Ana Sayfa Blog Sayfa 256

Şirnex’ın kaplıcaları satışa çıkarıldı

Dönemin Valisi Pehlivan’ın ‘Beytüşşebap Zümrüt Kaplıcaları Modernize Ediliyor’ sözleri ile duyurduğu Elkê ve Basa ilçelerinde bulunan kaplıcalar, valilik tarafından satışa çıkarıldı

Şirnex’ın Elkê (Beytüşşebap) ilçesine bağlı Germav köyünde bulunan turistik Zümrüt Kaplıcaları ile Basa (Güçlükonak) ilçesinde bulunan Belkıs Ana Kaplıcaları satışa çıkarıldı.

Dicle Kalkınma Ajansı (DİKA), AKP’li Beytüşşebap Belediyesi ve Şırnak İl Özel İdaresi’nin 4 milyon 620 bin TL harcadığı “Zümrüt Kaplıcaları Projesi”, belediyenin çevre düzenlemesi yapmaması nedeniyle bitirilemedi. 4 yıldır sürdürülen proje tamamlanmadan, kaplıca satışa çıkarıldı.

Zümrüt Kaplıcaları ve Belkıs Ana Kaplıcaları, 10 milyon 249 bin TL değerle 11 Temmuz’da ihaleye çıkarılacak.

Dönemin Şırnak Valisi Ali Hamza Pehlivan, “Beytüşşebap Zümrüt Kaplıcaları Modernize Ediliyor. İnşaat ihalesi yapılan projesinin hayırlı olmasını diliyorum. Zümrüt Kaplıcaları ve Tatil Köyü projesinde 26 apart daire, 2 açık, 2 kapalı yüzme havuzu ile sosyal tesis yer alıyor” sözleriyle projeyi duyurmuştu. Ancak bu vaatler yerine getirilmeden kaplıca satışa çıkarıldı.

Şırnak İl Özel İdaresi İmar ve Kentsel İyileştirme Müdürlüğü’nün, Belkıs Ana Kaplıcaları’nın satışa çıkarılmasına dair Şırnak İl Genel Meclisi’ne gönderdiği tebligatta, şu ifadelere yer verildi:

“Güçlükonak İlçesi Düğünyurdu Köyü 169 ada 1 parsel (3.578,54 m yüzölçümlü Otel binası ve Arsası) ve 177 ada 4 parsel (1.998,68 m² yüzölçümlü Turizm Tesis Alanı Havuz yeri) nolu taşınmazların 5302 sayılı 11 Özel İdaresi Kanununun 10. maddesinin f bendi gereğince satışı ile ilgili yazımızın İl Genel Meclisi’ne havale edilmesi hususunu olurlarınıza arz ederiz.”

Haber: Zeynep Durgut / MA

#Şirnexın #kaplıcaları #satışa #çıkarıldı

İmralı’da mutlak tecrit 28’inci ayında

Asrın Hukuk Bürosu ile insan ve hukuk örgütlerinin tüm başvurularına rağmen İmralı’daki mutlak tecrit 27’nci ayını geride bıraktı

Uluslararası komployla Türkiye’ye getirildiği 15 Şubat 1999 tarihinden bu yana İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde mutlak tecrit koşullarında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile aynı cezaevinde bulunan Hamili Yıldırım, Veysi Aktaş ve Ömer Hayri Konar’a uygulanan mutlak tecrit 27’nci ayını geride bıraktı.

“Koster bozuk”, “Hava muhalefeti” gibi gerekçelerle 27 Temmuz 2011’den itibaren avukatları ile görüştürülmeyen Abdullah Öcalan, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde 8 Kasım 2018’de başlatılan ve tüm cezaevlerine yayılan açlık grevleriyle oluşan kamuoyu baskısı sonucu 2019 yılında avukatları ile 5 kez görüşme gerçekleştirebildi.

Ailesiyle temas kurduğu son tarih ise, 25 Mart 2021 tarihi oldu. Abdullah Öcalan’ın bu tarihte kardeşi Mehmet Öcalan ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesi ise 4 buçuk dakikanın ardından kesildi.

Abdullah Öcalan, kardeşi ile yaptığı kesintili telefon görüşmesinde aile ve avukat görüş engeline dair şu tespitlerde bulundu:

“Bu yaptığınız çok yanlış. Devlet de yanlış oynuyor, siz de. Bu hukuki değil, doğru da değil. Bu asla kabul edilemez. Bu aynı zamanda çok tehlikelidir. Siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Avukatlarımın buraya gelerek benimle görüşme yapmasını istiyorum. Bu hukuki bir şeydir. 22 yıldır buradayım. Bu sorun gelecekte nasıl olacak? Bu sorun ancak hukukla çözüme kavuşturulabilir. Neden buraya gelmiyorlar? Şayet bir görüşme olacaksa, bu avukatlarla olmalıdır. Çünkü bu durum hem siyasi hem de hukukidir.”

416 başvuru yanıtsız

Bu görüşmenin ardından Abdullah Öcalan’ın sesinin dışarıya yansıması ısrarla engellendi. Bu engellemeye dair avukatların Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na ve İmralı Cezaevi’ne yaptığı başvurulara olumlu ya da olumsuz bir yanıt verilmedi.

Abdullah Öcalan’ın ve diğer tutuklulara yönelik tecride ilişkin Asrın Hukuk Bürosu’nun, 25 Mart 2021 tarihli yapılan son telefon görüşmesinden bu yana Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na ve İmralı Cezaevi’ne yaptığı en az 290 avukat ve 126 aile olmak üzere toplam 416 görüşme başvurusuna herhangi bir yanıt verilmedi.

Disiplin cezaları

Avukatlar, bu iki kuruma yapılan başvuruların yanıtsız bırakılması üzerine 30 Mart 2021’de Bursa İnfaz Hakimliği’ne başvuruda bulundu. Avukatların talebi aynı gün reddedildi. Bu başvuru sonrası 29 Ocak 2021’de, avukat ve aile görüşünü engelleyen bir disiplin cezası olduğu ortaya çıktı. Haber alamama hali nedeniyle avukatlar 22 Kasım 2021’de tekrardan hakimliğe başvuru yaptı. Başvuruda, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komitesi’ne (İHK) ve Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) tarafından yapılan tespitlere dikkat çekilerek, “İncommunicado (Alı koyma-mutlak iletişimsizlik)” haline dikkat çekildi. Ancak bu başvuruda reddedildi. Bununla birlikte İmralı Disiplin Kurulu’nun, aile ziyaretini 3 ay süreyle engelleyen “disiplin” cezası verdiği, 12 Ekim 2021’de de hakimlik tarafından 6 aylık avukat yasağı kararının verildiği öğrenildi.

AK Başvurusu

Süreç içerisinde bir diğer önemli gelişme ise, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı’nın (TOHAV), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 18 Mart 2014’de Abdullah Öcalan’ın ömür boyu cezaevinde tutulmasının “işkence” olduğuna dair kararın yerine getirilmesi için 26 Temmuz’da Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne (AK BK) başvurması oldu.

