Ana Sayfa Blog Sayfa 249

27 aydır haber alınamayan Aktaş’ın ailesi: İmralı adasının koşulları yaşanılabilir gibi değil

PKK Lideri Abdullah Öcalan ile birlikte İmralı Cezaevi’nde tutulan ve 27 aydır kendisinden haber alınamayan Veysi Aktaş’ın ailesi, adanın koşullarının özellikle sağlık açısından kötü olduğunu ve tecridin ağırlaşan koşullarını anlatarak son verilmesini istedi

Gazeteci Merdan Yanardağ’ın tecride tepkisi sonrası gözaltına alınmasıyla aylardır kendilerinden haber alınamayan İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’ın durumu bir kez daha gündem oldu.

25 Mart 2021 tarihinden bu yana haber alınamazken, aile ve avukatların görüşme başvurusu Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “görüş yasağı” gerekçesiyle her seferinde engelleniyor. Ailelerin ve avukatların, Kurban Bayram’ı için yaptıkları başvuruya da yanıt verilmedi.

8 yıldır ne haber ne mektup

2015’ten bu yana İmralı’da tutulan Veysi Aktaş’ın ailesi, yaşanan duruma tepkili. Oğlunu en son Kırıkkale Cezaevi’nde tutuklu bulunduğu 2015 yılında gördüğünü aktaran anne Faika Aktaş, “İmralı’ya gittiğinden beri oğlumu göremedim. Ne bir telefon ne de mektup hiçbir haber alamıyorum” dedi.

Sadece sesini duydum

Ağabeyi Veysi Aktaş’ı en son 2019 yılında İmralı’da ziyaret ettiğini belirten Sabiha Aslan da, görüşmenin yapıldığı güne değindi. Heyecanla İmralı’ya gittiğini aktaran Aslan, “Diğer arkadaşları ve Abdullah Öcalan’ı göreceğimi sandım. Sadece sesini duydum. O bile bana çok büyük bir heyecan vermişti” dedi.

Askeri görevli yoktu

İmralı’da şartların çok kötü olduğunu belirten Aslan, defalarca aramalardan geçtiklerini söyleyerek, “Orada normal bir askeri görevli yoktu, farklılardı. Daha önceki cezaevlerinde görmediğim kıyafetli görevliler vardı, korkunçtular” ifadelerini kullandı.

Cezaevinin koşulları onu çok etkiledi

Görüş günü ağabeyiyle Kürtçe konuşmak istediğini söyleyen Aslan, “Görevliler bana, ‘Bak ne güzel Türkçe konuşuyorsun. Türkçe konuş’ dediler. Ben de ‘Hayır olmaz. Ağabeyimle Kürtçe konuşacağım’ dedim. Daha sonra yetkililer bir ses kaydı bıraktı. O cihazın yanı sıra karşımızda iki görevli vardı. Ağabeyim çok değişmişti, sesi, fiziği değişmişti. Hasta olduğunu düşünerek üzüldüm ve ağladım. Ona, ‘Seni görmesem başkası konuşuyor zannederim’ dedim. Bana, ‘Buranın havasından ve şartlarından dolayıdır’ dedi. Ondan sonra 45 dakikalık bir görüşümüz oldu. Diyeceklerimin hiçbirini diyemedim, konuşamadım. Ben sadece onların yaşadıklarına, o cezaevinin zorluklarına odaklanmıştım” diye anlattı.

O kadar tecrit altında yaşamak mümkün değil

Ağır tecrit koşullarına vurgu yapan Aslan, şunları söyledi: “Kitaplarda kahramanlardan bahsederler ya, sanırım dünyanın var oluşundan bu yana en büyük kahramanlar orada kalanlardır, orada yatanlardır. Hiçbir irade orada o kadar yıl kalamaz. Bu kadar ağır tecrit altında mümkün değil duramaz. Nasıl anlatılabilir bilemiyorum; ben geldikten sonra dahi baya bir psikolojik travma yaşadım, onlar orada yıllardır yaşıyor. ”

7 bayramdır görmüyoruz

Ağabeyini 7 bayramdır göremediğini belirten Aslan, “Bayramlarda göremiyoruz, telefonla bir iletişim kuramıyoruz. Zaten 30 yıl hepsi müebbetlik, böyle bir zulüm yok. Bu kadar sınırsız işkenceye ne gerek var. Buna akıl sır erdiremiyoruz. 27 aydır hiç haber alamıyoruz. Kesilen telefon görüşmesine de Veysi çıkmamıştı. Sonrasında ise tecrit içinde tecrit uyguluyorlar” diyerek tecridin son bulması çağrısında bulundu.

Haber: Müjdat Can / MA

#aydır #haber #alınamayan #Aktaşın #ailesi #İmralı #adasının #koşulları #yaşanılabilir #gibi #değil

Çocuğa yönelik taciz görüntülerini paylaşan gazeteci gözaltına alındı

Sêwereg ilçesinde, 2 yaşındaki çocuğa yönelik taciz görüntülerini paylaşan gazeteci Mehmet Yetim gözaltına alındı

Riha (Urfa) yerelinde interaktif olarak yayın yapan televizyon kanalı Kulis TV’nin Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Yetim gözaltına alındı. Yetim’in, Riha’nın Sêwereg (Siverek) ilçesinde 75 yaşındaki Hüseyin Çiçek isimli şahsın 2 yaşındaki kız çocuğuna tacizde bulunduğu anların görüntülerini sanal medya hesabından paylaştığı için gözaltına alındığı öğrenildi.

Çiçek’in tutuklandığı taciz olayına dair Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı yayın yasağı kararı almıştı.

RIHA

#Çocuğa #yönelik #taciz #görüntülerini #paylaşan #gazeteci #gözaltına #alındı

Avukat Kavak: Tecrit hukuksuz, sessizlik ise politiktir

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki mutlak tecridin giderek derinleşmesinin tüm topluma yayıldığını aktaran ÇHD üyesi Avukat Yağmur Kavak, ‘Tecridin hukuksuz, sessizliğin politik olduğunu’ söyledi

Uluslararası komployla 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilen PKK Lideri Abdullah Öcalan, o tarihten bu yana İmralı’da ağır tecrit altında tutuluyor. Abdullah Öcalan’a  yönelik İmralı’da uygulanan özel sistem  son 28 ayda ise mutlak iletişimsizliğe dönüşmüş durumda. En son 25 Mart 2021 yılında kardeşi Mehmet Öcalan ile yaptığı 4-5 dakikalık yarıda kesilen telefon görüşmesinden bu yana Abdullah Öcalan’dan hiçbir haber alınamıyor. Aile ve avukatların yaptığı tüm başvurular ya yanıtsız bırakılıyor ya da “disiplin cezası” gerekçesi ile reddediliyor.  Abdullah Öcalan’a yönelik mutlak tecrit ve haber alamama durumuna ilişkin başta Avrupa Konseyi İşkencenin Önlenmesi Komitesi (CPT) olmak üzere tüm uluslararası kurum ve kuruluşlar ise sessizliğini koruyor.

