturma başlatılan TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınmasına Gazeteciler Cemiyeti’nden tepki geldi.

Cemiyetin Twitter hesabından yapılan açıklamada, “Meslektaşımız Merdan Yanardağ’ın bir linç kampanyası sonucu gözaltına alınmasını kınıyoruz! Bu ne demokrasiyle ne yargı bağımsızlığıyla bağdaşır. İfade özgürlüğü önündeki engelleri hep beraber kaldıracağız” denildi.

Tecride tepki gösteren Merdan Yanardağ’a soruşturma

İSTANBUL

#Gazeteciler #Cemiyeti #Yanardağın #gözaltına #alınması #demokrasi #ile #bağdaşmaz

2 yaşındaki çocuğu taciz eden erkek tutuklandı

Sêwereg’te 2 yaşındaki çocuğa cinsel tacizde bulunan 75 yaşındaki Hüseyin Çiçek tutuklandı

Riha’nın (Urfa) Sêwereg (Siverek) ilçesine bağlı Camikebir Mahallesi’nde, 2 yaşındaki kız çocuğu taciz eden 75 yaşındaki Hüseyin Çiçek isimli şahıs tutuklandı. İşlettiği Çiçek Kıraathanesi önünde çocuğu taciz eden şahsı, çevrede bulunan bir yurttaş telefonla kaydetti. Görüntülerin sanal medyada paylaşılması sonrası çocuğun ailesi Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Ailenin başvurusu üzerine açılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan fail Çiçek, ifade işlemlerinin ardından “Çocuğa Yönelik Cinsel İstismar” suçundan tutuklanarak, cezaevine gönderildi.

Olaya dair ayrıca Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yayın yasağı kararı alındı.

RIHA

#yaşındaki #çocuğu #taciz #eden #erkek #tutuklandı

TİHV: İmralı’daki izolasyon toplumda kaygılara yol açıyor

’26 Haziran İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü’ dolayısıyla yapılan eylemde konuşan TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, İmralı Cezaevi’ndeki tecridin toplumda kaygılara yol açtığını belirtti

 İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İstanbul Temsilciliği, “26 Haziran İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” dolayısıyla İHD binası önünde açıklama gerçekleştirdi.  “26 Haziran işkenceye karşı mücadele ve işkence görenlerle dayanışma günü, işkencesiz bir dünya mümkün” pankartı açılan açıklamada, “Susma, suça ortak olma”, “insanlık onuru işkenceyi yenecek”, “İnsan haklarıyla insandır” dövizleri taşındı. Açıklamaya, hak savunucularının yanı sıra yanı sıra Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Amed Milletvekili Ceylan Akça Cupolo katıldı.

Türkiye’de işkence halen devam ediyor

Açıklamayı yapan THİV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, 26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü’nün tüm insan hakları savunucuları açısından önemli bir gün olduğunu belirterek, işkencenin sözleşmelerde çok açık bir şekilde belirtilmesine rağmen dünyadaki ki birçok ülkede toplumlara karşı insanlık dışı bir cezalandırma ve yıldırma politikası olarak kullanıldığını söyledi. Türkiye’nin sözleşmeyi 1988 yılında kabul ettiğini anımsatan Efe, buna rağmen Türkiye’de işkencenin hala devam ettiğini vurguladı. Türkiye’de ki “İşkenceye sıfır tolerans” sözünün bir propagandadan öteye gitmediğini dile getiren Efe, polisin barışçıl toplanma ve gösterilere müdahalesiyle sokak ve açık alanlarda kötü muamele ve işkencenin hat safhaya çıktığının altını çizdi

İmralı tecridi kabul edilemez

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 24 yıldır tecrit koşulları altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın durumuna dikkat çeken Efe, “Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) raporlarında da yer verildiği üzere İmralı Hapishanesi’nde uygulanan kabul edilemez izolasyon toplumda ciddi kaygılara yol açmaktadır” diye belirtti.

Talepler

İşkencenin insan eliyle yapıldığını ve ancak insanların bunu durdurabileceğini söyleyen Efe, işkencenin en öncelikli muhatabının devlet olduğunu söyledi. Efe, insan hakları savunucuları olarak taleplerini şöyle sıraladı:

“* İşkencenin ülkemizde bu boyutta olmasının en temel nedeni işkence yasağının mutlak niteliği ile bağdaşmayan çok ciddi bir cezasızlık kültürünün varlığıdır. Her şeyden önce sıradan bir kural haline getirilmeye çalışılan cezasızlık politikalarına son verilmelidir.

* Her düzeyde yetkililer işkenceyi ve işkenceciyi öven, teşvik eden söylemlerden vazgeçmeli, uluslararası mekanizmaların tavsiyeleri doğrultusunda işkence uygulamaları kamuya açık bir şekilde kesin olarak kınanmalıdır.

* Gözaltı koşullarında usul güvenceleri eksiksiz olarak uygulanmalıdır.

* Gözaltı süreleri kısaltılmalıdır.

* Mevcut Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) kaldırılmalı, BM İşkenceye Karşı Sözleşmeye ek Protokol (OPCAT) ve BM Paris Prensiplerine uygun tümüyle bağımsız yeni bir ulusal önleme mekanizması oluşturulmalıdır.

* Kolluk Gözetim Komisyonu tarafsız ve bağımsız hale getirilmelidir.

* İşkencenin belgelenmesi ve raporlandırılması bir BM belgesi olan ‘İstanbul Protokolü’ ilkelerine göre yapılmalıdır.

* İşkenceye ilişkin iddialar hızlı, etkin, tarafsız bir şekilde soruşturulmalı, bağımsız heyetlerce araştırılmalı, adli yargılama süreçlerinin her aşamasında uluslararası etik ve hukuk kurallarına uygun davranılmalıdır.

* Hapishaneler insan hakları ve hukuk örgütlerinin denetimine açılmalıdır.

* CPT raporlarının tümü açıklanmalı ve tüm tavsiyelere uyulmalıdır.”

Kaynak : MA

 

 

 

#TİHV #İmralıdaki #izolasyon #toplumda #kaygılara #yol #açıyor

Tecridi eleştiren gazeteci Merdan Yanardağ’a gözaltı

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridini eleştirdiği için hakkında soruşturma başlatılan gazeteci Merdan Yanardağ gözaltına alındı

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi eleştirdiği gerekçesiyle hakkında soruşturma başlatılan TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla gözaltına alındı. Yanardağ, televizyon kanalına gelen polisler tarafından yayın sonrasında gözaltına alındı.

HABER MERKEZİ

 

#Tecridi #eleştiren #gazeteci #Merdan #Yanardağa #gözaltı

Asrın Hukuk Bürosu’ndan tecrit tartışmalarına tepki

Asrın Hukuk Bürosu, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecride dair, ‘Haber alamama hali ve işkence uygulamaları son bulmalı’ çağrısı yaptı

Tele1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın katıldığı bir programda PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi eleştirmesine dair tartışmalar sürüyor.

Konuya dair Asrın Hukuk Bürosu’ndan da bir açıklama geldi. Asrın Hukuk Bürosu, hükümet ve Adalet Bakanlığı’na, “Haber alamama hali ve işkence uygulamaları son bulmalı” çağrısı yaptı.

Ayrıntılar geliyor…

#Asrın #Hukuk #Bürosundan #tecrit #tartışmalarına #tepki