Komite, sivil toplum örgütlerinin girişimiyle 7 yıl sonra konuyu gündemine alarak, 30 Kasım-2 Aralık arasında yapacağı toplantı öncesi Türkiye’den STÖ’lerin bildirimine ve kararların yerine getirilmesi sürecine dair bilgi istedi. Toplantının ardından 3 Aralık 2021’de kararını açıklayan Komite, “Öcalan-2” kararında halihazırda indirilemez ve inceleme imkanı olmayan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış olup, tutuklu bulunan kişilerin sayısı hakkında bilgi istedi. Komite, Türkiye’yi genel tedbirlerin uygulanmasında kaydedilen ilerleme hakkında en geç 2022’nin Eylül ayı sonuna kadar bilgi sunmaya davet etti. Türkiye, yıl içinde verdiği yanıtlarda, Abdullah Öcalan’a uygulanan infaz rejiminin “istisna” olduğunu kabul etti.

AYM’nin yanıtı

Asrın Hukuk Bürosu avukatları, 1 Ekim 2021’de Bursa İnfaz Hakimliği’ne bu kapsamda başvuru yaptı. Hakimlik, AİHM’in kararını görmezden gelerek, AYM’yi işaret etti. Bunun üzerine avukatlar aynı taleple 3 Aralık 2021’de AYM’ye başvurdu. Ayrıca avukatlar, bütün hakim ve savcılar hakkında 22 Aralık 2021’de Hakimler Savcılar Kurulu’na (HSK) ve Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

Avukatlar, idare ve yargı mercilerinin bu işlem ve uygulamalarının durdurulması ve son bulması için 24 Aralık 2021’de AYM’ye tedbir kararı alınması için başvuruda bulundu. AYM, 12 Ocak 2022’de bu talebi reddetti.

775 avukattan başvuru

2021 yılında yerel düzeyde yapılan başvurular dışında yüksek mahkeme niteliğinde olan AYM’ye 19, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de 5 başvuruda bulunuldu. Bu başvurularla birlikte Anayasa Mahkemesi’nde 79 bireysel başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) ise 12 başvuru derdest durumda.

2021 yılı boyunca avukatlar, Türkiye Barolar Birliği (TBB), barolara ve Meclis’e, aynı zamanda ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütlerine tecridi takip etme ve ziyaret gerçekleştirmenin yanı sıra Adalet Bakanlığı’na randevu talebiyle başvuru yaptı. Ancak Bakanlık, bugüne değin bir yanıt vermiş değil. Abdullah Öcalan ve diğer tutuklulardan haber alınamama hali, hukuk örgütlerini de harekete geçirdi. Özgürlük için Hukukçular Derneği’nin (ÖHD) aralarında bulunduğu hukuk örgütleri, Abdullah Öcalan ile görüşülmesi için imza kampanyası başlattı. 29 baroya kayıtlı 775 hukukçu, Abdullah Öcalan ile görüşülmesi için imza vererek, 10-17 Haziran 2021’de tarihinde Adalet Bakanlığı’na başvuruda bulundu. Ancak Bakanlık, avukatların başvurusuna da cevap vermedi.

Uluslararası hukukçuların gündeminde

Avrupa ve Ortadoğu’da bulunan avukatlar da Abdullah Öcalan ile görüşmek için Adalet Bakanlığı’na başvuruda bulundu. Dünya genelinde 22 ülkeden 350 avukat, İmralı’da ağır tecrit koşullarında tutulan Abdullah Öcalan ile görüşme talebiyle 14 Eylül 2022’de Adalet Bakanlığı’na başvuruda bulundu. İmralı’da bir yılı aşkın bir süredir sürdürülen haber alınamama haliyle derinleştirilen tecrit halinin işkencenin önlenmesi konusunda uluslararası ihlal teşkil ettiğini belirten avukatlar, aynı başvuruyu Avrupa Barolar Birliği, Türkiye Barolar Birliği ve uluslararası insan hakları örgütlerine de yaptı. Avukatlar, yaptıkları başvuruyu Belçika’nın başkenti Brüksel’de Avrupa Basın Kulübü’nde düzenledikleri basın toplantısıyla duyurdu.

Sonrasında Fas, Filistin, Federe Kürdistan Bölgesi, Kuzey ve Doğu Suriye, Irak, Lübnan, Mısır, Suriye ve Ürdün’de bulunan 756 avukat da görüş için harekete geçti. Abdullah Öcalan ve diğer tutukluların ağır tecrit koşullarında tutulduğunu belirten avukatlar, “Sayın Öcalan’ı ve İmralı’da bulunan diğer tutukluların haklarını savunmak için harekete geçiyoruz” diyerek, bu durumun Kürt-Arap birliğinin tarihi adımı olarak yorumladıklarını kamuoyuna duyurdu. Avukatlar, ayrıca Abdullah Öcalan ve diğer tutukluların fiziki özgürlüğü için mücadele edeceklerini vurguladı.

Kuzey ve Doğu Suriye, Tartus, Halep, Humus ve Lazkiye’den 691 avukat ise, 19 Eylül 2022 tarihinde Qamişlo’da bulunan Toplumsal Adalet Meclisi önünde bir araya gelerek, Abdullah Öcalan üzerindeki tecride tepki gösterdi. Avukatlar, Adalet Bakanlığı’na mektup göndererek, tecridin sonlandırılmasını istedi.

CPT’nin İmralı ziyareti

Türkiye’deki hukuk örgütlerinin yanı sıra Ortadoğu ve Avrupa olmak üzere yüzlerce avukatın yaptığı başvuruların ardından Avrupa Konseyi’ne (AK) bağlı Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi (CPT), 20-29 Eylül tarihlerinde İmralı’yı ziyaret ettiğini açıkladı. Her ne kadar İmralı’yı ziyaret ettiğini duyursa da CPT, ziyaretin içeriğine dair herhangi bir bilgilendirme yapmadı. CPT 2’nci Başkan Yardımcısı Therese Rytter, yaptıkları ziyarete ilişkin Mezopotamya Ajansı’na şu açıklamada bulundu: “Türkiye’deki tüm mahkumları ziyaret ettiğimizi söyleyebilirim ama bulgularımızı açıklayamam. Bunlar, raporun kamuoyuna açıklanması durumunda açıklanacak.”

Rytter, ziyarete ilişkin hazırladıkları raporu onaylayıp 2023 yılının Mart ayında Türkiye’ye göndereceklerini ifade ederek, “Türkiye’nin yanıt vermesi için 6 ay süresi olacak ve ardından CPT raporunu yayınlamak isteyip istemediğine karar verecek. Özgürlüğünden yoksun bırakılan herkese engelsiz erişime sahibiz” dedi.