Abdullah Öcalan’a yönelik tecride ilişkin Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi Avukat Yağmur Kavak değerlendirmelerde  bulundu.

Sadece fiziksel tecrit uygulanmıyor

Kurdistan ve Türkiye cezaevlerinde çokça hak ihlallerinin yaşandığına dikkat çeken Kavak, başta sağlık olmak üzere infaz yakmalarıyla birlikte derinleşen hak ihlalinin baş gösterdiğini aktardı. Tutsakların avukat ve aile görüş haklarının kısıtlandığına işaret eden Kavak, bununla birlikte tecridin yaşandığını tecridin çok büyük bir problem olduğunu söyledi. Öcalan’a yönelik sadece fiziksel bir tecrit uygulanmadığına dikkat çeken Kavak, “Tüm hakları ellerinden alınıyor ve tüm iletişimleri kısıtlanıyor, büyük hak ihlaline sebep oluyor. Anayasa Mahkemesi (AYM), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları da der ki bir kişi fiziksel olarak suç işlemiş sıfatıyla tutuklanmış olabilir. Ama kişinin hak ve ifade özgürlüğü hakkı korunmaya devam eder” dedi.

Ağırlaştırılmış bir hak ihlali 

İmralı Cezaevi’nde ağır tecrit altında tutulan Abdullah Öcalan’a vurgu yapan Kavak, “Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit devletin hapishane politikalarına ilişkin çok şeyi gösteriyor. Tecrit meselesi bir sınırlama ve hak ihlaline varan  bir noktada ve ağırlaştırılmış bir hak ihlali. Tüm avukatlar başvuru girişimlerinde bulunuyor fakat hiçbir yanıt gelmiyor. Avukatın kendi müvekkilleri ile görüşememesi herkes için büyük hak ihlalidir.  AYM kararlarına aykırıdır. Söz konusu Öcalan olduğunda CPT ve Türkiye sessizliğe bürünüyor. Bunlar programlanmış bir kısım. CPT başta olmak üzere diğer kurumlar da aslında bu sessizliğe gömülmüş durumda” şeklinde konuştu.

Tecride sessiz kalmak politiktir

Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin tüm topluma yansıdığını kaydeden Kavak, tecrit politikalarının tüm siyasi tutsaklara da sirayet ettiğini aktardı. “Bugün Abdullah Öcalan’a yarın tüm herkese tecrit uygulanır” diyen Kavak, bu gün Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit, sistematikleşen bir hak ihlaline dönüştüğünü Sessiz kalmak bu yönüyle de uygulanan tecridin hukuksuzluk, devam eden sessizliğin ise politik olduğunu söyledi.

Ses çıkaralım

Abdullah Öcalan üzerindeki mutlak iletişimsizliğe dikkat çeken Kavak, sosyal, fiziki birçok boyutu içerdiğini belirterek aylardır hiçbir haber alınamadığını belirterek şunları söyledi:  “Sağlığı ne durumda onu bilmiyoruz. Bu gün bir kişiye yapılanlar bundan sonraki süreçlerde ve diğer cezaevleri için de çokça anlam ifade ediyor. Aslında vermek istediği mesajdır bu. Devlet sindirme politikasını sürdürüyor. Yaşanan hak ihlallerine kimsenin sessiz kalmaması gerektiğini ve net bir tavır ortaya koymak gerekiyor. Tecridin her boyutuna karşı, infaz yakmalara karşı, hak talebiyle mücadelenin büyümesi gerekiyor. Cezaevlerindeki tüm hak ihlallerine karşı çıkmak gerekiyor. Toplumdaki tüm sivil toplum kuruluşları, dernekler, demokratik örgütlerin cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ses çıkarması ve mücadeleyi yükseltmeleri gerekiyor.”

Haber: Elfazi Toral/Jinnews

#Avukat #Kavak #Tecrit #hukuksuz #sessizlik #ise #politiktir

Sever: Wagner ve ordu arasında çıkar çatışması var

Rusya’daki Wagner kalkışmasını değerlendiren gazeteci Aykan Sever, Wagner olayında belirsizliğin halen sürdüğünü, Wagner ile ordu arasında bir çıkar çatışması olduğunu söyledi

Rusya’da hafta sonu, paralı asker grubu olan Wagner, ordu yönetimine ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya karşı isyan başlattı. Wagner’in lideri Yevgeny Prigojin’in hedefi Şoygu’ydu. Buna rağmen Putin, kalkışmayı vatan hainliği ilan ederek ağır şekilde cezalandırılacaklarını söyledi. Olaylar sadece iki gün içinde gerçekleşti ve Prigojin, varılan anlaşma sonunda birliklerini geri çekti.

Gazeteci Aykan Sever, hafta sonu Rusya’da yaşanan bu hareketli günlerin ne anlama geldiğini, Rusya için ileride ne anlam taşıyacağını ANF’ye anlattı.

Oligarkların alenen gaspa dayanan bir kapitalizmi var

Yaşanan durumu bir anlamda Üçüncü Dünya Savaşı’nın içerisinde düşünmemiz gerektiğine dikkat çeken Sever, Bu zemini kaybettiğiniz ve olayı tekil tartışmaya başladığınız zaman ister istemez bağlam olmuyor. Yoksa sadece Rusya’nın içinde yaşanan bir mesele gibi duruyor ama aslında öyle değil. Doğrudan Üçüncü Dünya Savaşında yaşanan gelişmelerin bir parçası” dedi.

Ukrayna Savaşı uzadığını ve Putin’in planladığı gibi gitmediğini söyleyen Sever, Putin’in üç günde alırız dediği şeyi yürütemediğini ve bunun genel olarak Rusya’ya olumsuz yansımaları olduğunu söyledi. Rusya’da güvensizlik yaratan bir havanın hâkim olduğunu söyleyen Sever, “Ayrıca Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası oligarkların alenen gaspa dayanan bir kapitalizmi var Rusya’da ve aynı zamanda buna bağlı olarak da ciddi bir yozlaşma da hâkim. Öte yandan Ukrayna Savaşı özelinde gerek Genelkurmay Başkanı gerek Savunma Bakanı gerekse de Çeçen lider arasında çekişmeler söz konusu” diye konuştu.

