Ana Sayfa Blog Sayfa 26

Xızır ceminde çerağlar, Suriye’deki mazlumların umudu oldu!

DAD İzmir Şubesi, Xızır ayı vesilesiyle Yamanlar Cemevi’nde düzenlediği Xızır Cemi’nde iç barışın önemine vurgu yaptı. Cem alanında, Suriye’de Alevilere, Kürtlere, Dürzilere ve diğer etnik gruplara yönelik soykırım saldırılarının durdurulması çağrısı yapıldı. Xızır kültürünün yaşatılmasının toplumsal dayanışma ile güçlendirileceği ifade edildi.

Kırmancki (Zazaca) bir konuşma yapan DAD İzmir Şube Eş Başkanı Fadime Dapaklı, Suriye’deki savaşın ve halklar üzerindeki baskının altını çizerek, “Xızır darda olanlara yetişsin. Bugün çerağlarımızı oradaki halklar için yakıyoruz” dedi. Eş Başkan Fırat Dikmen ise, “Rojava’da halklar katlediliyor. Yardımların gitmesi engelleniyor. Biz Aleviler bu süreçte kendimizi tekrardan örgütlemeli ve mücadeleyi büyütmeliyiz” diyerek yardımların sınır kapılarından geçmesi gerektiğini vurguladı.

Cem, gelen canlardan rızalık alınması ve gülbenk verilmesi ile başladı. Pir İsmail Alkan’ın gülbengi ile açılan cem meydanında, çerağlar uyandırıldı. Üryan Hızır Ocağından Ana Sevim Savunmaz, Hızır’ın Alevilikte barış ve birlik olduğunu belirterek, “Birbirimizin Hızır’ı olmak zorundayız” dedi. Yanyatır Ocağından Ana Fatma Kılıç ise, “Hızır ölümsüzlük suyunda yıkanır” diyerek bu inancın önemine değindi.

Pir İsmail Alkan, Hakk’a yürüyen canları anarak, “Birliğimizi bir eylersek Hızır’ı var ederiz” ifadesini kullandı. Cemde, semahların tutulmasının ardından lokmalar pay edildi. Toplumun bir araya gelerek dayanışma göstermesi, Xızır kültürünü yaşatmanın temel unsurlarından biri olarak vurgulandı.

Alevilerden tepki: Cemevleri ibadethane, kültürel tesis olamaz!

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yeni yönetmeliğiyle cemevleri, imar planlarında “kültürel tesis” olarak tanımlandı. Bu düzenleme, Alevi yurttaşlar tarafından cemevlerinin ibadethane statüsünde tanınmamasına yönelik bir tepki olarak değerlendirildi. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın görüşleri doğrultusunda yapılan bu tanımlama, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü taleplerini göz ardı eden bir adım olarak görüldü.

Alevi yurttaşlar, cemevlerinin kendileri için en önemli inanç ve ibadet yeri olduğunu belirterek, yeni düzenlemeye karşı çıktılar. Sultan Toprak, cemevlerinin Aleviler için ibadethane olduğunun altını çizerek, burada tüm dini ritüellerin yerine getirildiğini ifade etti. Toprak, Alevilerin devletin desteği olmadan kendi inançlarını yaşamak zorunda kaldığını vurguladı.

Fatma Kıllı ise inançlarına yönelik baskı ve asimilasyon politikalarına dikkat çekerek, cemevlerinin Alevi inancının merkezleri olduğuna işaret etti. Kıllı, özellikle Munzur Gözesi gibi önemli inanç mekanlarının kirletilmesine ve yanlarına mescit yapılmasına karşı çıktığını belirtti. Kıllı, “Bizim inancımıza dokunulmasın” diyerek, Alevilerin geri planda bırakılmasına karşı duracaklarını dile getirdi.

Hidayet Güneş, yapılan düzenlemenin ayrımcı bir politika olduğunu belirterek, cemevlerinin diğer inanç merkezleriyle aynı statüde tanınması gerektiğini savundu. Güneş, devletin din ve ibadet alanlarına müdahale etmemesi gerektiğini vurgulayarak, Alevilik gibi inançların da eşit haklara sahip olması gerektiğini ifade etti.

Elif Şimşek de, Alevilerin cemevlerini ibadet yeri olarak tanınmasını istediğini belirterek, eşit yurttaşlık taleplerinin önemine dikkat çekti. Alevi yurttaşların sesinin bir bütün olarak duyulması gerektiği vurgulandı.

Kobani’den Alevi sesleri: Zulme karşı birlik çağrısı!

Alevi kurumları, Kobani’deki kuşatma ve ambargoya karşı Suruç’ta bir araya geldi. Hızır felsefesinin rehberliğinde kadın düşmanlığına ve savaşa karşı durarak yaşam, eşitlik ve barış mesajı verdiler. Sınır kapılarının açılması ve insani yardımların hızlı bir şekilde ulaştırılması çağrısı yapıldı.

Alevi kurumları adına yapılan açıklamada, Hızır’ın zulme karşı duruş, paylaşma ve umut simgesi olduğu vurgulandı. Konuşmacılar, savaşın sadece silahlarla değil, karanlık ideolojilerle de yürütüldüğünü belirterek, Rojava’da ve Suriye genelinde yaşanan insani yıkıma dikkat çektiler. Kadınların ve çocukların yaşamlarının pazarlık konusu yapılmaması gerektiği ifade edildi.

AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, Suriye’de akan kanın durdurulması için uluslararası topluma seslenerek, zalimlerin karşısında mazlumların yanında olmanın önemini vurguladı. Ayrıca, Alevilere yönelik soykırım tehdidinin bulunduğunu belirten ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, sınır kapılarının açılmasını talep etti.

Konuşmaların ardından nefesler ve deyişler okundu. Alevi kurumları, barış çağrısında bulunarak, Hızır ayının dayanışma ve birlikte olma mevsimi olduğunu hatırlattılar. Savaş politikalarına son verilmesi ve toplumsal uzlaşının sağlanması gerektiğini vurguladılar.

‘Kritik bir süreçteyiz! Ocakzadeler, elini taşın altına koysun, cüzdanını değil, vicdanını düşünsün!’

Dede Nihat Saltuk, Suriye’de HTŞ tarafından halklar ve inançlara yönelik baskılara dair “zulüm neredeyse orası Kerbela’dır” dedi. Kritik bir süreçten geçildiğini belirten Saltuk, “Bütün dedeler, elini taşın altına koysun, cüzdanını değil, vicdanını düşünerek bir araya gelsin” diye konuştu.