Yapılan bu ziyaret ve açıklamalar, Abdullah Öcalan ile İmralı’da bulunan diğer tutuklulara dair kaygıları daha da arttırdı. Asrın Hukuk Bürosu’nun yaptığı açıklamada, CPT’nin bir an önce kamuoyuna bir açıklama yapmasını ve tecrit koşullarının ortadan kaldırılması için gerekli prosedürleri işletmesi talebinde bulundu.

CPT raporunu tamamladı

CPT, Eylül 2022’de yaptıkları ziyarete dair oluşturdukları raporu, Türkiye’ye teslim ettiklerini aktardı. CPT, “Türkiye’ye yapılan Ad Hoc ziyaretler başlığı altında yapılan ziyarete ilişkin rapor, CPT tarafından Mart 2023’ün başlarında kabul edildi ve ardından Türk makamlarına iletildi. Raporun ne zaman açıklanıp açıklanmayacağına ise yetkililer karar verecek” açıklaması yaptı.

Asrın Hukuk Bürosu avukatları, 14 Mart’ta Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a açık mektup göndererek, Abdullah Öcalan’ın rehine statüsünde tutulduğuna işaret etti. 16 Mart’a ise CPT, İmralı’ya giden heyetin raporunu tamamlandığını ve kabul ettiğini duyurdu. Asrın Hukuk Bürosu avukatları, deprem nedeniyle müvekkilleri görüşmek için yaptıkları başvuruların reddedilmesi nedeniyle 17 Mart’a AYM’ye başvurdu.

Asrın Hukuk Bürosu, ayrıca CPT’nin İmralı ziyaretinden hemen önce Abdullah Öcalan ve diğer tutuklular hakkında İmralı Disiplin Kurulu Başkanlığı’nın 9 Eylül’de 3 aylık “disiplin” cezası verdiği ve bunun 28 Eylül’de kesinleştiğini açıkladı.

Bakanlık’tan görüş istendi

Son 8 yıl içerisinde Asrın Hukuk Bürosu tarafından Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yapılan başvurulardan 23’üne ilişkin Adalet Bakanlığı’ndan görüş istendi. Bakanlık, avukat yasakları, aile disiplin yasakları, telefon hakkı, Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde İmralı’daki yasaklara ve benzer pek çok konuya dair AYM’ye görüş sundu.

Bakanlığın, avukat ve aile görüşlerinin engellenmesine dair 24 Mart’ta AYM’ye sunduğu görüşte, İmralı’da “kötü muamelenin” olmadığını, görüşmelerde “elde olmayan sebeplerden” dolayı aksaklıklar yaşandığını ve bu durumun “makul” olduğunu ileri sürdü.

Görüşme engeli

Tecrit ve görüşme engellerinin devam ettiği ve kaygıların derinleştiği dönemde siyasi partilerin başvuruları da oldu. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay ile HDP Urfa Milletvekili Ömer Öcalan, 20 Ekim’de Öcalan ile görüşmek için Adalet Bakanlığı’na başvurdu. Daha sonraki süreçlerde Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Berdan Öztürk, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz ile birçok HDP milletvekili de Abdullah Öcalan’la görüşmek için başvuruda bulundu.

12 Ekim 2021’de de hakimlik tarafından verilen 6 aylık avukat yasağı kararı, 22 Nisan 2022’de sona erdi. Yasak süresinin dolması üzerine avukatlar müvekkilleri ile görüşmek için yaptıkları başvurulara herhangi bir yanıt alamadı. Bunun üzerine avukatlar 29 Nisan’da bir kez daha Bursa İnfaz Hakimliği’ne başvuruda bulundu. Reddedilen başvuruya, 13 Nisan’da verilen 6 aylık yeni bir avukat görüş yasağı gerekçe gösterildi. Yasağa konu gerekçe hakkında da avukatlara herhangi bir bilgi verilmedi.

BM süreci devam ediyor

Avukatlar, 9 Eylül 2022’de verilen disiplin cezasının 9 Aralık’ta sona ermesi sonrası 15 ve 23 Aralık 2022 ile 3 Ocak 2023’te hem cezaevi hem de savcılığa 3 ayrı başvuru yaptı. Ancak bu başvurular da sonuçsuz kaldı. Bursa İnfaz Hakimliği, 4 Ocak’ta Abdullah Öcalan ve diğer tutuklulara 3 aylık yeni bir aile görüş yasağı verildiğini avukatlara bildirdi. Gerekçe “disiplin cezası” olarak açıklanırken, cezanın neden verildiği ve ceza tarihine dair herhangi bir bilgi paylaşılmadı. Avukatlar, 10 Ocak’ta karara itiraz etti. Bursa Ağır Ceza Mahkemesi, aynı gün başvuruyu reddetti.

2022 yıllı boyunca yapılan avukat, aile ve vasi görüşmesine dair başvuruların tümü disiplin cezaları ve yasak kararları gerekçe gösterilerek reddedildi. Son olarak Asrın Hukuk Bürosu avukatları, 2022’nin sonlarında Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komitesi’ne başvuruda bulundu. Komite, bu başvuruyu Türkiye’ye göndererek, mutlak iletişimsizlik hali olan “incommunicado” haline son verilmesi ve avukatların derhal kesintisiz bir şekilde müvekkilleri ile görüştürülmesini de içeren geçici tedbir talebinde bulundu.

Haber: Ergin Çağlar / MA

#İmralıda #mutlak #tecrit #28inci #ayında

Hak ihlallerini protesto ettikleri için tekli hücreye konuldular

Kırıklar 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde hak ihlallerini protesto etmek için koğuşlarını ateşe veren tutukluların bazıları farklı bir cezaevine sevk edilirken, bazıları hakkında ise soruşturma başlatıldı. Sevk edilen tutukluların ise tekli hücrede tutulduğu belirtildi

Kırıklar 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde geçtiğimiz hafta siyasi tutuklular, tecrit politikaları, farklı bloklarda tutulmaları ve diğer hak ihlallerine karşı 15-19 Haziran’da bir koğuşu 2 defa ateşe vermişti. Koğuş yakma eylemine katılan tutuklular, aynı kampüs içerisinde yer alan İzmir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sevk edilirken, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) ile Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk’tan oluşan heyet, söz konusu duruma dair 23 Haziran’da cezaevi savcısı ve tutuklularla görüşme gerçekleştirdi.

Heyette yer alan ve eyleme katılan tutuklularla görüşen İHD İzmir Şubesi Hapishaneler Komisyonu Sözcüsü Nehir Bilece yaşanan durumu anlattı.

Tek başlarına tutuluyorlar

Bilece, “Görüştüğümüz tutuklular, cezaevi idaresi ile yaptıkları görüşmelerde sürekli oyalandıklarını ve yoğunlaşan tecrite karşı koğuş yakma eylemi gerçekleştiklerini aktardı. Cezaevi idaresinin, kanunların tutuklulara verdiği hakları kullandırmadığını gördük” diye belirtti. Bilece, tutukluların sevk edildikleri cezaevinde ise tek başlarına tutulduğunu aktardı.

