Ana Sayfa Blog Sayfa 249

Sinpaş’ın atık su için denize boru döşemesine tepki

Marmaris Kent Konseyi, Sinpaş’ın atık su ve kanalizasyon atıkları için denizin içine boru döşemesine tepki göstererek, kirli suların denize dökülmesi halinde denizin ‘foseptik çukuruna’ çevrileceği uyarısını yaptı

Muğla’nın Marmaris ilçesine bağlı İçmeler Mahallesi’nde Sinpaş tarafından yapılmak istenen otel ve devre mülk projesi için denizin içine atık su borusu döşendiği iddia edildi. Marmaris Kent Konseyi, konuya dair yaptığı açıklamada Sinpaş’ın atık su ve kanalizasyon atıklarını denize dökmek için denizin içine boru döşediğini belirtti.

ÇED raporu değiştirildi

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın proje için “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu” kararı aldığı anımsatılan açıklamada, “Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin bakanlığa verdiği, ‘Sinpaş inşaatının su ve kanalizasyon alt yapısı yoktur, sağlamamız da mümkün değildir’ şeklindeki itiraz raporuna rağmen bakanlık gerçeği görmezden geldi. Sinpaş’a ‘ÇED olumlu’ kararı vererek Marmaris’i büyük bir kirlilik gerçeği ile baş başa bıraktı. Bugün geldiğimiz nokta Sinpaş tüm bu usulsüzlüklere sırtını dayayarak kanalizasyonunu ve kirli atık sularını denize vermek için denizin içine boru döşemektedir” denildi.

Proje alanının Milli Park alanı olduğuna dikkati çekilen açıklamada, kirli suların denize dökülmesi halinde denizin “foseptik çukuruna” çevrileceği uyarısı yapıldı.

MUĞLA

#Sinpaşın #atık #için #denize #boru #döşemesine #tepki

96 yıl cezası verilen tutuklunun sevk sırasında tüm eşyaları kırıldı

96 yıl hapis cezası verilen İbrahim Yiğit, Kırşehir S Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edildiği sırada tüm eşyalarının kırıldığını aktardı. Ağabeyi Ramazan Yiğit, ‘Ben inşaatlarda çalışıyorum, zor bir şekilde aldığımız televizyon, buzdolabı, vantilatör ve diğer eşyalar sevk sırasında kırıldı’ dedi

Keyfi uygulamaların merkezleri haline gelen cezaevlerinde hak ihlallerinin ardı arkası kesilmiyor. Konya’da 2017 yılında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanan ve 96 yıl hapis cezasına çarptırılan İbrahim Yiğit, sevk sırasında eşyalarının kırıldığını ailesine aktardı.

Yiğit, tutuklu bulunduğu Mersin Tarsus 3 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde 2 Haziran’da Kırşehir S Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edildiğini ve ring aracına konulan tüm eşyalarının kırıldığını belirtti.

Yiğit’in ağabeyi Ramazan Yiğit ise, “Ben inşaatlarda çalışıyorum, zor bir şekilde aldığımız televizyon, buzdolabı, vantilatör ve diğer eşyalar sevk sırasında kırıldı” dedi.

Kaynak: MA

#yıl #cezası #verilen #tutuklunun #sevk #sırasında #tüm #eşyaları #kırıldı

Ailelerin Özerk Yönetim Bölgesi’ne geri dönüşleri sürüyor

Girê Spî bölgelerinden 256 aile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim Bölgesi’ne geçti

Türkiye’nin 2019 yılında saldırısının ardından yerleştiği Girê Spî’de halk Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim Bölgesi’ne geçiyor.

Hawar Haber Ajansı’nda (ANHA) yer alan habere göre son 3 ay içerisinde Türkiye’nin yerleştiği Girê Spî’de kötü yaşam ve güvenlik sorunlarından dolayı 256 aile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim Bölgesi’ne geçti.