Suriye’de yaklaşık on beş yıldır süren iç çatışmalar sebebiyle başta Aleviler olmak üzere birçok toplum, katliamlarla birlikte soykırıma da maruz kaldı. Cihadist topluluklar tarafından yaşam alanları talan edilirken, emperyalist güçlerin baskıları sonucu ciddi demografik değişimler de yaşandı.

Soykırıma maruz kalan inanç kesimlerinden birisi de Aleviler oldu. Dünya kamuoyunun sessiz kaldığı soykırım karşısında Alevi toplumunun eylemleri de bir muhatap bulamadı.

İNANÇ ÖNDERLERİ NEDEN SUSKUN?

Suriye’deki Alevilere dönük baskı politikaları sürerken, Türkiye’deki Alevi örgütlülüğünün sessizliğini Sarısaltuk Ocağı’ndan Nihat Saltuk ile konuştuk. Dede Nihat Saltuk, İstanbul’da, yakın zamana dek yürütülen ocakzadeler toplantılarının baş aktörü olarak da bilinmekte.

Uzun yıllar bir araya gelip güncele dair sorunları ele alan ana ve dedeler, Aleviler için en kritik süreçte bu birlikteliği sağlayamadılar. Dede Nihat Saltuk, Alevilerle birlikte şimdi de Kürtlere yönelen tehlikeye karşılık “Ne yapmalı?” sorumuza Muhlis Akarsu’nun şu dizeleriyle cevap verdi:

“Akarsuyum yaramız çok derinden/Bir olsaydık yer oynardı yerinden/Öldüğümü duyar isen birinden/Ben garibim sen garipsin güzel dost”

“DEDELERİN SESİ ÇIKMASIN İSTENİYOR”

Suriye’de olanlarla birlikte Alevilerin “sahipsiz” kaldığını söyleyen Nihat Saltuk, artık birlikte hareket etme zamanının geldiğini belirtti. Mevcut Alevi çatı kurumlarının tavrını eleştiren Saltuk, inanç önderlerinin neden bir araya gelemediğine dair şunları söyledi:

“Bizim federasyonlar, bir tane Alevi Dedeler Kurumu’nu dahi kuramadı. Bakın şimdi başımıza Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığını kurdular. Biz, kapıyı açık bıraktık ve hırsız girdi! O kapıyı açık bırakmayacaktık işte. Bir açık bıraktığımız zaman birileri orayı dolduruyor. Eğer Dedeler Kurumu’nu, o birliği kurmuş olsaydık daha güçlü olurduk ve sesimizle her tarafa yeterdik.

Aleviler her yerde katlediliyor. Yemen’den hiç kimse bahsetmiyor. Orada bir milyona yakın çocuk öldü. Bir yerde Alevi katlediliyorsa orada hiç kimsenin sesi çıkmıyor. Ama ezilen kesim olarak biz Gazze’ye de, Suriye’ye de, Yemen’e de, İran’a da üzülüyoruz. Bizim için zulüm neredeyse orası Kerbela’dır.

Dedeler birliği için çok uğraştım. Oluşturduğumuz birliktelikler de yürümedi. Çünkü destek yok. Dedelerin sesi çıkmasın isteniyor. Eğer dedeler birliği kurulsaydı ve o dedeler de çıkıp bir açıklama yapsaydı bir şeyler değişebilirdi. Bizim de bir birliğimiz önderimiz olmalıydı. Ancak her bir federasyonumuz bir partiden yana tavır alıyor. Her partinin bir cemevi veya derneği oluştu! Bizim buradaki dedeler de dik duruş sergileyemedi.

“ÇOĞU DEDE, SİYASETİN VEYA BAŞKANIN EMRİNDE”

Nihat Saltuk, Alevi inanç önderlerinin de iktidarların yanında olmasını sert sözlerle eleştirdi. “Hiçbir dede, sultan sofrası önünde eğilmemeli” diyen Saltuk, bireysel çıkarlara yer olmaması gerektiğini söyledi:

“Suriye’de bir zulüm, kan, gözyaşı var. Rojava’da da olsa, burada da olsa bizim için zulüm varsa orası Kerbela’dır. Şimdi yaşananlar karşısında ben bireysel konuşsam ne olacak? Güçlü bir şekilde olanlara tepki vermemiz lazımdı. Başkanlar bir iki şey gösterdiler ancak kim onları dinler? Dedeler bir seslenseydi bak ne oluyordu? Bu birliği kuramadığımız için o dedeler de şimdi kendilerini eleştirsin. Çoğu, siyasetin veya başkanın emrinde olduğu için sesi çıkmıyor. Dedeler özgür olmalı. Birinin eline bakmamalı, özgür iradesiyle karar vermeli. Hiçbir sultan sofrasına oturup, sultan önünde eğilmemeli. Kendi pirinin, mürşidinin eteğinden tutarsa ona yeter. Onun için korkmasınlar. Ali, Yol’una gideni kurda, kuşa yem etmez.”

“OCAKLAR BİRLİĞİ KURULMADAN BU İŞ YÜRÜMEYECEK”

Nihat Saltuk, İstanbul’da yeniden ocakzadeler birliği için girişimde bulunabileceğine de değindi. Nihat Saltuk, “Önceki dönemde dedeler verdiği ikrardan döndü. Belki hala toplanmak için bir ihtimalimiz vardır” diyerek şöyle devam etti:

“Bugün seninle oturan ertesi gün Cemevi Başkanlığı’nda! Hem o masada hem bu masada olmaz. Bizim içimize ikilik sığmaz. Birbirimizden habersiz kimse bir yere gitmeyecek diye ikrar verdik, kağıda imza attık. Ama bakıyorsun bugün benimle oturan yarın sabah orada oturuyor. Bu durumlar bizi yaraladı. Ama yine de umudumuz var. Ölene kadar bu mücadeleyi sürdüreceğim. Dedeler-Ocaklar Birliği kurulmadan bu iş yürümeyecek. Çünkü çok kritik bir süreçteyiz. Daha da kötüye gidebiliriz. Onun için bütün dedeler, elini taşın altına koysun, kendini, cüzdanını değil, vicdanını düşünerek bir araya gelsin. Yöreciliği, aşiretçiliği bıraksınlar. Dedeler birliğini kurmadan da bu Alevilik düzelmez.”