Baskı daha da arttı

Bilece, diğer tutukluların da tecrit politikalarını slogan atarak ve kapılara vurarak protesto ettiğini söyledi. Söz konusu eylemlere katılan tutuklular hakkında soruşturma açıldığını ifade eden Bilece, tutuklulardan sözlü savunma istendiğini ancak tutukluların sözlü savunma yapmadıklarını kaydetti. Bilece, “Mahpusların hak ihlallerinin çözümüne ilişkin yaptıkları her şeyin disiplin cezası olarak sonuçlanması, baskının artması kötü muameledir” dedi.

Cezasızlık cesaret veriyor

Türkiye cezaevlerinde uzun süredir tecrit politikasının devam ettiğine dikkati çeken Bilece, “Hastane sevkleri, aramalarda yaşanan hak ihlalleri, yemek ve su gibi birçok uygulamada idarenin keyfi uygulamaları sürüyor. Siyasi mahpuslar denetimli serbestlik haklarında ayrımcılıklara uğruyor” diyerek özellikle cezasızlık politikaları sonucu hak ihlallerinin arttığına vurgu yaptı.

İZMİR

#Hak #ihlallerini #protesto #ettikleri #için #tekli #hücreye #konuldular

Putin ile anlaşan Prigojin Rostov’dan ayrıldı

Wagner’in kurucusu Yevgeniy Prigojin anlaşma sonrası Rusya’nın Rostov-Na-Donu kentinden ayrıldı

Rusya’da paralı asker grubu Wagner’in kurucusu ve lideri Yevgeni Prigojin ile ordu arasında kriz dün akşam itibariyle varılan anlaşma ile son buldu. Prigojin’in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “ilerlemeyi durdurun” yönündeki teklifini kabul etmesinin ardından Rostov-Na-Donu kentinden ayrıldı.

Kamplarına döndüler

Rostov Bölge Valisi Vasiliy Golubev, Telegram kanalından yaptığı açıklamada, “Wagner konvoyu Rostov’dan çıktı ve saha kamplarına doğru yöneldi” ifadesini kullandı.
Wagner, Rostov-Na-Donu’daki Rus Güney Askeri Bölge Karargahın binasından ayrılarak, tüm askeri teçhizatını da şehirden çıkardı.

Rusya Federal Karayolu Ajansından (Rosavtodor) yapılan açıklamada, otoyollarda getirilen tüm kısıtlamaların kaldırıldığı bildirildi.

Öte yandan Moskova başta olmak üzere Ukrayna sınırına yakın bölgelerde kriz nedeniyle ilan edilen “terörle mücadele operasyonu” durumunun kaldırılacağı belirtildi.

DIŞ HABERLER

 

#Putin #ile #anlaşan #Prigojin #Rostovdan #ayrıldı

PYD’li Xoce: Türkiye’nin saldırılarının amacı Lozan’ı güncellemek

Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarının amacının Lozan’ı güncellemek olduğunu belirten PYD Genel Meclisi üyesi Ehmed Xoce, aynı zamanda saldırılar ile bir arada yaşayan halkların hedef alındığını söyledi 

Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik Türkiye’nin saldırıları sürerken, son yıllarda yapılan suikastlerle de birçok kişi katledildi. En son geçtiğimiz hafta SİHA saldırısıyla Qamişlo Kanton Meclisi Eşbaşkanı Yusra Derwêş, yardımcısı Leyman Şiwêş ve şoförleri Fırat Tuma katledildi. Katliama tepkiler sürerken, Türkiye’nin saldırıları da devam ediyor.

Türkiye’nin bölgeye yönelik artan saldırılarını değerlendiren Demokratik Birlik Partisi (PYD) Genel Meclisi üyesi Ehmed Xoce, asıl hedefin halkları bir arada yaşaması olduğunu belirtti.

100 yıllık politika

Kürtlere dönük inkar, yok sayma politikalarının tarihsel geçmişine değinen Xoce, Kurdistan’ı dört parçaya bölen Lozan antlaşmasını hatırlatarak, yüz yıldır aynı politikaların işletildiğini söyledi.

Asıl hedef özgür Kürt iradesi

Rojava Devrimi’nin gerçekleştirildiği 19 Temmuz 2012’den sonra Türkiye’nin paramiliter güçler eliyle Kürtler ve dostlarının kazanımlarına saldırmaya başladığını belirten Xoce, “Özerk Yönetim’in ilan edildiği 2014 yılında saldırıların dozu arttırıldı ve DAİŞ Türkiye eliyle bölgeyi işgal etmeye çalıştı. Ancak bu plan Kobanê’den geri döndü. Kobanê’de halk direndi ve bütün planları boşa çıkardı. Tankları, topları ile yüz yıl önce yapmak isteyip yapamadıklarını gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Bugün hedef alınan özgür Kürt iradesi, özgür insanın paradigması olan demokratik toplumdur” diye konuştu.

Dört parçada saldırı var

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin 10 Haziran’da yaptığı açıklamayla cezaevlerinde tutulan 10 bini aşkın DAİŞ üyesinin yargılanacağını duyurmasının ardından saldırıların arttığına dikkat çeken Xoce, “Dört parça Kurdistan’da Kürtlerin iradelerine saldırılar söz konusu. Başûr’de kullanımı suç olan, kimyasal saldırılar kullanılıyor. Gerilla karşısında en gelişmiş teknolojiler ile bir savaş sürdürülüyor. Amaç yüz yıl önce imzalanan Lozan’ı güncellemek, bir kez daha Kürtlerin iradelerini yüz yıl yok saymak” diye belirtti.

Önce Lozan’dı şimdi Erdoğan

Uluslararası güçlerin “kendi çıkarları için” Türkiye’nin yaptığı bütün savaş suçlarına sessiz kaldığının altını çizen Xoce, “Emperyalist devletler yüz yıl önce Lozan’da Türkiye’ye arka çıktı, bugün de Erdoğan’a arka çıkıyorlar” dedi.

Saldırılar sonuç alamaz

“Özerk Yönetim bütün Ortadoğu için bir umut” diyen Xoce, sözlerini şöyle sürdürdü: “Özerk Yönetim 10 yıldan fazladır bütün haklar ile birlikte bir yaşam ördü. Özsavunma, halkı koruyan güçleri var. Saldırılar ile halk ve Özerk Yönetim arasında bir uzaklaşma yaratmak isteniyor. Saldırıların en yoğun olduğu günlerde de halk Özerk Yönetim ile kol kola oldu. Halklar direnişi seçti, saldırılarla bir sonuç alınamaz. ”

Dünya halkları Öcalan’a sahip çıkmalı

Halklara yaşamı birlikte savunma çağrısı yapan Xoce, “Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim’ine karşı arayışlar içinde olanların yanı sıra yanımızda olan ve bizi destekleyen dostlarımız da var ve bu bize moral, güç oluyor. Önder Apo sadece Kürtler için değil, bütün halklar için bir umut. Bugün çözümün anahtarı İmralı’dadır. Bütün dünya halkları Sayın Öcalan’a sahip çıkmalı. Bugün ‘Üçüncü Dünya Savaşı’ olarak adlandırılan ekonomik krizi bir sorun olmaktan çıkartmak isteyenler yönlerini Rojava’ya dönmeli. Rojava’da yükselen felsefe güneşi, bütün dünya halkları için bir ışık olacaktır” dedi.