Ortada başarısızlık var kimse üstelenmiyor

Ortada aslında bir başarısızlık olduğunu, bu başarısızlığı bir biçimde kimsenin üstlenmediğine dikkat çeken Sever, “Örneğin Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov savaştan 15 gün kadar önce, “Bizi yeni bir Afganistan’a çekmek istiyorlar” diyordu. Bunu da Sovyetler’in çöküşünü kastederek söylüyordu. Şimdi bunu telaffuz eden bir Dışişleri Bakanı’nın olduğu yerde çok yanlış hesaplar yapıyor olmanız gerekiyor bu savaşa girmek için. Yani yanlış hesaplamışsınız ve sonuçlarını da görüyoruz. Sovyetler Birliği döneminde beğensek de beğenmesek de belli bir duruş vardı. Ama Sovyetlerin çökmesinden sonra Rusya’da bir çıkarlar savaşı oldu. Herkesin kendi başına olduğu ve oligarklaştığı bir yer. Batı kapitalizmi gibi değildi. Zira Batı kapitalizmi en azından tırnak içinde de olsa “denetlenebilir.”  Ama buradaki yozlaşma öyle olmadı. Doğal olarak sadece orduda değil, her tarafı çökmüş bir yozlaşmanın sonuçlarıyla karşı karşıyayız. Ve şimdi görünen o ki, özel bir savaş şirketinin sahibi aynı zamanda devletin kendisine de rakip. Güce ve paraya tapan bir topluluk yaratılmış durumda. Herkes tabii ki doğal olarak burada kendine göre payını almaya çalışıyor ve toplumu da diktatörlük yönetiyor “dedi.

Wagner ve ordu arasında bir çıkar çatışması var

“Rusya’nın savaşta zayıf yanı olarak gösteriliyordu Wagner ve hatta yalnız bırakıldığı bile söylendi” diyen Sever, Wagner ve ordu arasında bir çıkar çatışması olduğuna işaret etti. Aradaki bu gerilimin, son olarak Ukrayna’da ayyuka çıktığını söyleyen Sever, “Ukrayna Savaşı’nda en son Rus ordusu Bakhmout kentini alamadı ve Wanger’i devreye soktular. Wagner de kendine göre büyük fedakârlıklarda bulunarak burayı bir biçimde aldı. Dolayısıyla Rusya Genelkurmay ve Savunma Bakanı karşısında anlaşılan daha avantajlı pozisyon sağladı. Bu da iktidardan daha fazla talepte bulunma olanağı getirdi. Ama en son Rus ordusunun bunları bombaladığı gibi bir mesele geçti. Ne kadar doğru ya da değil orasını bilmiyoruz fakat aralarındaki bağ artık kopma noktasına geldi anlaşılan. Bazı yorumlar yapılıyor; bunlar Putin’in oyunu diye ama ben öyle düşünmüyorum. Kremlin’e drone saldırısı yapıldığı zaman da buna senaryo dendi. Ama Rusya sadece kendi topraklarından baret değil. Dünyanın genelinde başta Suriye olmak üzere Güney Kafkasya, Orta Asya ve Afrika’da var. Haliyle yaratılacak güvensizlik, yani sizin kendi adamlarınızla baş edemediğinizi gösteren bir pozisyon, doğal olarak bütün bunlarda bir karşılık bulacaktır. Putin, tabii ki olayı kendi lehine çevirmeye çalışmıştır ama taviz vererek geri adım attı. Hain ilan etti ama sonuçta dünyanın gözünün önünde bir geri adım atmış oldu” dedi.

Belirsizlik sürüyor

Wagner olayındaki belirsizin hale sürdüğünün altını çizen Sever, “Üçüncü Dünya Savaşı içerisinde özel ordular kullanışlı bir şey. Bu yüzden tercih edilmiştir. Diyelim ki Suriye’de doğrudan Amerika’yla ya da Afrika’nın herhangi bir ülkesiyle karşı karşıya gelmek istemiyor, o zaman bunları devreye sokuyor. Tabii karşılığında bu yapılar görece özerklik de kazanıyor. Örneğin; okuduğum son habere göre, Wagner’in Afrika’daki faaliyetler aynen devam ediyor, dediler. Öte yandan Rus kaynaklar, Putin’in eski koruması ve Tula bölgesinin şu anki valisi olan Aleksey Dyumin’in Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun yerine yeni Rus savunma bakanı olabileceğini söylüyor. Hatta Dyumin’in 2024’te Putin’in yerine aday olabileceği yorumları da yapılıyor. Prigojin ile çatışmayı gayri resmi olarak çözenin kendisi olduğu da söyleniyor. General Surovikin’in ise Genelkurmay Başkanı olması bekleniyor. Prigojin de Dyumin ve Surovikin’i destekliyor.Ayrıca Ukrayna savaşının uzaması da önemli bir faktör. Bir defa Rus yönetimine olumsuz yansıyor. Her ne kadar Çin’in desteğini alsa da Rusya’nın bu savaşı sürdürme hikâyesinden kazandığı bir şey yok” diye konuştu.

Erdoğan hem Putin’i hem Nato’yu aradı

Erdoğan’ının Wagner olayında Putin’i aramasına da değinen Sever, “Şimdi şöyle bir yanlış bir şey var kamuoyunda; ısrarla Putin düşerse diğer diktatörler de düşer diye. Böyle bir şey yok. Çünkü bir defa herkes politika yapıyor. Evet, Erdoğan Putin’i aradı ama sonra da NATO Genel Sekreteri’yle görüştü. Başka bir boyutta kendine göre siyaset kurmaya çalışıyor. Bu yaklaşım Erdoğan’ı çok hafif alan bir yaklaşım. Ve yaptıklarını da görmeyen bir yaklaşım. Örneğin, Rusya’nın zaaf içerisine düşmesi, Afrika dâhil olmak üzere bir defa Güney Kafkasya, Orta Asya, Suriye, Irak, Güney Kurdistan’da Türkiye’nin önünü açar. Batılıların da bunu engellemek gibi bir niyeti falan yok. Sonuçta herkes kendi çıkarına bağlıyor olanları. Bu seçimden önce de Amerikalı uzmanlar, açıkça Türkiye’den Rusya, İran ve Çin’e karşı, Çin sınırına kadar oluşacak bir bloğu organize etmesini bekliyorlardı. Türkiye’ye biçtikleri rol buydu. Bu sadece Erdoğan’dan da ibaret değil. Sonuçta Türk devletiyle ilgili bir şey. Bunları göz önünde bulundurmadan günlük değerlendirmeler doğru olmaz” dedi.

HABER MERKEZİ

 

#Sever #Wagner #ordu #arasında #çıkar #çatışması #var

İzmit’te otomobil, halk otobüsüne çarptı: 3 ölü 3 yaralı

İzmit’te otomobil, durakta yolcu indiren halk otobüsüne çarptı. Kazada, 3 kişi hayatını kaybetti. 3 kişi de yaralandı

İzmit’te otomobilin kontrolünü kaybeden araç sürücüsü yolcu indiren halk otobüsüne çarptı. Saat 19.30 sıralarında İzmit D-605 Karayolu Çayırköy mevkiinde meydana gelen kazada, İzmit yönünde ilerleyen otomobil, henüz bilinmeyen bir sebeple sürücüsünün kontrolünden çıkarak, yol kenarındaki durakta yolcu indiren halk otobüsüne çarptı.