Eren GÜVEN/İSTANBUL

Kaynak: pirha.org

30 Ocak Anlaşması ve entegrasyon takvimi

30 Ocak’ta DSG ile Şam hükümeti arasında uzlaşıya varılan ateşkes ve entegrasyon anlaşmasının hayata geçirilmesine yönelik takvim işlemeye devam ediyor. Bu kapsamda dün İçişleri Bakanlığı’na bağlı güçlerden oluşan bir grup Qamışlo’ya giderek DSG’ye bağlı İç Güvenlik Güçleri ile bir toplantı gerçekleştirdi.

ÖZETLE: Şam yönetimine bağlı güçlerin 16 Ocak’ta Rojava’ya yönelik başlattığı kuşatma ve 24 Ocak’ta ilan edilen ateşkes sürerken, Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin Şam hükümetiyle yaptığı görüşmenin ardından 30 Ocak’ta açıklanan kapsamlı ateşkes ve entegrasyon anlaşması için takvim başladı. 2 Şubat’ta Haseke’ye, 3 Şubat’ta ise Qamışlo’ya giren İçişleri Bakanlığı’na bağlı güçlerden oluşan 100-125 kişilik grup, DSG’ye bağlı İç Güvenlik Güçleri (Asayiş) ile toplantı gerçekleştirdi. Toplantının ardından açıklama yapan Haseke Vilayeti İç Güvenlik Kuvvetleri Direktörü Merwan el Ali “Bu koordinasyonun çatışmaları ortadan kaldıracağına inanıyorum. Önümüzdeki günler kesinlikle barışı getirecektir” diye konuştu.

Anlaşmanın TAM METNİ | DSG: Entegrasyon için mutabakata varıldı

18.03 – ŞARA VE BARRACK GÖRÜŞTÜ

Suriye geçici hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara ile ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack başkanlığındaki Amerikan heyeti Şam’da görüştü. Görüşmeye geçici hükümetin Dışişleri Bakanı Esad Şibani’nin de hazır katıldığı ve “bölgedeki son gelişmeler ile tarafların ortak ilgi alanına giren meselelerin” ele alındığı bildirildi.

16.53 – HASEKE VE QAMIŞLO’DA ENTEGRASYON SÜRECİ BİR AY SÜRECEK

DSG ile Suriye geçici hükümeti arasında varılan anlaşmanın hayata geçirilmesi süreci 2 Şubat’ta başladı. Haseke ve Qamişlo’ya İçişleri Bakanlığı’na bağlı heyetlerin gelmesiyle entegrasyon süreci resmen başlatıldı. Rojava İç Güvenlik Güçleri’nin entegrasyon sürecinin bir ay içinde tamamlanması planlanıyor.

Haseke ve Qamişlo’da entegrasyon süreci bir ay sürecek

16.51 – HASEKE’NİN KÜRT VALİSİ AHMED’E KARŞILAMA TÖRENİ YAPILACAK

DSG ile Suriye geçici hükümeti arasında 30 Ocak’ta duyurulan anlaşma kapsamında DSG’nin Haseke Valiliği için önerdiği Nureddin Ahmed’in Şam’daki temaslarını bitirdiği ve geçici hükümetin Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara’dan resmi onay aldığı bildirildi. Rojava İç Güvenlik Güçleri Haseke’nin Kürt Valisi Nureddin Ahmed’i karşılamak Haseke’nin Dewara Kevoke bölgesinde bir karşılama töreni düzenleyeceği aktarıldı.

16.16 – HEYSA SOR A KURD VE CHANEL 8’DEN 45 TON İLAÇ YARDIMI

Heyva Sor a Kurd, Rojava’nın Qamişlo kentindeki Kalp ve Göz Hastanesi’nde bir açıklama yaptı. Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki Heyva Sor a Kurd ve Channel 8’in, Qamilo’daki Heyva Sor a Kurd birimine 45 ton ilaç gönderdiği belirtilerek, “Tüm ilaçları Cizîr Kantonu Sağlık Komitesi’ne teslim edildi. Bu ilaçlar 6 hastanede ve 20 sağlık kliniğine dağıtılacak” denildi.

Açıklamada ayrıca Kobanî’deki kuşatmaya işaret edilerek, ilaçların Kobanî’ye ulaştırılamadığı ancak bu yöndeki çabaların devam ettiği de aktarıldı.

15.46 – KOBANÎ’DE BİNLERCE KİŞİ YÜRÜDÜ

İki haftadır kuşatma altında olan ve su, gıda, bebek maması, ilaç, elektrik, sağlık hizmetleri gibi hayati önemdeki ihtiyaçların tükenme noktasında olduğu Kobanî’de binlerce kişi yürüyüş düzenledi.

Kuşatmaya rağmen Kobanî halkı, “Devrimimiz onurumuzdur, onurumuzu savunacağız” sloganıyla devrimin kazanımlarını savunmak için yapılan yürüyüş Jina Azad Meydanı’ndanŞehêd Egîd Meydanı’na kadar devam etti. TEV-DEM yöneticilerinden Cahîd Hesen, “Devrimimizin kazanımlarını direnişimiz ve mücadelemizle korumamız gerekiyor. Geçtiğimiz ayın 6’sında kazanımlarımızı tasfiye etmek amacıyla vahşi bir saldırı gerçekleştirildi” dedi.

15.33 – ENKS’DEN ŞAM GÖRÜŞMELERİ AÇIKLAMASI

Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS), Mihemed İsmail başkanlığındaki heyetlerinin, 2 Şubat’ta Şam’da geçici hükümetin Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve 3 Şubat’ta geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara ile yaptığı görüşmelere dair açıklama yaptı.

Açıklamada, “Görüşmede ulusal sorunlar, özellikle de Kürt sorunu, savaşın sona erdirilmesi ve yeni Suriye’nin inşası için çözüm mekanizması olarak diyalog ve müzakere yöntemleri ele alındı. ENKS, Kürt siyasi hareketinin kuruluşundan bu yana benimsediği ulusal tutumunu yineledi ve demokratik bir Suriye çağrısı yaptığını, Kürt halkının ulusal haklarının ulusal birlik çerçevesinde güvence altına alınmasını istediğini belirtti” denildi.

Açıklamanın devamında, “ENKS 13. kararnameyi memnuniyetle karşıladı ve bunu olumlu bir adım olarak değerlendirdi. Ayrıca Kürt ulusal haklarının Suriye Anayasası’nda güvence altına alınmasını, ulusal ve dini çoğulculuğu yansıtmasını istedi. Aynı zamanda tüm bileşenler arasında adalet ve eşitliğin sağlanmasını talep etti” ifadeleri yer aldı.