Haber: Emrullah Acar / MA

#PYDli #Xoce #Türkiyenin #saldırılarının #amacı #Lozanı #güncellemek

‘ÇEDES projesi ile bütün okullar İmam Hatipleşecek’

AKP’nin ÇEDES projesiyle dindar bir kadro yaratmaya çalıştığını söyleyen Eğitim Sen Amed 2 No’lu Şubesi Kadın Sekreteri Songül Can Şimşek, ‘ÇEDES porjesi ile bütün okullar İmam Hatipleşecek’ yorumunu yaptı

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi” (ÇEDES) kapsamında okullara “manevi danışmanlık” hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi atanıyor.

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Amed 2 No’lu Şubesi Kadın Sekreteri Songül Can Şimşek, proje ile ilgili Mezoptamya Ajansı’ndan (MA) Eylem Akdağ’a verdiği röportajda, iktidarın amacının ‘biat eden nesil yetiştirmek’ olduğunu ve bu proje ile ‘bütün okulların İmam Hatipleşeceğini’ vurguladı.

‘Bilimden uzak ezberci nesil yaratılıyor’

İlk olarak 842 kişinin atandığını ve bu atanmayla beraber okullarda özellikle rehberlik servisleri ve kulüplerin boşa çıkarıldığına dikkat çeken Şimşek, “Okullar artık çocukların pedagojik eğitimden faydalanmayan bireylere teslim edildiği ve bu teslimiyet sonrasında da nereye uzanacağı, ne yapılacağıyla ilgili hiçbir güvencesi olmayan yerler haline geldi. Bu insanlar atanırken neye göre atandılar? Bu atanma sırasında hangi kriterler var? Bu proje sadece okulda olmayacak, Diyanet’le, Gençlik Vakıfları’yla beraber Türkiye genelinde kendileri için yeni bir dindar kadro yaratma hevesi içindeler. Bilimden, bilimsellikten uzak, onların istediği gibi sadece ezberci, tek düze, gelecekle ilgili hiçbir umudu olmayan bir nesil yaratmak istiyorlar.”

‘İstismarı nasıl açığa çıkaracağız?’

Pedagojik eğitim almayan bireylerin okul eğitimlerine dahil edilmesi sonucunda çocukları çok sayıda tehlikenin beklediği uyarısında bulunan Şimşek, “İstismarı nasıl açığa çıkaracağız, ÇİM’ler ne yapacak? Bu konuda çocuk nereye başvuracak? İnsanların çocuklarını gönderirken tedirgin olması gerekir. Bu kadar suiistimale açık geniş bir alanda gerçekten çok dikkat etmeliler” şeklinde konuştu.

‘Bütün okullar İmam Hatipleşecek’

ÇEDES’in çok kapsamlı bir proje olduğunu belirten Şimşek, “İmam Hatip Okulları” projelerinin de aynı amaçla oluşturulduğunu hatırlattı. Şimşek, “Tek amaçları vardı; bir din eğitimiyle beraber kendilerine biat eden bir gurup, bir yeni nesil yaratmak ama başarılı olamadılar. Birçok yerde İmam Hatiplerin boş olduğunu, okullaşma oranın, öğrenci sayılarının ve başarı oranlarının çok düştüğünü görüyoruz. Bunu gören devlet ve iktidar aklı, hemen buna karşı yeni bir proje geliştirdi. Bu projeyle beraber bütün okulları İmam Hatipleştirecek” dedi.

HABER MERKEZİ

#ÇEDES #projesi #ile #bütün #okullar #İmam #Hatipleşecek

İşçi ölümünden sorumlu kayyum yardımcısı görevinin başında!

Bir işçinin ölümüne yol açan ancak kayyumun 2 yıl boyunca soruşturma izni vermediği için yargılanmayan Êlih Belediye Başkan Yardımcısı Metin Gürbüz’ün halen görevinin başında olduğu ortaya çıktı

Êlih’te bir işçinin ölümünden yüzde 100 sorumlu tutulan ve hakkında uzun sürenin ardından soruşturma açılan kayyum yönetimindeki Êlih Belediyesi Başkan Yardımcısı Metin Gürbüz’ün, halen görevinin başında olduğu ortaya çıktı.

2 yıl işlem yapılmadı

Kayyum yönetimindeki Batman Belediyesi’nin Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’nce kiralanan iş merkezinin tadilat inşaatında 8 Temmuz 2021’de geçirdiği kaza nedeniyle hayatını kaybeden inşaat ustası Nuri Aydın’ın ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada, kayyumu vali Ekrem Canalp’in izin vermemesi nedeniyle olayda asli kusurlu bulunan Gürbüz hakkında 2 yıl boyunca işlem yapılmadı.

Yüzde 100 kusurlu bulundu

Kayyumun soruşturma izni vermemesi üzerine Batman Cumhuriyet Başsavcılığı, Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 6’ncı İdare Mahkemesi’ne itirazda bulundu. Başvuruyu kabul eden mahkeme, “soruşturma izni verilmemesi” kararını kaldırdı. İstinaf Mahkemesi, Gürbüz’ün “Görevi kötüye kullanma”, “Kamu idaresinin güvenirliğine ve işleyişine karşı suçlar”, “Kamu kurumunu zarara uğratma”, “Sigortasız ve iş güvenlik önlemleri olmaksızın işçi çalıştırmak ve kasıt seviyesinde ihmalle işçi ölümüne neden olmak” suçlarını işlediğine dair güçlü delillerin olduğunu belirterek, Gürbüz’ün olayda yüzde 100 kusurlu olduğuna dair bilirkişi raporuna da yer verdi. Kararın üzerine Batman Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı sürdürdü. Gürbüz ile ilgili hazırlanan SGK raporuyla, Kamu İhale Kanunu’na aykırı iş yapıldığı da ortaya çıktı.

Kayyum siper oldu

Gürbüz’ün işçi ölümünden sorumlu olması ve SGK raporlarıyla açığa çıkan usulsüzlüklere rağmen görevde olmasına tepki gösteren görevden alınan Êlih Belediyesi Eşbaşkanı Songül Korkmaz, kayyumun Gürbüz’e siper olduğunu söyledi. Kayyumun belediye kaynaklarını yandaşlara peşkeş çektiğini söyleyen Korkmaz, Gürbüz’ün Özel Kalem Müdürlüğü’ne sınavsız bir şekilde girdiğini ve sürekli görevde yükselmesine dikkat çekti.