Bölgeye geçen ailelerin, Girê Spî kent merkezi, Silûk beldesi, Zeydî köyü ve kantona bağlı diğer bazı bölgelerdeki insanlık dışı suçlarından kaçan aileler olduğu belirtildi.

DIŞ HABERLER

#Ailelerin #Özerk #Yönetim #Bölgesine #geri #dönüşleri #sürüyor

Gazeteci Halepçe: Kürt kadın mücadelesi direnmemi sağlıyor

Kadın tarihi üzerine çalışmalar yapan yazar ve gazeteci Suriş Halepçe, Kürt Kadınları Kütüphane Arşiv Araştırma ve Hafıza Merkezi’nin kadın tarihine ışık tutacağını söyledi

Federe Kurdistan Bölgesi’nin Silêmaniyê kentinde 4 Ekim 2022 tarihinde katledilen Jineolojî Araştırmaları Merkezi üyesi Nagihan Akarsel’in çalışmalarını yürüttüğü Kürt Kadınları Kütüphane Arşiv Araştırma ve Hafıza Merkezi’nin açılışı iki gün süren etkinlikle gerçekleşti. Akarsel’in hayali olan açılış, dünyanın birçok ülkesinden kadınları buluşturdu.

Kürt kadınlar ilham verdi

Açılışa katılanlardan biri de Kira Sammerfeld idi. Almanya’da Kürt kadınlarla ile tanıştıktan sonra Jineolojî çalışmalarına katılan Kira Sammerfeld, kadın tarihi üzerine araştırmalarını yoğunlaştırdı. Daha sonra Almanya Jineolojî Komitesi’nde yer alan Sammerfeld, komitede yer alan diğer kadınlar gibi gönüllü çalışmalarla tüm kadınlara Jineolojî alanında eğitimler verdiğini söyledi.  Sammerfeld, Kürt kadın mücadelesinden aldığı ilhamla, dünya kadın mücadelesi içinde yer aldığını dile getirdi.

Kürt kadınların tarihini yakından görmek için geldim

Silêmaniyê’ye geliş amacını Kürt kadınlarından ve Jineolojî’den aldığı ilham ile buraya geldiğini söyleyen Sammerfeld, “Buraya Kürtlerin acılarına ve yaşadıklarına tanık ve ortak olmaya geldik. Özellikle Kürt kadınların tarihini yakından görmek için geldim. Kendi tarihleri için başlattıkları bu çalışmaları takip edip, tanık olmak ve bunları herkesle paylaşmak istedim” ifadelerini kullandı. Dünyadaki tüm kadınların temel sorununun ataerkil yapı olduğunu belirten Sammerfeld, “Almanya’da da kadınlar olarak aynı sorunları yaşıyoruz. Bu nedenle dünya kadınları olarak birbirimize bağlıyız ve sorumluyuz. Jinenolojî, sorunların sebeplerine inmemizi sağlıyor. Bir araya gelerek sorunlarımıza, aynı zaman da farklılıklarımıza bakabilmeyi de öğretiyor. Asıl sorunları bulduktan sonra, çözümleri daha doğru bulmamızı sağlıyor” dedi.

Kürt kadın mücadelesi direnmemi sağlıyor

Almanya’da Kürt kadın mücadelesinin ilgiyle takip edildiğini ekleyen Sammerfeld, “Kürt kadın mücadelesi, direnmemi sağlıyor, kadınların gücü ve kendilerini bulma çabası bana ilham veriyor. Erk yapıya karşı direnmek için güç veriyor. Bu güç hayata, doğaya ve sanata daha farklı bakmamızı sağlıyor” dedi. Sammerfeld, Jineolojî’nin yanı sıra kütüphane için de çalışacaklarını dile getirerek, Kürt kadın tarihinden dünya kadın tarihine yol alacaklarını vurguladı.