15.15 – KOBANÎ’YE GEÇİŞİNE İZİN VERİLMEYEN YARDIM TIR’LARI DİYARBAKIR’A DÖNDÜ

Kuşatma alındaki Kobanî’ye ulaştırılmak üzere Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu tarafından Mürşitpınar Sınır Kapısı’na gönderilen 25 yardım TIR’ı gerekli iznin verilmemesinin ardından 6 gün sonra Diyarbakır’a geri getirildi.

İçerisinde battaniye, su, bebek maması, çocuklar için süt, çocuk bezi, kışlık kıyafet, gıda ve temel yaşam malzemelerini içeren yardım TIR’ları Diyarbakır’a geldikten sonra boşaltılarak, yardım malzemeleri depoda istiflendi.

14.04 – HDK: HALKLARIN KARAVANI AKTİVİSTLERİNE CİNSEL İŞKENCE VE DARP UYGULANDI

Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Rojava ile dayanışmak için Halkların Karavanı (People’s Caravan) adıyla yola çıkan 29 enternasyonalistin Türkiye’de yaşadıklarına dair X hesabı üzerinden açıklama yaptı.

Açıklamada, “Geri Gönderme Merkezleri’nde ve gözaltı süreçlerinde yoldaşlarımız çıplak arama dayatması, cinsel işkence ve darp dahil ağır kötü muameleye maruz bırakılmıştır. Buna karşı başta ÖHD ve DEM Parti olmak üzere güçlü bir hukuki ve politik dayanışma örülmüş; işkenceye karşı mücadelemiz çok boyutlu biçimde sürmektedir. Aynı dönemde DEM Gençlik Meclisleri’nin çağrısıyla Amed’e gelen Gençlik Delegasyonu da gözaltı, işkence ve sınır dışı saldırılarıyla karşı karşıya kalmıştır. 2 Şubat gecesi yapılan operasyonda 5 yoldaşımız gözaltına alınmış; biri serbest bırakılırken dördü sınır dışı edilmiştir” denildi.

13.37 – BARZANİ’DEN HALKA “ROJAVA” TEŞEKKÜRÜ: BU DURUŞ TARİHİDİR

KDP Başkanı Mesud Barzani, Rojava’ya yönelik başlatılan yardım kampanyasına Federe Kürdistan Bölgesi halkının gösterdiği yoğun ilgi ve destek üzerine bir teşekkür mesajı yayımladı.

Barzani mesajında, “Rojava’daki kardeşlerimiz için yardım toplanması ve destek olunması konusundaki bu sadakatli yaklaşımlarından dolayı tüm sevgili Kürdistan yurttaşlarına çok teşekkür ediyorum. Onların bu duruşu tarihidir; gurur ve takdir kaynağıdır” ifadelerini kullandı.

13.31 – SOHR: RAKKA’DA KÜRTLERİN EVLERİ YAĞMALANIYOR

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), DSG’nin çekilmesinin ardından Rakka‘ya giren Şam hükümeti güçlerinin yağmalama eylemlerine devam ettiğini açıkladı. Gözlemevi, yerinden edilmiş Kürtlerin evlerine geri döndüklerinde, tüm mobilyalarının, ev aletlerinin ve kişisel eşyalarının çalındığını gördüklerini bildirdi.

Geçici hükümete harekete geçme çağrısında bulunan yurttaşlar, SOHR’a bu olayların münferit olmadığını da ifade etti.

12.41 – KOBANÎ SU DAİRESİ: 14 İÇME SUYU İSTASYONU ÇALIŞMIYOR

Kuşatma altındaki Kobanî’de içme suyu sorunu devam ederken, Kobanî Su Dairesi, Halk Belediyesi önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Basın açıklamasında konuşan Kobanî Su Dairesi Eşbaşkanı Zozan Xelîl, kente ambargo uygulandığına dikkat çekerek elektrik kesintisi nedeniyle 14 içme suyu istasyonunun çalışamaz durumda olduğu söyledi.

Kent ve ona bağlı köylerin yaklaşık 20 gündür susuz kaldığı belirten Xelîl, bu durumun 500 binden fazla kişinin hayatını tehdit ettiğini belirtti.

12.30 – TTB, KOBANÎ İÇİN İÇİŞLERİ BAKANLIĞI İLE GÖRÜŞECEK

Türk Tabipler Birliği (TTB), abluka altında bulunan Kobanî’ye geçmek ve orada bulunan sağlık krizini yerinde incelemek için İçişleri Bakanlığı ile görüşecek.

Bakanlık yetkilileri, TTB’ye bugün saat 15.00’da randevu verdi. TTB aynı zamanda Sağlık Bakanlığı’ndan da randevu talebinde bulundu. Ancak bakanlık henüz randevu talebine ilişkin bir geri dönüş yapmadı.

11.55 – KCK: HAKLAR GÜVENCE ALTINA ALININCAYA KADAR SAHİPLENME SÜRMELİ

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı , Rojava’ya yönelik saldırılar ve DSG ile geçici Şam hükümeti arasındaki anlaşmaya ilişkin açıklama yaptı.

Rojava’da bir ateşkes ve anlaşma sağlandığı hatırlatılan açıklamada, “Ancak bu ateşkes ve anlaşmanın kalıcı olup olmayacağı zaman içinde belli olacaktır. Bu açıdan tüm halkımız ve demokrasi güçleri sürekli duyarlı olmalı; Rojava’da durum tam netleşip Rojava Kürdistanı halkının hakları güvenceye alınana kadar her yerde sahiplenme süreklileştirilmelidir” denildi.

×Rojava Kürdistan halkının direnişiyle omuz omuza olduğunu gösteren Kürdistan’ın 4 parçasındaki ve yurt dışındaki tüm halkımızı ve demokrasi güçlerini tekrardan kutluyoruz. Bu görkemli direniş şunu bir kez daha ortaya çıkarmıştır ki; özgücüne dayanan ve birliğini sağlayan bir halk her türlü saldırıyı ve engeli aşarak özgürlüğünü mutlaka kazanacaktır.”

11.07 – 25 YARDIM TIR’I 6 GÜNDÜR SURUÇ’TA BEKLETİLİYOR

Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu’nun, kuşatma altındaki Kobanî’ye ulaştırmak üzere hazırladığı 25 TIR’lık insani yardım konvoyunun Mürşitpınar Sınır Kapısı’ndan geçişine izin verilmiyor. Kobanî için toplanan 25 TIR’lık insani yardım konvoyu, 6 gündür Suruç’ta bekletiliyor.