Aynı aileden 3 kişi

Sağlık ekipleri arabada sıkışan sürücü Arif Şahin’in babası Azmi Şahin, annesi Meliha Şahin, kardeşi Rabia Şahin ve çocukları Mustafa Efe Şahin ile Nehir Şahin’i bulundukları yerden çıkardı. Sağlık ekiplerinin kontrollerinde şoför ile Rabia Şahin ve Meliha Şahin’in hayatını kaybettiği belirlendi. Yaralılar ambulanslarla çevredeki hastanelere kaldırılırken, cenazeler hastane morguna kaldırıldı.

Kaza nedeniyle yolun bir şeridi trafiğe kapatılırken, azayla ilgili soruşturma başlattı.

İZMİR

#İzmitte #otomobil #halk #otobüsüne #çarptı #ölü #yaralı

31 yıllık tutuklunun tahliyesine ‘absürt’ engel: Yeterince kitap okumadı!

31 yılı aşkın bir süredir cezaevinde tutulan Nevzat Öztürk’ün tahliyesi, ‘yeterince kitap okumamak’ ve ‘elektriği tasarruflu kullanmamak’ gerekçeleriyle 3 ay ertelendi

İstanbul’da 1992’de gözaltına alınan Nevzat Öztürk, Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’nde 14 gün gözaltında tutulduktan sonra çıkarıldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce (DGM) “Devletin birlik ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla müebbet hapis cezası verilerek tutuklandı. Bayrampaşa Cezaevi’ne götürülen Öztürk, tutukluluğu boyunca 5 ayrı cezaevine sevk edildi. Son olarak Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edilen Öztürk, 31 yıl 4 aydır tutuklu bulunuyor. Hasta tutuklu olan Öztürk, 23 Haziran’da infazını tamamlamasına rağmen Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu’nun verdiği rapor nedeniyle tahliye edilmiyor.

Öztürk’ün tahliyesi, “Elektriği tasarruflu kullanmama” ve “Cezaevi kütüphanesinde yeterince kitap okumadığı” gibi gerekçelerle 3 ay daha ertelendi.

Öztürk’ün avukatı Özgürlükler İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Barış Marhan, İdare ve Gözlem Kurulu’nun kararlarıyla tutuklulara dönük hak ihlallerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bolu Cezaevi’nde tahliye edilmesi gereken 15 tutuklu olduğu bilgisini paylaşan Marhan, birçoğunun hasta tutuklu olduğunu, İdare ve Gözlem Kurulu’nun “keyfi” kararlarından dolayı tahliye edilmediklerini söyledi. Müvekkilliği Öztürk’ün cezaevinde kalp krizi geçirdiğini ifade eden Marhan, bunun yanı sıra birçok kronik hastalığının olduğunu belirtti.

Öztürk’ün hayatından endişe duyduklarını dile getiren Marhan, şunları söyledi:

“İki ay önce müvekkilim kalp krizi geçirdiğinde, hastanede kelepçe ile tedavi edilmeye çalışıldı. Müvekkilim bu tedaviyi kabul etmedi. Orada bulunan jandarma doktora, ‘Bu şekilde tedavi edebilir misiniz?’ dedi. Doktorda ‘benim için sorun yok, tedavi ederim’ demiş. Bu dayatmalara karşı müvekkilim tedaviyi kabul etmiyor. Daha sonra jandarma müvekkilime dönüp ‘Ben tutanak tutabilirdim ama sen devletin bir kağıdına bile değmezsin’ diyor. O şekilde kalp krizi geçirmiş birinin stresten uzak durması gerekirken, tedavi sırasında böyle insanlık dışı muameleye maruz kalıyor.”

‘Savaş esirlerine yapılmayan muamele siyasi mahpuslara yapılıyor’

Marhan, hasta tutukluların tahliye edilmediğini, işkence ve kötü muamelenin sistematik hale dönüştüğünü söyledi. Marhan, Öztürk’ün tahliyesine engel olan gerekçelerden birinin de pandemi döneminde “sosyal etkinliklere katılmadığı” olduğunu söyledi. Marhan, pandemi döneminde sosyal etkinliklerin zaten yasaklandığını anımsatarak, “Cezaevinde ‘yapılmayan’ sosyal etkinlilere katılmadığı gerekçesiyle 23,75 puan veriliyor. Biz daha sonra bu karara itiraz ettik. İnfaz Hakimliği bu kararı bozdu. Ağrı Ceza Mahkeme’si de bozdu. Ancak İdari ve Gözlem Kurulu bozulan bu kararın aksi yönünde bir karar alıyor. Kendini adeta mahkemenin üstünde görerek, mahkemenin vermiş olduğu bu kesin kararı uygulamadılar. 15 Haziran’da İdare ve Gözlem Kurulu tekrar toplandığında, bu kararı değerlendirip kaldırması gerekirken, bunu kaldırmadı. Böylelikle müvekkilimizin tahliyesini bu puanla engellemiş oldu” diye belirtti.

İdare ve Gözlem Kurulu’nun paralel bir mahkemeye döndüğünü belirten Marhan, “Biz bunu savaş esiri statüsünün bir yansıması olarak değerlendiriyoruz. Son iki yılda yapılan uygulamalarla, kalp krizi geçirmiş, birçok kronik rahatsızlığı olan Nevzat Öztürk tahliye edilmiyor. Savaş esirine yapılmayan muamele, siyasi mahpuslara uygulanıyor” dedi.

Kaynak: MA

#yıllık #tutuklunun #tahliyesine #absürt #engel #Yeterince #kitap #okumadı

Rusya’da bir dönemin sonu mu?

Putin’i Wagner’le anlaşmaya zorlayan faktörlerden biri Çin’in tutumu oldu. Çünkü meydan Çin’e kalacaktı. ABD de izledi. Çünkü Rusya parçalanırsa nükleer silahlar kontrolsüz güçlerin eline geçebilir, Çin bölgede tek başına hegemonya kurabilirdi

Mehmet Ali Çelebi

Rusya’da 23-25 Haziran 2023 arasında yaşanan PMC Wagner isyanı, Wagner’in birkaç kenti alıp Moskova kapısına dayanması sadece Kremlin’de değil dünyada ‘şok’ etkisi yarattı.
‘Brest olgusallığı ve iç dinamikler Putin’i saf dışı bırakabilir mi?’ başlıklı yazımızda “Ukrayna’ya akan SİHA’lar, uçaksavar ve tanksavarlar Rusya ordusunun kayıplarını artıracaktır. Yaptırımlar oligarkları, orta sınıfı ve yoksulları zorlayacak. Rusya ordusunu da kaynatabilir. Günün sonunda Putin iç dinamiklerin tetiği düşürülerek safra gibi saf dışı bırakılabilir” ifadesi kullanmıştık. (Yeni Yaşam /4 Mart 2022) ‘2023’te olası Kelebek etkisi’ başlıklı yazımızda da “Çok yönlü sarsıntılar yaratan faylar 2023’te Türkiye, Doğu Akdeniz, Rusya, Ukrayna, Suriye, İran, İngiltere gibi yerlerde ‘Kelebek etkisi’yle kaotik süreçler doğurabilir. Putin’in ömür boyu iktidarda kalmak için yaptığı anayasa değişikliklerinin berhava edip iktidarına mal olabilir” ifadesi kullanmıştık. (Yeni Yaşam /2 Ocak 2023)

Burada Wagner’in Moskova’ya ilerlemesindeki askeri-siyasi geometrinin açılarını analitik merceğe alacağız.
Sarhoşluğuyla bilinen Boris Yeltsin ani bir kararla yılbaşı gecesi (31 Aralık 1999) Rusya Başkanlığı’ndan istifa edip koltuğu KGB’nin yerine 1995’te kurulan FSB’nin başkanı Vladimir Putin’e bırakmıştı. Almanya’da ajanlık yapmış olan Putin 26 Mart 2000’de yapılan devlet başkanlığı seçiminde kendisine yüzde 53.4 oy, Komünist Parti Lideri Gennadi Züganov’a yüzde 29.5 oy çıktığını açıklayıp kendisini devlet başkanı ilan etmişti.