Kütüphane kadın tarihine ışık tutacak

Halepçeli  Suriş Halepçe ise, kadın tarihi üzerine çalışmalar yapan yazar ve gazeteci kimliğiyle de tanınan bir kadın. Kürt kadınların büyük bir mücadele geçmişinin olduğuna dikkat çeken Halepçe, “Kadının kayıp tarihine odaklanmak gibi bir amacım var. Bu merkez biz kadınlara bu imkanı sağlayacak. Tarihi çalışmada yer aldığım için kendimi şanslı hissediyorum, bu kütüphane her parça Kurdistanlı kadınlar için tarihi olacak. Bu nedenle her 4 parça Kurdistan’da kadın özgürlük mücadelesinde yer alan ve şehit düşen kadınların anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Bu kütüphane şehit olan kadınların mücadelesi sonucu oluştu” sözleriyle kütüphanenin önemine değindi.

Kütüphanenin kadın tarihine ışık tutacağının altını çizen Halepçe, “Kurdistanlı kadınlar olarak önümüzdeki süreçte kadına dair her türlü araştırmayı bu kütüphanede yapacağız, çalışmaları burada yürüteceğiz. Kadınlar gerçek tarihini bu kütüphanede öğrenecek. Nasıl ki dünya kadınları kendi tarihleriyle gurur duyuyorlarsa, biz de uzak ya da yakın, kayıp tarihimizi yeniden diriltmek ve bu tarihimizle gurur duymak için çalışacağız. Bu temelde yeni mücadele hatları belirlememiz lazım. O hatlara göre yolumuza devam etmemiz gerekecek” diye konuştu.

Haber: Arjin Dilek Öncel  / MA 

 

 

#Gazeteci #Halepçe #Kürt #kadın #mücadelesi #direnmemi #sağlıyor

Şênê Yaylası’nda ‘askeri üs’ için orman kıyımı sürüyor

Şênê Yaylası’nda askeri üs bölgesi için başlatılan orman kıyımı sürerken, odunlar korucular tarafından kamyonlarla farklı bölgelere taşınıyor

Kurdistan’da operasyon adı altında ağaç kıyımı sürüyor. Amed ile Mûş sınırları arasında kalan Şênê Yaylası (Şenyayla) bölgesinde askeri üs bölgesi için korucular tarafından ağaçlık alanın yok edildiği öğrenildi.

Koçerlerin uğrak yeri

Şênê Yaylası, Andok, Serê Spi, Warê Şêra ve Dorşin dağlarının eteklerinde bulunan geniş bir bölge 1980’lı yıllardan sonra “güvenlik” gerekçesiyle burada yaşayan insanlar baskı altına alındı ve birçoğu göçe zorlandı. 2013-2015 yılları arasında “Çözüm süreci” döneminde bazı yurttaşlar köylerine geri döndü. Ayrıca bölge koçerlerin uğrak yeri oldu. Bitki çeşitliliği ve soğuk sularıyla bilinen bölge, 2015 yılında yeniden çatışmaların başlamasıyla “özel güvenlik bölgesi” adı altında yasaklanmaya başlandı. Bölge, daha önce Amed’e bağlıyken, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Mûş’a bağlandı.

2 askeri üs kurulumuna başlandı

Yasakların yanı sıra geçtiğimiz yıl bölgede 2 askeri üssün yapımına başlandı. Askeri üs bölgelerinin yapılacağı bölgelerde aralıksız bir şekilde ağaçlar kesilmeye başlandı. Korucular tarafından yapılan kesilen ağaçlar, Şirnex’te olduğu gibi kamyonlara yüklenerek farklı bölgelere taşınıyor. Çekilen görüntü ve fotoğraflara göre, şimdiye kadar büyük bir ormanlık alanın yok edildiği görülüyor.