Battaniye, su, bebek maması, çocuklar için süt, çocuk bezi, kışlık kıyafet, gıda ve temel yaşam malzemelerini içeren yardımları taşıyan TIR’lar Kobanî’ye 10 kilometrelik mesafede olan bir dinlenme tesisinde etrafları bariyerlerle kapatılmış durumda.

10.53 – KOBANÎ’DE SON DURUM

Şam hükümet güçlerinin Kobanî’ye yönelik kuşatması, 16 gündür devam ediyor. DSG ile geçici Şam hükümeti arasında 30 Ocak’ta varılan anlaşma 2 Şubat itibarıyla yürürlüğe girmesine rağmen kentteki kuşatma halen kaldırılmadı.

Kuşatma nedeniyle insani kriz her geçen gün büyürken, kentte ilaç temin edilemiyor, bebek maması ve gıdaya ulaşımda ciddi sıkıntılar yaşanıyor.

Günlerdir süren elektrik kesintileri nedeniyle hastanelerde sağlık hizmeti aksıyor, yurttaşlar ısınma için kullanılan yakıt ve diğer temel yaşamsal ihtiyaçlara ulaşamıyor.

09.34 – AB YÜKSEK TEMSİLCİSİ KALLAS: KÜRTLERİN HAKLARININ KORUNMASI HAYATİ ÖNEMDE

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu (AK) Başkan Yardımcısı Kaja Kallas, Avrupa Parlamentosu Kürt Dostluk Grubu Koordinatörlerinin mektubuna yanıt verdi. Kallas, yanıtında Kürtlerin haklarının Suriye’de korunmasının hayati önemde olduğunu vurguladı.

Kallas, AB’nin Suriye toplumunun tüm çeşitliliğiyle yeniden yapılandırılmasını sağlayan kapsayıcı bir geçiş ve ulusal uzlaşıyı desteklemek için hiçbir çabadan kaçınmayacağını belirtti.

“Barışçıl ve kapsayıcı bir geçiş sürecini destekliyoruz” | Kallas: Suriye’de Kürtlerin haklarının korunması hayati önemde

08.45 – ENTERNASYONALİSTLERDEN 15 ÜLKEDE 51 DAYANIŞMA EYLEMİ

Latin Amerika’dan Avrupa’ya uzanan çok sayıda ülkede gençler ve kadınlar, Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokağa çıktı. Kolombiya, Meksika, Şili, Brezilya, Paraguay, Almanya, Fransa, Hollanda, İsviçre, İspanya, İtalya, İngiltere, Katalonya, Polonya ve Portekiz’de yürüyüş ve basın açıklaması gibi farklı eylemler gerçekleştirildi.

YPJ ile Kürt halkının direnişine destek mesajları verilirken, silah endüstrisi ve devletlerin suç ortaklığı protesto edildi.

08.00 – SÎPAN HEMO İLE KAPSAMLI RÖPORTAJ: KÜRTLER ARTIK KENDİNİ YÖNETECEK

Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komuta Üyesi Sîpan HemoNûmedya24’e verdiği röportajda, son savaşın bir “meydan muharebesi” değil, “Kürtlerin varlığına yönelik topyekûn bir imha planına karşı verilen bir direniş” olduğunu vurguluyor. Hemo’ya göre anlaşma, Kürtlerin Suriye’de ilk kez siyasi ve idari varlıklarının kabul edilmesini sağlarken; aynı zamanda mücadelenin askeri boyuttan siyasal ve hukuki bir aşamaya evrildiğinin de göstergesi.

Anlaşmanın askeri yapılanmadan iç güvenliğe, valilik sisteminden Kürt dilinin statüsüne kadar birçok somut başlığını ayrıntılı biçimde açıklayan Hemo, “Bu bir zirve değil, yeni bir başlangıçtır” diyerek hem Kürt halkına hem de uluslararası aktörlere net bir mesaj veriyor.

Sîpan Hemo’dan yeni dönem mesajı: Kürtler artık kendini yönetecek

×

4 OCAK’TAN SONRASI: GÖRÜŞMELER, SALDIRI, KUŞATMA, ATEŞKES VE ANLAŞMA

4 Ocak’ta DSG Genel Komutanı Mazlum Abdi ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed’in de aralarında bulunduğu Özerk Yönetim heyeti, Şam’a gitmiş ve 10 Mart Mutabakatı ile ilgili görüşme yapmıştı. Ancak görüşmeler sürerken, geçici Şam hükümeti toplantıyı iptal etmişti.

Bir gün sonra ise, 5 Ocak’ta Şam hükümeti ile İsrail ve ABD heyetleri Fransa’nın başkenti Paris’te görüşmüş ve 6 Ocak’ta da Şam hükümetine bağlı gruplar Kürt nüfusun yoğun olduğu Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiye mahallelerine yönelik saldırılara başlamıştı.

Halep saldırısı sonrasında ilan edilen ateşkese rağmen, Şam hükümetine bağlı güçler, 16 Ocak’ta Halep’in doğusundaki Dêr Hafir’ı hedef almış ardından da Tabka ve Rakka’ya saldırı başlatmıştı. 

Suriye geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara, 18 Ocak’ta varılan bir mutabakatla, tüm cephelerde ateşkes ilan edildiğini ve DSG’nin Suriye devlet kurumlarına entegrasyonu ve siyasi-idari adımları içeren 14 maddelik bir çerçeve üzerinde uzlaşıldığını ileri sürmüştü.

DSG Genel Komutanı Mazlum Abdi aynı gün yaptığı açıklamada, “Varılan ittifaka dair Şam’dan döndükten sonra daha detaylı konuşacağız. Bu savaşın bir iç savaşa dönüşmemesi ki öyle planlanmıştı, daha fazla ölüm ve sivillerin anlamsız kayıplarının yaşanmaması için Dêrazor ve Rakka güçlerini Hesekê bölgesine geçirme konusunda bir ittifaka varıldı. Bizler bölgemizin özgünlüğünü koruyacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Ardından 19 Ocak‘ta Abdi, Şara ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack arasında Şam’da bir görüşme gerçekleşmiş ancak olumsuz sonuçlanmıştı.

Görüşmeye katılan YPJ Genel Komutanı Rohilat Efrin, “Bize ‘Hesekê ve Kobani’yi derhal boşaltın, silahları bırakın ve orduya tek tek katılın’ dediler. Bunu bir oldu bittiye getirmek istediler ki belli ki önceden planlanmıştı. Bu teslimiyet dayatmasını kabul etmedik” demişti.