Halklar perspektifi yerine, ilkeler, demokrasi ve özgürlükler mimarisi yerine askeri perspektifle hareket eden bir yönetim oluşturdu. Ağustos 1999-Mayıs 2000 arasında Çeçenistan’ı bombalatıp, evleri insanların üstüne yıktı. Eylül 2004’te Çeçen bir grubun Kuzey Osetya’ya Beslan 1 No’lu Okul’dakileri rehin alması sonrası orduya verdiği emirle baskın yapıldı, kurtarmak yerine 333 ilkokul öğrencisi ve öğretmen katledildi. 7-16 Ağustos 2008’de Gürcistan’a savaş açıldı.

Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (9 Mart 2004’ten beri dışişleri bakanı), Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Bogdanov (2011’de Dışişleri bakan yardımcısı yapıldı, Ocak 2012’de Putin’in Ortadoğu özel temsilcisi, Ekim 2014’te Devlet Başkanının Ortadoğu ve Afrika özel temsilcisi yapıldı) gibi kirli işlerde uzmanlaşmış isimlerle organize olup Şubat-Mart 2014’te Kırım’a apoletsiz birlikler sokulmuş, Rus askeri oldukları inkâr edilmişti. İlhak imzasından uzun süre sonra Rus birliği olduğu itiraf edilmişti. Nisan 2014’te benzer taktik Rus nüfusu yoğunluklu olan Ukrayna’ya bağlı Donbass’ta (Donetsk ve Luhansk) uygulandı.

AKP yönetiminden aldığı kapitülasyonlar karşılığı ve Suriye’deki savaşın uzayıp kendisine ihtiyacın artması, bu şekilde Akdeniz’deki üslerini genişletmesi hesabıyla 2018 baharında Efrîn’e (Afrin) TSK ve ÖSO ittifakının ‘Zeytin Dalı’ adı altında yüzbinlerin mültecileşmesine yol açan operasyon yapmasına, izin verdi. Yani bir yandan Suriye ordusu ve İran ordusu ile birlikte ÖSO gibi yapılara karşı operasyon yapılıyor, diğer yandan bu oluşum Kürtlere saldırınca sınırları geçmesine izin verip, hava sahası açıp izliyordu. Ordu gönderip Kazakistan’da otoriter yönetime karşı 2 Ocak 2022 çıkan halk ayaklanmasını kanlı şekilde bastırdı.

Wagner’in mayalanması

Azak Denizi ve Karadeniz’e hakim olup Rusya Donanmasına geniş alan açmak için Kırım’a yönelik operasyon bir laboratuvar işlevi gördü. Paramiliter ordu PMC Wagner de Mart 2014 Kırım’ın işgali sırasında mayalandı. Putin, sosisli sandviç satan Yevgeny Prigozhin’le (Yevgeniy Prigojin) arkadaşlık kurup onu Sovyetler Birliği döneminin kuruluşlarını yağmalatıp palazlandırdığı oligarkdan birine dönüştürecek, Prigozhin’e PMC Wagner’i kurduracaktı.
Leningrad (St. Petersburg) doğumlu Prigozhin, hırsızlık, insanların önünü kesip gasp yapmaktan 1981-1990 arası hapis yatar, çıkınca sosisli sandviç satar. Restoran açınca ajanlık sonrası St. Petersburg Belediye Başkanı Yardımcısı yapılan Putin’le tanışır. Putin Kremlin’e geçince, ordunun yemeklerini organize eder. Putin’in yandaş oligarkları mafyaya dönüştürdüğü, muhalif gazetecilerin zehirlenip öldürüldüğü dönemde oteller açan Prigozhin gibi oligarklar hızla yükselir.
Kırım ve Donbass’taki asimetrik savaş yöntemlerinin çaktığı ışıkla, elini yakmak yerine bir maşa tutmak stratejisi benimsenmiş, eski askerler, emekli askerler, suçlulardan, devletle anlaşma sonucu bırakılan mahkûmlardan, bir iş tutturamayanlardan Wagner ordusu oluşturulmuştu. Çünkü Rusya’nın dış operasyonların politik külfeti ağır olabilirdi. Savaş ve insanlık suçu işlendiğinde Cenevre Sözleşmeleri, Uluslararası Silahlı Çatışmalarda Mağdurların Korunması Protokolü ve Uluslararası Olmayan Silahlı Çatışmalarda Mağdurların Korunması Protokolü ortadaydı.

Yakın dönemde Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi, Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (Son duruşmasını Aralık 2017’de yapmıştı, toplamda 90 kişiye ceza vermiş, bunların 6’sı müebbet almıştı) oluşturulmuş, savaş suçlarından mahkûmiyetler verilmişti. Sıkışma yaşanırsa benzer akıbet saikiyle Hibrit savaş stratejisi kapsamında kirli savaş aparatı Wagner üyeleri arenaya atılabilirdi. Putin Wagner’i olası ordu içi muhalefete karşı da kullanmak istiyordu.
Nitekim PMC Wagner kısa sürede birçok ülkede on binlerce askeri olan yapıya dönüşecek, Libya’dan Suriye’ye, Ukrayna’dan Sudan’a, Mali’den Madagaskar’a, Mozambik’ten Orta Afrika Cumhuriyeti’ne kadar birçok ülkede altın madenlerini, patronları korumakla görev alacaktı.
Rusya ordusu ve Wagner, 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya savaş açtığında, üç-beş günde başkent Kiev’i düşeceği hesaplanmıştı. Ancak savaş artık Rusya-NATO savaşına dönüştü.