Ceza yerine ödül verildi

İşçinin ölümünden sorumlu tutulan Gürbüz’e soruşturma izni vermeyen kayyumun, daha sonra 8 müdürlük bağlayarak başkan yardımcısı görevine getirildiğini aktaran Korkmaz, devletin cezasızlık politikasının devrede olduğunu söyledi.

Zihniyet aynı zihniyet

HDP’li belediyelere kayyum atayanların bir işçinin ölümünden sorumlu tutulan kişiye siper olmasının kayyum zihniyetinin bir göstergesi olduğunu kaydeden Korkmaz, “Gürbüz derhal görevden alınarak, etkin bir soruşturma yürütülmeli. Olayın sonuna kadar takipçisi olacağız” diye konuştu.

Haber: Fethi Balaman / MA

#İşçi #ölümünden #sorumlu #kayyum #yardımcısı #görevinin #başında

Jin Dergi ‘İnsansız çizilmiş haritalarda kadınlar’ kapağı ile yayında

Her pazar yayımlanan web dergi Jin’in yeni sayısı ‘İnsansız çizilmiş haritalarda kadınlar’ manşetiyle okuyucu ile buluştu

Jin Dergi’nin 17’nci sayısında Kamile Kandal, ‘Birbirimizin ayak izlerine basa basa göç ederiz’ yazısında mülteci kadınların yaşadıkları zorluklara değinirken, Rojda Yıldız ise, ‘Nedir toprak, üzerinde insanca bir yaşam yoksa?’ başlıklı yazısı ile sınırların değil insan yaşamının önemine değiniyor.

Kibriye Evren de ‘Öfkemizdir bizi çoğaltan’ başlıklı yazısında saldırılarda katledilen kadınların mücadelesinin devam ettiğini kaleme aldı. Bu sayıda ayırca Saliha Ayata da ‘Kültürsüzlük ile popülerleştirilen Kürt kültürü ile ne yapılmak istenilir?’ başlıklı yazısıyla da Kürt kültürü üzerindeki asimilasyon politikalarına dikkati çekiyor.

Medine Mamedoğlu’nun, ‘Bilmiyor ki kestiği yerden yeniden filizleniyoruz’ başlıklı yazısı ise Kurdistan’daki doğa katliamlarına dikkati çekiyor.

Yeni sayıda yer alan tüm başlıklar şöyle;

Birbirimizin ayak izlerine basa basa göç ederiz / Kamile Kandal

Nedir toprak, üzerinde insanca bir yaşam yoksa? / Rojda Yıldız

Öfkemizdir bizi çoğaltan / Kibriye Evren

Kültürsüzlük ile popülerleştirilen Kürt kültürü ile ne yapılmak istenilir? / Saliha Ayata

Bilmiyor ki kestiği yerden yeniden filizleniyoruz / Medine Mamedoğlu

Yeni sayıda yer alan yazıları okumak için tıklayınız.

http://jindergi.com/anasayfa/

İSTANBUL

#Jin #Dergi #İnsansız #çizilmiş #haritalarda #kadınlar #kapağı #ile #yayında

Wagner ile Kremlin anlaştı: Prigojin Belarus’a gidecek, hakkındaki dava kapanacak

Rusya hükümeti ile Wagner arasında anlaşma sağlandı. Kremlin Wagner’in sahibi Prigojin’in Belarus’a gideceğini ve hakkında açılan ceza davasının kapanacağını duyurdu

Wagner şirketinin sahibi Yevgeniy Prigojin’in, Ukrayna’da savaşan paralı askerlerle başlattığı “adalet yürüyüşü”yle doruğa ulaşan Rusya’daki gerilimde anlaşma sağlandı. Kremlin’den “Prigojin Belarus’a gidecek, hakkında açılan ceza davası kapanacak” açıklaması yaptı.

Ayrıntılar gelecek….

HABER MERKEZİ

#Wagner #ile #Kremlin #anlaştı #Prigojin #Belarusa #gidecek #hakkındaki #dava #kapanacak

Hedef İhvan-ı Muslimin koridoru

Türkiye Kuzey-Doğu Suriye’ye seri SİHA saldırıları ve Qamişlo Meclisi eşbaşkanlarına suikast düzenledi. BMGK’de Rusya’nın dosyası kâbus gibi beklerken Havana Duruşması benzeri DAİŞ’liler için Rojava Duruşması’nı engelleme yoluna girildi

Mehmet Ali Çelebi

Suriye’de Mart 2021’den başlayan iç savaşa resmi askeri birliklerle, paramiliter güçlerle müdahil olan Rusya, İran, Türkiye, 23-24 Ocak 2017’den beri “Astana formatlı” 20 toplantıyı stratejik hırslarını realize etmek için, savaşı kesmek yerine uzatıcı denklem olarak kurguladı.
Arap, Kürt, Ezidi, Ermeni, Süryani kanı dökülmesine, göçe, mülteciliğin sürmesine, işkenceye, insan kaçırmalara, tarih yağmasına, demografik yapının değiştirilmesine ön-ayak olan ülkeler, Astana formatlı 20. toplantıyı Kazakistan’ın başkenti Astana’da 20-21 Haziran 2023’te yaptı.
20 kez kurulan Astana masasına Kürtler, Ermeniler, Süryanilerden oluşan Rojava bileşenleri alınmazken, savaş suçları işledikleri uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarına giren ÖSO’nun (SMO) bağlı olduğu SMDK (Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu) dahil edildi.

Astana-20’den hemen önce Kuzey ve Doğu Suriye’nin (Rojava) kentlerine SİHA’larla ve topçularla saldırı silsilesi oldu. Hem uluslararası hem iç yasalara gör suç teşkil etse de maaşa bağlanıp silahlandırılarak, bazılarına vatandaşlık ve oy kullanma hakkı verilerek TSK’ye eklemlenen SMO (Suriye Milli Ordusu) topçu saldırılarıyla SİHA saldırılarına eşlik etti.

Tartışmalı 14-18 Mayıs 2023 milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası YSK tarafından 3. kez cumhurbaşkanı seçildiği ilan edilen Erdoğan 3 Haziran 2023’te Meclis’te yemin edip göreve başladıktan sonra yeni 5 yılın kodlamalarını Rojava’ya, özellikle Til Rifat ve Minbic hattına SİHA ve topçu saldırıları düzenleterek yaptı.

MHP ve BBP’li koalisyona Hüda-Par’ı da ekleyen Erdoğan tarafından atanan cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanlar Meclis’te 7 Haziran’da yemin ettikten bir gün sonra MGK toplantısı gerçekleşirken bildiride “Suriye’nin toprak bütünlüğünün muhafazası ile kalıcı barış ve istikrarın tesisinin Terör örgütlerinden temizlenmesi ile mümkün olacağı belirtilmiştir” dendi. (mgk internet sitesi – 8 Haziran 2023) Sadece özerk yönetim güçleri hedef alınmadı, Suriye askerleri de vuruldu. Rojava’ya yeni kara harekâtı mı başlayacaktı? Analizimizde neler planlandığının, tarafların hangi pozisyonda olduğunun geometrisine mercek tutacağız.