Şam’daki görüşmeye katılan Rohilat Efrîn ayrıntıları anlattı: Teslimiyet dayatıp oldu bittiye getirmek istediler, reddettik

ABD’nin arabuluculuğu sonrası 20 Ocak’ta 4 günlük ateşkes ilan edilirken, Mazlum Abdi ve Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed, 22 Ocak’ta Erbil’de Tom Barrack ve CENTCOM yetkilileriyle görüşmüştü.

Barrack, görüşmenin 18 Ocak’ta imzalanan anlaşmanın ele alındığını ve tarafların ateşkesin sürdürülmesi konusunda hemfikir olduklarını duyururken, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’la da ateşkes konusunda görüştüklerini açıklayan Abdi ise “Mevcut ateşkesi korumak ve gerçek bir entegrasyonu sağlamak için tüm imkânlarımızla ve ciddi bir şekilde çalışacağız” demişti.

Şam hükümeti ve DSG, 24 Ocak akşamı yaptıkları açıklamalarda, ateşkesin 15 gün uzatıldığını duyurmuştu.

Mazlum Abdi ile İlham Ahmed geçici Şam hükümetiyle 27 Ocak’ta Şam’da bir görüşme daha gerçekleştirmişti. Heyet, 29 Ocak’ta ikinci kez Şam‘a gitmişti.

Bu görüşmenin ardından 30 Ocak’ta DSG tarafından, geçici Şam hükümetiyle “kapsamlı bir anlaşma çerçevesinde” ateşkes sağlandığını ve iki taraf arasında “askeri ve idari güçlerin aşamalı olarak entegrasyonu” konusunda mutabakata varıldığı açıklandı.

30 Ocak’ta açıklanan kapsamlı ateşkes ve entegrasyon anlaşması için takvim başladı. 2 Şubat’ta Haseke’ye, 3 Şubat’ta ise Qamışlo’ya giren İçişleri Bakanlığı’na bağlı güçlerden oluşan 100-125 kişilik grup, DSG’ye bağlı İç Güvenlik Güçleri (Asayiş) ile toplantı gerçekleştirdi. Toplantının ardından açıklama yapan Haseke Vilayeti İç Güvenlik Kuvvetleri Direktörü Merwan el Ali “Bu koordinasyonun çatışmaları ortadan kaldıracağına inanıyorum. Önümüzdeki günler kesinlikle barışı getirecektir” diye konuştu.

DSG: Askeri ve idari güçlerin entegrasyonu için mutabakata varıldı

Kaynak: numedya24.com

‘Hızır lokması dayanışmanın simgesidir’

PİRHA- Hızır ayına dair geleneksel ritüellerin geçmişten bugüne nasıl değiştiğini anlatan Elif Sert, Hızır lokmasının yalnızca bir paylaşım değil; aynı zamanda birlik, rızalık ve dayanışmanın simgesi olduğunu söyledi.

Hızır ayının gelişiyle birlikte Alevi inancında önemli bir yere sahip olan kömbe hazırlama geleneği de yaşatılmaya devam ediyor. Paylaşmanın, lokmanın ve dayanışmanın simgesi olan bu kadim geleneği sürdüren kadınlardan biri olan Elif Sert, kömbe hazırlayarak hem inancını hem de kültürel mirası gelecek kuşaklara aktarıyor.

“HIZIR GÜNLERİ BİRLİK VE PAYLAŞIM ZAMANIYDI”

Eskiden Hızır ayının gelişinin temizlik, dualar ve gülbenglerle karşılandığını anlatan Elif Sert, o günlere dair şunları anlattı:

“Eskiden özellikle köylerde günler öncesinden hazırlıklar başlar, herkesi tatlı bir heyecan sarardı. Evler temizlenir; Hızır’ın gelişi temizlikle, dualarla ve gülbenglerle karşılanırdı. Komşular bir araya gelir, hep birlikte kömbeler hazırlanırdı. Kömbeler piştikten sonra herkesle paylaşılır, bir kısmı da kurda kuşa nasip olsun diye dışarı bırakılırdı. Hızır lokmasının herkese değmesi için böyle yapılırdı. Dedeler köy köy dolaşırdı. Dede gelmeden önce ayrı bir hazırlık yapılır, büyük bir heyecan yaşanırdı. Lokmalar ve kömbeler hazırlanır, köyün en büyük evinde toplanılırdı. Dedeler gelir, orada misafir edilirdi. Kırgın ve dargın olanlar rızalık alır, dualar edilir, lokmalar pay edilir, semahlar dönülürdü.”

Modern hayatla birlikte çalışma ve yaşam koşullarının değişmesinden kaynaklı eski hazırlıkların aynı heyecanla yapılamadığını ifade eden Sert, “Artık insanlar eskisi gibi bir araya gelemiyor. Lokmalar cemevlerinde pay ediliyor, cemler yapılıyor. Mekan değişti ama inanç devam ediyor” dedi.

“KIYMETLİ BİR İNANÇ GELENEĞİ”

Hızır lokmasının özellikle kışın en zorlu dönemlerine denk geldiğini vurgulayan Elif Sert, bu günlerin hem maddi hem de manevi açıdan büyük anlam taşıdığını ifade etti. Sert, “Hızır günleri karakışa denk gelirdi; erzakların azaldığı, hayvan yeminin tükendiği zamanlardı. Kömbeler yapılırken insanlar yalnızca lokma hazırlamaz, aynı zamanda birbirine güç verirdi. Hızır bu yönüyle bir bayram niteliği taşırdı. Niyetlerin ve kısmetlerin rüyalara girdiğine, yolun nerede olduğunun Hızır tarafından gösterildiğine inanılırdı. Bu, çok kıymetli bir inanç geleneğidir ve yaşatılması gerekir. Hızır’ın darda ve zorda olanın yardımına yetiştiğine inanılır. Bu da gösteriyor ki insanların birbirine destek olması, yardıma ihtiyacı olana koşması Hızır anlayışının bugünkü karşılığıdır” diye konuştu.

Fatoş SARIKAYA-Diren KESER/ MERSİN

Önceki 1 5 Sonraki

 

Kaynak: pirha.org

FEDA ve DAKB: Depremde ve Kobanî’de aynı yok etme siyaseti devrede

PİRHA- FEDA ve DAKB, 6 Şubat depreminin “doğal afet” değil siyasal bir yıkım olduğunu belirtti. Açıklamada, Alevi coğrafyasının bilinçli biçimde yalnız bırakıldığı, Rojava ve Kobanî’de sürdürülen kuşatma ve saldırıların aynı yok etme siyasetinin devamı olduğu vurgulandı. 