Bahmut ve meydan okuma

Donbass’ta Luhansk’ın batısında yer alan Bahmut (Artyomovsk) prestij savaşına dönüşmüştü. 9 ay süren kuşatma ve çatışmadan sonra ancak 21 Mayıs 2023’te Bahmut alınabilmişti. Putin, Bahmut’u alan paramiliter Wagner’e teşekkür edecekti. Ağır silahlar alan Ukrayna 4 Haziran 2023’te taarruz harekâtı başlatmış, bazı yerleri yeniden ele geçirmişti.
Savaş-ambargo ekonomiyi örseleyince Bahmut Savaşı sırasında, iktidar kavgası, savaş rantı, pasta paylaşımları etrafında anlaşmazlıklar su yüzüne çıktı. Prigozhin, sık sık videolar çekip, mühimat gönderilmediğini söylüyordu. Bahmut’ta durumun “kıyma makinesi” gibi olduğunu ağır kayıplar verdiklerini belirtiyor, Savunma Bakanı Sergey Şoygu ve Genelkurmay Başkanı Valeri Gerasimov’a meydan okuyor, hakaretler ediyor, azledilmelerini istiyordu.
Bardağı taşıran damla da geldi. Şoygu, 10 Haziran 2023’te paramiliter birliklere 1 Temmuz’a kadar Savunma Bakanlığı ile sözleşme imzalama, denetim mecburiyeti getiren kararname çıkardı. Böylece Wagner’in dağıtılacağı endişesi depreşti. Prigozhin, Şoygu ve Gerasimov’un uçak ve helikopterlerle Ukrayna’daki Wagner güçlerine karşı saldırı düzenlediğini iddia edip 23 Haziran 2023 gecesi isyan düğmesine bastı. Moskova yönetimine savaş açılmıştı.

Wagner’in Moskova’ya ilerleyişi

Wagner birlikleri devletin verdiği tanklar ve zırhlılarla Ukrayna’daki güçleri Rusya kentlerine soktu. 23 Haziran gecesi önce Rostov-on-Don kenti ele geçirildi. Rostov, Ukrayna’nın güneydoğu sınırındaydı. Rus güçlerinin ele geçirdiği Donetsk ve Luhansk sınırında. Rus Güney Askeri Bölge Karargâhı Rostov’daydı. Ukrayna savaşı Rostov’daki karargâhta yürütülüyordu. Hemen Prigozhin hakkında dava açıldı, sıkıyönetim ilan edildi. Moskova sokaklarına zırhlı birlikler indi.
Wagner 24 Haziran’da Rostov’un kuzeyindeki Voronej’i de ele geçirdi. Voronej kara yolu ve demiryollarının olduğu stratejik kentlerdendi. Rostov ve Voronej cepheye gönderilecek Rus birliklerin sevk yerleriydi. İki kent savaş lojistiğinde, tedarik zincirinde önemli halkaydı, Kırım ve Azak Denizi’nin kontrolünde, Moskova’nın savunulmasında stratejikti. (1941 Rostov Muharebesi’nde Stalingrad ve Azak Denizi’ni kontrol etmek isteyen Naziler püskürtülmüştü.)
24 saat geçmeden Moskova’nın güneyindeki Lipetsk de alındı. Bir konvoyu Rusya uçakları vurdu. Bir Rus uçağı ve 6 helikopter Wagner tarafından düşürüldü. Putin, Belarus Başkanı Aleksandr Lukaşenko’yu devreye koydu. Lukaşenko; Putin ve Prigozhin ile telefonlaştı. Putin ‘pes’ dedi ve anlaşmaya varıldı.

Rezonansa sürüklenen statüko

Anlaşmaya göre Wagner kurucusu Prigozhin hakkında açılan ceza davası kapatılacak, Wagner üyelerine istedikleri garanti verilecek, Prigozhin, Belarus’a gidecek. Wagner de güçlerini Donbass’a geri çekecekti.
Rostov’dan cepheyi yöneten Prigozhin ve Wagner birlikleri 25 Haziran akşamına kadar kentlerden çıktı.
Oysa ilk sabah Putin halka seslenirken “Sırtımızdan bıçaklandık” deyip isyanı “vatana ihanet” olarak nitelendirmişti. Ekim Devrimi’ni hedef alıp Rusya’nın Birinci Dünya Savaşı’ndayken 1917’de ülkeye darbe vurulduğunu öne süren Putin, “Silahlı isyan organize eden, silah arkadaşlarına karşı silah kaldıranlar Rusya’ya ihanet etti ve bunun hesabını verecek” demişti. (Sputnik /24.6.2023)
Efelenmeye rağmen anlaşma devlet prestiji ve Putin’in karizması açısından büyük erozyondu. Putin statükosu rezonansa sürüklendi. Wagner anlaşma olunca Moskova’ya 200 km kala durdu.

Kremlin nasıl kabullendi?

Anlaşma getiren nedenlerden biri, Wagner’in varlığının sürdürülmesi güvencesi verilmesiydi. Anlaşma sonrası Prigozhin de, PMC Wagner’i dağıtmaktan kurtardıklarını söylüyordu. Biri Çeçenistan Cumhurbaşkanı Ramazan Kadirov’un savaş deneyimi olan Çeçen güçlerini Putin’e destek için göndermesi oldu. Rostov’a giren Çeçen güç Wagner pusularında gözaltına alınsa da Wagner çatışıp kayıp vermek istemedi.
‘Devlet nasıl şartları kabul eder?’ gibi sorular soruldu. Çünkü halk isyancı Wagner birliklerine karşı harekete geçmemişti. Ordu da ciddi karşı koyuş sergileyememişti. Bu, Putin despotizminden ve savaştan bıkmanın yansımasıydı. Wagner’in Moskova’ya girişi iç savaşın tetiğini düşürebilir, ordu da bölünebilirdi. Savunma bakanı gibi isimleri görevden alınacağı maddesi olduğu da iddia edildi. Madde yoksa bile ordunun alt kademeleri isyanın istihbaratını alamayan, ilerleyişi durduramayan Şoygu ve Geresimov’u tasfiye ettirecektir.

Çin’in ve ABD’nin izlemesi

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan Rostov’un düşmesi sonrası hemen Putin’i arayıp ne yapılması gerekiyorsa yapacağını söylerken Çin resmi açıklama yapmadı. Böylece Putin’i anlaşmaya zorlayan faktörlerden biri Çin sessiz tutumu oldu. Çünkü meydan Çin’e kalacaktı.
ABD de izledi, çünkü Rusya parçalanırsa nükleer silahlar kontrolsüz güçlerin eline geçebilirdi. ABD, Çin’in bölgede tek başına hegemonya kurmasını istemiyordu. Rusya zayıflasın ancak bu dönemde parçalanmasındı istediği.
Bu arada Wagner’den önce paylaşım ve iktidar çekişmeleri sonucu paramiliter bumerangı Sudan’da dönmüştü. Sudan’da devletin Darfur gibi yerlerde ve muhaliflere karşı kullandığı paramiliter RSF (Rapid Support Forces) 15 Nisan 2023’te yönetime savaş açmıştı. Olanlardan ÖSO, SMO, SADAT’ı kullanan Türkiye ders çıkarır mı meselesi de ayrı bir soru işareti.