Suikast, Til Rifat ve Minbic

Öncelikli hedef son birkaç yıldır ABD ve Rusya’dan operasyon izni istenen Halep’in kuzeyinde Efrin’in güneydoğusunda yer alan, Efrin’den göç ettirilenlerin kaldığı Til Rifat idi, ardından Cerablus’un güneyindeki Minbic oldu.

Ukrayna ordusunun 4 Haziran 2023’te Rusya’ya karşı başlattığı taarruzda zorlanan, İsveç’in NATO üyeliğini Türkiye’nin onaylamasını istemeyen, Ankara’dan yeni kapitülasyonlar bekleyen Rusya’nın hava sahasını açık tutmasıyla, TSK-SMO ittifakı 11 Haziran 2023 akşamından 20 Haziran’a kadar Til Rifat (Til Rifet), Efrîn Kantonu’na bağlı Şera ve Şerawa ilçesinin köylerine, Minbic’in Toxar köyü ve Dirric köyü, Fırat’ın doğusundaki Eyn Îsa’ya bağlı Mieleq köyü ile Heseke’ye bağlı Zirgan’a seri SİHA ve topçu atışları yaptı. Rusya askeri devriyesi de Herbel ile Um Hoş arasındaki kara yolunda isabet aldı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) 1 ölü, 4 yaralı olduğunu kaydetti.

Suriye ordusu çatısı altındaki Lübnan Hizbullahı, Fatimiyyun Tugayı, Zeynebiyyun Tugayı, İran Devrim Muhafızları’nın olduğu alanlar da bombalandı. 9 Şam askeri öldü, çok sayıda asker yaralandı. Siviller hayatını kaybetti. Minbic Askeri Meclisi’nin çok sayıda üyesi hayatını kaybetti. 17 Haziran’da Til Rıfat Hastanesi top atışlarının hedefi oldu, 4 kişi yaralandı. Astana-20’nin başladığı 20 Haziran 2023 günü de Suriye’de Tirbespiyê’nin 10 km kuzeybatısındaki Til Şeîr köyü bombalandı. Til Şeîr-Qamişlo yolunda SİHA’lı suikast sonucu Qamişlo Kanton Meclisi Eşbaşkanı Yusra Derwêş ve Kanton Meclisi Eşbaşkan Yardımcısı Leyman Şiwêş’in ile aracın Süryani şoförü Firat Tûma hayatını kaybetti. Meclis ziyaretlerinden dönüyorlardı. ABD’nin hava sahasını kontrol ettiği bölgeydi. Rojava dinemiklerini Türkiye sopasıyla KDP’leştirmek isteyen, Türkiye’yi Rusya ve İran’a karşı kullanmak isteyen ABD, hava sahasını açık tutuyordu.

Halkın direncinin kırılması

Neden seçim sonrası saldırılar alevlendi, biraz açalım… Öncelikle Efrin’deki SMO ve HTŞ’nin korunması için Til Rifat stratejik hedef olarak görülüyordu. Minbic ise Hatay’dan İdlib’e, Efrin, Cerablus, El Bab’dan Kobane’ye kadar olan hattın tamamen kontrolü için stratejik manivelaydı. Rojava’da halkın direncinin kırılması, savaştan yorulup göç ederek alanları boşaltması amaçlanıyordu. İhvan kolonileri kurmak için bölgende yaşayanların direncinin kırılması gerekiyordu ki göç etsinler. Kürtler kentlerini terk ederse Türkiye’de seçim kampanyasının konusu olan mülteciler oralara taşınabilirdi.

Tarım ve sulak alanlar

Bombardımanın yapıldığı yerlerin bir özelliği bereketli topraklar olması. Fırat Nehri’ne yakın bulunmaları. Covid-19 sonrası ülkeler sınırları kapatınca, kuraklık da artınca tarım ve suyun önemi daha net anlaşıldı. Tarım alanları aynı zamanda üretilenin taşınmasını sağlayacak M-4 yolu ve M5 yolunun da yanı başında.

Esad’la poz arayışı ve Astana-20

Hükümet ekonomik krizi yavaşlatacak para ararken Millet İttifakı ve Ata İttifakı Türkiye’deki mültecilerin gönderilmesi yönünde seçim kampanyası yapıyordu. AKP-MHP oy kaybı yaşayacakları telaşıyla Esad ile görüşüp fotoğraf vererek artan tepkileri yatıştırmak istiyordu. Esad’ın temsilcileri ise 10 Mayıs’ta Moskova’da dörtlü dışişleri bakanları masasına “çekil” şartı koyacaktı. Görüşmeler olurken diyalog sakatlamasın, oy kaybı olmasın diye beklenmişti. YSK, sonucu ilan edince oy korkusu yatıştı. Astana-20 toplantısı öncesi el yükseltip Şam yönetimini zorlamak için yeniden saldırılar başlatıldı. “Yeniden göreve başladık. Rusya’nın halini görüyorsunuz. Suriye ordusunu da vursam müdahale edecek durumda değil. Ona göre hareket edin” demeye getiriyordu. Türkiye SİHA’ları ateşleyerek diyaloga kızan SMO güçlerinin güvenlerini yeniden kazanmak da istiyordu. AKP gündemi ekonomiden de uzaklaştırmak istiyordu.

Havana’dan Rojava Duruşması’na

Saldırılardan hemen önce Rojava yönetimi, çağrılara rağmen ülkelerin alıp götürmediği 12 bin kadar DAİŞ’liyi Halk Mahkemesi’nde yargılamaya başlayacaklarını 10 Haziran 2023’te açıklamıştı. Mağdur ailelerin de katılacağı duruşmaların halka, tutuklu vatandaşları olan ülkelerin heyetlerine, basına açık olacağını duyurmuştu. Küba devrimini boğmaya çalışan ABD-CIA kirli savaşının boyutları ortaya seren Havana Duruşması gibi bir süreç ortaya çıkacaktı.

Küba gerillaları güneydoğudaki Sierra Maestra’dan Havana’ya yürüyor, 1 Ocak 1959’da Havana düşüyor, işkence, katliamlar ve fuhuş organizasyonlarıyla özdeşleşmiş diktatör Fulgencio Batista kaçıyor. Emperyalist oluşumlara son veren Küba devrimcileri yağmacı ABD’nin United Fruit Company, ITT, Shell gibi yapılar millileştirip kolonyalist ekipleri kovuyor. 17-21 Nisan 1961’de ABD-CIA, silahlandırdığı işbirlikçiler eliyle Domuzlar Körfezi çıkartması yapıyor. Devrimci direnci kırıp Batista diktatörlüğünü yeniden inşa etmek istiyor. Ancak ABD-işbirlikçileri yenilgiye uğruyor. Yakalananlar için Havana Duruşması başlıyor. Zulüm görenler, işkence mağdurları katılıyor, teşhis yapıyorlar. Radyo ve TV aracılığıyla dünya ABD-CIA’in kirli savaş yöntemlerini öğreniyor.