Yurttaşlar tepkili

Güvenlik gerekçesiyle isminin haber yazılmasını istemeyen bölge sakinlerinden bir yurttaş, “Ağaç kesimine karşı bu senenin Mart ayında Mûş merkezdeki alay komutanlığına gittik. Alay Komutanı, ‘2 üs bölgesi yapacağız. Sadece 40-60 metre aşağılarda ağaç kesimi yapacağız. Ya siz kesersiniz ya da biz keseriz’ dedi” diye aktardı.

Kesilen ağaçlar çevre illere taşınıyor

Bölgedeki kıyımın geçtiğimiz yılın Ekim ayından bu yana devam ettiğini belirten yurttaş, “Ağaç kesimi şuan durmuş durumda. Ama Şubat ayından bu yana kesilen ağaçlar, kesim yapılan yerden taşınıyor. Ağaçlar, Kızılağaç beldesinden gelen korucu Ü.K. tarafından kesiliyor. Yine bunun nakliye işini ise Y.Ç. adlı kişi yapıyor. Kesilen ağaçlar kamyonlarla çevre illere taşınıyor. Agirî, Mûş, Amed, Riha ve özellikle Êlih’e taşınıyor” şeklinde konuştu.

Kaynak: MA

#Şênê #Yaylasında #askeri #üs #için #orman #kıyımı #sürüyor

Buca’da orman yangını

Buca ilçesi Karaağaç Koşuyolu mevkiinde orman yangını çıktı

Yaz aylarının başlamasıyla birlikte orman yangınları da artmaya başladı. İzmir ‘in Buca ilçesinde Karaağaç Koşuyolu mevkiinde saat 11.30 sıralarında orman yangını çıktı. Haber verilmesi üzerine bölgeye sevk edilen itfaiye ekipleri, yangına müdahele etmeye çalışıyor.

Bölgeye Orman Genel Müdürlüğü’ne ait 5 helikopter, 2 uçak, 19 arazöz, 5 su ikmal, 3 ilk müdahale ekibi ve 4 dozer sevk edildi.

Ekiplerin alevlere havadan ve karadan yangını söndürmeye çalıştığı belirtildi.

İZMİR

#Bucada #orman #yangını

Dağ ve Er’in başlattığı açlık grevi 40’ıncı güne girdi

Hewlêr Cezaevi’nde tutulan Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er’in hak ihlallerine karşı başlattığı açlık grevi 40’ıncı güne girdi

Federe Kurdistan Bölgesi’nde 17 Temmuz 2019’da Türkiye’nin Hewlêr Başkonsolosluğu’nda grevli diplomat Osman Köse ile Irak vatandaşı Neriman Osman ve Beşdar Ramazan’a yönelik saldırı gerekçe gösterilerek tutuklanan Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er, tutuklu bulundukları Hewlêr Cezaevi’nde hak ihlallerine karşı günlerdir açlık grevinde.

Dağ ve Er’in, keyfi arama, fiziki şiddet ve hakaret, tek tip elbise dayatmasına karşı 18 Mayıs’ta başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevi 40’ıncı güne girdi.

Daha önce de girmişlerdi

Dağ ve Er, tutuldukları cezaevinde işkence ve hak ihlallerine karşı 28 Eylül 2022’de açlık grevi eylemi başlatmış, taleplerinin kabul edilmesi üzerine 14’üncü gününde eylemi sonlandırmıştı. Dağ ve Er, ihlallerine karşı 13 Şubat 2022’de de ölüm orucu eylemi başlatmış, taleplerin kabul edilmesi üzerine 9’uncu gününde eyleme son vermişti.

Dağ ve Er, ihlallerin sürmesi üzerine 18 Mayıs’ta tekrar süresiz dönüşümsüz açlık grevi başlatmıştı.