Japonya Savaşı, Ukrayna Savaşı

Bağlarsak sürecin okunamaması, önleyici tedbir alınamaması Rusya ve ordusu için ciddi zaaftı. Kremlin küçük düştü. 1905 süreci akla gelebilir. Japonya ile Rus Çarlığı arasındaki 1904-5 savaşı domino etkisi yapmış. Şubat 1904- Mayıs 1915’te Port Artur Baskını, Tsushima Muharebesi’nde kaybeden Rus Çarlığı’nda sesler yükselir, monarşiye karşı hareketler gelişir, özgürlükler, seçimler talep edilir. Kışlık Saray’a yürüyüş sırasında Kanlı Pazar Katliamı (22 Ocak 1905) olunca monarşi karşıtlığı, emekçilerin örgütlenmesi ivme kazanır. 1905 Devrimi denen süreçler gelişir. I. Dünya Savaşı’nın ağır koşulları da toplumu sarsınca bu süreç 25 Ekim 1917 Devrimi’yle sonuçlanır ve Rus Çarlığı yıkılır.
Ukrayna Savaşı, Suriye, Libya, Afrika ülkelerindeki askeri harcamalar da 21. yüzyıl despotizminin sonunu getirebilir. Prigozhin zehirlenip bertaraf edilecek olsa bile yeni Prigozhin’ler çıkacaktır. Çatlayan testi su tutmaz. ‘Bir dönemin sonu geldi. Putin’e ayrılan süre doldu’ durumu cama yansıyabilir.

#Rusyada #bir #dönemin #sonu

Emekçiden yana fahri konsolos!

Kendine özgü karizmasıyla hemen hemen her dostunu, arkadaşını, kitabevine uğrayan her müşterisini etkiliyordu. Eşi Françoise ile birlikte yurttaşlarımız için ellerinden geleni yapıyorlardı. Çoğu kez karşılıksız. “Lafı mı olur!”

M. Şehmus Güzel

Esentepe’den, Dikili’den, Bergama’dan, İzmir’den, İstanbul’dan, Samsun’dan, Kütahya’dan, Muğla’dan, Kütahya’dan, Ankara’dan bir kişi yola çıkar. Cebinde “adres” olarak üç kelime bulunur: Kitapçı Rüstem Paris. Yolcu Paris’e varır. Gare de Lyon’da iner trenden. Türkçe konuşan ilk adama sorar: “Kitapçı Rüstem’i tanıyor musun?” Adam, “Evet”, der, “Ben de zaten ona gidiyorum.” Adam yolcuyu elinden tutar, metro istasyonuna birlikte inerler. Metro biletlerini Adam satın alır. Metroya birlikte binerler. Strasbourg-Saint-Denis veya Bonne-Nouvelle (İyi Haber) durağında metrodan birlikte inerler. Rue Mazagran’a (Mazagran sokağına) girerler ve beş veya on adım atarlar. Sola dönerler. İki-üç adım daha atarlar ve pat diye kendilerini Librairie Özgül-Kitabevi’nde bulurlar: 15 Rue de l’Echiquier. İşte Rüstem, işte Françoise.

Onlarca belki yüzlerce insan Paris’e böyle varmış, Rüstem Gücüyener’i ve eşi Françoise Rastoix’yı böyle bulmuştur.

Kendi yaşamından deneyimli Rüstem gurbete adım atanların dertlerini iyi bilir. Aç olanların karınlarını doyurur. Kuru fasulyeden şaşmaz. Evinin kapı ve pencerelerini onlara açar. Sigara içenlerin cebine sigara paketini sıkıştırır. Cep harçlığı katar. “Kahvede, barda dikilip, cafe içersen, bulunsun” der. Rüstem Paris’teki ilk günlerinde yaşadıklarını anımsar. Evi Esentepe Oteli’ne bile dönüşebilir. Rüstem evinin kapısını hep açık tutar. Yurttaşım, canım kardeşim baş göz üstüne.

Özgül Kitabevi sadece bir kitabevi değildi. Özgül Kitabevi sonuç itibariyle karşılaşma, danışma, buluşma, tartışma, sohbet etme, hasret giderme mekanı ve merkezi olarak da anılarımızdaki yerini koruyacak.

Buraya herkes geliyordu; çünkü kapı bütün vatandaşlarımıza açıktı. Mevlana Kapısı gibi. Kitabevi’nin şaka maka derken 32 yıl süren yaşamı süresince her meslekten, her kuşaktan, her gruptan, her köy, her kasaba ve her kentten insanlarımız geldiler.

Bu aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarımızın, bizim vatandaşlarımızın, Avrupa Birliği’nin «içinde» ve «bağrında», bu işin hiç şakası yok işte bu başa bela ve bu koskocaman Paris nam başkentte bile, olduğunun da gözler önüne serilmesiydi. Gözler önüne serilmesiydi evet: «Biz buradayız ve burada kalacağız!» (belki de kalmayız, o artık bize bağlı) demenin hem Türkçesi hem de Fransızcasıydı.

Fransa’da artık yerleşen, yerleşmiş meslek sahibi, çoluk-çocuk sahibi olan, bizim gibi dede bile olanlarımız var. Dönebilmek ülkeye ve orada da güzel evler inşa etmek. Ve güzel dükkanlar açmak, iyi işler yapmak da.

Sılayı unutmamalıyız. «Gurbette yaşamak daha güzel» ve daha farklı olsa bile. Çünkü sılanın ve orada bıraktıklarımızın bize ihtiyacı var. Unutulmasın sakın.

Rüstem bütün bu sıraladıklarımı da aktaran “unique” bir dosttu. Kendine özgüydü. Evet haklısınız hepimiz kendimize özgünüz ama Rüstem’inki başkaydı. Rüstem “yegâne”ydi. “Biricik”ti. Eşi benzeri olmayanlardandı. Eşi benzeri kalmayanlardandı.

Rüstem anadan doğma mütevazi bir insandı. Herhangi bir kişiyle herhangi bir konuda yarışmaya kalkmayan türden. Rüstem az ve öz konuşan cinsdendi. Dinlemeyi bilendi. Hiç beklenmeyen bir noktada ağzından bir laf çıkarır dinleyenleri şaşırtırdı. İlle şaşırtmak istediğinden değil. İnce eleyip sık dokumasından, düşüncelerini damıtmasından. Bir parça bilge yönü vardı Rüstem’in.

Bu kadar mütevazi biri, kendine özgü karizmasıyla hemen hemen her dostunu, arkadaşını, Kitabevi’ne uğrayan her müşterisini etkiliyordu. Eşi Françoise ile birlikte yurttaşlarımız için ellerinden geleni yapıyorlardı. Çoğu kez karşılıksız. “Lafı mı olur!”

“Kitapçı Rüstem, Paris” başlığını taşıyan ve ekitap. ayorum.com’da hediye olarak sunduğumuz ekitap Rüstem ve Françoise unutulmasınlar diye yazıldı. Böyle insanlar da dünyamızdan geçti diyebilmek için. “Belki kıymetlerini bilemedik ama anılarını es geçmemeliyiz”in somut işaretini vermek için. Aklınızda bulunsun. 2 Mayıs 1954’te Bergama’da doğan ve kimi zaman “Bozo” diye isimlendirdiğim Rüstem yaşasaydı bugün 69 yaşında olacaktı.