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) tarafından yapılan ortak açıklamada, 6 Şubat 2023’te yaşanan depremin Türkiye’de “asrın doğal felaketi” olarak sunulduğu ancak gerçekte bunun egemen devlet aklının yarattığı siyasal bir yıkım olduğu belirtildi.

Açıklamada, bu yıkımın en ağır bedelini Alevi halkının ödediği vurgulanarak, “Alevi coğrafyası bilinçli biçimde yalnız bırakılmış; yardım ve kurtarma ekipleri bilerek ve isteyerek gönderilmemiştir. Enkaz altındaki insanlar günlerce kurtarılmayı beklemiş, soğukta donarak yaşamını yitirmiştir” denildi.

Deprem sonrası hayatta kalan ve ailesini yitiren çocukların dinci-cemaatçi yapılara peşkeş çekildiği belirtilen açıklamada, bu yolla çocukların Alevi kimliğinden koparılmak istendiği kaydedildi. Açıklamada, “Alevi halkına yönelik yok sayma ve imha siyaseti, bu kez ‘doğal afet’ perdesi arkasına gizlenerek devlet eliyle bir kez daha hayata geçirilmiştir” diye belirtildi.

“KOBANÎ’DE AYNI YOK ETME SİYASETİ DEVAM EDİYOR”

Açıklamada, bugün Suriye’de, Rojava’da  farklı araçlarla aynı yok etme siyasetinin sürdüğü belirtildi. Arap Alevilerin, Türkiye destekli  HTŞ çeteleri eliyle yeniden soykırım saldırılarına maruz bırakıldığı ifade edildi.

Bu imha politikalarının yalnızca Alevilerle sınırlı olmadığı vurgulanan açıklamada, Dürziler, Hristiyanlar, Süryaniler ve Êzidîlerin de Ortadoğu’nun kadim halkları ve inançları olarak tekçi ve cihatçı bir zihniyetle topyekûn yok edilmek istendiği belirtildi. Bu saldırıların geçici olmadığı, uygun zamanı kollayan ve süreklilik taşıyan bir yok etme siyaseti olduğu kaydedildi.

“KOBANÎ, ALEVİ İNANCININ HAFIZASINDA KERBELA’NIN BUGÜNKÜ ADIDIR”

Kobanî’nin bu zulmün en yakıcı örneği olduğu vurgulanan açıklamada, “ Etrafı kuşatılmış kadim kentin suyu, elektriği, interneti kesik, çocuklar soğukta donarak can verdiler” ifadelerine yer verildi. FEDA ve DAKB, bu nedenle Kobanî’nin Alevi inancının hafızasında Kerbela’nın bugünkü adı olduğunu belirtti.

Tüm bu yaşananlar karşısında dünya devletlerinin seyirci kaldığı belirtilen açıklamada, Suriye’de Alevi halkına ve diğer kadim halklara yönelik katliamların görmezden gelindiği, Kobanî halkının açık katliam tehlikesi karşısında uluslararası güçlerin sessizliği tercih ettiği ifade edildi.

Açıklamada son olarak, “Biz Aleviler dostlarımızla yaşamı savunuyoruz, teslim olmuyoruz; Kerbela’dan Kobanî’ye direniyoruz” diye kaydedilerek, depremde ve katliamlarda Hakk’a yürüyen tüm canlar saygıyla anıldı.

HABER MERKEZİ

Kaynak: pirha.org

Peymaneke Nû DENİZ YILDIZ

Di vî demê de ku em li dârê seyranê rawestin, Alevîtî tê kuştin, Îslamîyet tê winda kirin…

Gava mirov li rastiya demê xwe difikire, nekarî jiyanê pîroz bike; ji ber ku di nav kuştî û kuştinan de dijî. Gava ku xaneya dilê talan bûye, lokmeyên bê rîza li qirika me girtine, wê demê şertnameya Medîne tê bîra min. Ew peymana ku nîvco ma, ku li ber xiyanetê hat hiştin…

Bi ikrara wê rêza kevn a Alevî ya ku dîdara Heqê di mirovan de dibîne û dibêje: “Kî ku bi çavê yekî li heftê û du miletan nanêre, ew ji me ne ye,” ez li dinyayê dinêrim. Em di nav wê demê de ne ku Yezîd dixwest ku moral û exlaqa civakî ji holê rake, em di nav wê tazîbûna çirûskirî de ne, di nav navenda wê agirê cehennemê de ku bûye xwelî. Ez qediya me, lê gava dinya jî tê qedandin, hîn jî min dişewite. Tarî, sar û bêdem, bêdilsoz…

Bi donbûnê dem rawestiye; lê ew “dem” di hundirê min de her tim dizivirîne. Çav bê hereket, xwîn naşewite, beden qerax. Her tişt wekî rawestîye; wekî her tim raweste ye…

Dinya wî bedenê bêziman ku li qûmê razayî bû dît — Aylan pitik. Di şahîdtiya ker a deryayê de, di bêdengiya birîndar a merasîmên Oscarê de me temaşe kirin; me Aleviyan, me Dûrîzan, û ew şerê bêdawî yê li dijî Kurd. Tenê ku bedenê me ne hat çiğandin; hat parçeparçe kirin. Carinan jî şeref û onura me li paş otomobîlan hate kişandin.

Lê ji wan rêyên tozî, ji nav vê enkazê, peymanek nû bilind bû. Ev peyman, onura wan e ku destê xwe, belê xwe, zimanê xwe digirin; ku jiyana bê rîza wek zilm dibînin; ku incin lê ne incitînin, lê li dijî nedadperweriyê jî ser nehêlin. Rêziya kûr a ku her nefesa bê rîza, her axa ku bê rîza tê ketin, di dil de çêdike, me veguherand bo ikrara civakî. Dua kevn a Suryaniyan, qîrîna bêdeng a Xiristiyanan, û onura Ereb û Tirkmanan li ser vê sifrê ya hevpar bi vê ikrarê re yek bûn.