DIŞ HABERLER

#Dağ #Erin #başlattığı #açlık #grevi #40ıncı #güne #girdi

İnfaz yakma işkenceye döndü: Tüm demokratik kurum ve örgütlere sorumluluk düşüyor

Tahliyesi iki kez ertelendikten sonra serbest bırakılan Ferit Orak, infaz yakmanın işkenceye döndüğünü söyledi

Tutukluların yaşadıkları hak ihlalleri, “Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik”in 31 Mart 2020’den itibaren yürürlüğe girmesi sonrası daha da arttı. Yönetmenlikten bir yıl sonra cezaevlerinde oluşturulan İdare ve Gözlem Kurulu (İGK), infazlarını tamamlayan tutukluların tahliyesini engelliyor. Uygulama için pilot cezaevi seçilen Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde 35 yaşındaki Ferit Orak’ın da tahliyesi iki kez ertelendi.

Cezaevlerinde 14 yıl tutulan Orak, 16 Aralık 2022 tarihinde tahliye olması gerekirken, şartlı tahliye hakkı iki kez 3’er ay ertelendi. Orak, 7 yıl tutulduğu Bolu Cezaevi’nde 16 Haziran’da tahliye edildi. Orak, cezaevinde yaşanan ihlalleri ve tutukluların durumuna dair konuştu.

İnfaz yakma işkenceye dönüşmüş durumda

Bolu’da son 3 yılda 20’den fazla kişinin tahliyesinin engellendiğini aktaran Orak, bu süre içerisinde sadece 2 tutuklunun tahliye edildiğini kaydetti. Orak, “İnfazlar keyfi olarak 3 veya 6 ay erteleniyor. Neden serbest bırakılmıyor? Bildirilmiyor. Tahliye günü geldiğinde kapıdan bir kağıt atıp gidiyorlar. Eskiden gerekçeleri vardı, şimdi gerekçe sunmaya bile gerek duymuyorlar. Bolu Cezaevi’nde infaz yakma işkenceye dönüşmüş durumda çünkü keyfi bir şekilde yakıyorlar. Örneğin; Deniz Güzel adlı tutuklu bir buçuk yıldır fazladan cezaevinde yatıyor. Buda yetmiyor ‘kamerayı tahrip etme’, ‘gardiyanlar karşı çıkma’, ‘sayım zamanında ayağa kalkmama’ ve ‘çöpü atmama’ gerekçeleriyle cezalar veriliyor” diye belirtti.

Müebbet hapis cezası verilen Adnan Karataş’ın  tahliyesinin “pişmanlık” dayatmasını kabul etmediği için bir yıldır engellendiğine dikkati çeken Orak, “İki yıldır infaz kanunu çıkarmışlar, bu yolla da zindandaki hak ve kanunları ayaklar altına alıp işkenceyi daha da arttırdılar” ifadelerini kullandı.

Hasta tutukluları öldürmek istiyorlar

Cezaevindeki ağır hasta tutuklular Muzaffer Alkış, Levent Cin ve Cemal Tarhan’ın durumuna değinen Orak, “Alkış ve Tarhan’ı, İstanbul Adli Tıp Kurumu’na götürdüler. Her biri 70-80 yaşında kendi başlarına yemek yiyip, yürüyebilecek durumda değiller. Bütün bu sorun sıkıntılarına rağmen ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verildi. Cemal Tarhan’ı en son arkadaşların yardımıyla koridorda yürürken görebildim. Yargı ve cezaevi yönetimi onu cezaevinde öldürmek istiyor. Bütün hasta tutsaklar 30 yılı aşkın süredir cezaevindeki arkadaşlar. Onları tabutla dışarı çıkarmak istediklerini açık bir şekilde dile getiriyorlar” dedi.