Rüstem’e ve Françoise’a selam ve sevgiyle. Yaptıklarını yazmaya çalıştım. Sonrası size kalıyor. Rüstem ve Françoise unutulmamalı. Rüstem Güçüyener’i ve Françoise Rastoix’yı anmalı. Sana söylüyorum Naci Rüstem’i unutmamalıyız. İyi adamdı. Hakkımı helal ediyorum. Helal olsun! “Kitapçı Rüstem, Paris”i ekitap.ayorum.com’dan ücretsiz okuyabilirsiniz…

#Emekçiden #yana #fahri #konsolos

İHD: Yanardağ’ın gözaltına alınması hukuk dışı

İHD, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi eleştiren Gazeteci Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınmasına dair ‘Açık hukuka aykırılık hukuk dışıdır’ dedi

İnsan Hakları Derneği (İHD), PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi eleştirdiği için gözaltına alınan Tele1 TV Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ile ilgili açıklama yaptı.

İHD yaptığı yazılı açıklamada, ulusal ve uluslararası hukuk standartlarına göre yasa dışı kabul edilen İmralı’daki tecrit düzenine dair eleştiri ifade etmenin evrensel hukuk normlarına göre suç olmadığı vurgulandı. Açıklamada, “Bu sözlerin ifade edilmesi nedeni ile bir gazetecinin gözaltına alınması açık bir hukuka aykırılık, hukuk dışıdır. Başlatılan soruşturma, düşüncenin ifade edilmesinin yargı makamları eli ile baskı altına alınmasıdır” denildi.

Açıklamanın devamında şunlar yer aldı: “Ülkedeki adaletsizliği ifade eden eleştiriler; ifade özgürlüğü kapsamındadır, temel bir insan hakkıdır. İnsan hakları savunucuları olarak; herkesin ifade özgürlüğünü savunuyor ve Merdan Yanardağ’a yönelik soruşturma ve gözaltı işlemlerinden vazgeçilmesi gerektiğini belirtiyoruz.”

İSTANBUL

#İHD #Yanardağın #gözaltına #alınması #hukuk #dışı

Akbelen savunucularına adli para cezası

Milas’ta yapılmak istenen kömür ocağına karşı köylerini savundukları için yargılanan 2 yurttaşa ‘hakaret’ ve “görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla adli para cezası verildi

Muğla Milas ilçesindeki Akbelen Ormanı’na yapılmak istenen kömür ocağına karşı direnirken gözaltına alınan ve haklarında dava açılan 2 doğa savunucusunun yargılandığı davanın 7’nci duruşması Milas 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmada “Kamu görevlisine mukavemet” suçlamasıyla yargılanan Gülören Demir ve Füsun Kayra ile birlikte avukatları hazır bulundu. Duruşmaya İkizköylüler ve ekolojistler de destek verdi.

Duruşmada söz alan sanık avukatlarından Arif Ali Cangı, müştekilerin dinlenilmesi sırasında kendilerine haber verilmesini istedikleri halde talimat mahkemesinin soru sorma haklarını engellediğini söyledi. Müştekiye soruşturma evrakı ve ifadeleri arasında çelişki olduğu için soru sormak istediklerini belirten Cangı, talimat mahkemesinin müştekiye hiçbir soru sormadığını, bu durumum da müşteki ifadesinin delil olarak toplanamayacağını vurguladı.

Olay yerinde keşif talepleri olduğunu da anımsatan Cangı, tanıklarının dinlenilmesi, sanıklar hakkında hazırlanan sağlık raporunun dosyaya konulması ve görüntü kayıtlarından bilirkişi raporu alınmasını talep etti.

Duruşmanın sürdüğü sırada sanık Gülören Demir’in baygınlık geçirmesi üzerine duruşmaya 10 dakika ara verildi. Bu sırada mahkeme hakiminin Demir’e, “Bu kadar üzülmeyin bunun bir üst mahkemesi var” demesi dikkat çekti. Demir adliyeye çağrılan ambulans ile hastaneye kaldırılırken duruşma devam etti.

Reddi hakim talebi

Verilen aranın ardından tekrar söz alan Avukat Arif Ali Cangı, hakimin bu sözlerini hatırlatarak, “Hakimler görüşlerini kararlarıyla açıklarlar, bunun sonucunda ıslahı rey yasağı vardır. Mahkeme yargıcının yatıştırmak amacıyla da olsa henüz karar verilmemiş bir dosyada üst mahkeme yolunu göstermesi ihlas-ı rey niteliğindedir. Bu nedenle müvekkillerimizin adil yargılanma hakkı gereği olarak mahkemenin yargıçlık görevinden çekilmenizi, bu talebimiz yerine getirilmezse reddi hakim talebinde bulunacağımızdan başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın duruşmanın ertelenmesini talep ediyoruz” dedi.

Mahkeme hakimi bu talebin daha öncede yapıldığını Bodrum Ağır Ceza ve Muğla Ağır Ceza Mahkemeleri’nin bu talebi reddetmesi gerekçesiyle reddi hakim talebini reddetti.

Bunun üzerine avukatlar reddi hakim talebinin reddine ilişkin dilekçe hazırlamak için süre istedi. Savcı bu talebi de reddetti.

Ardından söz alan Avukat Nehir Bilece de savcının daha önce açıklamış olduğu mütalaanın ardından dosyaya yeni evraklar girdiğini ve savcıdan tekrar mütalaa alınmasını talep etti.

Mütalaasını açıklayan savcı ise sanık avukatlarının yaptığı bütün tevsii tahkikat taleplerinin ayrı ayrı reddedilmesini talep ederek, sanıkların, “Birden fazla kişi tarafından birlikte görevi yaptırmamak için direnme” suçundan ayrı ayrı cezalandırılmasını, ayrıca Gülören Demir’in askerlere hakaret suçundan cezalandırılmasını talep etti.

Adli para cezası

Son sözü sorulan Avukat Arif Ali Cangı, reddi hakim talebi, itiraz ve talebi ilişkin sürenin tamamlanması için kendilerine süre verilmesini talep etti. Cangı’nın ek süre talebini reddeden mahkeme hakimi kararını açıkladı. Hakim, Gölören Demir’e “hakaret” suçundan 445 gün adli para cezasında arttırmaya giderek 551 gün adli para cezası verilmesine, bu cezanın 11 bin 20 liraya çevrilmesine karar verdi. Ayrıca Gülören Demir ve Füsun Ergün’ün “görevi yaptırmamak için direnme” suçundan 6 ay 20 gün hapis cezası verilmesine, bu cezanın da 4 bin lira para cezasına çevrilmesine karar verdi.

MUĞLA

#Akbelen #savunucularına #adli #para #cezası