Burada da DAİŞ, El Nusra, ÖSO üzerinden Rojava devrimi boğulmak isteniyordu. Yıllardır çağrı yapıldığı halde devletler vatandaşı olan DAİŞ’lileri almıyordu. Bunlar artık yargılanacaktı. DAİŞ’lilerin bölge ülkelerinde nasıl el üstünde tutulduklarını, insan, para, silah trafiğini hangi ülkeler üstünden nasıl yaptıklarını anlatmaları bölge ülkeleri için endişe kaynağıydı. Mahkeme Rojava tanınırlığını da artırabilirdi. Dolayısıyla saldırı silsilesi başlatıp yargılamanın önlenmesi hedeflerden biri oldu.

(Daha önce de Rojava’da genel seçim hazırlıklarını saldırılarla ve KDP ve Suriye Kürt Ulusal Konseyi kartlarıyla oynayarak akamete uğratmıştı.) Zaten Rusya’nın BMGK’deki DAİŞ dosyası “Demokles’in Kılıcı” gibi AKP-MHP’nin başı üstündeydi…

BM’deki kabus dosya

Neydi BMGK’deki o kâbus dosya…. Rusya Nisan 2016’da Türkiye-DAİŞ ilişkilerine dair bir dosyayı BM’ye resmen sunmuştu. Rusya resmi ajansı Sputnik’e göre BM Daimi Temsilcisi Vitaliy Çurkin’in sunduğu dosyada, “Türkiye, IŞİD’in ana silah ve askeri teknoloji tedarikçisi durumunda. Bu amaç doğrultusunda yasadışı örgütleri kullanan Türkiye’de tüm bu organizasyonu idare eden Milli İstihbarat Teşkilatı. Sevkiyat, arabalarla ve insani yardım konvoylarıyla gerçekleştiriliyor” dendi. (Sputnik/01.04.2016) Sevkiyat sırasında kullanılan vakıfların isimlerine yer veriliyor, “hükümetin yardımıyla Türkiye ve yurtdışındaki bankalarda hesap açıldığı” belirtildi.

Ciddi suçlamalardan biri kimyasal madde idi. Sputnik “Öte yandan Rusya’nın sunduğu belgede, Reyhanlı, Azez, Kamışlı ve Cerablus’taki sınır hattı üzerinden Suriye’deki teröristlere patlayıcı madde ve kimyasal madde gönderildiği de bildirildi” ifadesini kullanıyordu. Rusya’ya verilen kapitülasyonlar sonrası Putin bu dosyayı BM’de buzdolabına aldırmıştı. Dosyanın buzları çözülürse, Rojava Duruşması’nda anlatımlar dosyalanırsa, Lahey’deki kurulan Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi mahkemeler kurulabilir ve ciddi sonuçlara yol açabilirdi. Duruşmaların başlatılmaması gerekiyordu.

Arap Birliği’ne kabul

Türkiye, Arap Birliği’nin Suriye’yi 12 yıl aradan sonra yeniden bünyesine alması ve 19 Mayıs 2023 Cidde’deki Arap Birliği Liderler Zirvesi’ne Beşar Esad’ı da konuşturmasına da yanıt vermek istiyordu. Etkisi frenlenecek Türkiye, “Bir süre seçimlerimize, yeni kabine kurmaya odaklandık ama elimiz hala burada. Yeni kabinemiz de Suriye’de askeri güç tutmaya, operasyonlara devam edecek” mesajı vermiş oluyordu Suriye askeri gücünü de bombalayarak.

Bölgesel durum değişiklikleri

Bölgesel durum değişiklikleri de Suriye sahasını etkiledi. Ülkeler yeni pozisyonlar almaya çalışıyor.

Yemen’in hemen karşısında Umman Denizi’nin batı yakasında Afrika Boynuzu’nda Cibuti Limanı’nı 2017’de alan Çin böylece hem Arabistan yarımadası ülkelerine hem Afrika ülkelerine ticarette önemli aşama kaydetti.

Arap ülkeleri ABD’ye rağmen Çin, Rusya ve İran ile ilişkiler geliştirme yoluna girdi. Çin ile Suudi Arabistan Aralık 2022 (7-8 Aralık 2022’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Riyad’ı ziyaret etmişti) ve Nisan 2023’te enerji, teknoloji, lojistik, yatırım, ulaşım, inşaat alanlarını kapsayan bazı anlaşmalar imzaladı.

Suudilerin, Ürdün’ün güneyindeki Akabe Körfezi ve Kızıldeniz kıyısında Tebük bölgesinde 2025-2040’a kadar kurmaya çalıştığı NEOM (neo-mostaqbal, yani Yeni Gelecek) adlı teknolojik kentin siber güvenliğini, bazı yatırımlarını Çin üstlendi.

Halep, Hama, Humus’tan başkent Şam’a uzanan M5 Otoyolu, Ürdün’de de Kral Yolu (Via Nova Trajana) denen hat ile Ürdün’ün tek deniz bağlantısının olduğu Akabe Körfezi’ne (Eilat Körfezi), yani Suudi Arabistan’ın dev tekno-kenti NEOM’a kadar iniyor. Burası Çin için de önemli ticaret havzası olacak.

Bu denklem içinde Katar, Suudi Arabistan, Irak, Ürdün, Suriye, Türkiye üzerinden kara ve tren yolu bağlantıları, petrol-doğalgaz boru hatları enerji hatları hesaplanıyor.

Nihayetinde Türkiye değişmekte olan denklemde zemin arıyor, jeopolitik kontrol arıyor. Katar’ın yapacağı evler üzerinden demografik yapıyı değiştirme hedefi gerçekleşirse bölge Kürtsüzleşecek ve reorganize edilen İhvan-ı Muslimin (Müslüman Kardeşler) yapıları üzerinden Türkiye ile Basra Körfezi, Umman Denizi, Akabe Körfezi’ne kadar bir hat çekilmiş olacak.

Ancak Astana-20 de çözüm yerine gevezeliğe çapalandı, ‘görüşmeye devam’ dedi. Ya olası kara operasyonu tartışması? Yerel seçim öncesi Arap Birliği, Arap ülkelerinin güvenini yeniden kazanmak isteyen ABD’nin Ortadoğu’da etki artırma girişimleri, ABD-Rusya çekişmeleri, Rusya ve Körfez ülkeleri dövizleri yetmeyince krizi hafifletmek isteyen AKP’nin batıdan para toplama çabaları, Rojava güçlerinin geçmiş operasyonların sonuçları üzerinden yoğun hazırlık yapmaları, kara harekâtının yerel seçimlere kadar yapılmasını frenleyici parametreler. Kara operasyonunun semptomlarının kestirilemeyecek olması nedeniyle 2024’teki yerel seçimler öncesi kara operasyonu yerine zaman zaman hava saldırıları ve topçu atışları beklenebilir.

#Hedef #İhvanı #Muslimin #koridoru