Ölüm döşeğinde tahliye ediyorlar

Hasta tutukluların tabut içerisinde cezaevinden çıkarıldığını belirten Orak, Sadece Bolu Cezaevi’nde bir yıl içerisinde 3 tutuklunun yaşamını yitirdiğini vurguladı. Orak,: “Kanser hastalığına yakalanmış Mehmet Emin Çelebi adında bir tutuklu vardı. Ne yaptıysak sesimizi dışarı ulaştıramadık. Devlet ilgilenmedi, kulak asmadı ve ölüm derecesine geldikten sonra Ankara’ya gönderildi. Gönderildikten 2-3 gün sonra hayatını kaybetti. Yani ölüm döşeğinde serbest bıraktılar. Hala ağır hasta tutsaklar var. Hayati Kaytan ve Civan Boltan bunlardan bir kaçı. Boltan’ın bir kolu ve gözü yok, özel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Durumunu aktardığımızda ‘Civan Boltan’ı tanıyoruz, nasıl bu hale geldiğini biliyoruz ve tedavi etmiyoruz’ cevabını veriyorlardı. Yine Hayati Kaytan’ın başında ur var, birçok kez ameliyat oldu, hayati tehlikesi var” dedi.

Bulaşıcı hastalıklar arttı

Son zamanlarda cezaevinde bulaşıcı hastalıkların şüpheli bir şekilde artığına da dikkat çeken Orak, “Bir defa boğaz bir kez de bağırsak enfeksiyonu geçirdim. Bir hafta süresince ilaçlara ulaşamadım. Su, çoğu zaman bulanık bir vaziyette geliyor. Yemeklerde hayvan pisliği, böcek ve kurt çıkıyor. Telefonda politik değerlendirme yapılması yasak, aileler de cezalandırılıyor. Muhalif medyayı istediğin zaman ‘İslam’a karşısınız Yahudisiniz’ diyorlar. A Haber, ATV, TRT, CNN Türk dışında kanal yok. Kitapları topluyorlar. Getirdikleri kota nedeniyle 3 kitaptan fazla kitap tutamıyorsun. Kürtçe mektup ve kitaplarda sorun çıkarıyorlar, aylarca hata yıllarca verilmiyor” dedi.

Koğuş aramalarında özellikle kişilerin yazılı çalışmalarına el konulduğunu dile getiren Orak, “Kitap evlerinin bize gönderdiği hibe kitapları kabul etmiyor, ‘parayla alın’ diyorlar. İmralı Cezaevi’nde başlattıkları tecrit sistemini bütün cezaevlerine yaymaya çalışıyorlar” diye belirtti.

Duyarlılık çağrısı

Tutuklarla dayanışmanın artması gerektiğinin altını çizen Orak, insan hakları örgütleri ve derneklerinin cezaevlerinde yaşanan sorunlara çözüm bulma konusunda yetersiz kaldığını söyledi. Cezaevlerinden cenazelerin çıkmasını artık tutukluların kabul etmeyeceğini, bu konuda tüm demokratik kurum ve örgütlere sorumluluk düştüğünü vurgulayan Orak, “Demokratik kurum ve kuruluşlar zindanlara sahip çıkmalı” dedi.

Kaynak: MA

 

 

 

#İnfaz #yakma #işkenceye #döndü #Tüm #demokratik #kurum #örgütlere #sorumluluk #düşüyor

Toplu mezardan çıkarılan 39 Êzidî’nin cenazesi ailelerine verildi

DAİŞ saldırısında katledilen 39 Êzidî’nin cenazeleri ailelerine verildi

DAİŞ’in 2014 yılında Şengal’e dönük saldırılarında katledilen ve akıbetleri bilinmeyen Êzidî yurttaşlara dair çalışmalar devam ediyor. Ninova Adli Tıp Müdürlüğü, yaptığı bir açıklamayla, Adli Tıp Dairesi Genel Müdürlüğü liderliğindeki Toplu Mezar Açma Heyeti’nin bir toplu mezardan 39 Êzidî yurttaşa ait cenazenin çıkarıldığını bildirdi.

Cenazeler teslim edildi

Açıklamada, Şengal ve Ninova’daki yetkililerle beraber yürütülen bir çalışma sonucu DNA testlerinin yapılmasının ardından 39 cenazenin tamamının ailelerine teslim edildiği belirtildi.