Rojava bû vegerandina şertnameya Medînê ya ku hate jibîrkirin, bi goşt û hestî nû ji nû ve hate dinyayê. Li dijî tarîtiya Yezîdê, bi têlên porên jinan hat birîn jiyana xwestinê. Hêza vê iradeyê di wê rawestina bêhejandî de xwe nîşan da ku sînor diçirîne: navê wê bû Deniz Heval. Gava ku dinya me diçîgirt û di derbas dikir, em ji her canê ku li axê dikete dixwest ku bi dîl û can bijîn. Di her nefesê de, di her hêsirê ku li rûyê erdê dikete de, em bi wê pîrozahiyê re girtî bûn. Bi hezar stêrkan hatin dorpêç kirin; bi tilîyên Zarîfe, bi nûkêrinê Sakîne, û bi biryarîya Deniz Heval li ser rûyê erdê bilind bû ew qîrîn:

“Jin, Jiyan, Azadî!”

Me ji vê agirê peymanek giştî ya mirovahiyê derxist. Dem bi bîneke bêdawî hat mohrkirin, di ahê wê mîrasa giran û pîroz a ku ew bedenê piçûk gava ku cara dawî dayika xwe dihejand, li pey xwe hişt.

Bi Rêz û Hurmetê, Arzuhala Min e ji bo Serokkomarê Me NECATİ ŞAHİN

Serokkomarê Minê hêja,

Bi rêzgirtin ji we re dibêjim:
Ji kerema xwe, lîsteyeke nivîsî biweşînin ku di wê de bê gotin:
kîjan peyv îhane ye,
kîjan peyv ne îhane ye.

Kîjan peyv suç e,
kîjan peyv bê suç e,
em jî bizanin…

Emekliyê, kêm-mûç, jiyana dijwar, hilbijartin…
Ev hemû çîrok in.

Tişta ku em bi rastî hewce ne,
ev e: lîsteyek weha.

Pir hêsan e:
Ev Ev
îhane ne.
Suç in.

Ew Ew
îhane ne ne.
Suç ne ne.

Em jî bizanin:
“Ev Ev” nivîsin,
“Ew Ew” nivîsin.

Bi qasî ku pir zelal be ku;
Birêz Savcî,
nikare bibêje:
“Tu got Ew Ew, lê bi rastî te ev Ev qesd kir.”

Bi qasî ku pir zelal be ku;
Birêz Dadwer,
nikare bibêje:
“Bi gotina te ya Ew Ew, tu bi rastî ev Ev niyet kir.”

Ev daxwaznameyê,
piştî ku min gotarên Fatih Altaylı guhdar kir, nivîsîm.
Bi tawanê ku gotiye we îhane kir, nêzîkî heft meh li girtîgehê ma.
Paşê hat berdan.
Em kêfxweş bûn, bi rastî.
Derbas be.

Heke rojnamevanek wek wî,
piştî berdanê, di bernameya xwe ya yekem de,
bi tirsa ku “gotinên min dikarin tawan bibin”,
du saetan tenê “tarîfên salatên girtîgehê” bibeje;

û heman roj rojnamevanek din,
Sedef Kabaş, were girtin,
wateya wê ev e ku rewş gelek xerab e.

Ji kerema xwe vê yekê bidin dawî.
Lîsteyek dixwazim…

“Ev Ev” nivîse,
bizane ku tawan e.
Valîza xwe amade bike.
Ber bi zîndanê…

“Ew Ew” nivîse,
bizane ku tawan ne e.
Valîza xwe amade bike.
Ber bi tatîla Bodrumê…

Lîsteyek dixwazim.
Wek lîsteya perhîza doktorê:
“Ev bixwî, ev dibe.
Ew bixwî, ew dibe.”

Bi rêzgirtin…

Rejîma ku Cehaletê Bike Politîkaya Dewletê ÖZGÜR DEMİR

Di sedsala 21’an de, Afganistan di bin rêveberiya Talibanê de tenê paşve nayê anîn; bi şûr û bi zanîn tê tarîkirin. Ev êdî ne meseleya “çand”, “gelêk” an jî “şîroveya baweriyê” ye. Ev cehaletê ye ku bi awayekî rast û bi zanîn hate guherandin bo politîkaya dewletê.

Talibanê qedexekirina xwendina keçan ji asta navîn û jorîn re, girtina zanîngehê li ber jinan û rakirina jinan ji jiyana giştî bi rêbazekî pergala; hemû wan, hilbijartineke siyasî ye. Ev hilbijartin ne xwendinê, lê cehaleta bi itaatê re pêk tîne bingeh. Ji ber ku zanîn hêz e. Her avahiyek otorîter ku naxwaze hêzê bi kesên din re parve bike, wê yekem carê xwendinê bike armanc — bi taybetî jî xwendina jinan.

Îro li Afganistanê, keçek ji ber ku defter digire destê xwe de, wekî sûcdar tê dîtin. Ger qelem ji bo rêjîmekê bibe tehdît, li wir dewlet tune ye; li wir tirsa heye. Talibanê referansên dînî wekî qelekêkî parastinê ji bo mutlaqkirina desthilatdariya xwe bi duzîne. Lê ev sepan ne dînê nîşan dide û ne jî exlaqê. Her rejîmek ku bawerî dike amûra zordariyê, di dawiyê de bawerî jî tê kirin.

Ya herî şermezar, bêdengiya pergalê ya navneteweyî li hember vê tabloyê ye. Her rojê ku bi gotinên “em loqandinê dikin” derbas dibe, ji pêşeroja keçên Afganistanê salekî din jî tê dizîn. Gava ku dinya bêdeng dimîne, Taliban tenê zordariyê zêde dike, qedexeyan domdar dike, û tarîtiyê normal dike. Bêdengî, hevkarê herî mezin ê vê rejîmê ye.

Ya ku li Afganistanê tê xuyang kirin, ne meseleya navxweyî ye. Girtina mafê xwendinê ji bo kesekê tenê ji ber zayenda wê, şertê vekirî ye li dijî mafên mirovan yên gerdûnî. Îro yên ku li hember bêdengkirina keçan çav girtin, divê bizanin ku ev tarîtî sînor nas nake. Ji bo keçan, cografya divê ne bibe qeder. Her zarokê ku ji xwendinê bêpar tê hiştin, ne tenê pêşeroja xwe, lê pêşeroja welatekî jî winda dike.

Rêveberiya Talibanê Afganistanê na rêve dike; ew pêşeroja Afganistanê re girtîye. Rejîmek ku keçan ji dibistanê dûr dike, ne meşrû ye û ne jî domdar e. Dîrok wê yên ku cehaletê bike amûra desthilatdariyê, ne bibexşe.

Û divê bê bîranîn: di sedsala 21’an de, ne pêwîst e ku defterek zarokekî bi vî rengî bi tehdît were dîtin. Cografya, qeder nabe.