DIŞ HABERLER

#Toplu #mezardan #çıkarılan #Êzidînin #cenazesi #ailelerine #verildi

Köylüler madene geçit vermiyor

Tokat’ta Alevilerin kutsal mekanlarının da içinde olduğu Günçalı Köyü ve çevresine maden yapılmak isteniyor. Köylüler madene karşı nöbet tutacaklarını ve mücadele edeceklerini söyledi

Tokat‘ın Günçalı Köyü ve çevresinde yapılmak istenen maden arama faaliyetine karşı bölge halkı nöbet direnişi başlattı. Maden arama faaliyetlerinin doğalarını ve sularını zehirleyeceği, göç etmek zorunda kalacakları dile getiren köylüler, yarın Tokat’ın valilik binası önünde büyük bir miting düzenleyecek.

BirGün‘den Sibel Bahçetepe‘nin aktardığına göre, ‘‘Doğa katliamına ve talana dur’’ diyen köylüler, iki farklı maden şirketinin köylerinde altın ve diğer değerli madenleri aramak için ruhsat aldığını tespit ettiklerini, buna karşı hukuki mücadeleyi de başlattıklarını söyledi.

Şirketler sahaya giremiyor

Günçalı Köyü Çevre Komisyonu Yöneticisi Bahadır Sarıyaprak, geçen haftalarda avukatlarla köye gittiklerini anımsatarak ‘‘Orada endemik bitki türlerinden tutun arkeolojik kalıntılar, inanç merkezimiz, kültürel değerlerimiz için resmi kurumlara başvuru yaptık, koruma talebinde bulunduk. 17 Haziran’da ruhsat sahalarına giriş yeri olan Günçalı Köyü’ndeki Çal Baba Köyü’nde nöbet başladı’’ dedi.

Çevre köyler de zarar görecek

Günçalı Köyü Dernek Başkanı Ali Başak ise 14 Mayıs seçim günü maden araması yapılacağı bilgisini aldıklarını söyleyerek, “Şirketlerin aldığı izin belgesi dördüncü grup. Dördüncü grubun içinde her türlü maden var. Siyanürden tutun da altın, kömür, bakır, mermer ocağı, krom her türlü şey var. Bulabilecekleri her şeyi çıkarmak istiyorlar. Maden çıktığında bırakın bizim köyü, çevre köyler de zarar görecek” dedi.

Alevilerin kutsal alanları risk altında

Halk müziği sanatçısı ve aynı zamanda Tokat Günçalı Köyü’nden olan Kutsal Evcimen ise maden arama faaliyetinin yapılmak istenmesine tepki gösterdi. Evcimen, “Doğamızı, kültürümüzü ve Alevilerin ziyareti olan Çal Baba’nın da olduğu bu kutsal mekânların yok edilmesine izin vermeyeceğiz” dedi

Halk müziği sanatçısı Erdal Erzincan ise “Tokat’ın Güncalı Köyü’nde maden arama bahanesiyle büyük bir doğa katliamı yapılmak isteniyor. Özellikle Alevilerin kutsal mekânlarını içine alan bu bölgede toplumun hassasiyeti dikkate alınmıyor. Umarım en kısa zamanda bu yanlıştan dönülür” dedi. EKOLOJİ SERVİSİ

Ne olmuştu?

Tokat Merkez’de HLC Kıymetli Madenler ve Yatırım A.Ş., 14 Mayıs seçim sabahı ekipman ve sondaj makineleriyle Günçalı Köyü’ne giderek kazı işlemi başlatmak istemişti. Birçok maden çeşidi için arama yapılacağını öğrenen yöre halkıyla köy dernekleri bir araya gelerek toplantılar düzenlemişti. Halk ise ikinci bir maden şirketi olan Zenit Madencilik’in de arama yapacağı bilgisine ulaşarak direnişini büyütmüştü.

EKOLOJİ SERVİSİ 

#Köylüler #madene #geçit #vermiyor